<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>bakırköy aile avukatı &#8211; Av. Ünal Göktürk</title>
	<atom:link href="https://unalgokturk.av.tr/tag/bakirkoy-aile-avukati/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://unalgokturk.av.tr</link>
	<description>Bakırköy Hukuk Bürosu</description>
	<lastBuildDate>Wed, 10 Jun 2020 08:20:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.4.6</generator>

<image>
	<url>https://unalgokturk.av.tr/wp-content/uploads/2019/08/cropped-advocate-32x32.png</url>
	<title>bakırköy aile avukatı &#8211; Av. Ünal Göktürk</title>
	<link>https://unalgokturk.av.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Çocuklara babanın ailesi tarafından maddi yönü ile daha iyi bakılıyor olması, velayetin tevdii sebebi olamaz.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/cocuklara-babanin-ailesi-tarafindan-maddi-yonu-ile-daha-iyi-bakiliyor-olmasi-velayetin-tevdii-sebebi-olamaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Jun 2020 08:20:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[annenin kötü yaşantısı]]></category>
		<category><![CDATA[annenin velayet görevini yerine getirecek yeterliliğe sahip olmaması]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy aile avukatı]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy avukat]]></category>
		<category><![CDATA[fiilen babalık görevinin yerine getirilememesi]]></category>
		<category><![CDATA[Velayetin değiştirilmesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=5843</guid>

					<description><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu         2017/2446 E.  ,  2019/80 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi Taraflar arasında birleştirilerek görülen “boşanma” davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İstanbul Anadolu 9. Aile Mahkemesince asıl ve birleşen davaların kabulüne dair verilen 26.06.2014 tarih ve 2013/344 E., 2014/538 K. sayılı karar davalı -birleşen davacı (kadın) vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/cocuklara-babanin-ailesi-tarafindan-maddi-yonu-ile-daha-iyi-bakiliyor-olmasi-velayetin-tevdii-sebebi-olamaz/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">Hukuk Genel Kurulu         2017/2446 E.  ,  2019/80 K.</span></b></p>
<ul>
<li></li>
</ul>
<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8220;İçtihat Metni&#8221;</span></b></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi</p>
<p>Taraflar arasında birleştirilerek görülen “boşanma” davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İstanbul Anadolu 9. Aile Mahkemesince asıl ve birleşen davaların kabulüne dair verilen 26.06.2014 tarih ve 2013/344 E., 2014/538 K. sayılı karar davalı -birleşen davacı (kadın) vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 08.09.2015 tarih ve 2014/27370 E., 2015/15096 K. sayılı kararı ile:<br />
&#8220;&#8230;Toplanan delillerden; davacı-davalı erkeğin yurt dışında çalıştığı, müşterek çocuklar 2007 doğumlu &#8230;.. ile 2008 doğumlu&#8230;.ve &#8230;..&#8217;nin, yargılama sırasında babanın ailesi ile birlikte yaşadıkları, velayetin babaya verilmesi durumunda da, çocukların babanın ailesi tarafından bakım ve gözetimlerinin sağlanacağı anlaşılmaktadır. Velayet kamu düzenine ilişkin olup, velayete ilişkin düzenleme yapılırken asıl olan küçüğün menfaatlerinin gözetilmesidir. Velayetin anneye verilmesinin çocukların bedeni, fikri, ahlaki gelişmesine engel olacağı yönünde ciddi ve inandırıcı deliller bulunmadığı ve hemen meydana gelecek tehlikelerin varlığı da ispat edilmediği halde çocukların velayetinin davacı-davalı babaya verilmesi doğru görülmemiştir&#8230;.&#8221;<br />
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.</p>
<p>HUKUK GENEL KURULU KARARI</p>
<p>Hukuk Genel Kurulunca incelenerek temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:<br />
Dava ve birleşen dava, evlilik birliğinin sarsılması nedenine dayalı boşanma istemine ilişkindir.<br />
Davacı -birleşen davalı (erkek), eşinin evlendikten sonra tavırlarının değiştiğini, sadakatsiz davranışlar içine girdiğini, evi terk ederek sığınma evine gittiğini, çocukların ise kendi yanında olduğunu ileri sürerek boşanma kararı ile ortak çocukların velayet hakkının kendisine verilmesini talep ve dava etmiştir.<br />
Davalı -birleşen davacı (kadın) vekili, erkek eşin evliliğin başlangıcından beri müvekkiline şiddet uyguladığını, tecavüz ettiğini, bunlara dayanamayan müvekkilinin sığınma evine yerleştiğini ileri sürerek tarafların boşanmalarına karar verilmesini, velayetin müvekkiline tevdiini, çocuklar için 250,00&#8217;şer TL iştirak nafakasına, müvekkili için 500,00TL yoksulluk nafakasına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.<br />
Yerel Mahkemece, kadın eşin telefon ve internet üzerinden başka erkeklerle görüştüğü ve mesajlaştığı, eşine karşı senden boşanacağım dediği, sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı, erkek eşin de maddi ve manevi şiddet uyguladığı, eşiyle zorla cinsel ilişkiye girdiği, bu suretle tarafların eşit kusurlu olduğu belirtilerek tarafların boşanmalarına, çocukların menfaatinin de kamu düzeni ile ilgili olduğu ve çocuklarının babalarının yanında kalmasının onların yararına olduğunun dosya kapsamından anlaşıldığı gerekçesiyle küçüklerin velayet haklarının babaya verilmesine karar verilmiştir.<br />
Davalı -birleşen davacı (kadın) vekilinin &#8220;velayet&#8221; yönünden temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık kısmında açıklanan gerekçe ile bozulmuştur.<br />
Yerel mahkemece, kadın eşin çalışma süreçleri nazara alındığında çocukların okula gidiş ve dönüşlerine nezaret edecek ve çocukların ders çalışmasını, yeme, içmesini devamlı sağlıklı ve sürekli bir şekilde sağlayacak herhangi birinin evde olmadığı, her ne kadar davacı baba yurt dışında zaman zaman çalışıyorsa da evde çocuklara sürekli nezaret eden babaanneleri, büyükbaba ve diğer aile fertlerinin bulunduğu, annenin müşterek aile konutundan ayrılması sonrası ayrı yaşadığı süreçte çocukları çoğu kez yalnız başına eve kilitleyip dışarı çıkarak sorumsuz davranışlar sergilediği, biyolojik hiçbir bağı bulunmayan üvey annesinin önceki evliliğinden olan oğlu ile ortak çocukların yanında canım, aşkım diyerek birbirlerine hitap ettikleri, bu kişinin zaman zaman aynı evde yatılı kaldığı, annenin internet üzerinden erkeklerle mesajlaşması nazara alındığında çocukların fiziki, ahlaki, sosyal ve güvenli gelişimi yönünden velayet haklarının babaya verilmesinin yüksek menfaatlerine olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.<br />
Direnme kararı davalı -birleşen davacı (kadın) vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br />
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, 10.11.2007 doğumlu &#8230;.. ile 15.10.2008 doğumlu&#8230;.ve &#8230;..&#8217;nin velayet haklarının davalı-birleşen davacı anneye verilmesi koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.<br />
Bilindiği üzere, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu&#8217;nun (TMK) 339-347. maddeleri uyarınca velâyet, çocukların bakım, eğitim, öğretim ve korunması ile temsil görevlerini kapsar.<br />
Velayet, aynı zamanda ana babanın velayeti altındaki çocukların kişiliklerine ve mallarına ilişkin hakları, ödevleri, yetkileri ve yükümlülükleri de içerir.<br />
Ana ve babanın çocukların kişiliklerine ilişkin hak ve ödevleri, özellikle çocuklara bakmak, onları görüp gözetmek, geçimlerini sağlamak, yetiştirilmelerini ve eğitimlerini gerçekleştirmektir. Bu bağlamda sağlayacağı eğitim ile çocuğu istenilen ölçüde dürüst, kötü alışkanlıklardan uzak, iyi ahlâk sahibi, çalışkan ve bilgili bir insan olarak yetiştirmek hak ve yükümlülüğü bulunmaktadır.<br />
Ayrılık ve boşanma durumunda velayetin düzenlenmesindeki amaç, küçüğün ileriye dönük yararlarıdır. Buna göre, velayetin düzenlenmesinde asıl olan, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almaktır.<br />
Velayet, kamu düzenine ilişkin olup, bu hususta anne ile babanın istek ve beyanlarından ziyade çocuğun menfaatlerinin dikkate alınması zorunludur.<br />
Bu kapsamda, velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde, çocuğun cinsiyeti, doğum tarihi, eğitim durumu, kimin yanında okumakta olduğu, talepte bulunanın çocuğun eğitim durumu ile ilgilenip ilgilenmediği, sağlığı, sağlık durumuna göre tedavi olanaklarının kimin tarafından sağlanabileceği gibi özel durumuna ilişkin hususlar ile ana babadan kaynaklanan özelliklerin de dikkate alınması kaçınılmazdır. Bu nedenle, mahkemece çocuğu başkasına bırakma, ihmal etme, kaçırma, iradi olarak terk etme, yönlendirme hususları ile tarafın velayet talebinin olup olmaması, şiddet uygulaması, sadakatsizliği, ekonomik durumu, mesleği, yaşadığı ortam, kötü davranışı, alkol bağımlılığı, sağlığı, dengesiz davranışları dikkate alınmalıdır.<br />
Mahkemece, açıklanan özellikler yanında mümkün oldukça çocuğun alıştığı ortamın değiştirilmemesine, kardeşlerin ayrılmamasına özen gösterilmeli, velayetin verileceği taraf yanında kalmasının çocuğun bedeni, fikri, ahlaki gelişmesine engel olup olmayacağı yönünde ciddi ve inandırıcı delil olup olmadığı veya hemen meydana gelecek tehlikenin varlığının ispat edilip edilemediği ve maddi durumun iyiliğinin tek başına velayetin değiştirilmesini gerektirmeyeceği hususu da mutlaka değerlendirilmelidir.<br />
Nitekim açıklanan ilkeler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.10.2010 tarih ve 2010/2-501 E. 2010/492 K.; 23.11.2011 tarih ve 2011/2-547 E., 2011/695 K.; 16.03.2012 tarih ve 2011/2-884 E. 2012/197 K. ile 06.03.2013 tarih ve 2012/2-794 E. 2013/310 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.<br />
Yapılan açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; velayete konu erkek çocuklar, 10.11.2007 doğumlu &#8230;.. ile 15.10.2008 doğumlu&#8230;.ve 15.10.2008 doğumlu &#8230;.. adında ikizlerdir. Davalı -birleşen davacı annenin, müşterek evden son ayrılışında çocuklarını yanına alıp sığınma evine yerleştiği, akabinde babanın Türkmenistan&#8217;dan Türkiye&#8217;ye gelerek çocukları görmek amacıyla anneden aldığı, sonrasında çocukların anneye gönderilmediği, mahkemenin de kabulünde olduğu üzere davacı -birleşen davalı babanın halen yurtdışında çalıştığı, çocukların bakımını ailesine bıraktığı anlaşılmaktadır.<br />
Dosyada mevcut 22.05.2014 tarihli uzman raporunda, çocukların anne yokluğunu yoğun bir biçimde hissettikleri, çok genç bir yenge ve o tarihte 59 yaşında olan bir dedenin üç çocukla uzun yıllar aynı yoğunlukta ilgilenmesini beklemenin gerçekçi bir beklenti olmadığı ifade edildiği gibi çocukların bakımını üstlenen yengenin &#8220;çocukların anne özlemi çektiğini, onların bu durumuna üzüldüğünü, annenin evden ayrılana kadar çocuklarıyla ilgili bir anne olduğunu&#8221; beyan ettiği görülmektedir.<br />
Öte yandan, davalı -birleşen davacı annenin ayrılık sonrası işe girdiği, çocuklarının da ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde bir eve taşınıp, evi ona göre düzenlediği, çocuklarının velayetini almaya istekli olduğu, velayetin kendisine verilmesi durumunda çalışma gün ve saatlerinin değişeceğini beyan ettiği anlaşılmaktadır. Diğer taraftan davacı -birleşen davalı baba yurt dışında çalıştığından velayet görevini fiilen hiçbir zaman yerine getirmemiş, esasen anne ya da babaya ait olan velayet görevini kendi babasına devretmiştir. Fiilen yerine getirmediği hâlde velayet hakkını elde ettiğinde de çocukların bakımı ile eşi vefat etmiş olan dedenin ilgilenmeye devam edeceği tüm dosya içeriği ile anlaşılmaktadır.<br />
Bu nedenledir ki, dosya kapsamı itibariyle çocukların anne yanında kalmasının onların bedeni, fikri ve ahlaki gelişmesine engel olacağı yönünde ciddi sebep ve deliller de bulunmadığı gibi küçük yaşta evlendirilip üst üste dünyaya gelen üç çocuğuna kavuşmak için mücadele eden bir annenin varlığı yadsınarak sırf ortak çocukların davalı babanın ailesi tarafından bakım, eğitim ve sağlık ihtiyaçlarının yeteri kadar karşılanıyor olması sebebiyle fiilen velayet hakkını kullanmayan babaya velayetin tevdi edilmesi doğru görülmemiştir.<br />
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, davalı -birleşen davacı annenin uzmana verdiği ifadeye göre çalışma saatlerinin haftanın 7 günü 11.00-24.00 saatleri arası olduğu, yine annenin fiili ayrılık sırasında çocukların okuluna giderek öğretmenleriyle dahi görüşmediği, öğretmenlerin yengeyi anne sandığı, annenin çocuklar kendisinde iken zaman zaman çocukları evde kilitlemek suretiyle yalnız bıraktığı, bu durumda annenin velayet görevini yerine getirecek yeterliliğe sahip olmadığı, davacı -birleşen davalı babanın ailesinin çocukların yetiştirilmesi noktasında özenli davrandıkları, çocukların güvenliği ve menfaatinin korunması düşüncesiyle velayet haklarının babaya verilmesi gerektiği, bu sebeple direnme kararının yerinde olduğu ve onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüşse de bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.<br />
Diğer taraftan, her ne kadar gerekçeli karar başlığında dava tarihi 22.04.2013 yerine 10.11.2015 olarak gösterilmiş ise de bu yanlışlık mahallinde düzeltilebilir bir hata olduğundan ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır.<br />
O hâlde, aynı hususlara işaret eden ve Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.<br />
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.<br />
S O N U Ç : Davalı &#8211; birleşen davacı (kadın) vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu&#8217;nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu&#8217;nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, aynı Kanun&#8217;un 440. maddesi uyarınca tebliğden itibaren on beş günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 07.02.2019 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğu ile karar verildi.</p>
<p>KARŞI OY</p>
<p>Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, 10.11.2007 doğumlu &#8230;.. ile 15.10.2008 doğumlu&#8230;.ve &#8230;..&#8217;nin velayet haklarının davalı-birleşen davacı anneye verilmesi koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.<br />
Somut olayda tarafların 06.07.2006 tarihinde evlendiği, bu evlilikten 10.11.2007 doğumlu &#8230;.., 15.10.2008 doğumlu&#8230;.ve 15.10.2008 doğumlu &#8230;..’nin dünyaya geldiği, davalı–birleşen davacı annenin 2013 yılı Mart ayında evden ayrılarak sığınma evine yerleştiği, davacı-birleşen davalı erkeğin 22.04.2013 tarihinde bu davayı açtığı anlaşılmaktadır.<br />
Dosya kapsamı itibariyle; müşterek çocukların davalı babanın babası ile yaşadıkları, çocukların bakımına babanın erkek kardeşi ve yengenin de yardım ettiği, dosyaya ibraz edilen uzman raporuna göre, çocukların yaşadığı ortamın genel görünümünün temiz ve düzenli fiziksel şartların yeterli olduğu, çocukların öğretmenlerinin anneyi hiç görmedikleri, çocukların anneden ayrı olduklarını uzun süre sonra fark ettikleri, hatta yengeyi anne sandıkları şeklinde beyanlarda bulunduğu belirtilmiştir. Duruşmada dinlenen tanık &#8230; “çocukları en az 10 kez evde kilitli vaziyette gördüğünü, bu durumu davalı-birleşen davacı anneye sorduğunda annenin bankaya kredi kartı ve taksit borcu ödemeye gittiğini söyleyerek cevap verdiğini” beyan etmiştir.<br />
Öte yandan, uzman raporunda davalı-birleşen davacı anne haftanın 7 günü 11.00- 24.00 saatleri arası çalıştığını belirtmiştir.<br />
Psikolog uzman, yapılan görüşmeler neticesinde annenin velayeti almakta istekli olduğunu, annenin çocukların duygusal ihtiyaçlarını karşılayacak yeterlilikte olsa da yaşam biçimi ve gelir düzeyi hakkında beyanlarını sık sık değiştirmesi nedeniyle çocukların bakım ve eğitim ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağı konusunda tereddütler oluştuğunu ifade etmiştir.<br />
Velayetin düzenlenmesinde asıl olan, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almaktır. Bu nedenle, çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimini engelleyen ve süreklilik arz edeceği anlaşılan her olay, tehlikenin büyüklüğü, doğurabileceği onarılması güç sonuçlar değerlendirilerek sonuca varılmalı; velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde öncelikle çocuğun yararı göz önünde tutulmalıdır.<br />
O hâlde tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde davalı-birleşen davacı annenin sorumluluk duygusunun tam gelişmediği, bu suretle velayet görevini yerine getirirken yetersiz kalacağı, velayet hakkının davacı-birleşen davalı babaya verilmesinin küçüklerin yüksek menfaatine olacağı düşüncesiyle yerel mahkeme kararının onanması görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz.</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şans oyunlarından kazanılan para eşlerin ortak edinilmiş malıdır.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/sans-oyunlarindan-kazanilan-para-eslerin-ortak-edinilmis-malidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2020 09:07:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy aile avukatı]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy uzman avukat]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Piyango biletine isabet eden ikramiye]]></category>
		<category><![CDATA[Şans oyunlarından elde edilen ikramiye]]></category>
		<category><![CDATA[şin emek ve çalışmasının karşılığı olmaması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=5805</guid>

					<description><![CDATA[8. Hukuk Dairesi         2013/7361 E.  ,  2014/13668 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Değer artış payı ve katılma alacağı &#8230; ile &#8230; aralarındaki değer artış payı ve katılma alacağı davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair &#8230; Aile Mahkemesi&#8217;nden verilen 25.10.2012 gün ve 996/758 sayılı hükmün Yargıtay&#8217;ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresinde... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/sans-oyunlarindan-kazanilan-para-eslerin-ortak-edinilmis-malidir/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">8. Hukuk Dairesi         2013/7361 E.  ,  2014/13668 K.</span></b></p>
<ul>
<li></li>
</ul>
<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8220;İçtihat Metni&#8221;</span></b></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi<br />
DAVA TÜRÜ : Değer artış payı ve katılma alacağı</p>
<p>&#8230; ile &#8230; aralarındaki değer artış payı ve katılma alacağı davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair &#8230; Aile Mahkemesi&#8217;nden verilen 25.10.2012 gün ve 996/758 sayılı hükmün Yargıtay&#8217;ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:</p>
<p>KARAR</p>
<p>Davacı vekili, davaya konu 8671 parsel sayılı taşınmazın 30/1008 hissesinin evlilik birliği içinde 19.12.2003 tarihinde satın alınarak davalı adına tescil edildiğini, taşınmazın edinilmesinde ve sonrasında dubleks daireye dönüştürülmesinde vekiledenine nişan ve düğünde takılan takı ve paraların kullanıldığını, davaya konu taşınmazın davalı tarafından 07/06/2007 tarihinde kardeşi &#8230;i&#8217;ye muvazaalı olarak satıldığını açıklayarak, 25.000 TL ziynet eşyası bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsilini, tarafların edinilmiş malları olduğundan taşınmazın karar tarihindeki toplam bedelinden ziynet eşya bedeli indirildikten sonra artan bedelin 1/2&#8217;sinin yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep ve dava etmiştir.<br />
Davalı vekili, 25.000 TL&#8217;lik takıların hayal ürünü olduğunu, davacının evlilik birliğinin başından beri çalışmadığı için evin alımına katkısının bulunmadığını, iddia edilen ziynet ve para olsa dahi bunları davacının götürmüş olabileceğini, davalının 30/1008 hisse için yükleniciye 76.000 TL ödediğini, bunun 30.000 TL&#8217;lik kısmının müvekkiline piyangodan çıkan para ile karşılandığını, MK 220 uyarınca bu miktarın kişisel malı olduğunu, kalan bedelin ise, davalının baba ve ağabeyinin desteği ile ödendiğini savunarak davanın reddini istemiştir.<br />
Mahkemece, “&#8230;davacının dava dilekçesindeki ziynet eşyalarına ilişkin taleplerinin ve ziynetlerinde bedeli indirildikten sonraki yarı bedelinin birlikte değerlendirilmesinde; davacı tarafın ilk talebinin değer artış payına, ikinci bölümün ise katılma alacağına ilişkin olduğu kabul edilerek davanın kısmen kabulüne, davacının ziynetlere yönelik talebinin 5.680.829 TL&#8217;sinin değer artış payı, 37.392.085 TL&#8217;nin ise katılma alacağı olarak kabul edilmesi gerektiğinden, toplam 43.073.00 TL değer artış payı ve katılma alacaklarının davalıdan tahsiline, fazla talebin reddine karar verilmiştir.” Hüküm süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir;Taraflar 15.09.2001 tarihinde evlenmişler, 18.04.2008 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin kararın 15.09.2009 tarihinde kesinleşmesi ile boşanmışlardır. Eşler arasındaki mal rejimi TMK&#8217;nun 225/son maddesi gereğince boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir. Bu durum karşısında evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK&#8217;nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar 743 sayılı TKM&#8217;nin 170.maddesi uyarınca eşler arasında mal ayrılığı rejimi, 01.01.2002 tarihinden boşanma davasının açıldığı tarihe kadar 4722 sayılı Kanun&#8217;un 10. maddesi gereğince, eşler başka bir mal rejimini seçtiklerini ileri sürmediklerinden TMK&#8217;nun 202. maddesine göre edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir.<br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde davaya konu taşınmazın edinilmesinde kullanılan paranın 30.000 TL&#8217;sinin vekiledenine milli piyangodan çıkan para ile ödendiğini iddia etmiş ve bu iddiasını dosyaya ibraz ettiği 28.05.2002 tarihli Milli Piyango İdaresi Genel Müdürlüğü&#8217;nün kaşesini ihtiva eden 29. 574, 55 TL ( 29.574.550.000 TL ) bedelli tahsil dekontu ile desteklemiştir. Ayrıca yargılama sırasında dinlenen davalı tanıklarından Cumali Bozkur da davaya konu evin alımında davalıya çıkan ikramiyeden kullanıldığını beyan etmiştir. Bu halde, Mahkemenin milli piyangodan para çıktığına ilişkin davalının iddiasından başka delil bulunmadığı yönündeki gerekçesi yerinde değildir. Mahkemece, milli piyango biletine çıkan ikramiye edinilmiş mal sayılmış ise de Yasada bu hususta açıklık bulunmadığından bu hususun ayrıca irdelenmesinde fayda vardır.<br />
Milli Piyango, bingo, tombala, spor toto, sayısal loto, süper loto, on numara, iddia, at yarışı ve bahis oyunu gibi şans oyunları ile sıkça televizyon kanallarınca düzenlenmekte olan yarışma programlarından kazanılan ikramiyelerin (para veya eşya) hangi mal grubuna ait olacağı konusunda; Türk Doktrininde görüş ayrılıkları bulunmaktadır.<br />
Konuyla ilgili olarak İsviçre hukukundaki hakim görüşün piyango ve şans oyunlarında, bilet veya kupon ya da katılma bedeli olarak yapılan ödeme hangi mal grubundan yapılmış ise (ikame kuralına göre) kazanılan ikramiye veya kazancın da aynı mal grubuna ait olacağı şeklindedir.<br />
Kılıçoğlu; piyangodan, spor totodan, sayısal lotodan, çekilişlerden kazanılan mallar ve paraların kişisel mal grubuna girdiğini belirtmektedir.<br />
&#8230;; şans oyunlarından elde edilen ikramiyelerin kişisel mal sayılarak, tasfiyede dikkate alınmaması gerekir, şeklinde görüş bildirmektedir.<br />
&#8230;r; Loto veya piyango gibi yollarla kazanç elde edilmesinde, kişisel mal karakterinin büyük ölçüde baskın olduğunu, koçan veya bilet parasına oranla elde edilen ikramiye miktarının bin katı, milyon katı fazla olabileceğini, piyango biletini alan kimselerin çok büyük çoğunluğunun ikramiye kazanamadığını, bir milyon veya daha fazla kimse içinden bir ya da birkaç kişinin ikramiyeyi elde ettiğini, böyle bir yapının kazanımın tesadüfîliğini de ortaya koyduğunu, tesadüfîliğin (şansın) ilk planda görünmekte olduğunu bu nedenlerle karşılığını vererek elde etme durumunun olmadığını gösterdiğini, loto veya piyangoya harcanan katılım ücretinin edinilmiş mallardan karşılanması halinde, TMK.m.230/3 hükmünden yararlanılarak edinilmiş mallara döndürülmesinin mümkün olduğu görüşünü dile getirmektedir.<br />
&#8230;; talih oyunlarından kazanılan para ya da malın eşin talihine dayalı hiçbir emek vermeden kazanılmasından dolayı TMK m. 220 b.2 hükmünce kişisel mal olduğu görüşündedir.<br />
&#8230;; konuyu “kanundan dolayı kişisel mallar” başlığı altında karşılıksız kazanma yoluyla elde edilen mallar grubu içinde ele alarak milli piyangodan, lotodan ve bahis oyunlarından kazanılan malların bu gruba girdiğini belirtiyor.<br />
&#8230;; İsviçre Federal Mahkemesi’nin (BGE 121 III 203 E.4.) yukarıda anılan kararına atıfta bulunarak lotodan elde edilen kazanç, eğer bu loto kâğıdı edinilmiş mal ile alınmış ise edinilmiş mal grubuna girer (TMK 219/II b.5), şeklinde görüş bildiriyor.<br />
&#8230;; edinilmiş mallardan karşılanan piyango biletine isabet eden ikramiye ile elde edilen kazancın MK 220/b.4 uyarınca edinilmiş mallara dahil sayılması gerektiğini açıklamaktadırlar.<br />
&#8230;; edinilmiş mallardan karşılanan piyango biletine isabet eden ikramiye ile elde edilen kazanç TMK 220/b.4 uyarınca edinilmiş mallara dahil sayılması gerekir, şeklinde görüş bildiriyor.<br />
&#8230;; Şans oyunlarından elde edilen ikramiyelerin hangi mal grubuna ait olacağının belirlenmesinde şans oyunlarının hangi mal değeri kullanılarak oynandığının ölçü olarak alınması ve buna göre de oyun bedeli edinilmiş mallardan ödenmişse ikramiyenin edinilmiş mal grubuna ait olacağı, kişisel mal grubundan ödenmiş olması durumunda kişisel mal grubuna ait olacağı görüşündedir.<br />
Sarı; bu konudaki görüşünü: mevcut yasal düzenleme karşısında; katılma bedeli edinilmiş mallardan karşılanan piyango, loto vb. talih oyunları neticesinde elde edilen kazançların edinilmiş mal olarak nitelendirilmesi gerektiği düşünülmektedir, şeklinde açıklamaktadır.<br />
&#8230;; piyango ve benzeri talih oyunlarından elde edilen kazançta, eşler arasında paylaşımı haklı kılan karşılıklı yardımlaşma, dayanışma ve işbölümünün bir etkisinin olmaması, ikramiyenin kazanılmasında, kazanan eşin şansının önemli bir faktör olarak gözükmesi hususları dikkate alınarak, olması gereken hukuk (de lege feranda) açısından, yapılacak bir yasa değişikliğinde bu yollardan elde edilen kazancın kişisel mal sayılması gerektiğinin savunulabileceği, fakat var olan hukuk (de lege lata) açısından bunu savunmanın güç olduğu, öncelikle bir malın ivazlı sayılabilmesi için, edimler arasında ekonomik anlamda bir dengenin olması zorunlu olmayıp, hukuki anlamda bir karşılık ilişkisinin olması yeterli olduğu, bu nedenle, piyango ve benzeri oyunlarda katılma bedeli ile kazanılan ikramiye arasında aşırı bir fark olduğu durumlarda bile ivazsız iktisaptan bahsedilemeyeceğini ifade etmektedir.(Geniş bilgi için; &#8230;; Edinilmiş Katılma Rejiminde Tartışmalı Bazı Konular Hakkında Düşünceler, İzmir Barosu Dergisi, yıl:73, Nisan 2009, sayı:2, S:170-174).<br />
Şıpka; “&#8230;Bizimde katıldığımız baskın görüşe göre; piyango biletine isabet eden para eşin emek ve çalışmasının karşılığı olmayıp, kişinin kendine özel şansıdır. Bu nedenle piyango, loto, at yarışı, kumar, bahis gibi talih (şans) oyunlarından çıkan ikramiye, kişisel mal sayılmalıdır. Buna karşılık, eşin bir emeği ya da bilgisi ile kazandığı yarışmalardan elde ettiği para ya da mal varlığının, edinilmiş mal sayılması gerektiği kanaatindeyiz&#8221;, açıklamasında bulunmaktadır.<br />
Türk doktrininde talih oyunları yönündeki hakim görüş yukarıda açıklandığı gibi, kişisel mal olduğu yönündedir.<br />
Doktrindeki görüşlere kısaca değindikten sonra ikramiyelerin hangi mal grubuna ait olacağının tespiti açısından yasal düzenlemelere bakmakta fayda vardır; 4271 sayılı TMK&#8217;nun , “Edinilmiş mal, her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir” şeklindeki 219/I hükmü “ Edinilmiş malların yerine geçen değerler” şeklindeki 219/II, b.5 hükmü ile “ Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri” şeklindeki 220/b.2 hükmü ile “ Kişisel mallar yerine geçen değerler” şeklindeki 220/b.4 hükmüdür. Yani söz konusu ikramiyelerin karşılık verilerek edinildiği ve bu karşılığında edinilmiş mallardan karşılandığı kabul edildiğinde, TMK m.219/I hükmünce edinilmiş mal, edinilmiş mal yerine geçen bir değer olarak kabul edildiğinde ise, 219/II, b.5 hükmünce edinilmiş mal sayılabilir. Karşılıksız kazanma yoluyla elde edildiği kabul edildiğinde, TMK&#8217;nun 220/b.2 hükmünce kişisel mal, kişisel mal yerine geçen bir değer olarak kabul edildiğinde de, TMK&#8217;nun 220/b.4 hükmünce kişisel mal olarak kabul edilebilir. O zaman bu malların hangi mal grubuna ait olduğunun belirlenebilmesi, bu oyunlara katılmak için ödenen bilet, kupon vs. parasının çıkan ikramiyenin karşılığı olarak kabul edilip edilemeyeceği ya da ikramiyenin ikame değer olarak sayılıp sayılmayacağı hususlarındaki değerlendirmeye ve ispata bağlı olacaktır.<br />
Bu kapsamda, Daire&#8217;ce yapılan tartışmalar sonucunda şu sonuca varılmıştır; milli piyango bileti (ve diğer şans oyunlarının) satın almak için verilen meblağ kazanılan ikramiyeye göre çok düşük de olsa sonuçta bir karşılıktır. Burada önemli olan ekonomik karşılık değil, hukuki karşılıktır. Yani, bir malın ivazlı sayılabilmesi için, edimler arasında ekonomik anlamda bir dengenin olması zorunlu olmayıp, hukuki anlamda bir karşılık ilişkisinin olması yeterlidir. Evlilik eğer bir hayat ortaklığı bir kader birliği olarak görülüyorsa, iyi günde, kötü günde yoksullukta zenginlikte sonuç itibariyle kaynağı şans olsa bile bir karşılık varsa ve o karşılık edinilmiş mallardan karşılanmış ise, bu edinilmiş mal sayılmalıdır. Evliliğin genel hükümleri başlığını taşıyan TMK&#8217;nun 185 ve devamı maddelerinde yer alan ve Aile Hukukuna hakim olan bu genel ilkelerin de az önce açıklanan somut olguyu ve görüşü doğruladığı kabul edilmelidir. TMK&#8217;nun 185/1. fıkranın birinci cümlesinde “Eşler, bu birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak ve çocukların bakımına eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlüdürler,” amir hükmüne yer verilmiş, son fıkrasında ise “Eşler, birlikte yaşamak birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar,” şeklinde, emir niteliğindeki bu ibare yer almaktadır. Gerek sözü edilen maddelerde yer alan ilkeler ve gerekse karşılıklı fedakarlık, sevgi ve saygı üzerine kurulu evlilik birliğinin amacı gereği de; piyango biletinin alımı için harcanan para edinilmiş maldan karşılanmış ise, çıkan ve onun yerine geçen ikame değer sayılan paranın da edinilmiş mal sayılmasını gerektirir. Şans oyunları için verilen karşılığın hangi mal grubundan karşılandığını ispatlamak da oldukça güçtür. Ancak, aksi kanıtlanmadığı takdirde bedelinin edinilmiş maldan karşılandığının kabulü gerekir. Eşlerin mevcut ekonomik durumu açısından önemli sayılabilecek veya yatırım olarak değerlendirilebilecek harcamalar dışında yapılan günlük harcamaların edinilmiş mal grubundan yapıldığının kabulü hayatın olağan akışına uygun olduğu gibi, Örneğin, ev, araba veya şirket hissesi alımında kişisel mal grubuna ait değerlerin de kullanılması hayatın olağan akışına uygun düşmektedir. Tüm bu açıklamalardan hareketle bedel karşılığı oynanan şans oyunlarından kazanılan ikramiyeler edinilmiş mal grubuna dahildir. Yeter ki katılım bedelinin kişisel mallardan sağlandığı açıkça ispatlanmış olmasın. Bu bilgiler ışığında somut olaya bakıldığında; davalı ikramiye çıkan milli piyango biletini kişisel mal ya da kişisel mal yerine geçen bir değerle aldığını iddia etmediğine ve aksini kanıtlayamadığına göre biletin günlük harcama kapsamında edinilmiş malla alındığı ve bu nedenle edinilmiş mal grubuna dahil olduğunun kabulü gerekmektedir. Kaldı ki, TMK&#8217;nun 222/3. fıkrasına göre; “Bir eşin bütün malları aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir.”<br />
Bu halde, Mahkeme&#8217;nin takdirinde de bir isabetsizlik bulunmadığına göre yerinde olmayan davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, taraflarca HUMK&#8217;nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK&#8217;nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve aşağıda dökümü yazılı 639,65 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 2.302,66 TL&#8217;nin temyiz eden davalıdan alınmasına, 27.06.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.</p>
<p>KARŞI OY YAZISI</p>
<p>Dava mal rejiminden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. Davalı Milli Piyango biletine isabet eden ikramiyenin kişisel mal kabul edilerek evlilik birliği içinde edinilen taşınmaza yaptığı katkının hesaplanmasında dikkate alınması gerektiğini savunmuştur.<br />
Yerel mahkemece milli piyango biletine çıkan ikramiye edinilmiş mal olduğundan ve dosyada tahsil belgesi olmasına rağmen bu konuda belge bulunmadığından davalının savunmasının reddine karar verilmiştir.<br />
Şans oyunlarından elde edilen ikramiyenin kazanılmasında edinilmiş mallardan ödenen katılım bedelinden çok eşin şansı önemli olduğundan ve kazanılan bedel hiçbir emek verilmeden kazanıldığından kişisel mal niteliğindedir.<br />
Dava konusu olayda davalı eşin aldığı milli piyango biletine isabet eden ikramiye miktarı ile biletin alınması için ödenen miktar arasında büyük orantısızlık mevcut olup çekiliş sırasında davalının biletine isabet eden ikramiye biletin karşılığı olmayıp, ikramiyenin çıkmasında şans faktörü en önemli etken olduğundan, kişisel mal olarak kabulü ile hesaplama yapılması gerektiğinden kararın bozulması görüşündeyim. Bu nedenle Dairemizin sayın çoğunluğunun onama görüşüne katılamıyorum.</p>
<p>&#8230;</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eşin açık rızası alınmadan tapuda yapılan aile konutu devir işlemi iptal edilebilir.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/esin-acik-rizasi-alinmadan-tapuda-yapilan-aile-konutu-devir-islemi-iptal-edilebilir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Jan 2020 12:36:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[2013/2-2056 esas]]></category>
		<category><![CDATA[2015/1201 karar]]></category>
		<category><![CDATA[aile konutu şerhi]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy aile avukatı]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy uzman avukat]]></category>
		<category><![CDATA[eşin açık rızası alınmadan yapılan işlem]]></category>
		<category><![CDATA[tapu iptal tescil davası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=5427</guid>

					<description><![CDATA[2. Hukuk Dairesi         2019/5110 E.  ,  2019/8865 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Tescil &#8211; Aile Konutu Şerhi Konulması Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1-Dava, aile konutundan kaynaklanan tapu iptal... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/esin-acik-rizasi-alinmadan-tapuda-yapilan-aile-konutu-devir-islemi-iptal-edilebilir/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">2. Hukuk Dairesi         2019/5110 E.  ,  2019/8865 K.</span></b></p>
<ul>
<li></li>
</ul>
<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8220;İçtihat Metni&#8221;</span></b></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi<br />
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Tescil &#8211; Aile Konutu Şerhi Konulması</p>
<p>Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:<br />
1-Dava, aile konutundan kaynaklanan tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir. Mahkemece, satış işleminin gerçek olduğu, davacının satıştan haberdar olmamasının hayatın olağan akışı karşısında inandırıcı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br />
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 194/1. maddesine göre, &#8220;Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları smırlayamaz.&#8221; Bu madde hükmü ile aile konutu şerhi &#8220;Konulmuş olmasa da&#8221; eşlerin birlikte yaşadıkları aile konutu üzerindeki fiil ehliyetleri sınırlandırılmıştır. Sınırlandırma, aile konutu şerhi konulduğu için değil, zaten var olduğu için getirilmiştir. Bu sebeple, tapuya aile konutu şerhi verilmese bile o konut aile konutu özelliğini taşır. Eş söyleyişle şerh konulduğu için aile konutu olmamakta, aksine aile konutu olduğu için şerh konulabilmektedir. Bu nedenle aile konutu şerhi konulduğunda, konulan şerh &#8220;Kurucu&#8221; değil &#8220;Açıklayıcı&#8221; şerh özelliğini taşımaktadır. Anılan madde hükmü ile getirilen sınırlandırma, &#8220;Emredici&#8221; niteliktedir. Dolayısıyla bu haktan önceden feragat edilemeyeceği gibi eşlerin anlaşmasıyla da ortadan kaldırılamaz ve açık rıza ancak &#8220;Belirli olan&#8221; bir işlem için verilebilir.<br />
Türk Medeni Kanunu&#8217;nun 193. maddesi hükmü ile eşlerin birbirleri ve üçüncü kişilerle olan hukuki işlemlerinde özgürlük alanı tanınmış olmakla birlikte, Türk Medeni Kanunu&#8217;nun 194. madde hükmü ile eşlerin aile konutu ile ilgili bazı hukuksal işlemlerinin<br />
diğer eşin rızasına bağlı olduğu kuralı getirilerek eşlerin hukuki işlem özgürlüğü, &#8220;Aile birliğinin korunması&#8221; amacıyla sınırlandırılmıştır. Buna göre, eşlerden biri diğer eşin &#8220;Açık rızası bulunmadıkça&#8221; aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez ve aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz. Bu cümleden hareketle, aile konutunun maliki olan eş, aile konutundaki yaşantıyı güçlüğe sokacak biçimde, aile konutunun başkası adına devir edilerek, tescil edilmesi gibi &#8220;Tek başına&#8221; bir ayni hakla sınırlandıramaz. Bu sınırlandırma &#8220;Ancak diğer eşin açık rızası alınarak&#8221; yapılabilir.<br />
Türk Medeni Kanunu&#8217;nun 194. maddesi yetkili eşin izni için bir geçerlilik şekli öngörmemiştir. Bu nedenle söz konusu izin bir şekle tabi olmadan, sözlü olarak dahi verilebilir. Ancak maddenin ifadesinden de anlaşılacağı üzere, iznin &#8220;Açık&#8221; olması gerekir.<br />
Somut olayda, davalı eş dava konusu aile konutunun diğer davalı &#8230; adına devir ederek tescil ettirmiş, bu işlem sırasında davacı eşin açık rızası alınmamıştır.<br />
Hukuk Genel Kurulunun 15.04.2015 tarih, 2013/2-2056 esas, 2015/1201 karar günlü kararında açıkça ifade edildiği ve Dairemizce de aynen benimsendiği üzere eşin açık rızası alınmadan yapılan işlemin geçerli olduğunu kabul etmek imkansızdır. Eş söyleyişle eşin &#8220;Açık rızası alınmadan&#8221; yapılan işlemin &#8220;Geçersiz olduğunu&#8221; kabul etmek zorunludur. Gerçekleşen bu durum karşısında yukarıda açıklanan yasal düzenleme ile ilkelere uygun değerlendirme yapılarak davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde ret hükmü kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.<br />
2-Davacı, dava dilekçesinde; aile konutunun davalı eş tarafından diğer davalı &#8230;’a satıldığını ileri sürerek, dava konusu taşınmaza aile konutu şerhi konulmasını, dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile davalı eş &#8230; adına tescilini talep etmiştir. Mahkemece, davaların reddine karar verilmiştir. Davacının, aile konutu şerhi konulması davasının dinlenilebilmesi için, tapu iptal tescil davasının kesinleşmesi gerekmektedir. Aksi takdirde aile konutu şerhi konulması davasının incelenmesi hukuken mümkün değildir. O halde aile konutu şerhi konulmasına ilişkin davanın, tapu iptali ve tescil davasından tefrik edilip, ayrı bir esasa kaydedilmesi, tapu iptali ve tescil dosyasının bekletici mesele yapılıp, sonucunun beklenmesi ve hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, bu yön nazara alınmadan yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.<br />
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 1. ve 2. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 18.09.2019 (Çrş.) </span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
