<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>alt işveren-üst işveren &#8211; Av. Ünal Göktürk</title>
	<atom:link href="https://unalgokturk.av.tr/tag/alt-isveren-ust-isveren/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://unalgokturk.av.tr</link>
	<description>Bakırköy Hukuk Bürosu</description>
	<lastBuildDate>Mon, 16 Nov 2020 07:49:32 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.4.6</generator>

<image>
	<url>https://unalgokturk.av.tr/wp-content/uploads/2019/08/cropped-advocate-32x32.png</url>
	<title>alt işveren-üst işveren &#8211; Av. Ünal Göktürk</title>
	<link>https://unalgokturk.av.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bir davalının zamanaşımı def’inde bulunması durumunda diğer davalı zamanaşımı def&#8217;inde bulunmasa bile bundan yararlanır.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/bir-davalinin-zamanasimi-definde-bulunmasi-durumunda-diger-davali-zamanasimi-definde-bulunmasa-bile-bundan-yararlanir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Nov 2020 07:49:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[alt işveren-üst işveren]]></category>
		<category><![CDATA[müşterek müteselsil sorumluluk]]></category>
		<category><![CDATA[müşterek müteselsil sorumlulukta defi]]></category>
		<category><![CDATA[zamanaşımı]]></category>
		<category><![CDATA[zamanaşımı def'i]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=6900</guid>

					<description><![CDATA[9. Hukuk Dairesi         2020/1527 E.  ,  2020/7111 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: YARGITAY KARARI A) Davacı isteminin özeti: Davacı vekili, müvekkilinin... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/bir-davalinin-zamanasimi-definde-bulunmasi-durumunda-diger-davali-zamanasimi-definde-bulunmasa-bile-bundan-yararlanir/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">9. Hukuk Dairesi         2020/1527 E.  ,  2020/7111 K.</span></b></p>
<ul>
<li></li>
</ul>
<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8220;İçtihat Metni&#8221;</span></b></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ</p>
<p>Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:</p>
<p>YARGITAY KARARI</p>
<p>A) Davacı isteminin özeti:<br />
Davacı vekili, müvekkilinin 01/01/2000 tarihinde davalı &#8230; Belediyesi bünyesinde ve Belediye’nin işlerini yapan alt işverenler yanında çalışmaya başladığını, müvekkilinin 16/01/2015 tarihinde emeklilik nedeni ile işten ayrıldığını, müvekkilinin işe girdiği tarihten işten ayrıldığı tarihe kadar &#8230; Belediyesi bünyesinde çalıştığını, çalışma süresince alt işverenler değişse bile müvekkilinin çalışmasını kesintisiz olarak devam ettirdiğini, davalı belediyenin üst işveren, davalı şirket ise alt işveren konumunda olduğunu, müvekkilinin çalışmasının sürekli kent temizliği bakımı işinde olduğunu, bazı taşeron firmaların işe almama veya işten çıkarma tehdidi ile işçilere kimi zaman herhangi hak ve alacağı bulunmadığına veya hak ve alacaklarını aldığına dair belgeler imzalattıklarını, müvekkilinin de bu tür belgelere imza attığını, müvekkilinin en son aylık 270,00 TL yemek yiyecek yardımı aldığını, müvekkilinin çalışmaya sabah 05:00&#8217;de başladığını çalışmasının 14:00&#8217;da son bulduğunu, haftanın altı günü bu şekilde çalıştığını, bu çalışmasına karşılık herhangi bir fazla çalışma ücreti ödenmediğini, tüm resmi ve dini bayramlarda çalıştırıldığını, yıllık izinlerinin kullandırılmadığını, müvekkilinin Disk Genel İş Sendikası üyesi olduğunu, Disk Genel İş Sendikası ile bir önceki taşeron firma arasında yapılan Toplu İş Sözleşmesinin 19. maddesi &#8220;İşçilere fiilen çalıştıkları günler için 4,50 TL net yemek yardımı ödenir&#8221; maddesi gereği yemek yardımı alması gerekirken yemek yardımlarının ödenmediğini, Toplu İş Sözleşmesinin 20. maddesi &#8220;İşçilerin 30/04/2014 tarihi itibari ile almakta oldukları günlük çıplak ücretlerine 01/05/2014 tarihinden itibaren %7 oranında zam yapılmıştır&#8221; hükmü olduğunu, maaşına yapılması gereken %7 zam yapılmadığını, eskisi gibi maaş ödemesi yapılmaya devam edildiğini, maaş zam farkı alacağının ödenmediğini HMK&#8217;nın 107. maddesi uyarınca dava açtığını, bir kısım işçilik alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti, maaş zam farkı, fazla mesai ücreti, ulusal bayram genel tatil ücreti, yemek yardımı alacaklarının ödetilmesini istemiştir.</p>
<p>B)Davalı cevabının özeti:<br />
Davalı &#8230; vekili, davanın husumetten reddi gerektiğini, taleplerin zamanaşımına uğradığını, iddia ve taleplerin yersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.<br />
Davalı Şirket vekili, davanın husumetten reddi gerektiğini, davacının kendi isteğiyle işten ayrıldığını, ibraname verdiğini, davacı ile aralarında belirli süreli iş akti bulunduğunu, davacının müvekkilinde sadece 2 ay çalıştığını, iddia ve taleplerin yersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.<br />
C)Yerel Mahkeme kararının özeti:<br />
Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, davacının 01/01/2000 ile 16/01/2015 tarih aralığında olan belirsiz süreli, tam zamanlı ve sürekli iş aktine dayalı olarak en son giydirilmiş bürüt 1.496,10 TL aylık ücret karşılığı asıl işveren olan davalı kurumun sonucusu davalı şirket olan alt işverenleri yanında çalıştığı, SGK kayıtları, TİS ve taraflarca sunulan kayıtlar itibariyle sabit olduğu, davacının iş akti emeklilik nedeniyle sonlandığı, ancak davadan önce davalıların temerrüde düşürüldüklerine dair belge sunulmadığı, 6098 sayılı Borçlar Kanunun 420. meddesi uyarınca sunulan ibranemeye itibar edilmediği, davacının fazla çalışmaları tanık anlatımları ile belirlendiğinden hesaplamada %30 hakkaniyet indirimi yapıldığı, davalılar iş aktini tazminatı gerektirmeyecek şekilde sonlandığını davacıya yıllık izinlerinin kullandırıldığını ve haklarının ödendiğini kanıtlayamadığı, davalı kurumun zaman aşımı definde bulunduğu dikkate alınarak 19/10/2015 tarihli bilirkişi raporuna itibar edilmiş HMK 107. madde uyarınca yürütülen yargılama sonucu ve davacının 03/07/2015 tarihli beyanı dikkate alınarak karar verildiği gerekçesi ile ulusal bayram genel tatil ücreti haricindeki taleplerin kabulüne karar verilmiştir.<br />
D)Temyiz:<br />
Karar süresi içinde davalı Şirket vekili ve davalı &#8230; vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br />
E)Gerekçe:<br />
1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalı &#8230;’nin tüm, davalı Şirket’in aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.<br />
2- Taraflar arasında, işçilik alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.<br />
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu &#8220;eksik bir borç&#8221; haline dönüştürür ve &#8220;alacağın dava edilebilme özelliği&#8221;ni ortadan kaldırır.<br />
Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.<br />
Zamanaşımı, bir borcu doğuran, değiştiren ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, salt doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu bakımdan zamanaşımı alacağın varlığını değil, istenebilirliğini ortadan kaldırır. Bunun sonucu olarak da, yargılamayı yapan yargıç tarafından yürüttüğü görevinin bir gereği olarak kendiliğinden göz önünde tutulamaz. Borçlunun böyle bir olgunun var olduğunu, yasada öngörülen süre ve usul içinde ileri sürmesi zorunludur. Demek oluyor ki zamanaşımı, borcun doğumu ile ilgili olmayıp, istenmesini önleyen bir savunma olgusudur. Şu durumda zamanaşımı, savunması ileri sürülmedikçe, istemin konusu olan hakkın var olduğu ve kabulüne karar verilmesinde hukuksal ve yasal bir engel bulunmamaktadır.<br />
Hemen belirtmelidir ki, gerek İş Kanunu&#8217;nda, gerekse Borçlar Kanunu&#8217;nda, kıdem ve ihbar tazminatı alacakları için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir.<br />
Uygulama ve öğretide kıdem tazminatı ve ihbar tazminatına ilişkin davalar, hakkın doğumundan itibaren, eski 818 sayılı Borçlar Kanunu&#8217;nun 125 inci maddesi uyarınca on yıllık zamanaşımına tabi tutulmuştur. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 146&#8217;ıncı maddesinde de genel zamanaşımı 10 yıl olarak belirlenmiştir.<br />
Tazminat niteliğinde olmaları nedeni ile sendikal tazminat, kötüniyet tazminatı, işe başlatmama tazminatı, 4857 sayılı İş Kanununun; 5&#8217;inci maddesindeki eşit işlem borcuna aykırılık nedeni ile tazminat, 26/2 maddesindeki maddi ve manevi tazminat, 28&#8217;inci maddedeki belgenin zamanında verilmemesinden kaynaklanan tazminat, 31/son maddesi uyarınca askerlik sonrası işe almama nedeni ile öngörülen tazminat istekleri on yıllık zamanaşımına tabidir.<br />
Bu noktada, zamanaşımı başlangıcına esas alınan kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı hakkının doğumu ise, işçi açısından hizmet aktinin feshedildiği tarihtir.<br />
Zamanaşımı, harekete geçememek, istemde bulunamamak durumunda bulunan kimsenin aleyhine işlemez. Bir hakkın, bu bağlamda ödence isteminin doğmadığı bir tarihte, zamanaşımının başlatılması hakkın istenmesini ve elde edilmesini güçleştirir, hatta olanaksız kılar.<br />
İşveren ve işçi arasındaki hukuki ilişki iş sözleşmesine dayanmaktadır. İşçinin sözleşmeye aykırı şekilde işverene zarar vermesi halinde, işverenin zararının tazmini amacı ile açacağı dava da tazminat niteliğinde olduğundan on yıllık zamanaşımına tabidir.<br />
4857 sayılı Kanundan daha önce yürürlükte bulunan 1475 sayılı Yasada ücret alacaklarıyla ilgili olarak özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediği halde, 4857 sayılı İş Kanunun 32/8 maddesinde, işçi ücretinin beş yıllık özel bir zamanaşımı süresine tabi olduğu açıkça belirtilmiştir. Ancak bu Kanundan önce tazminat niteliğinde olmayan, ücret niteliği ağır basan işçilik alacakları ise 818 sayılı Borçlar Kanunu&#8217;nun 126/1 maddesi uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabidir. 01.06.2012 tarihinden sonra yürürlüğe giren 6098 sayılı TBK.’un 147. maddesi ise ücret gibi dönemsel nitelikte ödenen alacakların beş yıllık zamanaşımına tabi olacağını belirtmiştir.<br />
Kanundaki zamanaşımı süreleri, 6098 Sayılı TBK 148. maddesi gereğince tarafların iradeleri ile değiştirilemez.<br />
İş sözleşmesi devam ederken kullanılması gereken ve iş sözleşmesinin feshi ile alacak niteliği doğan yıllık izin ücreti alacağının zamanaşımı süresinin fesih tarihinden başlatılması gerekir (HGK. 05.07.2000 gün ve 2000/9-1079 E, 2000/1103 K).<br />
Sözleşmeden doğan alacaklarda, zamanaşımı alacağın muaccel olduğu tarihten başlar. (TBK. m. 149(818.BK.128). Türk Borçlar Kanunu&#8217;nun 117&#8217;inci maddesi uyarınca, borcun muaccel olması, ifa zamanının gelmiş olmasını ifade eder. Borcun ifası henüz istenemiyorsa muaccel bir borçtan da söz edilemez.<br />
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 151&#8217;inci maddesinde zamanaşımının nasıl hesaplanacağı belirtilmiştir. Bu maddenin birinci fıkrası, zamanaşımının alacağın muaccel olduğu anda başlayacağı kuralını getirmiştir(818 sayılı BK.128). Aynı yönde düzenleme 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 151&#8217;inci maddesinde yer almaktadır.<br />
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 152. maddesi gereğince, asıl alacak zaman aşımına uğradığında faiz ve diğer ek haklar da zamanaşımına, uğrar. Diğer bir deyişle faiz alacağı asıl alacağın tabi olduğu zamanaşımına tabi olur(818 sayılı BK.131).<br />
Türk Borçlar Kanunu’nun 154. maddesi (818 Sayılı BK 133/2) uyarınca, alacaklının dava açmasıyla zamanaşımı kesilir. Ancak zaman aşımının kesilmesi sadece dava konusu alacak için söz konusudur.<br />
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 153/4 maddesinde “Hizmet ilişkisi süresince, ev hizmetlilerinin onları çalıştıranlardan olan alacakları için&#8221; zamanaşımının işlemeyeceği ve duracağı belirtilmiştir. Bu maddenin iş sözleşmesiyle bağlı her kişiye uygulanması olanağı bulunmamaktadır. Hizmetçiden kastedilen, kendisine ev işleri için ücret ödenen, iş sahibiyle aynı evde yatıp kalkan, aileden biriymiş gibi ev halkı ile sıkı ilişkileri olan kimsedir(818 sayılı BK. Mad.132).<br />
6098 Sayılı TBK 154. maddesinde (818 sayılı BK. 133) zamanaşımını kesen nedenler gösterilmiştir. Bunlardan borçlunun borcunu ikrar etmesi (alacağı tanıması), zamanaşımını kesen nedenlerden biridir. Borcun tanınması, tek yanlı bir irade bildirimi olup; borçlunun, kendi borcunun devam etmekte olduğunu kabul anlamındadır. Borç ikrarının sonuç doğurabilmesi için, eylem yeteneğine ve malları üzerinde tasarruf yetkisine sahip olan borçlunun veya yetkili kıldığı vekilinin, bu iradeyi alacaklıya yöneltmiş bulunması ve ayrıca zamanaşımı süresinin dolmamış olması gerekir. Gerçekte de borç ikrarı, ancak, işlemekte olan zamanaşımını keser; farklı anlatımla zamanaşımı süresinin tamamlanmasından sonraki borç ikrarının kesme yönünden bir sonuç doğurmayacağından kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır.<br />
Aynı maddenin 2.fıkrası uyarınca, dava açılması veya icra takibi yapılması zamanaşımını kesen nedenlerdendir. Kanunun 156. maddesi ise, zamanaşımının kesilmesi halinde yeni bir sürenin işlemesi gerektiğini açıkça belirtmiştir. Madde açıkça düzenlemediğinden ihtiyati tedbir istemi ile mahkemeye başvurma veya işçilik alacaklarının tespiti ve ödenmesi için Bölge Çalışma İş Müfettişliğine şikâyette bulunma zamanaşımını kesen nedenler olarak kabul edilemez. Ancak işverenin, şikâyet üzerine Bölge Çalışma Müdürlüğünde alacağı ikrar etmesi, zamanaşımını keser.<br />
Uygulamada, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması, dava açma tekniği bakımından, tümü ihlal ya da inkâr olunan hakkın ancak bir bölümünün dava edilmesi, diğer bölümüne ait dava ve talep hakkının bazı nedenlerle geleceğe bırakılması anlamına gelir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca benimsenmiş ilkeye göre, kısmi davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması, saklı tutulan kesim için zamanaşımını kesmez, zamanaşımı, alacağın yalnız kısmi dava konusu yapılan miktar için kesilir.<br />
Zamanaşımı, dava devam ederken iki tarafın yargılamaya ilişkin her işleminden ve hâkimin her emir ve hükmünden itibaren yeniden işlemeye başlar ve kesilmeden itibaren yeni bir süre işler.<br />
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 155. maddesi hükmü, &#8220;Zamanaşımı müteselsil borçlulardan veya bölünemeyen borcun borçlularından birine karşı kesilince, diğerlerine karşı da kesilmiş olur.&#8221; kuralını içermektedir. Bu maddeye göre, müteselsil borçlulardan birine karşı zamanaşımının kesilmesi diğer müteselsil borçlulara karşı da zamanaşımını keser. (818 sayılı BK. Mad.134)<br />
Türk Borçlar Kanunu&#8217;nun 160. maddesinde (818 Sayılı BK 139), zamanaşımından feragat düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre, borçlunun zamanaşımı defini ileri sürme hakkından önceden feragati geçersizdir. Önceden feragatten amaç, sözleşme yapılmadan önce veya yapılırken vaki feragattir. Oysa daha sonra vazgeçmenin geçersiz sayılacağına ilişkin yasada herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. O nedenle borç zamanaşımına uğradıktan sonra borçlu zamanaşımı defini ileri sürmekten feragat edebilir. Zira, burada doğmuş bir defi hakkından feragat söz konusudur ve hukuken geçerlidir. Bu feragat; borçlunun, ileride dava açılması halinde zamanaşımı definde bulunmayacağını karşılıklı olarak yapılan feragat anlaşmasıyla veya tek yanlı iradesini açıkça bildirmesiyle veyahut bu anlama gelecek iradeye delalet edecek bir işlem yapmasıyla mümkün olabileceği gibi, açılmış bir davada zamanaşımı definde bulunmamasıyla veya defi geri almasıyla da mümkündür.<br />
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu&#8217;nun 7&#8217;nci maddesinde, iş mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanır. Ancak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447&#8217;inci maddesi ile sözlü yargılama usulü kaldırılmış, aynı yasanın 316 ve devamı maddeleri gereğince iş davaları için basit yargılama usulü benimsenmiştir.<br />
Sözlü yargılama usulünün uygulandığı dönemde zamanaşımı def&#8217;i ilk oturuma kadar ve en geç ilk oturumda yapılabilir. Ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde 319&#8217;uncu madde hükmü uyarınca savunmanın değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle başlayacağından, zamanaşımı def&#8217;i cevap dilekçesi ile ileri sürülmelidir. 01.10.2011 tarihinden sonraki dönemde ilk oturuma kadar zamanaşımı definin iler sürülmesi ve hatta ilk oturumda sözlü olarak bildirilmesi mümkün değildir.<br />
Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, 1086 sayılı HUMK hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı defi de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 317/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı definde bulunulabileceği kabul edilmelidir.<br />
Cevap dilekçesinde zamanaşımı def&#8217;i ileri sürülmemiş ya da süresi içince cevap dilekçesi verilmemişse ilerleyen aşamalarda 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 141/2 maddesi uyarınca zamanaşımı def&#8217;i davacının açık muvafakati ile yapılabilir.<br />
1086 sayılı HUMK yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı define davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa (suskun kalınmışsa) zamanaşımı defi geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun uygulandığı dönemde süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı definin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi gerekir. Başka bir anlatımla 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı define davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı defi dikkate alınmaz.<br />
Zamanaşımı def&#8217;inin cevap dilekçesinin ıslahı yoluyla ileri sürülmesi de mümkündür (Yargıtay HGK. 04.06.2011 gün 2010/ 9-629 E. 2011/ 70. K.).<br />
Somut uyuşmazlıkta, her ne kadar davalı Şirket süresi içinde davaya karşı zamanaşımı savunması yapmamış ise de davalı &#8230; vekili süresi içinde verdiği davaya cevap dilekçesinde zamanaşımı savunması yapmıştır. Davalı &#8230; hakkında dava zamanaşımı gözetilmiş olmakla birlikte, davalı Şirket bakımından davaya karşı zamanaşımı gözetilmemiştir.<br />
Davalı Şirket usulüne uygun şekilde süresinde cevap dilekçesinde davaya karşı zamanaşımı savunması yapmamış ise de davalı &#8230; ile birlikte işçilik alacaklarından müşterek müteselsil sorumlu olduğundan, davalı &#8230;’nin süresi içinde yaptığı ortak def’i niteliğindeki davaya karşı zamanaşımı savunmasından davalı Şirket’in de yararlandırılması gerektiğinin düşünülmemesi hatalıdır.<br />
F) SONUÇ:<br />
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 07/07/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Asıl işveren-alt işveren arasındaki sorumsuzluk sözleşmesi; bu sözleşmenin tarafı olmayan işçi veya mirasçıları bağlamaz.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/asil-isveren-alt-isveren-arasindaki-sorumsuzluk-sozlesmesi-bu-sozlesmenin-tarafi-olmayan-isci-veya-mirascilari-baglamaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Oct 2020 07:03:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[alt işveren-üst işveren]]></category>
		<category><![CDATA[husumetten red kararı]]></category>
		<category><![CDATA[iş kazası]]></category>
		<category><![CDATA[muvazaalı işlemlerin varlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=6798</guid>

					<description><![CDATA[21. Hukuk Dairesi         2019/3683 E.  ,  2020/570 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ : &#8230; Bölge Adliye Mahkemesi &#8230; Hukuk Dairesi İLK DERECE MAHKEMESİ : &#8230; İş Mahkemesi K A R A R A)Davacı İstemi; Davacı vekili dava ve arttırım dilekçesinde özet olarak; iş kazası neticesinde sürekli iş görmezliği bulunan sigortalı lehine maddi ve manevi tazminat isteminde... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/asil-isveren-alt-isveren-arasindaki-sorumsuzluk-sozlesmesi-bu-sozlesmenin-tarafi-olmayan-isci-veya-mirascilari-baglamaz/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">21. Hukuk Dairesi         2019/3683 E.  ,  2020/570 K.</span></b></p>
<ul>
<li></li>
</ul>
<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8220;İçtihat Metni&#8221;</span></b></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">MAHKEMESİ : &#8230; Bölge Adliye Mahkemesi &#8230; Hukuk Dairesi<br />
İLK DERECE<br />
MAHKEMESİ : &#8230; İş Mahkemesi</p>
<p>K A R A R<br />
A)Davacı İstemi;<br />
Davacı vekili dava ve arttırım dilekçesinde özet olarak; iş kazası neticesinde sürekli iş görmezliği bulunan sigortalı lehine maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur.<br />
B)Davalı Cevabı;<br />
Davalılar vekilleri cevap dilekçeleri ve akabinde özet olarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir.<br />
C)İlk Derece Mahkemesi Kararı ve Gerekçesi;<br />
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama neticesinde; davalı &#8230;Ş. aleyhine açılan davanın husumet nedeniyle reddi ile 304.165,08 TL maddi tazminat ve 50,000,00 TL manevi tazminatın (16/04/2012) kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı &#8230; Alüminyum San ve Tic. Ltd. Şti.’den alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin ise reddine karar verilmiştir.<br />
D)Bölge Adliye Mahkemesi Kararı ve Gerekçesi;<br />
&#8230; Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi&#8217;nce, davacı ile davalı &#8230; Alüminyum San ve Tic. Ltd. Şti.’nin istinaf başvurularının HMK. 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.<br />
E)<br />
1-Davacının Özetle Temyiz Nedenleri;<br />
Müvekkilinin asıl işveren olarak davalı &#8230;Ş., alt işveren olarak dava dışı &#8230; Yapı Endüstri Ticaret A.Ş. ve davalı &#8230; Alüminyum Sanayi ve Ticaret Anonim şirketleri adına SGK kayıtlarında tescilli olduğu, geçici görevle iş kazasına maruz kaldığı &#8230;&#8217;daki kule inşaatına gönderildiği, buna rağmen davalı &#8230;Ş. yönünden husumetten red kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğu, davacı ile &#8230; şirketi arasında geçici iş ilişkisi olduğunu,<br />
Dahili davalı yapılan &#8230; Sigorta A.Ş. &#8216;ne yönelik karar verilmemesinin hatalı olduğu, HMK’nın 124.maddesi uyarınca sigorta şirketinin davaya dahil edildiği, aleyhine hüküm kurulması gerektiğini belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması talep edilmiştir.<br />
2-Davalı &#8230; Alüminyum San ve Tic. Ltd. Şti.’nin Özetle Temyiz Nedenleri;<br />
•Kazanın oluşumuna davacının kendi kusurlu eylemlerinin neden olduğu, davacıya iş güvenliği eğitimlerinin verildiği, müvekkili şirkete kusur izafe eden raporun olaya uygun düşmediğini,<br />
•Tazminat hesabı yapılırken hesaplamaya esas ücretin yanlış değerlendirildiği, işyerinde sendika olmadığı, esas alınamayacağını,<br />
•Davacı ile kendileri dışındaki bir şirketin banka kayıtlarına göre hesap yapılmasının hatalı olduğunu,<br />
•Davacının banka kayıtlarında 668 TL ücret ile çalıştığının açık olduğunu,<br />
•Manevi tazminat miktarının da fahiş miktarda olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması talep edilmiştir.<br />
F) Delillerin Değerlendirilmesi ve Gerekçe;<br />
1-Dava, sigortalıda 16/04/2012 tarihli iş kazası sonucu sürekli iş göremezlik oluşması nedeniyle maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.<br />
Mahkemece, davalı &#8230;Ş. aleyhine açılan davanın husumet nedeniyle reddi ile 304.165,08 TL maddi tazminat ve 50,000,00 TL manevi tazminatın (16/04/2012) kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı &#8230; Alüminyum San ve Tic. Ltd. Şti.’den alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin ise reddine karar verildiği; davacı ve davalı &#8230; Alüminyum San ve Tic. Ltd. Şti.’nin istinaf başvuruları üzerine &#8230; Bölge Adliye Mahkemesi 27.Hukuk Dairesince verilen karar ile başvuruların esastan reddine hükmedildiği anlaşılmıştır.<br />
Uyuşmazlık, zararlandırıcı olaydan dolayı hakkında davanın reddine karar verilen davalı &#8230;Ş.&#8217;nin davacıya karşı sorumluğunun doğup doğmadığı noktasında toplanmaktadır.<br />
Yargılamaya konu ihtilafın sağlıklı biçimde çözülmesi için asıl işveren-alt işveren kavramlarıyla, somut uyuşmazlık için önem arz ettiğinden işveren niteliği konularının açıklanmasında fayda vardır.<br />
4857 sayılı Kanun&#8217;un 2.maddesine göre; bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye “işçi”, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara “işveren”, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye ise “iş ilişkisi” denir.<br />
İş Kanunu&#8217;nun 2.maddesinin 7.fıkrasına göre bir işverenden, iş yerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu iş yerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye “asıl işveren-alt işveren ilişkisi” denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o iş yeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.<br />
4857 sayılı Kanun&#8217;un 2/7.maddesi ile işçilerin İş Kanunu&#8217;ndan, sözleşmeden ve toplu iş sözleşmesinden doğan hakları güvence altına alınmak istenmiştir. Aksi halde, 4857 sayılı Kanun&#8217;dan kaynaklanan yükümlülüklerinden kurtulmak isteyen işverenlerin işin bölüm veya eklentilerini muvazaalı bir biçimde başka kişilere vermek suretiyle yükümlülüklerinden kaçması mümkün hale gelecektir.<br />
Asıl işveren ile alt işverenin birlikte sorumluluğu müteselsil niteliktedir. Asıl işveren, doğrudan bir hizmet sözleşmesi bulunmamakla birlikte İş Kanunu&#8217;nun 2. maddesinin 6. fıkrası gereğince alt işverenin işçilerinin iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle uğrayacakları maddi ve manevi zarardan alt işveren ile birlikte müteselsilen sorumludur. Bu nedenle meslek hastalığına veya iş kazasına uğrayan alt işverenin işçisi veya ölümü halinde mirasçıları tazminat davasını müteselsil sorumlu olan asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte açabilecekleri gibi yalnızca asıl işverene veya alt işverene karşı da açabilirler.<br />
Öte yandan asıl işveren ile alt işveren arasında yapılan sözleşme ile iş kazası veya meslek hastalığına bağlı maddi ve manevi tazminat sorumluluğunun alt işverene ait olduğunun kararlaştırılması; bu sözleşmenin tarafı olmayan işçi veya mirasçıları bağlamaz.<br />
Birlikte istihdam, grup şirketlerinde ortaya çıkan bir çalışma biçimidir ve bu çalışma biçiminde işçilerin bir kısmı aynı anda birden fazla işverene ve birlikte hizmet vermektedirler. Daha çok yönetim organizasyonu kapsamında birbiriyle bağlantılı olan bu şirketler aynı binalarda hizmet verebilmekte ve bir kısım işçiler iş görme edimini işverenlerin tamamına karşı yerine getirmektedir. Tüm şirketlerin idare müdürlüğünün aynı şahıs tarafından yapılması, şirketlerin birlikte kullandığı iş yerinde verilen muhasebe, güvenlik, ulaşım, temizlik, kafeterya ve yemek hizmetlerinin yine tüm işverenlere karşı verilmiş olması buna örnek olarak gösterilebilir. Bu gibi bir ilişkide, işçi ve işverenler arasında tek bir iş ilişkisi vardır.<br />
İş sözleşmesine katılmada ise, başlangıçta tek bir işverenle kurulan iş ilişkisine zamanla diğer bir iş veren katılmakta ve işçi iş görme edimini bu katılan şirkete karşı da yerine getirmektedir. İşçinin ilk işvereni ile bağlantısı kopmamakta, iş sözleşmesinin devri değil, işveren tarafında bir çoğalma söz konusu olmaktadır. Bu durumda da tek bir iş ilişkisi vardır. (M.Alp.İş Sözleşmesinin Devrinde Bazı Sorunlar.DEÜ.Hukuk Fakultesi Dergisi.Cilt 9.Özel Sayı, 2007.s:197).<br />
Holding ve şirket gruplarının bünyesinde her biri bağımsız tüzel kişiliğe ve hukuki varlığa sahip şirketler yer almaktadır. Dolayısıyla holdinge bağlı şirketlerde çalışan işçilerin işvereni hukuken holding veya şirket topluluğu değil iş akdinin tarafı olan şirkettir. Buna göre, aynı gruba ya da holdinge bağlı farklı tüzel kişiliği haiz şirketlerin iş kazaları veya meslek hastalıklarından kaynaklanan hukuki sorumlulukları, bünyesinde bulundukları holding ya da gruptan bağımsızdır. Yani holding ya da guruptaki diğer şirketler, kazalı işçinin işvereni olan şirketin iş kazaları veya meslek hastalıklarından kaynaklanan hukuki sorumluluklarından ötürü kural olarak sorumlu tutulamazlar. Ancak şirketler arasında organik bağın bulunduğu durumlarda birlikte istihdamın mevcudiyeti veya işçinin işveren şirketten alacağının tahsilini olanaksız hale getiren muvazaalı işlemlerin varlığı durumunda işveren şirketle birlikte diğer şirketler de sorumlu tutulabilir. (Süzek, Sarper. İş Hukuku. Yenilenmiş 12. Bası. İstanbul. s:158)<br />
Neticeten yukarıda değinildiği üzere çalışma hayatında işçinin asıl işverenin dışında başka işverenlere de hizmet verdiği, yine işçinin bilgisi dışında olmakla beraber esasında birbiri ile bağlantısı olan işverenlerin işlerini ifa ettiği de bir hakikattir. Bu gibi durumlarda, Dairemizin önceki içtihatlarında da belirtildiği gibi şirketler arasında organik bağdan söz etmek gerekir.<br />
Somut olayda; hükme esas alınan kusur raporunda davalı &#8230;Ş.‘nin sorumluluğuna ilişkin yeterli incelemenin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu kapsamda Mahkemece öncelikle yapılacak iş; davalı &#8230;Ş‘nin alt ya da üst işveren sıfatına haiz olup olmadığının araştırılması, davalılar arasındaki ilişkinin alt işveren-üst işveren niteliğinde olup olmadığının açığa kavuşturulması, davalılar arasında organik bağın varlığı konusunda olayın irdelenmesi, taraflar arasında geçici iş ilişkisi bulunup bulunmadığının etraflıca araştırılması, varsa taraflar arasında tanzim edilen ana sözleşme metinlerinin dosya kapsamına kazandırılması ve neticeten &#8230; Yapı Yatırım A.Ş.‘nin kusur ile sorumluluğunu, taraflar lehine oluşan usulü kazanılmış haklar da gözetilerek belirlemekten ibarettir.<br />
2-Diğer yönden, dosyadaki kayıt ve belgelerden davacının 16/04/2012 tarihinde, Azerbaycan Cumhuriyeti‘ndeki inşaatta iş kazası geçirdiği anlaşılmaktadır Ancak davacının yurt dışı çalışması geçici olmasına rağmen Türkiye&#8217;de alabileceği emsal ücret konusunda yeterli araştırma yapılmamış, yurt dışında çalışmasına karşılık tespit edilen, asgari ücretin yaklaşık 3,06 katına tekabül eden ücretin işçinin sürekli alacağı ücret olduğu kabul edilerek hesaplama cihetine gidildiği anlaşılmıştır.<br />
İş kazalarından kaynaklanan maddi tazminat davalarında davacıların zararı sigortalının gerçek net ücreti üzerinden yapılacak bilirkişi hesabı ile belirlenir. Maddi tazminat davalarına doğrudan etkisi dikkate alındığında ücretin belirlenmesi bir ön sorundur. İşverenin ödediği ücrete dair usulünce düzenlenmiş ücret bordroları var ve bu bordrolardan işçinin yaptığı işin niteliğine, tecrübesine göre uygun bir ücretin kendisine ödendiği anlaşılıyor ise bu bordroya dayalı olarak hesaplama yapmak gereklidir.<br />
Bir işçinin yurt içinde ve yurt dışında aynı işi yaparken aldığı ücretin eşit olabileceğinin kabulü hayatın olağan akışına aykırıdır. Bu nedenle davacının yurt içi ve yurt dışı ücretlerinin aynı olduğunun kabulü ile hesaplama yapılan bilirkişi raporunun hükme esas alınması da hatalı olmuştur.<br />
Yapılacak iş, davacı sigortalının yurt dışında çalıştığı dönem bakımından kazalandığı işin muhtemel bitme süresi de gözetilerek yurt dışında aldığı ücretine göre, yurt dışındaki işinin bitip yurda döndükten sonraki dönem bakımından ise sendikalı işçi olup olmadığı gözetilerek, sendikalı olması halinde ilgili sendikadan, sendikalı olmaması halinde ise yaptığı iş ve tecrübesi dikkate alınarak meslek odalarından, TÜİK ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığından öğrenilecek olan yurt içerisindeki emsallerinin aldığı ücrete göre hesaplamanın yapıldığı yeni bir rapor almak ve fakat ilama konu hükme esas teşkil eden ilk rapordaki ücret dışındaki diğer doneler dikkate alınarak, işlemiş dönem ileri çekilmeksizin ve taraflar lehine oluşan usulü kazanılmış haklara riayet edilerek rapor neticesine göre bir karar vermekten ibarettir.<br />
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.<br />
O halde taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilerek, bu aşamada temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması ile İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.<br />
G) SONUÇ: Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı 6100 sayılı HMK’nun 373/1. maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine,temyiz harcının istek halinde temyiz eden taraflara iadesine<br />
06/02/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
