<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>borçlu olunmadığının tespiti &#8211; Av. Ünal Göktürk</title>
	<atom:link href="https://unalgokturk.av.tr/tag/borclu-olunmadiginin-tespiti/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://unalgokturk.av.tr</link>
	<description>Bakırköy Hukuk Bürosu</description>
	<lastBuildDate>Mon, 09 Jan 2023 07:31:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.4.6</generator>

<image>
	<url>https://unalgokturk.av.tr/wp-content/uploads/2019/08/cropped-advocate-32x32.png</url>
	<title>borçlu olunmadığının tespiti &#8211; Av. Ünal Göktürk</title>
	<link>https://unalgokturk.av.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Mirasçılar, muvazaalı borç senedinin hükümsüzlüğü talebiyle açacaklar davayı üçüncü kişi sıfatıyla her türlü delille ispatlayabilirler</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/mirascilar-muvazaali-borc-senedinin-hukumsuzlugu-talebiyle-acacaklar-davayi-ucuncu-kisi-sifatiyla-her-turlu-delille-ispatlayabilirler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Jan 2023 07:31:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[borçlu olunmadığının tespiti]]></category>
		<category><![CDATA[senede bağlı olan her çeşit iddia]]></category>
		<category><![CDATA[senetle ispat kuralı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=9807</guid>

					<description><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu         2018/1013 E.  ,  2021/105 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “menfi tespit ve istirdat” davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/mirascilar-muvazaali-borc-senedinin-hukumsuzlugu-talebiyle-acacaklar-davayi-ucuncu-kisi-sifatiyla-her-turlu-delille-ispatlayabilirler/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">Hukuk Genel Kurulu         2018/1013 E.  ,  2021/105 K.</span></b></p>
<ul>
<li></li>
</ul>
<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8220;İçtihat Metni&#8221;</span></b></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi</p>
<p>1. Taraflar arasındaki “menfi tespit ve istirdat” davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.<br />
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br />
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>
<p>I. YARGILAMA SÜRECİ<br />
Davacı İstemi:<br />
4. Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin muris &#8230;&#8217;in eşi ve iki çocuğu olduğunu, davalının ise murisin kardeşi olduğunu, davalı tarafça müvekkilleri hakkında icra takibine konu edilen 01.01.2006 düzenleme tarihli senedin muris muvazaası nedeniyle bedelsiz olduğunu, muris &#8230;&#8217;in 29.12.2006 tarihinde vefatı sonrasında Nusaybin İlçesi 38 parselde yer taşınmaz hissesini dava dışı ablasına sattığını öğrendiklerini, bu nedenle açılan muris muvazaası nedeniyle tapu iptal tescil davasının müvekkilleri lehine sonuçlandığını, anılan kararın Yargıtay’dan onanarak kesinleştiğini, müvekkillerini miras haklarından mahrum bırakmak amacını taşıyan davalının bu defa elindeki senede dayalı olarak icra takibi yaptığını, müvekkillerinin murisi &#8230;&#8217;in ağabeyi olan davalı ile bu denli yüksek meblağlı ticari bir ilişkisinin bulunmadığını, böyle bir durumun hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, müvekkillerinin miras haklarının önüne geçilmek amacıyla verilen bono nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine, bu takip nedeniyle yapılan ödemelerin istirdatına ve davalının alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br />
Davalı Cevabı:<br />
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davada hak düşürücü ve zamanaşımı sürelerinin geçtiğini, davacı tarafın murislerinin hayatta iken yaptığı borçlandırıcı işlemleri ile ticari faaliyetlerinin kötü olduğunu bildiğini ve bu dosyayı ilişkilendirmeye çalıştığı dosyanın taraflarının dava dışı &#8230; ve &#8230; olduğunu, müvekkilinin belirtilen davada taraf olmadığını, davacı tarafın tarafları bile aynı olmayan bir davaya dayanması nedeniyle kötü niyetli olduğunu, senedin davacıları miras hakkından mahrum etmek için takibe konulduğu iddiasının gerçek olmadığını ve iddialarını yazılı delille kanıtlaması gerektiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.<br />
İlk Derece Mahkemesi Kararı:<br />
6. İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin 23.06.2016 tarihli ve 2014/962 E., 2016/515 K. sayılı kararı ile; keşideci muris &#8230; ile davalı lehtar &#8230;&#8217;in kardeş oldukları, davalı tarafın senedin gerçek bir alacağa istinaden düzenlendiği, murisin sağlığında borçlarının olduğu ve kendisi tarafından ödendiği, bu sebeple senedin alındığını savunarak bononun düzenlenme nedenini karz akdine dayandırdığı; menfi tespit davasında ispat yükünün davalı alacaklıya ait olduğu, ancak her ne kadar davalı alacaklı alacağına dayanak olarak takibe konu bonoyu göstermiş ise de, davanın mal kaçırma kastına dayalı muvazaa nedeniyle bedelsizlik istemi olması nazara alındığında bononun tek başına alacağı kanıtlayıcı vasfının bulunmadığı ve bononun düzenlenmesine neden teşkil eden temel ilişkinin başka bir ifadeyle davalının dayandığı karz akdinin ispatının gerektiği, 6100 sayılı HMK’nın 200. maddesi nazara alındığında davalı tarafın 800.000USD bedelli bonoya dayalı karz akdini davaya dayanak bono dışında karz sözleşmesi ile ispat etmesi gerektiği, her ne kadar tarafların kardeş olması nedeniyle senetle ispat kuralının uygulanamayacağı ve tanık dinlenebileceği savunulsa da, bu yönde davalı tarafın tanık beyanlarına dayandığı, artık muris keşideci ile davalı lehtar arasında senet düzenlendiğinden ve güven unsuru ortadan kalkmış olmakla, bu miktardaki hukuki ilişkinin tanık ile ispat edilemeyeceği; davalı lehtarın keşideci muris &#8230;&#8217;in sağlığında borçlarını ödediğini senetle ispat edemediği gibi bu sebeple muris ile keşideci arasında dava konusu bononun düzenlenmesine sebep teşkil eden karz akdinin kurulduğunun da yazılı olarak kanıtlayamadığı, ayrıca Nusaybin Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/478 E. sayılı dosyada açılan muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davasının davanın davacı taraf lehine sonuçlanmasının akabinde dava konusu bononun takibe konu edilmesi ve bononun tanzim tarihi 01.01.2006 ile vade tarihi 01.10.2011 ve takip tarihleri nazara alındığında arada beş yılı aşkın bir süre olduğu, muris &#8230;&#8217;in 29.12.2006 tarihinde vefat ettiği dolayısıyla mevcut durumun hayatın olağan akışına uygun olmadığı, davalının bu bono nedeniyle muristen ve dolayısıyla davacılardan alacaklı olmadığı sonuç ve vicdani kanısına varıldığı gerekçesiyle davanın kabulü ile İstanbul 3. İcra müdürlüğünün 2011/21507 sayılı takip dosyasına konu keşidecisi &#8230; lehtarı &#8230; olan 01.01.2006 tarihli 800.000USD bedelli bono ve takip nedeniyle davacıların davalıya borçlu olmadıklarının tespitine, davacılar tarafından ödenen toplam 121.190,74TL&#8217;nin her bir ödeme tarihinden itibaren değişen oranlarda yasal faizi ile birlikte davalıdan istirdadına, davalının alacağın %20&#8217;sine tekabül eden 309.232,35TL kötü niyet tazminatı ile sorumlu tutulmasına karar verilmiştir.<br />
Özel Daire Bozma Kararı:<br />
7. İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.<br />
8. Yargıtay (kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 31.10.2017 tarihli ve 2017/2383 E., 2017/7468 K. sayılı kararı ile;<br />
“…Dava, 01/01/2006 tanzim 01/10/2011 vade tarihli keşidecisi &#8230;, lehtarı &#8230; olan kambiyo senedi ile borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.<br />
Senet nakten düzenlenmiş olup ihdas nedeni davalı tarafından değiştirilmemiştir. Senede karşı iddianın ispatı yine senet ile olur ve açıkça muvafakat edilmedikçe tanık dinlenilemez.<br />
Bu durumda kambiyo hukukunun temel prensiplerine göre uyuşmazlığın çözümlenmesi gerekirken yazılı şekilde tanık dinlemek suretiyle hüküm kurulması doğru görülmemiştir,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.<br />
Direnme Kararı:<br />
9. İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin 29.03.2018 tarihli ve 2018/58 E. 2018/302 K. sayılı kararı ile önceki gerekçeler yanında “…Yüksek Yargıtay 19. Hukuk Dairesi&#8217;nin 17.09.2009 tarihli ve 2009/998 E., 2009/8386 K. sayılı ilamında;<br />
&#8221;Senede karşı menfi tespit davası açıldığına göre HUMK&#8217;nın 290. maddesi uyarınca senede bağlı olan her çeşit iddiaya karşı defi olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler, ispat sınırından az bir miktara ilişkin olsa bile ancak senetle ispat edilebilir. Hükümde öngörülen senede karşı senetle ispat kuralı senedin tarafları için geçerlidir. Senedin tarafları kavramına külli halefler yani mirasçılar da dahil olduğundan, mirasçıların külli halef sıfatıyla senede karşı dava açmaları halinde, iddialarını ancak senetle (yazılı delille) ispat edebilirler. Ancak, mirasçılar külli halef sıfatıyla değil de sadece kendi haklarına dayanarak dava açarlarsa, senede karşı olan iddialarını senet (kesin delil) ile ispat etmek zorunda olmayıp, tanıkla ispat edebilirler (HGK 21.04.1978, 13-3608/338, HGK 12.04.1985, 4-558/317)&#8221; şeklinde karar verilmiştir.<br />
Her ne kadar Yüksek Yargıtay 19.Hukuk Dairesince &#8221;senede karşı yine ispat senetle olur, açıkça muvafakat edilmedikçe tanık dinlenemez. Ayrıca senet nakden düzenlenmiş olup, borcun ihtas nedeni değiştirilmemiştir. Kambiyo hukukunun temel prensiplerine göre uyuşmazlığın yazılı delil ile kanıtlanması gerekir.&#8221; şeklindeki gerekçeye istinaden mahkememiz hükmü bozulmuş ise de izah edilen daire kararı da nazara alındığında senede karşı senetle ispat kuralı davanın tarafları ve tarafların halefleri açısından da geçerli ise de huzurdaki davada mirasçılar halefiyete istinaden dava açmayıp kendi haklarına istinaden dava açtıklarından senede karşı senetle ispat kuralı huzurdaki davada uygulanmaz. Ayrıca dava muvazaaya dayalı senet iptali ve menfi tespit olup, muvazaa her türlü delille kanıtlanabilir ve tanık dinlenmesi mümkündür,…” gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.<br />
Direnme Kararının Temyizi:<br />
10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>
<p>II. UYUŞMAZLIK<br />
11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; bedelsizlik ve muvazaa iddiasıyla açılan bonodan dolayı menfi tespit ve istirdat istemine ilişkin eldeki davada, mahkemece tanık dinlenilmesi suretiyle hüküm kurulmasının isabetli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>
<p>III. GEREKÇE<br />
12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili kavramlar ile yasal mevzuatın irdelenmesinde yarar bulunmaktadır.<br />
13. Davalı tarafından varlığı iddia edilen bir hukuki ilişkinin mevcut olmadığının (yok olduğunun) tespiti için açılan davaya menfi (olumsuz) tespit davası denir (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı (Kuru-El Kitabı), İstanbul 2013, s. 346).<br />
14. Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır.<br />
15. Eş söyleyişle kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233).<br />
16. Başka bir şekilde ifade etmek gerekirse, menfi tespit davası icra takibinden önce sonuçlanmaz ve ihtiyati tedbir kararı verilmemiş olması (veya ihtiyati tedbir kararının kaldırılması) nedeniyle, (menfi tespit davası görülmekte iken) borç alacaklıya (davalıya) ödenmiş olursa, menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam edilir (m.72/6); yani menfi tespit davası (kendiliğinden) istirdat davasına dönüşür; bu hâlde mahkeme menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam eder (Kuru, B: İstinaf Sistemine Göre Yazılmış İcra ve İflâs Hukuku Ders Kitabı, Ankara, 2017, s. 146). Bu durumda İİK’nın 72/6 maddesi gereğince bedele dönüşen isteminin temeli menfi tespit davasıdır.<br />
17. Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer; fakat davacıya (borçluya) düştüğü hâller de vardır; davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukuki ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukuki İlişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukuki ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı HMK m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m.6). Fakat, alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru-El Kitabı, s.370 ilâ 372).<br />
18. HMK’nın 201. maddesinde &#8220;Senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüz Türk Lirasından az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz.&#8221; hükmü düzenlenmiştir.<br />
19. Senede karşı ileri sürülen hukuki işlemlerin senetle ispatı zorunludur (HMK m. 200). Senede bağlı olan her çeşit iddiaya karşı defi (savunma) olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler, ispat sınırından az bir miktara ilişkin olsa bile tanıkla ispat olunamaz; ancak senet (kesin delil) ile ispat edilebilir.<br />
20. Ancak, HMK’nın 203. maddesinde hangi hâllerde tanık dinlenebileceği açıklanmış olup,<br />
&#8220;a) Altsoy ve üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki işlemler.<br />
b) İşin niteliğine ve tarafların durumlarına göre, senede bağlanmaması teamül olarak yerleşmiş bulunan hukuki işlemler.<br />
c) Yangın, deniz kazası, deprem gibi senet alınmasında imkansızlık veya olağanüstü güçlük bulunan hallerde yapılan işlemler.<br />
ç) Hukuki işlemlerde irade bozukluğu ile aşırı yararlanma iddiaları.<br />
d) Hukuki işlemlere ve senetlere karşı üçüncü kişilerin muvazaa iddiaları.<br />
e) Bir senedin sahibi elinde beklenmeyen bir olay veya zorlayıcı bir nedenle yahut usulüne göre teslim edilen bir memur elinde veya noterlikte herhangi bir şekilde kaybolduğu kanısını kuvvetlendirecek delil veya emarelerin bulunması hali.&#8221; şeklinde düzenlenmiştir.<br />
21. Muvazaalı borç senedi düzenlemesi hususunu açıklamak gerekirse, miras bırakanın aslında borçlu olmadığı hâlde lehine yarar sağlamak istediği mirasçısı veya bir üçüncü kişi lehine adi veya ticari borç senedi düzenlemesi mutlak muvazaa niteliğinde olup, mirasçılar ödemekle yükümlü oldukları bu senedin iptalini muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı açacakları dava ile isteyemezler (Arslantürk, M.: Muris Muvazaası, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2019, s. 90).<br />
22. Kambiyo senedinden kaynaklanan talebin geçerliliği borç ilişkisinden bağımsızdır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.04.2015 tarihli ve 2013/19-1622 E., 2015/1238 K. sayılı kararı). Bu nedenle miras bırakanın düzenlemiş olduğu muvazaalı adi veya ticari borç senedi gerekli şartları haizse geçerlidir (Eviz, E.: Muris Muvazaası, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2015, s.122). Bu hâlde mirasçılar, miras bırakanın düzenlemiş olduğu borç senedinin muvazaa nedeniyle hükümsüzlüğünü ispatla yükümlüdürler.<br />
23. Mirasçılar, miras bırakanın yapmış oldukları hukuki işlemlerde kural olarak halef sıfatıyla taraf sayılırlar. Bunun sonucu olarak, mirasçılar ancak miras bırakanın sahip olduğu ispat imkânlarından faydalanabilirler. Ancak, miras bırakanın muvazaalı borç senedi düzenlemesi, mirasçılar aleyhine bir işlem olup, mirasçılar ile miras bırakanın hukuki menfaatleri çatışmaktadır. Bu nedenle, mirasçılar, muvazaalı borç senedinin hükümsüzlüğü talebiyle açacaklar davayı üçüncü kişi sıfatıyla her türlü delille ispatlayabilirler (Arslantürk, s. 91). Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.04.1978, 1976/13-3608 E., 1978/338 K.; 12.04.1985 tarihli ve 1983/4-558 E., 1985/317 K. sayılı kararlarında da değinilmiştir.<br />
24. Tüm açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;<br />
Davacıların miras haklarını almalarını engellemek amacıyla düzenlendiği ileri sürülen bono nedeniyle açılan menfi tespit ve istirdat istemine ilişkin eldeki davada, HMK’nın 201. maddesi uyarınca senede bağlı olan her çeşit iddiaya karşı defi olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler, ispat sınırından az bir miktara ilişkin olsa bile ancak senetle ispat edilebilir. Ancak hükümde öngörülen senede karşı senetle ispat kuralı senedin tarafları için geçerlidir. Senedin tarafları kavramına külli halefler yani mirasçılar da dahil olduğundan, mirasçıların külli halef sıfatıyla senede karşı dava açmaları hâlinde, iddialarını ancak senetle (yazılı delille) ispat edebilirler. Ne var ki, eldeki davada olduğu gibi mirasçılar küllî halef sıfatıyla değil de sadece kendi miras haklarına dayanarak dava açarlarsa, senede karşı olan iddialarını senet (kesin delil) ile ispat etmek zorunda olmayıp, muvazaa iddialarını HMK’nın 203/d maddesi gereğince tanıkla ispat edebilirler.<br />
25. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılan görüşmeler sırasında, eldeki davada muvazaa iddiasının hukukî temelinin bulunmadığı ve davanın bedelsizlik iddiasına dayalı olduğu, davacı mirasçıların kendi haklarına dayanarak böyle bir davayı açamayacakları, dolayısıyla tanık dinlenilerek hüküm kurulmasının mümkün olmadığı, bozma kararının yerinde olduğu, direnme kararının belirtilen ilâve gerekçe ile bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüşse de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.<br />
26. Diğer taraftan gerekçeli karar başlığında, dava tarihi 06.12.2013 olduğu hâlde 15.01.2018 olarak gösterilmesine ilişkin yanlışlık, mahallinde düzeltilebilir maddi hata niteliğinde bulunduğundan ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır.<br />
27. Hâl böyle olunca; yerel mahkemece yukarıda açılanan hususlara değinilerek verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun olup, yerindedir.<br />
28. Ne var ki, Özel Dairece davalı vekilinin diğer temyiz itirazları yönünden bir inceleme yapılmadığından diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.</p>
<p>IV. SONUÇ:<br />
Açıklanan nedenlerle;<br />
Direnme uygun bulunmakla davalı vekilinin uyuşmazlık noktasına ilişkin temyiz itirazlarının reddine, diğer yönlere ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 11. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi gereğince uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18.02.2021 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.</p>
<p>KARŞI OY</p>
<p>Somut olayda bono 01.07.2012 tarihinden önce düzenlendiğinden muvazaa iddiasının da 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK) hükümleri gözetilerek çözümlenmesi gerekir.<br />
Uygulamada murisin yaptığı işlemler yönünden muvazaa davaları genel olarak muris muvazaası ve genel muvazaa olarak iki ayrı başlıkta değerlendirilmektedir.<br />
Muris muvazaası olarak adlandırılan davalar murisin sağlığında devrettiği tapulu taşınmazlara ilişkin olarak açılmakta ve bu davalar 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre çözümlenmektedir. Nispi muvazaa niteliğini taşıyan bu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemekte ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Burada görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706. Borçlar Kanunu’nun 213.) ve Tapu Kanunu’nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptâlini isteyebilirler.<br />
Tapuda yapılan temlikler dışındaki işlemler yönünden belirtilen 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uygulanamaz. Ancak, böyle hâllerde genel muvazaa hükümlerinin uygulanması gerekir.<br />
Genel muvazaa BK 18. maddede düzenlenmiştir. Bu maddeye göre;<br />
Bir sözleşmenin şekil ve şartlarını tayininde, iki tarafın gerek sehven gerek akitteki hakiki maksatlarını gizlemek için kullandıkları tabirlere ve isimlere bakılmıyarak, onların hakikî ve müşterek maksatlarını aramak lâzımdır (BK 18/1).<br />
Yazılı borç ikrarına dayanarak alacaklı sıfatını kazanan başkasına karşı, borçlu tarafından muvazaa iddiası ileri sürülemez (BK 18/2).<br />
Muvazaada görünürdeki işlem tarafların iradesine uymadığından, tarafların asıl olarak yapmak istedikleri ancak gizledikleri işlem ise gerekli koşullara uyulmaksızın yapıldığından geçersizdir.<br />
Gizli işlemin tabi olduğu bir şekil koşulu yok ise veya var olan bir şekil koşulu mevcut işlemde gerçekleşmiş ise muvazaanın varlığına rağmen bu işlemin iptali mümkün değildir. Örneğin tapusuz taşınmazın devri için adi yazılı bir senet yapılmış ancak tarafların asıl amacı satış değil de bağışlama olsa bile muvazaaya dayalı olarak bu işlemin iptali mümkün olmayacaktır. Çünkü sözü edilen içtihadı birleştirme kararı tapulu taşınmazlarla ilgili olduğundan tapusuz taşınmazlara uygulanması mümkün değildir. Genel muvazaaya göre çözümlendiğinde de tapusuz taşınmazlar menkul hükmünde olduğundan menkullerde teslim ile mülkiyet geçeceğinden gizli işlem olan bağışlama için de şekil koşulu eksikliğinden söz edilemeyecek ve murisin yaptığı bu işlemin iptali mümkün olmayacaktır.<br />
Gizli işlemin geçerliliği için bir şekil koşulu var ama bu şekil koşulu gerçekleşmemişse bu takdirde muvazaaya dayalı iptal taşınır mallarda da söz konusu olabilecektir. Örneğin trafiğe kayıtlı bir araç gerçekte bağışlanmak istendiği hâlde noterde satış suretiyle devredilmiş ise burada muvazaaya dayalı iptal mümkündür. Çünkü trafiğe kayıtlı araçlar menkul hükmünde olmasına rağmen bağış suretiyle mülkiyetin geçişi için zilyetliğin devredilmesi yeterli olmayıp noterde bağış işleminin de gerçekleştirilmesi gerekir. Bağış işlemi yerine satış gösterilmesi hâlinde bu işlem bağış için geçerli şekil koşulunu sağlamadığından iptal söz konusu olabilecektir.<br />
Muvazaa davaları sadece muris işlemleri nedeniyle mirasçılar tarafından açılan davalar olmayıp yapılan muvazaalı işlemden zarar gören üçüncü kişiler tarafından da açılabilmektedir. İcra İflas Kanunu 277 vd. maddelerde tasarrufun iptali davaları muvazaanın varlığına ilişkin karineler içeren özel muvazaa düzenlemeleridir. Alacaklının tasarrufun iptali davası yerine BK 18. maddedeki hükme dayanarak genel muvazaa nedeniyle iptal davası da açması mümkündür. Alacaklının tasarrufun iptali yerine muvazaaya dayalı iptal davası açması hâlinde genel muvazaa hükümleri uygulanacaktır.<br />
Murisin muvazaalı işlemleri taşınır ve taşınmazların devrinden başka bir nedenle de olabilir. Örneğin muris bir taşınır veya taşınmaz malını devretmek yerine kendisini borçlu gösteren bir senede imza atmış olabilir. Bu senet aslında olmayan bir borç için bir miktar paranın bağışlanması amacıyla verilmiş ise burada verilmiş ve teslim edilmiş bir paradan ve bir bağışlamadan söz edilemeyeceğinden bu miktarın borçlanılması bağışlama vaadi niteliğindedir.<br />
BK 238. maddede bağışlama vaadinin ayni haklar için resmi şekilde yapılması bunların dışında ise yazılı şekilde yapılması geçerlilik şekli olarak düzenlenmiştir.<br />
Muris ile alacaklı arasında bağışlama vaadine ilişkin bu şekilde düzenlenmiş bir belge yok ise geçerli bir bağışlama vaadi bulunduğundan söz edilemeyecektir. Ancak bu senet düzenlenmekle birlikte ayrıca bağışlama vaadini içeren belge de düzenlenmiş ise bu senedin muvazaa nedeniyle iptali istenemeyecektir.<br />
Hukuki işlemlere ve senetlere karşı üçüncü kişilerin muvazaa iddialarının tanıkla ispatı mümkündür (HMK 203/1-d). Üçüncü kişi olmayanların ise muvazaa iddialarını yazılı delille ispatlaması gerekir (HMK 200 ve 201).<br />
Mirasçılar murisin külli halefidirler. Bu nedenle murisin hakkına dayalı olarak muvazaaya dayanmaları hâlinde külli halef olarak hareket etmiş olacaklarından muvazaa iddialarını yazılı delille ispatlamak zorundadırlar. Mirasçılar külli halef olarak hareket etmeyip kendi haklarına dayalı olarak dava açmış olmaları hâlinde kendi haklarına dayanmış olacaklarından bu durumda muris işlemi karşısında üçüncü kişi sayılacaklar ve muvazaa iddialarını tanıkla ispatlayabileceklerdir.<br />
Menfi tespit davasına konu edilen bono hamilinin üçüncü kişi olması hâlinde 6762 sayılı TTK 599. madde hükmü de gözetilmelidir. Bu hükme göre; poliçeden dolayı kendisine müracaat olunan kimse keşideci veya önceki hamillerden biriyle kendi arasında doğrudan doğruya mevcut olan münasebetlere dayanan defileri müracaatta bulunan hâmile karşı ileri süremez; meğer ki, hâmil, poliçeyi iktisabederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olsun (TTK 599/1). Bu hüküm bonolar hakkında da uygulanır (TTK 690). Bu hükümlerin sonucu olarak hamil iyiniyetli üçüncü kişi durumundaysa bonodan anlaşılmayan şahsi defiler ileri sürülemeyecek ancak üçüncü kişi değil ise bu defiler ileri sürülebilecektir.<br />
Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde davacılar kendilerinin mirastan mahrum bırakılması amacıyla bononun verildiğini ve takibe konulduğunu, bononun gerçek bir alacak borç ilişkisine dayanmadığını ileri sürerek menfi tespit davası açmış olduklarından murisin hakkına dayalı olarak değil kendi haklarına dayalı olarak açtıkları bu davada külli halef olarak hareket etmiş değillerdir. Bu nedenle muvazaa iddialarını tanıkla ispatlamaları mümkündür.<br />
Davaya konu olan ve ciro yoluyla üçüncü kişi eline geçmiş bulunmayan bonoda nakden kaydı bulunmakta olup, davalı alacaklı nakden kaydını talil etmiş olmadığından gerçek bir alacak borç ilişkisi bulunmadığını davalı borçlu değil davacılar ispatlamalıdır. Davacılar bu kapsamda murisin mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla hareket ettiğini de ispatlayacaklardır. Zira bu ispatlanmadığı takdirde doğrudan bedelsizliğe dayanmış olacaklarından bedelsizlik iddiası da murisin hakkına dayalı bir dava olacağından tanıkla ispatı mümkün değildir.<br />
Somut olayda tanıklar dinlenmiş ancak murisin mirasçılardan mal kaçırma amacıyla hareket ettiğini davacıların ispatladığına dair bir değerlendirmeye yer verilmeksizin borçlunun gerçek bir karz akdi bulunduğunu veya murisin borçlarının ödendiğini yazılı belgelerle ispatlayamadığı gerekçesiyle dava kabul edilmiştir. Oysa ki elinde bono bulunan alacaklı alacağının varlığını bu belge ile ispatlamakta olup bu belgedeki alacağın başka belgelerle de ayrıca ispatlanması gerektiğinden söz edilemez. Tanık beyanlarıyla davacılar mal kaçırma amacını ispatladıkları takdirde bu tanık beyanlarının doğru olmadığını ispatlamak için borçlu başka belgeler sunabilir ise de davacılar henüz üzerlerine düşen ispat yükünü yerine getirmemiş ise bonodaki alacağın başka belgelerle ispatlanması gerektiğinden söz edilemez. Bu şekilde bir kabul bononun yazılı delil olma mahiyetine de uygun değildir.<br />
Bononun tanzim tarihi ile vade tarihi arasında 5 yıldan fazla süre olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunun kabul edilmiş olmasının da hukuki bir temeli bulunmamaktadır. Bononun davalının taraf olmadığı başka bir davanın sonuçlanmasından sonra ortaya çıkmış olması murisin ölümünden sonra gerçekleşen bir durum iken murisin muvazaasına dayanak alınması da mümkün olamayacaktır.<br />
Bu durumda mahkemenin yaptığı delil değerlendirmesi ve vardığı sonuç murisin ileri süremeyeceği şekilde bir bedelsizlik incelemesi niteliğinde olup bu inceleme şekline göre tanıkla ispat mümkün değildir. Davacıların iddialarının bedelsizlik iddiasını da içermesi hâlinde bu iddiaların kambiyo hukukunun temel prensipleri esas alınarak ve senetle ispat kuralı gözetilerek incelenmesi ve senede karşı tanık dinlenmemesi gerekir.<br />
Davacıların muvazaa iddiaları yönünden ise murisin gerçek amacının ileride gerçekleştirilecek bağış için bağışlama vaadi olduğunu davacıların tanık dahil her türlü delille ispatlaması mümkündür. Bunun ispatlanması hâlinde ise gizli işlem olan bağışlama vaadi, yazılı şekilde yapılmamış olması nedeniyle geçersiz olacak, görünür işlem olan borç tanıması niteliğindeki bono düzenlenmesi ise tarafların gerçek iradelerine uygun olmadığından sonuç doğurmayacaktır.<br />
Bu durumda muvazaa iddiasında ispat yükünün davacılar üzerinde olduğu gözetilerek dosyadaki deliller ve tanık beyanları bu kapsamda değerlendirilerek öncelikle murisin bağışlama vaadi amacıyla hareket edip etmediğinin belirlenmesi ve buna göre bir karar verilmesi gerekirken, tanık beyanları bu yönüyle değerlendirilip davacıların bu konuda ispat yükünü yerine getirip getirmedikleri saptanmadan, yazılı delille ispatı gereken külli halef sıfatıyla ileri sürülen bedelsizlik incelemesi yapılıyormuş gibi değerlendirmelerle, üstelik bu konuda ispat yükü de ters çevrilmek suretiyle sonuca varılması doğru olmamıştır.<br />
Bu ilave gerekçelerle hükmün bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan direnme uygun bulunarak dosyanın özel daireye gönderilmesi şeklinde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Menfi tespit davasının icra takibinden sonra açılması hâlinde, bu davanın başlamış olan icra takibini sürüncemede bırakmak için açıldığı hakkında kuvvetli bir karine vardır.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/menfi-tespit-davasinin-icra-takibinden-sonra-acilmasi-halinde-bu-davanin-baslamis-olan-icra-takibini-suruncemede-birakmak-icin-acildigi-hakkinda-kuvvetli-bir-karine-vardir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Jul 2022 08:36:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[borçlu olunmadığının tespiti]]></category>
		<category><![CDATA[icra takibinden sonra menfi tespit davası]]></category>
		<category><![CDATA[teminat yatırarak icra takibini durdurmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=9278</guid>

					<description><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;2017/1660 E. &#160;, &#160;2021/2 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “menfi tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bursa 3. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiş,... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/menfi-tespit-davasinin-icra-takibinden-sonra-acilmasi-halinde-bu-davanin-baslamis-olan-icra-takibini-suruncemede-birakmak-icin-acildigi-hakkinda-kuvvetli-bir-karine-vardir/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Hukuk Genel Kurulu &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;2017/1660 E. &nbsp;, &nbsp;2021/2 K.</strong></p>



<ul><li></li></ul>



<p><strong>&#8220;İçtihat Metni&#8221;</strong></p>



<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br><br><br><br><br>1. Taraflar arasındaki “menfi tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bursa 3. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiş, Hukuk Genel Kurulu tarafından direnme kararının usul yönünden bozulmasından sonra mahkemece Hukuk Genel Kurulunun bozma kararına uyularak yeniden direnme kararı verilmiştir.<br>2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:<br><br>I. YARGILAMA SÜRECİ<br>Davacı İstemi:<br>4.1 Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 10.05.2002 tarihinde davalının yanında işe girdiğini, işe girerken kendisine boş senet imzalatılmak istendiğini, imzalamaması durumunda işten çıkarılacağının söylendiğini, bunun üzerine işe ihtiyacı olan müvekkilinin bu senetleri imzaladığını, davalı tarafından bu senetlerin icraya konulduğunu, senette imza dışındaki yazıların müvekkiline ait olmadığını, sonradan doldurulduğunu ileri sürerek Bursa 9. İcra Dairesinin 2007/11849 E. sayılı dosyasında takibe konu senet ve ferilerinden dolayı davacının davalıya borçlu olmadığının tespiti ile takibin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.<br>4.2. Davacı vekili 30.01.2013 tarihli ıslah dilekçesi ile; müvekkilinin icra takibinden bugüne kadar yaptığı itirazlarda ve açtığı menfi tespit davasında, takip konusu yapılan senedin yıllar önce teminat amacıyla verdiği senet olduğunu düşündüğünü, ancak 2012 yılı Eylül ayında davalı tarafından daha önce yırtarım dediği ancak müvekkil davacının aradaki husumet nedeniyle davalı tarafın kendisine yalan söyleyerek takibe konu ettiğini düşündüğü bononun aslında gerçekten davalı tarafından imha edildiğini, davalı tarafın müvekkilin imzasını taklit ederek farklı bir bono düzenleyip Bursa 9. İcra Dairesinin 2007/11849 E. sayılı dosyası ile icra takibine koyduğunu haricen öğrendiğini, dosyaya sunulan uzman bilirkişi raporu ile imzanın müvekkiline ait olmadığını, müvekkilinin gerçekte borcu olmamasına rağmen icra takibi ile gayrimenkullerinin satıldığını ve satılmaya devam edeceğini belirterek takip konusu bono üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasını, davanın kabulü ile müvekkili davacının, davalıya söz konusu takipten dolayı borçlu olmadığının tespitine, Bursa 9. İcra Dairesinin 2007/11849 E. sayılı dosyası ile yürütülen takibin durdurulmasına ve iptaline, davalının %40 kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>Davalı Cevabı:<br>5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; icra takibine konu senedin teminat olarak verilmediğini, davacının müvekkiline olan borcu nedeniyle tanzim edildiğini, davacı ile müvekkili arasında ortak iş yapmaktan kaynaklanan alacak borç ilişkisinin olduğunu belirterek haksız ve hukuki mesnetten yoksun davanın reddine ve davacının kötü niyetli olması nedeniyle %40 tazminata mahkûm edilmesine karar verilmesini istemiştir.<br>Mahkeme Kararı:<br>6. Bursa 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 14.03.2013 tarihli ve 2012/365 E. 2013/94 K. sayılı kararı ile; davacının 150.000TL bedelli ve 01.10.2007 vade tarihli senetteki imzayı bugüne kadar incelememiş olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, yapılan icra takibinde taşınmazların satış aşamasına gelinceye kadar imzaya veya borca itirazda bulunulmadığı, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)&#8217;nun 60/3. maddesi uyarınca takip dayanağı senetteki imzaya 7 gün içinde itiraz edilmemiş ise imzanın borçludan sadır olmuş sayılacağı, davanın tamamen ıslahı mümkün ise de, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun 182. maddesine göre ıslahın davayı uzatmak veya karşı tarafı rahatsız etmek gibi kötü niyetli düşüncelerle yapıldığı deliller veya belirtiler ile anlaşılırsa ıslah dikkate alınmadan karar verileceği, dosyaya sunulan delillere göre davacının ıslah talebinin davayı uzatmak amacıyla yapıldığı kanaatine varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br>Özel Daire Bozma Kararı:<br>7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.<br>8. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince 24.04.2014 tarihli ve 2013/10420 E. 2014/7895 K. sayılı kararı ile; “…Dava İİK.nun 72. maddesi hükmü gereğince borçlu olunmadığının tespitine ilişkin menfi tespit davasıdır. Menfi tespit davası birbiri ile çelişmemek kaydıyla birçok sebebe dayalı olarak açılabilir. Somut olaya gelince, davacı iş bu davasında, dava dilekçesinde kesinleşen takibe konu bononun işe girilmesi sırasında verilen bono olduğunu, bir başka deyişle bedelsiz olduğu iddiasına dayanmıştır. Davacı vekili vermiş olduğu 30.01.2013 tarihli ıslah dilekçesinde ise takip ve dava konusu bono aslının yeni görüldüğünü, daha önce görülmüş olan bono suretleri üzerindeki imzanın müvekkilinin imzasına benzediğini, işe girilirken verilen bono olduğu düşünülerek imzaya itiraz edilmediğini bildirerek davasını imza inkârına dayalı olarak ıslah etmiştir. Yapılan bu açıklamadan da anlaşılacağı üzere, ıslah tam ıslahtır. Bu durumda mahkemece davacı yanın ıslah dilekçesi üzerinde yeterince durulup bu yönde inceleme ve araştırma yapılması gerekirken, ıslahın davanın uzatılmasına yönelik bir talep olarak değerlendirilmesi doğru olmadığı gibi, imzaya 7 gün içinde itiraz edilmediği gerekçesiyle de menfi tespit davasının reddinde isabet görülmemiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.<br>Birinci Direnme Kararı:<br>9. Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 04.12.2014 tarihli ve 2014/689 E. 2014/599 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçelerle direnme kararı verilmiştir<br>Birinci Direnme Kararının Temyizi:<br>10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br>Hukuk Genel Kurulu Kararı:<br>11. Hukuk Genel Kurulunun 01.04.2015 tarihli ve 2015/19-715 E, 2015/1153 K. sayılı kararı ile; “…Mahkemece aslolan kısa kararda yukarıda açıklanan mevzuata uygun hüküm fıkrası oluşturulmamış sadece &#8220;önceki kararda direnilmesine&#8221; denilmekle yetinilmiş, dosya kapsamı dikkate alınarak taraflara yüklenen borç ve tanınan hakkın sıra numarası altında belirtildiği açık, infazda şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde, usulün aradığı niteliklere haiz kısa karar kurulmamıştır. Bu durumda, yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde usulün öngördüğü anlamda oluşturulmuş bir hüküm bulunmadığı gibi, direnme kararlarını denetleyen Hukuk Genel Kurulu tarafından incelenebilecek nitelikte teknik anlamda bir direnme hükmü de bulunmadığı her türlü duraksamadan uzaktır. Şu durumda mahkemece yapılacak iş; dosya kapsamı dikkate alınarak taraflara yüklenen borç ve tanınan hakkın sıra numarası altında belirtildiği açık, infazda şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde, usulün aradığı niteliklere haiz kısa karar ve buna uygun gerekçeli karar oluşturulmasıdır. Mahkemenin, yukarıda ayrıntılarıyla açıklanan biçimde usulün öngördüğü niteliklere haiz bulunmayan kısa kararı ve gerekçeli kararın hüküm kısmı usul ve yasaya uygun değildir. Direnme kararının bu nedenle bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle yerel mahkeme kararının usulden bozulmasına karar verilmiştir.<br>İkinci Direnme Kararı:<br>12. Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 19.11.2015 tarihli ve 2015/916 E. 2015/1021 K. sayılı kararı ile; davacı ıslah dilekçesinde, &#8220;takibe itirazında imzanın kendi imzasına benzediğini gördüğünü, imza inkârından icra tazminatı çıkmaması için imzaya itiraz etmediğini&#8221; belirtmiş ise de, senet bedeli göz önüne alındığında bu açıklamanın inandırıcı olmadığı, kaldı ki davacı dava dilekçesinde açıkça imzanın kendisine ait olduğunu belirttiği, dosyaya sunulan delilere göre ıslah talebinin kötü niyetli olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.<br>İkinci Direnme Kararının Temyizi:<br>13. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br><br>II. UYUŞMAZLIK<br>14. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; takibe ve davaya konu 01.10.2007 vade tarihli bononun bedelsiz olduğu iddiasıyla açılan eldeki menfi tespit davasında, davacının davasını imza inkârına dayalı olarak ıslah etmesinin mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.<br><br>III. GEREKÇE<br>15. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle menfi tespit davasının hukuki niteliği, ıslah kurumu ve icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasının icra takibine etkisinin irdelenmesinde ve yasal mevzuatın açıklanmasında yarar bulunmaktadır.<br>16. Davalı tarafından varlığı inkâr edilen bir hukuki ilişkinin mevcut olmadığının (yok olduğunun) tespiti için açılan davaya menfi (olumsuz) tespit davası denir (Kuru, B.: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s. 346).<br>17. Menfi tespit davası, 2004 sayılı İİK’nın 72. maddesinde düzenlenmiş olup, bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır. Davacı menfi tespit davasını birbiriyle çelişmemek üzere birden fazla nedene dayandırabilir.<br>18. Islah ise kavram olarak; taraflardan birinin yapmış olduğu usul işleminin tamamen veya kısmen düzeltilmesine denir (HUMK m. 83, HMK m. 176) (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, C: IV, İstanbul 2001, s. 3965). Islah müessesesi, davayı değiştirme, başka deyişle iddia ve müdafaanın değiştirilmesi veya genişletilmesi yasağını bertaraf eden bir imkandır. Zira bu suretle, aslında yasal itiraz ile karşılaşılabilecek olan herhangi bir taraf muamelesi, ıslah kurumu yardımı ile artık bu itirazı davet etmeksizin yapabilmektedir (Üstündağ, S.: Medeni Yargılama Hukuku, Cilt: I-II, 5. Baskı, İstanbul 1992, s. 534).<br>19. Islahın konusu tarafların yapmış oldukları usul işlemleri olduğu için, ıslahla düzeltilecek usul işlemlerinin neler olduğundan da söz etmek gerekir. Gerek öğreti, gerekse Yargıtay uygulaması davanın değiştirebileceğini ve genişletilebileceğini aynı şekilde savunmanın genişletilebileceğini ilke olarak kabul etmektedir. Yine müddeabihin artırılıp artırılmayacağı hususu da bir usul işlemi olup, ıslahın konusudur (Kuru, s. 4035).<br>20. 6100 sayılı HMK’nın 176. maddesine göre ıslah tamamen (kamilen) veya kısmen olmak üzere iki şekilde yapılabilmektedir.<br>21. Tamamen ıslahta davacı, davasını baştan (dava dilekçesinden) itibaren ıslah eder ve bir hafta içerisinde yeni bir dava dilekçesi verir (HMK m. 180). Davanın tamamen ıslahı yoluna, dava dilekçesinden (dava dilekçesi dahil) itibaren (HMK m. 179/2 de sayılanlar hariç) bütün usul işlemlerinin yapılmamış sayılması için başvurulur (HMK m. 179/1). Bu hâlde dava dilekçesinden itibaren yapılmış olan usul işlemlerinin (HMK m. 179/2 de sayılanlar hariç) tamamının yapılmamış sayılması (ıslah edilmesi, düzeltilmesi) söz konusu olduğu için buna davanın tamamen ıslahı denir. (Kuru, B.: İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medeni Usul Hukuku, Ankara 2019, s. 424). Başka bir anlatımla davacı tamamen ıslah ile yeni bir dilekçe vererek davasını baştan itibaren usule müteallik bütün işlemlerini değiştirebilir. Yani davacı bu yolla dava sebebini ve talep sonucunu tamamen değiştirip genişletebileceği gibi, davalı da tam ıslah ile savunmasını tamamen değiştirip genişletebilecektir. Bunun doğal sonucu olarak, dava dilekçesinde yer alan ilk talep içeriği değil, ıslah yoluyla açıklanan talep içeriği nazara alınarak araştırma ve inceleme yapılması ve mahkemece verilecek hükümde de ıslahla ileri sürülen istemin karşılanması gerekecektir.<br>22. Davanın kısmen ıslahında ise; davada yapılmış olan belli bir usul işlemi ıslah edilir (HMK m. 181) (düzeltilir) ve bundan sonraki usul işlemlerinin (ıslah edilen usul işlemi ile ilgili oldukları ölçüde) yapılmamış sayılması sağlanır (Kuru, s. 4014). Davacının talep sonucunu (müddeabihi) arttırması, talep sonucunu terditli dava hâline dönüştürmesi ve talep sonucunun daraltılması gibi işlemler kısmen ıslaha örnek olarak sayılabilecek usule müteallik işlemledir.<br>23. Islahın amacı, yargılama sürecinde, şekil ve süreye aykırılık sebebiyle ortaya çıkabilecek maddi hak kayıplarını ortadan kaldırmak olduğundan, hak ve alacağı bu sürecin dışında ortadan kaldırmış olan işlemlerin, yani maddi hukuk işlemlerinin ıslah yoluyla düzeltilebilmesi elbette ki mümkün değildir. Bir başka deyişle, maddi hakkı sona erdiren maddi hukuk işlemleri, ıslahla düzeltilemez. Feragat, kabul, sulh gibi işlemler, velev ki dava içinde yapılsın, asıl hakkı ortadan kaldırdıklarından, usul işlemi olduğu kadar (davayı etkilediği için usul işlemidir) maddi hukuk işlemi mahiyetini de taşımaktadır ve bu sebeple, bu işlemlerin ıslah yoluyla düzeltilmesi imkânsızdır; çünkü ıslah, yargılama hukukunun şekle ve süreye bağlılığından kaynaklanan zımni hak kayıplarının telafisi için öngörülmüş bir müessesedir. Açık bir irade beyanı ile terk edilen haklar, maddi gerçeğin şekle feda edilmesi gibi bir sonuç doğurmadığı için, ıslahın konusu olamaz.<br>24. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 07.06.2017 tarihli ve 2017/17-1093 E. 2017/1090 K.; 07.06.2017 tarihli ve 2016/9-1212 E. 2017/1078 K. ile 02.04.2019 tarihli ve 2017/22(7)-2168 E. 2019/395 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir<br>25. Islah işleminin ne şekilde yapılacağı 6100 sayılı HMK’nın 177. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; “Islah, sözlü veya yazılı olarak yapılabilir.” Görüldüğü üzere ıslah işleminin gerçekleştirilmesi için 6100 sayılı HMK’da herhangi bir şart öngörülmemiş, ıslahın sözlü veya yazılı olarak yapılabileceği hüküm altına alınmıştır.<br>26. Islah, 6100 sayılı HMK’nın 177/1. fıkrası uyarınca tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir.<br>27. “Kötüniyetli ıslah” başlıklı 6100 sayılı HMK’nın 182. maddesi;<br>“(1) Islahın davayı uzatmak veya karşı tarafı rahatsız etmek gibi kötüniyetli düşüncelerle yapıldığı deliller veya belirtilerle anlaşılırsa, mahkeme, ıslahı dikkate almadan karar verir. Ayrıca hâkim, kötüniyetle ıslaha başvuranı, karşı tarafın bu yüzden uğradığı bütün zararlarını ödemeye ve beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar disiplin para cezasına mahkûm eder.” şeklinde düzenlenmiştir.<br>28. Bu aşamada icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasının icra takibine etkisinin incelenmesinde yarar bulunmaktadır.<br>29. İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davası, aynı alacak için bu davadan önce yapılmış ve devam etmekte olan ilamsız icra takibini kendiliğinden durdurmaz. Ayrıca menfi tespit davasına bakan mahkeme ihtiyati tedbir yolu ile dahi icra takibinin durdurulmasına karar veremez (İİK m. 72/3); çünkü menfi tespit davasının icra takibinden sonra açılması hâlinde, bu davanın başlamış olan icra takibini sürüncemede bırakmak için açıldığı hakkında kuvvetli bir karine vardır. Ancak menfi tespit davasına bakan mahkeme borçlu davacının gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesi için ihtiyati tedbir kararı verebilir (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 50).<br>30. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı vekili dava dilekçesinde, kesinleşen takibe konu bononun işe girilmesi sırasında verilen bono olduğu, başka bir anlatımla bedelsiz olduğu iddiasına dayanmıştır. 30.01.2013 tarihli ıslah dilekçesi ile de takip ve dava konusu olan bononun aslını yeni gördüğünü, daha önce görülmüş olan bono suretleri üzerindeki imzanın müvekkilinin imzasına benzediğini, işe girilirken verilen bono olduğunu düşünerek imzaya itiraz etmediğini ileri sürmek suretiyle eldeki menfi tespit istemine ilişkin davasını imza inkârına dayalı olarak ıslah etmiştir. Mahkemece ıslah talebinin kötüniyetli olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.<br>31. Islah, tahkikat bitinceye kadar yapılabilir. Dolayısıyla davacının tahkikat bitinceye kadar dava sebebini ıslah etmesi mümkündür.<br>32. Dosya kapsamına göre davacının ıslahının kötü niyetli olduğuna dair davalının soyut beyanı dışında bir delil bulunmamaktadır. Ayrıca icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında icra takibinin durdurulmasına karar verilmesinin olanaklı olmadığı hususu da göz önüne alındığında yapılan ıslahın bu hâli ile yargılamayı uzatmaya yönelik olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu durumda mahkemece davacı tarafın ıslah dilekçesi üzerinde yeterince durulup bu yönde inceleme ve araştırma yapılması gerekmektedir.<br>33. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.<br>34. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.<br><br>IV. SONUÇ:<br>Açıklanan nedenlerle;<br>Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu&#8217;nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu&#8217;nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,<br>İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,<br>Aynı Kanunun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak 02.02.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Menfi tespit davalarında dava açmadan önce arabuluculuğa gitme zorunluluğu bulunmamaktadır.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/menfi-tespit-davalarinda-dava-acmadan-once-arabuluculuga-gitme-zorunlulugu-bulunmamaktadir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Oct 2020 09:17:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bölge Adliye Mahkemesi Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[bonoya dayalı icra takibi]]></category>
		<category><![CDATA[borçlu olunmadığının tespiti]]></category>
		<category><![CDATA[dava şartı arabuluculuk]]></category>
		<category><![CDATA[İİK.nın 72.md.si]]></category>
		<category><![CDATA[ticari nitelikteki menfi tespit davaları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=6761</guid>

					<description><![CDATA[Bölge Adliye Mahkemesi Kararı &#8211; İstanbul BAM, 13. HD., E. 2019/2623 K. 2020/553 T. 14.5.2020 İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİH: 17/05/2019 NUMARASI : 2019/28 Esas &#8211; 2019/608 Karar DAVA: Menfi Tespit (Ticari İlişkiden Kaynaklanan) İlk Derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/menfi-tespit-davalarinda-dava-acmadan-once-arabuluculuga-gitme-zorunlulugu-bulunmamaktadir/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="row row-segment">
<div class="col">
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong>Bölge Adliye Mahkemesi Kararı &#8211; </strong></span></p>
<p><span style="font-size: 18pt;"><strong>İstanbul BAM, 13. HD., E. 2019/2623 K. 2020/553 T. 14.5.2020</strong></span></p>
<p class="grounds-paragraph">İNCELENEN DOSYANIN</p>
</div>
</div>
<div class="row row-segment">
<div class="col">
<p class="grounds-paragraph">MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ</p>
</div>
</div>
<div class="row row-segment">
<div class="col">
<p class="grounds-paragraph">TARİH: 17/05/2019</p>
</div>
</div>
<div class="row row-segment">
<div class="col">
<p class="grounds-paragraph">NUMARASI : 2019/28 Esas &#8211; 2019/608 Karar</p>
</div>
</div>
<div class="row row-segment">
<div class="col">
<p class="grounds-paragraph">DAVA: Menfi Tespit (Ticari İlişkiden Kaynaklanan)</p>
</div>
</div>
<div class="row row-segment">
<div class="col">
<p class="grounds-paragraph">İlk Derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:</p>
</div>
</div>
<div class="row row-segment">
<div class="col">
<p class="grounds-paragraph">TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacılar vekili dava dilekçesi ile; Müvekkili &#8230;&#8217; nin davalılardan &#8230; Tic. A.Ş.&#8217; ye iş başvurusunda bulunduğunu ve işe kabul edildiğini, ancak şirketin prensip olarak işe başlattığı elemanlardan firmanın oluşacağı zararın teminatı olarak kefilli boş senet imzalattığını, işsiz olan müvekkilinin çaresizlik nedeniyle bu teklifi kabul ederek annesi &#8230;&#8217; nin kefil olduğu boş senedi imzalayarak firmaya vermek zorunda kaldığını, 2018 yılının son aylarına kadar da bu firmada çalıştığını, çalıştığı sırada firmada oluşan kasa açığı nedeniyle kendisinin sorumlu tutulduğunu ve bu zararı gidermesi için baskı altına alındığını, çaresiz kalan müvekkilinin 26.11.2018 tanzim ve 27.11.2018 vadeli bir gün sonra ödenecek kaydı ile 6.525,96.TL bedelli senet imzalatıldığını ve bu senedin bekletilmeden 05.12.2018 tarihinde İst. Anadolu &#8230;. İcra Müdürlüğü marifetiyle icraya verildiğini, firmanın bununla yetinmeyip elinde bulundurduğu boş imzalı senedi 230.000,00 TL olarak doldurarak 10.12.2018 vadeli göstermek suretiyle alacaklısı olarak &#8230; isimli kişi gösterilerek işbu senedi de ihtiyati haciz kararı alarak İstanbul &#8230;. İcra Müdürlüğü&#8217; nün &#8230; Es. sayılı dosya ile takibe koyduğunu, müvekkili &#8230;&#8217; nin 1997 doğumlu olup, işe girdiğinde 19 yaşında olduğunu, bu yaşta bir insana 230.000 TL borç para verilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, takip konusu senetin teminat olarak boş olarak verildiğini ve sonradan doldurulduğunu, müvekkilinin söz konusu senet den dolayı borcunun olmadığını iddia ile öncelikle İst. &#8230; İcra Müdürlüğü&#8217; nün &#8230; E. sayılı dosyadaki takibin dava sonuna kadar durdurulmasına, icra dosyasında müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine, tahsil edilmesi halinde istirdadına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı &#8230; Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesi ile; dava dilekçesinde ihtilafın işçi-işveren ilişkinden kaynaklandığının açıklandığını, buna göre davada İş Mahkemelerinin görevli olduğu halde Asliye Ticaret Mahkemesinde açılmış davanın usulden reddi gerektiğini, esasa ilişkin olarak da müvekkili şirketin eski çalışanı davacı &#8230;&#8217; nin sorumluluğunda bulunan şube kasasından 6.525,96 TL parayı yöneticilerinin bilgisi dışında habersiz ve işverenin güvenini kötüye kullanmak suretiyle zimmetine geçirdiğini kendi yazısı ve imzası ile ikrar ettiğini, hakkında suç duyurusunda bulunulmaması için zimmetine geçirdiği tutar değerinde senedi şirkete bizzat kendisinin teslim ettiğini, senet bedelinin gününde ödenmemesi üzerine İst.Anadolu &#8230;. İcra Müdürlüğü&#8217; nden takip başlattıklarını, dava dilekçesinde bahsedilen 230.000,00 TL tutarındaki senetle müvekkilinin hiç bir ilgisinin olmadığını, diğer davalılar ile müvekkili şirketinin hiç bir bağının bulunmadığını iddiaların asılsız olduğunu davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunarak % 20&#8242; den az olmamak kaydı ile tazminata hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir. Davalı &#8230; vekili cevap dilekçesi ile; Müvekkil &#8230; ile inşaat işleri sebebiyle diğer davalı &#8230; arasında borç ilişkisi doğmuş ve davaya konu 230.000,00 TL değerindeki bono ciro yöntemi ile devredildiğini, Kaldı ki müvekkil, kambiyo senetlerinin sebepten mücerret olması sebebiyle sebep açıklamak zorunda olmadığını, aksinin ispat yükümlülüğünün davacı tarafta olduğunu, Müvekkil, alacağını tahsil etmek üzere İstanbul &#8230;. İcra Müdürlüğü &#8230; E. sayılı dosyası ile icra takibi başlattığını, borca süresinde itiraz edilmediğini ve kesinleştiğini, müvekkilinin &#8230;Ticaret A.Ş. ile hiçbir bağlantısı bulunmadığını, herhangi bir yetkilisini dahi tanımadığını, müvekkilin diğer davalılar ile bağlantısı anlaşılamadığını, bu nedenle tefrik kararı verilmesi gerektiğini, müvekkili açısından mahkemenin görevsiz olduğunu, görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu belirterek davanın usulden reddi gerektiğini, esas yönünden de davanın haksız ve mesnetsiz açıldığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Diğer davalıya usulüne uygun tebligat yapılmasına rağmen herhangi bir cevap dilekçesi vermemiştir.</p>
</div>
</div>
<div class="row row-segment">
<div class="col">
<p class="grounds-paragraph">İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 17/05/2019 tarih ve 2019/28 Esas &#8211; 2019/608 Karar sayılı kararında; &#8220;Davacı alacaklı vekilinin 7155 S.Y.&#8217; nın 23. maddesinde 6325 S.Y.&#8217;nın 4. Maddesinden sonra eklenen 18/A maddesi ile arabulucuğa tabi davalarda davacının dava dilekçesine, arabuluculuğa ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini eklemek zorunda olduğu, eklenmeyen hallerde davacıya bu konuda son tutanağı eklemesi için 2 haftalık süre verilmesi gerektiği, Davacılar vekiline çıkarılan muhtıraya rağmen davacı tarafından arabulucuya gidildiğine dair belgenin süresi içinde sunulmadığı ve dava şartının gerçekleşmediği, 06.12.2018 tarihli 7155 Sayılı Yasanın 23. maddesi ile eklenen 6325 sayılı 18/A -2 ve HMK 114/2 maddesi gereğince dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi &#8230;&#8221;gerekçesi ile, &#8221;Davanın HMK.&#8217;nın 114/2. ve 115/2.maddeleri gereğince Dava şartı yokluğundan usulden reddine,&#8221; karar verilmiş ve karara karşı davacılar vekili ve davalı &#8230; vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.</p>
</div>
</div>
<div class="row row-segment">
<div class="col">
<p class="grounds-paragraph">İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacılar vekili istinaf dilekçesi ile; İlk derece mahkemesinin verdiği kararın kanun ve usul hükümlerine aykırı olduğunu, mahalli mahkeme daha evvel işin arabulucuyu ilgilendirdiğini ve yasa gereği ordan karar çıkmadan mahkemeye gidilmenin yasaya aykırı olduğunu iddia ederek taraflarına tebligat ve muhtıra gönderdiğini, Davacılar tarafından ise 05/04/2019 tarihli dilekçe ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin 2019/521 E. &#8211; 2019/423 K. Sayılı ilamı bu konuda görüşünü bildirdiğini ve özetli &#8220;Menfi tespit davaları arabulucu incelemesi kapsamına girmediğini bu tür davalarda yani menfi tespit davalarında bir miktar alacağın tahsili talebi olmadığını o halde arabulucuya başvuru zorunluluğu yoktur&#8221; denildiğini, ve mahalli mahkemenin kararını bozduğunu, Bunun üzerine dilekçenin kaydı ile taraflara tebliğine dair 12/04/2019 tarihli tensip tutanağı tanzim edildiğini buna rağmen cevap dilekçesi ve ilgili İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi kararına rağmen bu hususun göz ardı edilerek davanın, dava şartı oluşmadığına dair karar verildiğini, Kararın kanun ve usul hükümlerine aykırılık olduğundan istinaf talebinde bulunulduğunu, icra işlemlerinin devam etmekte olup, mahcuz taşınmazın satışına karar verildiğini, bu nedenle istinaf incelemesine kadar satışın durdurulmasına, tedbirin karar verilmesini talep edildiğini, ileri sürerek öncelikle mahalli mahkemeye bildirildiği gibi mahcuz taşınmazların ve menkulün satışının durdurulmasına duruşma talebinin kabulü ile, taraflara duruşma günü gönderilmesine, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına yeni bir karar verilmesine, bunun mümkün olmadığı takdirde mahalli mahkeme kararının bozulması ile yeni bir yargılama yapılması amacıyla dosyanın mahalli mahkemeye gönderilmesi talep edilmiştir. Davalı &#8230; vekili istinaf dilekçesi ile; Usule ilişkin istinaf nedenleri, Dosyaya mübrez beyanlarında da belirttiği üzere davanın kambiyo senedinden kaynaklı borca ilişkin olduğunu, taraflar arasındaki ilişkinin ticari nitelikte olmadığını, TTK&#8217; nın 4. maddesinde belirtilen mutlak ya da nispi ticari dava niteliğini haiz olmadığını, Hukuk Muhakemeleri Kanunu 2. madde hükmünce işbu davada müvekkil &#8230; açısından Asliye Hukuk Mahkemeleri&#8217; nin görevli olduğunu, davanın görevsizlik verilerek usul yönünden reddedilmesi gerekerken bu yönde bir karar kurulmadığını,</p>
</div>
</div>
<div class="row row-segment">
<div class="col">
<p class="grounds-paragraph">İstanbul BAM Esas: 2018 / 812 Karar: 2018 / 1153 sayılı kararı, T.C YARGITAY E: 2014/ 48193 K: 2016 / 4040 sayılı kararı, uyarınca görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini, Esasa ilişkin istinaf nedenleri, Müvekkil &#8230; ile inşaat işleri sebebiyle diğer davalı &#8230; arasında borç ilişkisi doğmuş ve davaya konu 230.000,00 TL değerindeki bono ciro yöntemi ile devredildiğini, Kaldı ki müvekkilinin, kambiyo senetlerinin sebepten mücerret olması sebebiyle sebep açıklamak zorunda olmadığını, aksinin ispat yükümlülüğünün davacı tarafta olduğunu, Müvekkilinin, alacağını tahsil etmek üzere İstanbul &#8230;. İcra Müdürlüğü&#8217;nün &#8230; E.sayılı dosyası ile icra takibi başlattığını, borca süresinde itiraz edilmediğini ve kesinleştiğini, müvekkilinin &#8230; Ticaret A.Ş. ile hiçbir bağlantısının bulunmadığını, herhangi bir yetkilisini dahi tanımadığını, müvekkilinin diğer davalılar ile bağlantısının anlaşılamadığını, bu nedenle tefrik kararı verilmesi gerektiğini, müvekkili açısından mahkemenin görevsiz olduğunu, görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu belirterek davanın usulden reddi gerektiğini, esas yönünden de davanın haksız ve mesnetsiz açıldığını savunarak davanın reddine karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek istinaf talebinin kabulü ile ilk derece mahkeme kararının bozulmasını talep etmiştir.</p>
</div>
</div>
<div class="row row-segment">
<div class="col">
<p class="grounds-paragraph">DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK&#8217; nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, iş ilişkisi nedeniyle teminat olarak verildiği iddia edilen senetten dolayı başlatılan icra takibinde borçlu olunmadığının tespiti istemine yöneliktir. Mahkemece, davanın HMK.&#8217;nın 114/2. ve 115/2. maddeleri gereğince dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiş ve karara karşı davacılar vekili ve davalı &#8230; vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Yargıtay nin 13.02.2020 T.2020/85-454 E.K. Sayılı kararında;&#8221; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulu’nun kararı 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev Ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 35/3-4 maddelerine uygun olarak verildiğinden ve incelenen evrakın kapsamından söz konusu uyuşmazlığın ticari nitelikteki menfi tespit davalarından kaynaklandığı anlaşılmış olup bu tür davaların temyiz incelemesini yapma görevi Dairemize ait olduğundan, talebin Dairemizce görüşülüp değerlendirilmesine karar verilmiştir. HMK’nın 106. maddesinde düzenlenen tespit davasının özel bir şekli olan menfi tespit davası, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat davası olarak nitelendirilemez. Bu dava sonucunda, borçlunun borçlu olmadığının anlaşılması halinde borçlu olunmayan kısım belirtilmek suretiyle olumsuz tespit hükmü kurulmaktadır. Menfi tespit davasının istirdat davasına dönüştüğü hâllerde dahi olumsuz tespit hükmü kurulması gerekmektedir. Başka bir deyişle, menfi tespit davasının niteliği gereği verilen kararlarda, yalnızca davacının borçlu olup olmadığı belirlenmekte, borçlu olmadığı kısma ilişkin olumsuz tespit hükmü kurulmaktadır. Bu hüküm, herhangi bir alacağın tahsilini gerektirir nitelikte bir ilam olmadığından esasa yönelik olarak İİK m. 32 uyarınca doğrudan ilamların icrası yolu ile takibe konulamaz. Oysa arabuluculuk sonucu verilen kararlar ilam hükmünde olup, cebri icra yoluna başvurulabilecek niteliktedir. Ancak yukarıda açıklandığı gibi menfi tespit davaları sonucunda verilen hükümler esasa yönelik olarak cebri icraya konu edilip infaz edilemeyeceğinden, ticari davalarda arabuluculuğa başvuruyu dava şartı olarak öngören madde hükmünün amaçsal yorumundan Yasa Koyucu’nun bilinçli olarak menfi tespit davalarını arabuluculuk dava şartına tabi tutmadığı anlaşılmaktadır. Yukarıda açıklanan nedenlerle 7155 sayılı kanunun 20. maddesi ile 6102 sayılı TTK’na eklenen 5/A maddesi gereğince TİCARİ NİTELİKTEKİ MENFİ TESPİT DAVALARINDA DAVA AÇILMADAN ÖNCE ARABULUCULUĞA GİDİLMESİNİN ZORUNLU OLMADIĞINA VE ARABULUCUYA GİDİLMİŞ OLMASININ BİR DAVA ŞARTI OLMADIĞINA, &#8221; uyuşmazlığın bu şekilde giderilmesine 13.02.2020 gününde oybirliğiyle ve 5235 sayılı kanunun 35/4 maddesi gereğince kesin olarak karar verilmiştir. Yukarıda yazılan Yargıtay nin kararı ile, Bölge Adliye Mahkemeleri Hukuk daireleri arasındaki ticari mahiyetteki menfi tespit davalarının arabuluculuk başvuru şartına tabi olup-olmadığına ilişkin farklı kararların verilmesine yönelik uyuşmazlık giderilmiştir. Söz konusu Yrg.19.HD.nin kararı, uygulamada birliğin sağlanması için Dairemizcede benimsenerek görüş değişikliğine gidilmiştir. Somut olayda, bonoya dayalı olarak yapılan icra takip alacağından İİK.nın 72.md.si uyarınca borçlu olmadığının tespiti talep edilmektedir. Yukarıda bahsedilen Yrg.19.HD.nin kararında belirtilen kriterler gözetildiğinde; istinafa konu davadan önce arabulucuya gidilmesi zorunlu dava şartı değildir. Aksi yöndeki mahkeme kararı usul ve yasaya aykırı görüldüğünden davacının istinaf talebi kabul edilmiştir. Davadan önce arabulucuya başvuru şartı, davanın mahkemelerde açılıp görülmesine yönelik olarak düzenlenen özel bir dava şartıdır. Mahiyetleri gereği özel dava şartları 6100 Sayılı HMK.nın 114 Maddesinde düzenlenen genel dava şartlarından önce incelenir. Somut olayda arabuluculuk özel dava şartının, HMK. 114/1-c maddesinde düzenlenen &#8221; mahkemenin görevli olması,&#8221; genel dava şartından önce incelenmesi gerekmektedir. Mahkemenin öncelikle arabulucuk dava şartını incelemiş olması usul ve yasaya uygun olup aksi yöndeki davalı istinafı yerinde değildir. Sonuç itibariyle; istinafa konu Mahkeme kararı usul ve yasaya aykırı olduğundan davacının istinaf talebi kabul edilerek HMK.nın 353/1-a4 maddesi uyarınca kaldırılmasına, davalının usule ilişkin istinaf talebinin reddine, verilen kararın sonucuna göre de, istinaf eden davalının esasa ilişkin istinaf taleplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.</p>
</div>
</div>
<div class="row row-segment">
<div class="col">
<p class="verdict-paragraph">HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; Davacıların istinaf başvurusunun KABULÜ ile; 1-İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi&#8217; nin 17/05/2019 tarih ve 2019/28 Esas &#8211; 2019/608 Karar sayılı kararının HMK&#8217; nın 353/1-a4 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dava dosyasının mahkemesine İADESİNE, 2-İstinaf eden davalı &#8230;&#8217; ın usule ilişkin istinaf başvurusunun HMK&#8217; nın 353/1-b1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, Esasa ilişkin istinaf nedenlerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan 121,30&#8242; ar TL istinaf kanun yoluna başvuru harçlarının hazineye gelir kaydına, 44,40&#8217;ar TL istinaf karar harçlarının talep halinde yatırana iadesine, 4-Taraflarca istinaf aşamasında yapılan masrafların kendi uhdelerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı olması halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 14/05/2020 tarihinde HMK 353/1-a4 maddesi uyarınca kesin olarak oy birliği ile karar verildi.</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
