<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ceza zamanaşımının uygulanması &#8211; Av. Ünal Göktürk</title>
	<atom:link href="https://unalgokturk.av.tr/tag/ceza-zamanasiminin-uygulanmasi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://unalgokturk.av.tr</link>
	<description>Bakırköy Hukuk Bürosu</description>
	<lastBuildDate>Tue, 30 Mar 2021 07:30:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.4.5</generator>

<image>
	<url>https://unalgokturk.av.tr/wp-content/uploads/2019/08/cropped-advocate-32x32.png</url>
	<title>ceza zamanaşımının uygulanması &#8211; Av. Ünal Göktürk</title>
	<link>https://unalgokturk.av.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Maddi ve manevi tazminat davalarında eylemin aynı zamanda suç oluşturması durumunda olaya uygulanacak zamanaşımı süresine ilişkin karar.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/maddi-ve-manevi-tazminat-davalarinda-eylemin-ayni-zamanda-suc-olusturmasi-durumunda-olaya-uygulanacak-zamanasimi-suresine-iliskin-karar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Mar 2021 07:30:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[ceza zamanaşımının uygulanması]]></category>
		<category><![CDATA[Haksız fiil]]></category>
		<category><![CDATA[zamanaşımı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=7712</guid>

					<description><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;2013/1626 E. &#160;, &#160;2015/1187 K. HAKSIZ EYLEM SEBEBİYLE MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT ZAMANAŞIMI ZARARA YOL AÇAN EYLEMİN AYNI ZAMANDA SUÇ OLUŞTURMASI TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) (765) Madde 102 TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) (765) Madde 240 TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) (765) Madde 104 TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) (765) Madde 107 BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818)... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/maddi-ve-manevi-tazminat-davalarinda-eylemin-ayni-zamanda-suc-olusturmasi-durumunda-olaya-uygulanacak-zamanasimi-suresine-iliskin-karar/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Hukuk Genel Kurulu &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;2013/1626 E. &nbsp;, &nbsp;2015/1187 K.</strong></p>



<ul><li>HAKSIZ EYLEM SEBEBİYLE MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT</li><li>ZAMANAŞIMI</li><li>ZARARA YOL AÇAN EYLEMİN AYNI ZAMANDA SUÇ OLUŞTURMASI</li></ul>



<ul><li>TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) (765) Madde 102</li><li>TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) (765) Madde 240</li><li>TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) (765) Madde 104</li><li>TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) (765) Madde 107</li><li>BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 41</li><li>BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 60</li><li>BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 32</li><li>BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 37</li><li>BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 112</li><li>TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 66</li><li>TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 68</li><li>TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 65</li><li>CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) (1412) Madde 365</li></ul>



<p><strong>&#8220;İçtihat Metni&#8221;</strong></p>



<p>Taraflar arasındaki “maddi ve manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Trabzon 3.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 02.02.2012 gün ve 2009/394 E- 2012/30 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin 12.06.2012 gün ve 2012/5092 E-2012/10286 K. Sayılı ilamı ile;<br>(&#8230;1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere göre davacının, davalılardan İ.. Y..&#8217;a yönelik temyiz itirazları reddedilmelidir.<br>2-Davacının, davalılardan O.. Y..&#8217;a yönelik temyiz itirazlarına gelince; dava, haksız eylem nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz olunmuştur.<br>Dava konusu zararlandırıcı eylem 21.11.2002 tarihinde meydana gelmiş olup, dava ise 23.12.2009 tarihinde ikame edilmiştir. Mahkemece, fail davalının eyleminin TCK&#8217;nun 240.maddesi kapsamında bulunduğu ve TCK&#8217;nun 102/4.maddesi gereğince de ceza davası zamanaşımı süresinin 5 yıl olduğu gerekçesiyle yazılı biçimde karar verilmiştir. Dava tarihi itibariyle fail davalı hakkındaki ceza davası derdesttir. Davacı, ceza davasına müdahil olarak şahsi hak isteminde bulunabileceğine göre uzamış ceza davası zamanaşımı süresinin dolduğundan söz edilemez. Şu durumda, bu davalı yönünden uyuşmazlığın esasının çözümlenmesi gerekir. Karar, açıklanan nedenle yerinde görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir&#8230;)<br>gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece, önceki kararda direnilmiştir.<br><br>TEMYİZ EDEN : Davacı vekili<br><br>HUKUK GENEL KURULU KARARI<br>Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:<br>Dava, haksız eylem nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir.<br>Davacı-borçlu, davalı olan avukatın alacaklısının vekili olduğunu, takip kapsamında icra dosyası haricinde yapılan ödemeleri gizleyerek, mükerrer tahsilata neden olduğunu, icra takibindeki alacağı temlik alan diğer davalı takip alacaklısı İ.. Y.. ile davalı avukat O.. Y..’un birlikte hareket etmesi ile evinin cebri satış sonucu elinden alındığını, evinin satışına neden olacak şekilde borçlu olmadığı halde, davalıların bu duruma neden olduğunu, davalının avukatlık görevini kötüye kullandığını, bu olay nedeniyle maddi ve manevi zarara uğradığını belirterek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 20.000 TL maddi ve 50.000 TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.<br>Davalılar, ayrı ayrı davanın zamanaşımına uğradığını defi olarak ileri sürüp, esas yönüyle de, davanın reddini dilemişlerdir.<br>Yerel Mahkemece, “21.11.2002 tarihinde icra dairesinde temlik işleminin yapıldığı, davalı O.. Y..&#8217;un alacaklılardan A.. vekili olarak protokolü imzaladığı, incelenen Giresun 1.İcra Müdürlüğü&#8217;nün talimat dosyasından da 29/04/2004 tarihinde satış işleminin gerçekleştirildiği, satış 29.04.2004 tarihinde gerçekleşmiş olup, dava ise 23.12.2009 tarihinde açıldığı, İsmail yönünden öngörülen zarar olgusu sonucu bilindikten sonra eylem bir suç niteliği taşımadığından bir yıllık zamanaşımının dolduğu, yine O.. yönünden de görevi kötüye kullanma suçundan yapılan yargılama göz önüne alındığında O..&#8217;ın 21.11.2002 tarihinde devir işlemini yaptığı ve bu şekilde dosyadan el çektiği, zararın doğduğu tarihin de yine 29.04.2004 olarak kabulü gerektiği, bu kapsamda değerlendirildiğinde suç olarak değerlendirilen eyleminin görevi kötüye kullanma olarak değerlendirildiği ve bu şekilde ceza davasının yürüdüğü, suç tarihine göre 765 sayılı TCK uyarınca bu eylem için öngörülen ceza dava zamanaşımının 5 yıl olduğu göz önüne alındığında, öngörülen uzatılmış zamanaşımının da dolduğu” gerekçesiyle maddi ve manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.<br>Karar davacı vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece davalı İ.. Y.. yönünden verilen karara yönelik temyiz itirazlarının reddine karar verilmiş ancak, diğer davalı O.. Y.. yönünde ise, yukarıda yazılı gerekçelerle bozulmuş; yerel mahkemece, davalı O.. Y.. yönünden önceki kararda direnilmiştir.<br>Hükmü temyize, davacı vekili getirmiştir.<br>Davalı İ.. Y.. hakkındaki hüküm temyiz itirazları reddedildiğinden kesinleşmiş olup, uyuşmazlık dışıdır.<br>Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulunun önüne gelen uyuşmazlık; haksız eylem iddiasına dayalı olarak açılan eldeki davada, davalı O.. Y.. yönünden dava zamanaşımı süresinin dolup dolmadığı noktasında toplanmaktadır.<br>Görülmekte olan davanın hukuksal dayanağı haksız fiildir.<br>Bu nedenle, haksız fiil ve zamanaşımı kavramları ile bu hukuki müesseselerin kanuni düzenlemeleri üzerinde durulmasında yarar vardır.<br>Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu(BK)&#8217;nun “haksız işlemlerden doğan borçlar”ı düzenleyen 41.mad65desinde haksız fiil; “Gerek kasten, gerek ihmal ve kayıtsızlık yahut tedbirsizlik ile haksız surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine mecburdur’’ şeklinde tanımlanmıştır.<br>Buna göre, haksız fiil; hukuka aykırı bir eylemle başkasına zarar verilmesidir.<br>Haksız fiilden söz edilebilmesi için, şu dört unsurun birlikte bulunması zorunludur: Öncelikle ortada hukuka aykırı bir fiil bulunmalıdır. İkinci unsur, fiili işleyenin kusurudur. Üçüncü olarak, kusurlu şekilde işlenen ve hukuka aykırı olan bu fiil nedeniyle bir zarar doğmalıdır. Nihayet, doğan zarar ile hukuka aykırı fiil arasında nedensellik bağı bulunmalıdır. Bu unsurların tümünün bir arada bulunmadığı, bir veya birkaç unsurun eksik olduğu durumlarda, haksız fiilin varlığından söz edilemez.<br>Öte yandan, özel hukukta teknik bir kavram olan zamanaşımı, bir hakkın kazanılmasında veya kaybedilmesinde kanunun kabul etmiş olduğu sürenin tükenmesi anlamına gelmektedir.<br>818 sayılı Borçlar Kanunu (BK)&#8217;nun 125-140&#8217;ncı maddeleri arasında düzenlenen zamanaşımı, hakkın ileri sürülmesini engelleyici nitelikte olup, alacak hakkı alacaklı tarafından, yasanın öngördüğü süre ve koşullar içinde talep edilmediğinde etkin bir hukuki himayeden, başka bir deyişle, dava yoluyla elde edilebilme olanağından yoksun bırakılmaktadır. Zamanaşımına uğrayan alacağın tahsili hususunda Devlet kendi gücünü kullanmaktan vazgeçmekte, böylece söz konusu alacağın ödenip ödenmemesi keyfiyeti borçlunun iradesine bırakılmaktadır. Şu halde zamanaşımına uğrayan alacak ortadan kalkmamakla beraber, artık doğal bir borç (Obligatio naturalis) haline gelmektedir. Ancak belirtmek gerekir ki, alacağın salt zamanaşımına uğramış olması, onun eksik bir borca dönüşmesi için yeterli değildir; bunun için borçlunun, kendisine karşı açılmış olan alacak davasında alacaklıya yönelik bir def&#8217;ide bulunması gerekir (HGK’nun 05.05.2010 gün ve E:2010/8-231, K:255; 09.10.2013 gün ve E:2013/4-36, K:2013/1457; 19.02.2014 gün ve E:2013/4-440, K:2014/115 sayılı ilamları).<br>İşte, zamanaşımı hukuki niteliği itibariyle, maddi hukuktan kaynaklanan bir def&#8217;i olup; usul hukuku anlamında ise, bir savunma aracıdır (Kuru, Baki:Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt:IV, İstanbul 2001, Cilt:2, s.1761;Von Tuhr. A.Borçlar Hukuku (C.Edege Çevirisi), Ankara 1983, Cilt:1-2, s.688 vd.;Canbolat, Ferhat:Def’i ve İtiraz Arasındaki Farklar ve İleri Sürülmesinin Hukuki Sonuçları, EÜHF Dergisi, Cilt:III, Sayı:1, Kayseri 2008, s.255 vd.; HGK’nun 06.04.2011 gün ve E:2010/9-629, K:2011/70; 09.10.2013 gün ve E:2013/4-36, K:2013/1457; 19.02.2014 gün ve E:2013/4-440, K:2014/115 sayılı ilamları).<br>Haksız fiillerde zamanaşımı ise, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60.maddesinde ayrıca düzenlenmiştir.<br>Anılan maddenin birinci fıkrasında; “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrır olan tarafın zarar ve failine ıttılaı tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren 10 sene mürurundan sonra istima olunmaz.” denildikten sonra; aynı maddenin ikinci fıkrasında, ceza dava zamanaşımına yollamada bulunularak; “Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha da uzun müruruzamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik edilir.” hükmü getirilmiştir.<br>Madde metninden açıkça anlaşılacağı üzere, haksız fiillere uygulanacak üç ayrı zamanaşımı süresi belirlenmiştir.<br>Bunlar, zarar görenin zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayacak olan 1 yıllık kısa süreli zamanaşımı; fiilin vukuundan itibaren işleyecek 10 yıllık kesin süreli zamanaşımı ve fiilin aynı zamanda suç oluşturduğu durumlarda uygulanacak olan uzamış (ceza davası) zamanaşımı süreleridir.<br>BK&#8217;nun 60.maddesinin 1.fıkrasına göre, haksız fiil nedeniyle tazminat davası açma hakkı zarar görenin, zararı ve haksız eylemi öğrenmesinden itibaren başlayacak ve bir yılda zamanaşımına uğrayacaktır. Burada önemli olan zararı ve tazminat sorumlusunu öğrenmektir. Öğrenebilecek durumda olmak zamanaşımının işlemeye başlamasına sebep olmaz. Zarar ve sorumludan hangisi daha sonra öğrenilirse, zamanaşımı son öğrenme gününden itibaren işlemeye başlar. Eğer zarara uğrayan tüzel kişi ise, dava açmaya yetkili organın öğrenmesi dikkate alınır.<br>Bir yıllık sürenin başlaması için zarar görenin, zarar ile birlikte tazmin borçlusunu da öğrenmiş olması gerekir. Kusur sorumluluğunda fail, kusursuz sorumlulukta kanunen sorumlu görülen kişinin öğrenilmesi gerekir.<br>BK&#8217;nun m.60/2.fıkrasında düzenlenen ceza davası zamanaşımının uygulanabilmesi için öncelikle; zarar veren eylemin Ceza Kanunu ya da ceza hükmü taşıyan özel kanunda suç olarak düzenlenmiş olması gereklidir.<br>Özel kanunlarda haksız eylem için başka bir zamanaşımı süresi tayin edilmiş olmadıkça, haksız eylemden doğan maddi ve manevi zararların tazmini için açılacak davalarda BK&#8217;nun 60.maddesinde öngörülen zamanaşımı uygulanmak gerekir.<br>Öğretide ve yargısal inançlarda, BK’nun m.60/2’deki hükmünün anlam ve amacı şu şekilde açıklanmaktadır:<br>Haksız fiillerin bir kısmı, sadece özel hukuk açısından değil, ceza kanununda ya da ceza hükümlerini taşıyan özel kanunlar bakımından da sorumluluğu gerektirebilir. Haksız fiilin faili, yani sorumlusu genellikle daha ağır sonuçları olan ceza kovuşturmasına konu olabileceği sürece, zarar görenin haklarını yitirmesinin mantık dışı olacağı kuşkusuzdur.<br>Bu bakımdan haksız eylem aynı zamanda ceza kanununda ya da ceza hükümlerini taşıyan özel kanunlarda suç teşkil ediyorsa ve bu yasalarda, bu eylem için daha uzun bir zamanaşımı süresi tayin edilmişse, tazminat davası da ceza davasına ilişkin zamanaşımı süresine tabi olur.<br>Bu husus, 07.12.1955 gün ve 17/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulanmıştır. Zira, ceza davasının zamanaşımı &#8220;suçun türüne göre değişmekle beraber&#8221; çoğunlukla, BK&#8217;nun m.60/I&#8217;deki özel hukuk zamanaşımından daha uzundur.<br>O halde, fail hakkında açılmış bir ceza davası devam eder ve fakat o davaya şahsi davacı olarak zarar görenin katılma imkanı sağlanmaz ya da o uzun süreye denk olarak hukuk mahkemesinde (hele ceza davasıdevam ederken) tazminat davası açmasına izin verilmezse, denge bozulmuş olur.<br>Bu itibarla şayet zarar doğuran eylem aynı zamanda cezayı gerektirir nitelikte ise ve ceza kanununda ya da ceza hükümlerini taşıyan özel kanunlarda bu eylem için kabul edilen zamanaşımı süresi, BK’nundaki 1 yıllık süreden daha kısa ise, o zaman yine BK. m. 60/I olaya uygulanacak; bu Kanunlarda tayin edilen zamanaşımı süresi BK. m. 60/I&#8217;deki süreden daha uzun ise, o zaman tayin edilen uzun süre, tazminat davaları için de uygulama yeri bulacaktır. Böyle bir durumda uygulanması söz konusu olan ceza davası zamanaşımı süresi ise, fiilin gerçekleştiği tarihe göre uygulama alanı bulacak olan mülga 765 sayılı TCK’nun 102 (veya halen yürürlükteki 5237 sayılı TCK’nun 66.) maddesine göre belirlenecektir.<br>Hemen belirtmek gerekir ki; BK. m.60/II&#8217;deki zamanaşımı, tamamen özel hukuka ait bir kurum olup, zamanaşımını durduran ve kesen nedenler yönünden ise, mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu&#8217;nun 102, 104 ila 107. maddeleri değil, aksine BK&#8217;nun, 132 ila 137. maddeleri uygulama alanı bulacaktır.<br>Öte yandan, tazminat davalarına daha uzun süreli ceza davasına ilişkin zamanaşımının uygulanması için fail hakkında ceza davasının açılmış veya mahkumiyet kararı verilmiş bulunması gerekli değildir; sadece cezalandırılması kabil bir eylemin işlenmiş olması, bir diğer söyleyişle, haksız fiilin suç niteliğini taşıması yeterlidir. Bununla beraber hukuk hakimi, ceza tertibine ilişkin olarak ceza hakimince verilen ve suçun işlendiğini ya da işlenmediğini kesinlikle tespit eden bir hüküm varsa, bununla bağlıdır (BK. m. 53).<br>Ancak, ceza hakimi eylemin suç olup olmadığı üzerinde durmaksızın delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı vermiş olursa, hukuk hakimi bununla bağlı olmayarak, haksız eylemin suç niteliğini taşıyıp taşımadığını araştırır. Bunun gibi ortada böyle bir hükmün bulunmaması halinde de hukuk hakimi, cezai sorumluluğu gerektiren bir eylemin işlenmiş olup olmadığını serbestçe inceleyip takdir eder ve olaya uygulanacak zamanaşımını belirler.<br>Bundan başka, işlenen eylemin, kovuşturulması şikayete bağlı bir suç teşkil edip etmemesi de önemli değildir. Zira bu yön, ceza davasının açılabilmesinin bir şartıdır. Bu bakımdan şikayet süresinin (mülga TCK.m.108) geçirilmesinden ötürü, ceza davasının açılamamış olması, bu davaya ilişkin zamanaşımı süresinin, tazminat davasına uygulanmasına engel değildir (Hukuk Genel Kurulu’nun 03.06.1953 gün ve E:4/71, K:77 sayılı ilamı).<br>Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu&#8217;nun 60.maddesinin 2.fıkrasıyla, haksız fiilin ceza kanunları gereğince müddeti daha uzun zamanaşımına tabi bir suç teşkil etmesi halinde tazminat davasının ceza davası zamanaşımına tabi olacağı ve ceza davasından önce zamanaşımına uğramayacağı yolunda sevk edilmiş olan hüküm karşısında, ceza davası devam ettiği müddetçe zarar gören ceza mahkemesinden tazminat talep edebileceğinden, haksız fiilin Devlet tarafından takibi mümkün olduğu sürece tazminat davasının açılmasını kabul etmemek, anlamsız olacağı gibi bir çelişkiyi de ortaya çıkaracaktır.<br>Uzamış ceza davası zamanaşımının uygulanması için, davacıların ceza davasına katılmaları koşul değildir.<br>Hemen burada, mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK)&#8217;ndaki zamanaşımı düzenlemesi üzerinde durulmasında da fayda bulunmaktadır.<br>Mülga 765 sayılı TCK’nun 102.maddesindeki süreler, “kamu davası açma süreleri” ve 112.maddesindeki süreler, “cezaları ortadan kaldıran süreler” (hükmedilen cezaların zamanaşımına uğrama süreleri) idi.<br>Halen yürürlükte bulunan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’na öncekinden farklı madde başlıkları konulmuş olup, eski 102.maddenin karşılığı olan 66.maddenin başlığı “Dava zamanaşımı” ve eski 112.maddenin karşılığı olan 68.maddenin başlığı “Ceza zamanaşımı”dır.<br>Tazminat davalarında uygulanacak ceza davası zamanaşımı süreleri, eyleme kişileştirme sonucu verilen ceza miktarına göre değil, eylemin uyduğu maddede öngörülen cezanın yukarı haddine göre belirlenecektir.<br>Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nun (YBGK) 03.06.1942 gün ve E:1941/36, K:1942/15 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı&#8217;nda açıklandığı üzere: “Ceza davası zamanaşımı mahkemece belirtilen ve hükmolunan ceza miktarına göre değil, mülga 765 sayılı TCK’nun 102’nci maddesinin her bendinde sıralandığı üzere cürümlerin ve kabahat eylemlerinin gerektirdiği cezalara göre hesaplanmalıdır.”<br>Daha açık bir anlatımla, hukuk mahkemelerinde açılacak tazminat davalarına uygulanacak ceza davası zamanaşımı süreleri, mahkemece ağırlatıcı veya hafifletici nedenler dikkate alınarak hükmedilen (kişisel) ceza sürelerine göre değil, mülga 765 sayılı TCK m.102’de (5237 sayılı yeni TKC m 66’da) ayrı ayrı gösterilen üst (tavan) süreler üzerinden hesaplanacaktır.<br>Eski TCK’nun 102.maddesinin ilk dört bendinde cürümlere ve son iki bendinde kabahatlere ilişkin cezalar yer almış ve kamu davasını ortadan kaldıran süreler sıra ile 20, 15, 10, 5 yıl ve 2 yıl ile 6 ay olarak belirlenmiştir.<br>Nitekim, aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulu&#8217;nun 22.02.2011 gün ve E:2011/4-640, K:2012/89; 19.02.2014 gün ve E:2013/4-440, K:2014/115 sayılı ilamlarında da benimsenmiştir.<br>Öte yandan, mülga 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu (CMUK)&#8217;nun yürürlükte olduğu dönemde (20.08.1929-31.05.2005) şahsi hak talebinde bulunmanın zamanaşımı süresi üzerindeki etkisine de değinmekte yarar vardır.<br>Mülga 1412 sayılı CMUK&#8217;nun 350 ila 358.maddeleri arasında “şahsi dava”; aynı Kanunun 365.maddesinde ise, kamu davasına müdahale ve şahsi hak talebinde bulunma düzenlenmişti. Buna göre, suçtan zarar gören kişi, kamu davasına müdahale etmek suretiyle şahsi hak talebinde bulunma imkanına sahipti.<br>Ne var ki, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu&#8217;nda şahsi davaya yer verilmediği gibi, ceza davasına müdahale etmek suretiyle şahsi hak talebinde bulunma imkanına da yer verilmemiştir. Böylece, ceza davasında şahsi hak talebinde bulunma olanağı, 01.06.2005 tarihi itibariyle ortadan kaldırılmıştır.<br>5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunu&#8217;nun Geçici 1.maddesinde &#8220;Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce ceza mahkemelerinde açılmış bulunan davalardaki şahsi hak talepleri, görevsizlik kararı verilmeyerek bu mahkemelerce sonuçlandırılır.&#8221; biçimindeki düzenlemeyle de, uygulamada ortaya çıkabilecek olası sorunlara çözüm öngörülmüştür (Ceza Genel Kurulu&#8217;nun 24.06.2008 gün ve E:2008/1-126, K:2008/177 sayılı ilamı).<br>Görüldüğü üzere, 01 Haziran 2005 tarihinden itibaren ceza mahkemelerinde açılan kamu davalarında kişisel hakka hükmedilemeyeceği gibi, bu talepler hakkında görevsizlik kararı verilmesi gerekmektedir (Ceza Genel Kurulu&#8217;nun 27.12.2011 gün ve E:2011/3-267, K:2011/297 sayılı ilamı).<br>Hemen belirtilmelidir ki, kamu (ceza) davasının açılmış olması, bu davaya müdahale talebinde bulunulması ve hatta şahsi hak (tazminat talebi) saklı tutulmak suretiyle kamu davasına müdahale talebi, haksız fiilden (suçtan) doğan tazminat alacağı için, BK&#8217;nun 133.maddesi bakımından zamanaşımını kesen bir neden olarak kabul edilemez (Baki, Kuru: Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt:II, İstanbul 2001, Sahife:1658 vd.; HGK&#8217;nun 11.05.1977 gün ve E:1976/4-3068, K:1977/468; 19.02.2014 gün ve E:2013/4-440, K:2014/115 sayılı ilamları).<br>Nihayet, 1 Haziran 2005 tarihi öncesi yukarıda belirtilen 07.12.1955 gün ve 17/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, ceza davası devam ettiği sürece kamu davasına müdahale etmek suretiyle şahsi hak istenebilmesine olanak tanınmaktaydı (Mülga 1412 sayılı CMUK m.365/2). Ne varki, yukarıda vurgulandığı üzere, 01 Haziran 2005 tarihinden itibaren yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK&#8217;nunda ceza davasına katılmak suretiyle şahsi hak istenebilmesine olanak tanınmadığından, bu tarih itibariyle somut olayda 07.12.1955 gün ve 17/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulama imkanı kalmamıştır.<br>Nitekim, yukarıda vurgulanan ilkeler Hukuk Genel Kurulu&#8217;nun 09.10.2013 gün ve E:2013/4-36, K:2013/1457; 19.02.2014 gün ve E:2013/4-440, K:2014/115 sayılı ilamlarında da benimsenmiştir.<br>Yukarıda yapılan hukuki açıklama ve saptamalar ışığında somut olayın değerlendirilmesinde; davacının ileri sürdüğü haksız eylemin gerçekleşme tarihi 22.11.2002&#8217;dir. Zira, bu durum Trabzon 1.Ağır Ceza Mahkemesi’nin (önce 23.09.2008 tarih ve E:2007/206, K:2008/171; sonra 07.06.2011 tarih ve E:2011/40, K:2011/100) 15.06.2011 tarihinde kesinleşen ilamında da 22.11.2002 tarihi kabul edilmiştir.<br>Davalı avukat O.. Y.. hakkında, az yukarıda vurgulanan ceza davasında görevi kötüye kullanmak suçundan 765 sayılı TCK’nun 240.maddesi gereğince açılan kamu davasında zamanaşımı nedeniyle davanın düşmesine karar verilmiştir. Ceza davasının, eldeki davanın açıldığı tarihte (18.12.2009) henüz derdest olduğu anlaşılmaktadır.<br>Yukarıda vurgulandığı üzere, mülga 818 sayılı BK&#8217;nun 60/2.maddesi gereğince, zarara yol açan eylemin, aynı zamanda suç oluşturması halinde, uygulanacak zamanaşımı süresi, o suç için öngörülen ceza davası zamanaşımı süresidir. Buna göre, haksız eylemin gerçekleştiği 22.11.2002 tarihinde yürürlükte olan mülga 765 sayılı TCK&#8217;nun 240.maddesinde öngörülen suça ilişkin cezanın üst sınırı dikkate alındığında, aynı Kanunun 102/4.maddesi uyarınca ceza davası zamanaşımı süresi beş (5) yıldır.<br>Bu durumda, haksız eylemin gerçekleştiği 22.11.2002 tarihi gözetildiğinde, beş (5) yıllık dava zamanaşımı süresinin 22.11.2007 tarihinde dolduğu; eldeki davanın ise, dava zamanaşımı süresi geçtikten sonra 18.12.2009 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.<br>Davacı, ceza davasına katılmış ise de, şahsi hak talebinde bulunmadığından, ceza davasına müdahale talebi dava zamanaşımı süresini kesmez.<br>Yerel mahkemece, zararın doğduğu tarihin 29.04.2004 olarak kabul edilmesi, ceza davasında kesinleşen haksız eylem tarihinin 22.11.2002 olması karşısında, bu yöndeki kabulü yerinde değil ise de, sonucu itibariyle davanın zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğrudur.<br>Hal böyle olunca; yerel mahkemenin, yukarıda açıklanan hususları gözeterek, sonucu itibariyle dava zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle Özel Daire bozma ilamına karşı önceki kararda direnmesi usul ve yasaya uygundur.<br>Bu nedenle direnme kararı yukarıda gösterilen değişik gerekçelerle onanmalıdır.<br>S O N U Ç : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile; direnme kararının yukarıda gösterilen değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alınmış olduğundan başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 08.04.2015 gününde oybirliği ile karar verildi.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kazaya neden olan kişi hakkında ölümü nedeniyle ceza davası açılmamış olsa bile tazminat davası bakımından uzamış zamanaşımı süresi uygulanır.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/kazaya-neden-olan-kisi-hakkinda-olumu-nedeniyle-ceza-davasi-acilmamis-olsa-bile-tazminat-davasi-bakimindan-uzamis-zamanasimi-suresi-uygulanir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Apr 2020 18:22:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy uzman avukat]]></category>
		<category><![CDATA[ceza zamanaşımının uygulanması]]></category>
		<category><![CDATA[cezayı gerektiren fiilin varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[kamu davasının açılmış olmaması]]></category>
		<category><![CDATA[mahkumiyet kararı verilmemesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=5646</guid>

					<description><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu         2017/1086 E.  ,  2019/420 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesinde davanın reddine dair verilen 12.03.2013 tarihli ve 2012/203 E., 2013/115 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 16.10.2014 tarihli ve 2013/11336 E., 2014/13646... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/kazaya-neden-olan-kisi-hakkinda-olumu-nedeniyle-ceza-davasi-acilmamis-olsa-bile-tazminat-davasi-bakimindan-uzamis-zamanasimi-suresi-uygulanir/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">Hukuk Genel Kurulu         2017/1086 E.  ,  2019/420 K.</span></b></p>
<ul>
<li></li>
</ul>
<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8220;İçtihat Metni&#8221;</span></b></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi</p>
<p>Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesinde davanın reddine dair verilen 12.03.2013 tarihli ve 2012/203 E., 2013/115 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 16.10.2014 tarihli ve 2013/11336 E., 2014/13646 K. sayılı kararı ile:<br />
“…Davacılar vekili, müvekkilinin desteğinin idaresindeki davalıya trafik sigortalı araç ile seyri sırasında meydana gelen kazada vefat ettiğini belirterek destekten yoksun kalma nedeni ile fazlaya dair haklarını saklı tutarak 1.000,00 TL maddi tazminatın tahsilini talep etmiştir.<br />
Davalı vekili, 2 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiğini, müvekkiline sigortalı araç sürücüsünün kusuruyla meydana gelen kaza sonucu davacıların tazminat talep etme haklarının bulunmadığını, davacıların 3. kişi sayılamayacağını belirterek davanın reddini savunmuştur.<br />
Mahkemece,iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre; tek taraflı kazalarda 2918 sayılı KTK 109/II. fıkrasında belirtilen uzamış ceza zamanaşımı süresinin uygulanamayacağı, 109/I. fıkrasında düzenlenen 2 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; karar davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br />
Dava trafik kazası nedeni ile Borçlar Kanunu&#8217;nun 45. maddesi (6098 sayılı BK m. 53) gereğince destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir.<br />
Çekişmelerin bir an önce sonuçlandırılmayıp uzun süre askıda bırakılmasının toplumun barış ve huzurunu bozacağı düşünülerek yargı yoluyla hak aramaya konulan zaman sınırı olarak öngörülen zamanaşımı kurumu bir maddi hukuk kurumu değildir. Bir borcu doğuran, değiştiren, ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır.<br />
Borçlar Kanunu&#8217;nun 41. maddesinde haksız fiil tanımlanmış, 60. maddesinde de haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan maddi ve manevi zararın tazmini istemi ile açacağı davaların bağlı olduğu zamanaşımı süreleri özel olarak düzenlenmiştir. BK&#8217;nın 60. maddesinde üç türlü zamanaşımı süresi öngörülmüş olup bunlar, zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıllık sübjektif ve nispi nitelikteki kısa zamanaşımı süresi, herhalde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık objektif ve mutlak nitelikte uzun zamanışımı süresi ile olağan üstü nitelikteki ceza zamanaşımı süresidir (EREN Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, B. 9, İstanbul 2006, s. 794).<br />
Buna karşılık, özel bir kanun hükmünün, özel olarak zamanaşımı süresi öngördüğü tehlike sorumluluklarında BK m. 60 uygulanmaz. 2918 sayılı KTK&#8217;nın 109/I. maddesinde &#8220;Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar&#8221; hükmüne, yine aynı kanunun 109/II. maddesinde ise, &#8220;dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir&#8221; hükmüne yer verilmiştir.<br />
Aynı fiil bazen, hem sorumluluğu gerektiren hem de ceza kanunlarına göre cezayı gerektiren bir fiil olabilir. Bu fiile göre Ceza Kanununun daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörüldüğü hallerde, tazminat davasının daha önce zamanaşımına uğraması tutarlı bir çözüm oluşturmaz. Zira cezalandırma, müeyyide olarak tazminattan daha ağırdır. Bu sebeple, kanun koyucu uyum sağlamak amacıyla ceza davası için öngörülen zamanaşımı süresince tazminat davasının da devamını temin bakımından genel olarak BK 60/II (6098 sayılı TBK m. 72/I), özel olarak da KTK 109/II. maddesinde düzenleme yapmıştır.<br />
Burada üzerinde durulması gereken, 2918 sayılı KTK&#8217;nın 109. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin, tazminat talebi ile açılacak davalar için de geçerli olabilmesinin, sadece fiilin Ceza Kanununa göre cezayı gerektiren bir fiil olmasının yeterli olması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır. Söz konusu yasa hükmü, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için sadece fiilin cezayı gerektiren bir eylem olmasını yeterli görmekte; bunun dışında, eylemi gerçekleştiren fail hakkında soruşturma yapılmasını, ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı koşulu aranmamaktadır. Dahası, söz konusu hükümde, ceza zamanaşımının uygulanması bakımından sürücü ve diğer sorumlular (örneğin işleten veya Güvence Hesabı) arasında bir ayrım da yapılmamış, böylece kuralın bunların tümü için geçerli olduğu, hepsi için aynı zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüştür (HGK&#8217;nın 10.10.2001 gün 2001/19-652-705 ve HGK&#8217;nın 16.04.2008 gün, 2008/4-326-325 sayılı kararları ile uzamış ceza zamanaşımı benimsenmiştir).<br />
Ayrıca ceza zamanaşımının uygulanması yönünden hukuk hakiminin tazminat davasını görürken, ceza hukuku kurallarıyla ve özellikle ceza mahkemesinin fail hakkında vermiş olduğu beraat veya mahkumiyet kararıyla bağlı olup olmadığı BK 53. maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu maddede hukuk hakiminin ceza hukuku kurallarıyla bağlı olmadığı hükme bağlandığı gibi ceza mahkemesi kararlarıyla da bağlı olmadığı düzenlenmiştir. Bununla birlikte suçun işlendiğine veya işlenmediğine ilişkin ceza mahkemesinin kesin kararı varsa, hukuk hakimi bu kararla bağlıdır. Görüldüğü gibi ceza mahkemesince haksız eylemin suç niteliği saptanmamış ise hukuk hakimine bunu kendiliğinden ve özgürce araştırma ve sonucuna göre karar verme yetkisi tanınmıştır.<br />
Açıklanan ilkeler ışığında somut olay incelenecek olursa; kaza 13.07.2006 tarihinde gerçekleşmiş, davaya konu trafik kazası sonucunda davacı desteğinin vefat ettiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Yukarıda açıklandığı üzere KTK&#8217;nın 109/II. maddesinde öngörülen ceza zamanaşımı süresinin uygulanması için kamu davasının açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş bulunması aranmamakta olup cezayı gerektiren fiilin varlığı yeterlidir. Bir kişinin ölümü ile sonuçlanan söz konusu trafik kazası da bu anlamda cezayı gerektiren bir fiil niteliğindedir ve sürücü davacı desteğinin vefat etmiş olması sonuca etkili değildir. Yasa koyucunun amacı Karayolları Trafik Kanunu uyarınca tehlike sorumluluğunu doğuran olaylarda sorumlulara karşı daha uzun zamanaşımı süresi içerisinde yönelmeyi sağlamaktır. KTK&#8217;nın 109. maddisinin 2. fıkrasındaki “cezayı gerektiren fiil” ifadesinin seçilmesi zamanaşımı yönünden yukarıda da açıklandığı gibi soruşturma veya kovuşturma yapılması koşullarının aranmadığı sonucunu doğurmaktadır. Buna göre eylem için kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK öngörülen ceza zamanaşımı süresi dikkate alındığında dava tarihinde zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır. Bu hale göre zamanaşımı süresinin dolmadığı dikkate alınmak suretiyle işin esasına girilip, tarafların delilleri toplanıp, sonucuna göre bir karar vermek gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiştir.…”<br />
gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.</p>
<p>TEMYİZ EDENLER: Davacılar vekili</p>
<p>HUKUK GENEL KURULU KARARI</p>
<p>Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:<br />
Dava, trafik kazası nedeni ile destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir.<br />
Davacılar vekili, müvekkillerinin desteğinin 13.07.2006 tarihinde meydana gelen tek taraflı trafik kazasında vefat ettiğini, sigorta şirketine yapılan başvurunun desteğin olayın meydana gelmesinde tam kusurlu olduğu ve davacıların üçüncü kişi konumunda bulunmadığı gerekçesiyle reddedildiğini, müteveffanın yokluğunda geride kalan anne ve babasının maddi ve manevi sıkıntıya düştüklerini ileri sürerek davacılar için 1.000TL destekten yoksun kalma tazminatının fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere davalı &#8230; şirketinden tahsilini talep etmiştir.<br />
Davalı vekili, zamanaşımı defiinde bulunarak davanın reddini savunmuştur.<br />
Yerel Mahkemece, tek taraflı olarak meydana gelen kazada davacılar murisinin tam kusurlu olduğu, kazanın suç teşkil eden eylem niteliği taşımadığı, nitekim kaza nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, bu hâliyle KTK’nın 109. maddesinde öngörülen 2 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu, davanın açıldığı tarih itibariyle kaza tarihinden itibaren 2 yıllık sürenin dolduğu gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.<br />
Davacılar vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.<br />
Mahkemece önceki gerekçelerle direnme kararı verilmiştir.<br />
Direnme kararı davacılar vekili tarafından temyize getirilmiştir.<br />
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tek taraflı ve sürücünün tam kusuru ile meydana gelen trafik kazalarında ölen sürücünün yakınlarının, aracın trafik sigortacısı olan şirketten destekten yoksun kalma tazminatı talebi hâlinde zamanaşımı süresinin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu&#8217;na mı yoksa 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu&#8217;nun 109. maddesine mi tâbi olacağı noktasında toplanmaktadır.<br />
Bilindiği üzere trafik kazaları bir haksız fiildir. Haksız fiil mülga 818 sayılı Borçlar Kanununun (BK) 41. maddesinde tanımlanmış, aynı kanunun 60. maddesinde ise haksız fiilden zarar görenin zararının tazmini istemiyle açacağı davaların zamanaşımı süreleri düzenlenmiştir.<br />
Belirtilmelidir ki 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (TBK) konuya ilişkin 49 ve 72. maddeleri de aynı yönde düzenleme içermektedir.<br />
Anılan maddeler ile haksız fiillere uygulanacak üç zamanaşımı süresi belirlenmiştir. Bunlar, zarar görenin zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren başlayacak bir yıllık zamanaşımı; fiilin vukuundan itibaren işleyecek on yıllık zamanaşımı ve fiilin aynı zamanda ceza kanunlarında düzenlenmiş olması hâlinde uygulanacak olan ceza zamanaşımı süreleridir.<br />
Haksız fiillerin bir kısmı, sadece hukuk açısından değil, ceza yasaları bakımından da sorumluluğu gerektirir; haksız fiilin faili, yani sorumlusu genellikle daha ağır sonuçları olan ceza kovuşturmasına konu olabileceği sürece, zarar görenin haklarını yitirmesinin kabul edilmesi mümkün değildir.<br />
Bu bakımdan haksız eylem aynı zamanda ceza kanunları gereğince bir suç teşkil ediyorsa ve ceza kanunları ya da ceza hükümlerini ihtiva eden sair kanunlar bu eylem için daha uzun bir zamanaşımı süresi tayin etmişse, tazminat davası da ceza davasına ilişkin zamanaşımı süresine tabi olur. Nitekim bu husus 07.12.1955 gün ve 17/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulanmıştır.<br />
Buna göre, anılan mevzuat uyarınca ceza zamanaşımı süresinin uygulanabilmesi için öncelikle zarar veren eylemin ceza kanunu veya ceza hükmü taşıyan özel kanunlarda suç olarak düzenlenmesi gerekli olup özel kanunlarda haksız eylem için başka bir zamanaşımı süresi tayin edilmiş olmadıkça, haksız eylemden doğan maddi ve manevi zararların tazmini için açılacak davalarda 818 sayılı BK&#8217;nın 60 (6098 sayılı TBK&#8217;nın 72.) maddesinde öngörülen zamanaşımı sürelerinin uygulanması gerekir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.10.2013 gün ve 2013/4-36 E. 2013/1457 K.).<br />
Özel kanun niteliğinde olan 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu (KTK)&#8217;nın 109. maddesinin ilk fıkrasında, yine bir haksız fiil niteliğindeki trafik kazalarından doğan tazminat taleplerinin tabi bulunacağı zamanaşımı süresi yönünden 818 sayılı Borçlar Kanunu&#8217;nun 60. maddesindeki düzenlemeden farklı, özel bir hüküm getirilmiştir.<br />
2918 sayılı KTK&#8217;nın “Zamanaşımı” başlıklı 109. maddesi;<br />
“&#8230;Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar.<br />
Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir.<br />
Zamanaşımı, tazminat yükümlüsüne karşı kesilirse, sigortacıya karşı da kesilmiş olur. Sigortacı bakımından kesilen zamanaşımı, tazminat yükümlüsü bakımından da kesilmiş sayılır.<br />
Motorlu araç kazalarında tazminat yükümlülerinin birbirlerine karşı rücu hakları, kendi yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdikleri ve rücu edilecek kimseyi öğrendikleri günden başlayarak iki yılda zamanaşımına uğrar.<br />
Diğer hususlarda, genel hükümler uygulanır.” hükmünü içermektedir.<br />
Buna göre madde ile 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60 (TBK&#8217;nın 72). maddesindeki bir yıllık zamanaşımı süresi, trafik kazasından kaynaklanan tazminat davaları yönünden iki yıl olarak düzenlenmiş olup 818 sayılı Borçlar Kanununun 60. maddesi ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 109/II. maddesi zamanaşımı süresinin başlangıcı yönünden birbiriyle uyumlu olmakla birlikte, zamanaşımı süresi yönünden birbirlerinden ayrılmaktadır.<br />
Vurgulamakta yarar vardır ki, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu&#8217;nun 109. maddesinin ikinci fıkrasına göre, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin tazminat talebiyle açılacak davalarda uygulanabilmesi için, sadece eylemin “cezayı gerektiren fiilden” doğmuş olması gerekli ve yeterlidir. Diğer bir ifade ile tazminat davalarına daha uzun süreli ceza davasına ilişkin zamanaşımının uygulanması için fail hakkında bir ceza davası açılması; mahkûmiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı veya zarar görenin o davada tazminat yönünden bir talepte bulunmuş olması aranmamaktadır. Sadece cezalandırılması kabil bir eylemin işlenmiş olması, bir diğer söyleyişle, haksız fiilin suç niteliğini taşıması yeterlidir.<br />
Anılan madde uyarınca “eylemin” suç teşkil etmesi; cezai nitelik taşımasından hareketle mahkûmiyet veya takipsizlik kararı aranmaksızın ceza zamanaşımı uygulanacaktır.<br />
Bundan başka, işlenen eylemin, kovuşturulması şikâyete bağlı bir suç teşkil edip etmemesi de önemli değildir. Zira bu yön, ceza davasının açılabilmesinin bir şartıdır. Bu bakımdan şikâyet süresinin (mülga TCK. m. 108) geçirilmesinden ötürü ceza davasının açılamamış olması, bu davaya ilişkin zamanaşımı süresinin tazminat davasına uygulanmasına engel değildir.<br />
Belirtilmelidir ki 2918 sayılı KTK&#8217;nın 109 maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme ile ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin tazminat talebiyle açılacak davalar için de geçerli olabilmesi, sadece eylemin ceza kanunlarına göre suç sayılması koşuluna bağlanmıştır. Zira sonuçta; haksız eylemin cezayı gerektiren bir fiil teşkil etmesi durumunda o fiil için öngörülen ceza zamanaşımı süresi hukuk yargılamasında da uygulanacaktır.<br />
Kaldı ki Türk Ceza Kanununda suç tanımı faile değil fiile göre yapıldığından, ceza kanunlarındaki zamanaşımı sürelerine atıf yapan 2918 sayılı Kanunun 109. maddesinin ikinci fıkrasındaki tarifin fiili tanımlaması ve maddenin bu yoruma göre değerlendirilmesi kanun sistematiği açısından da zorunludur.<br />
Yeri gelmişken belirtilmelidir ki eylemin cezayı gerektiren bir fiil teşkil edip etmediği, kural olarak hukuk hâkimince belirlenecektir. Bununla beraber hukuk hâkimi, ceza tertibine ilişkin olarak ceza hâkimince verilen ve suçun işlendiğini ya da işlenmediğini kesinlikle tespit eden bir hüküm varsa, bununla bağlı olacaktır (BK. m. 53).<br />
Ayrıca ceza zamanaşımının uygulanması bakımından sürücü ve işleten gibi diğer sorumlular arasında bir ayrım da yapılmamış; zamanaşımı süresinin hepsi için uygulanması öngörülmüştür.<br />
Bu itibarla şayet zarar doğuran eylem aynı zamanda cezayı gerektirir nitelikte ise; eğer ceza kanunundaki ya da ceza hükümlerini taşıyan özel kanunlardaki bu eylem için kabul edilen zamanaşımı süresi, BK’nındaki bir yıllık süreden daha kısa ise o zaman yine BK’nın 60. maddesinin birinci fıkrasındaki zamanaşımı süreleri (TBK m. 72) olaya uygulanacak; ceza kanunundaki zamanaşımı süresi BK’nın 60. maddesinin birinci paragrafındaki süreden daha uzun ise o zaman bu uzun süre tazminat davaları için de uygulama yeri bulacaktır. Böyle bir durumda uygulanması söz konusu olan ceza davası zamanaşımı süresi ise fiilin gerçekleştiği tarihe göre uygulama alanı bulacak olan ve hâlen yürürlükteki 5237 sayılı TCK’nın 66. (mülga 765 sayılı TCK’nın 102. maddesine) göre belirlenecektir.<br />
Dosyanın incelenmesinde davacıların desteğinin maliki ve sürücüsü olduğu araç ile viraja hızlı girmesi sonucu direksiyon hakimiyetini kaybederek takla atması şeklinde meydana gelen olayın araç sürücüsünün ölümü ile sonuçlandığı, olayın meydana gelmesinde davacıların desteği olan sürücünün tam kusurlu olduğu anlaşılmaktadır.<br />
Olayın meydana geliş şekli itibariyle ölen sürücünün eylemi bir bütün olarak ele alındığında, murisin işleteni olmadığı aracı kullanırken tek taraflı ve kendisinin tam kusuru ile meydana gelen TCK’nın 179. maddesinin ikinci paragrafında tanımlanan trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunu oluşturmaktadır.<br />
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu&#8217;nun “Trafik güvenliğini tehlikeye sokma” başlıklı 179. maddesi:<br />
“&#8230;(1)Kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşımının güven içinde akışını sağlamak için konulmuş her türlü işareti değiştirerek, kullanılmaz hale getirerek, konuldukları yerden kaldırarak, yanlış işaretler vererek, geçiş, varış, kalkış veya iniş yolları üzerine bir şey koyarak ya da teknik işletim sistemine müdahale ederek, başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından bir tehlikeye neden olan kişiye bir yıldan altı yıla kadar hapis cezası verilir.<br />
(2)Kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşım araçlarını kişilerin hayat, sağlık veya malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare eden kişi, iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır&#8230;” düzenlemesini içermektedir.<br />
Maddenin gerekçesinde belirtildiği üzere “Madde metninde trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu tanımlanmıştır&#8230; İkinci fıkrada ise kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşım araçlarının kişilerin hayat, sağlık veya malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare edilmesi ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu suçun oluşabilmesi için, aracın trafik düzenine aykırı olarak ve ayrıca kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde kullanılması gerekir. Bu suç ayrıca trafik güvenliği için öngörülmüş bakım ve onarımlar yapılmadan aracın trafiğe çıkarılması hâlinde de işlenebilir. Ancak bunun için ayrıca gerekli bakım ve onarımı yapılmamış aracın trafiğe çıkarılması suretiyle kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı açısından bir tehlikeye neden olunması gerekir. Bu bakımdan söz konusu suç, somut tehlike suçu niteliğini taşımaktadır.”<br />
Buna göre trafik güvenliğini tehlikeye düşürme suçu bir tehlike suçu olup, mağduru ölen değil, kamu güvenliğidir.<br />
Yukarıda açıklanan ilkelerin ışığında somut olayda, trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun varlığının sabit olduğundan, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 109. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ceza zamanaşımının uygulanması gerekmektedir ve kazaya neden olan kişi hakkında ölümü nedeniyle bir ceza davasının açılmamış olması, yukarıda açıklanan ilkeler ışığında uzamış ceza zamanaşımının uygulanmasına engel değildir.<br />
Buna göre davacının desteğinin tam kusurlu şekilde neden olduğu ve kendisinin ölümü ile sonuçlanan trafik kazasının aynı zamanda 5237 sayılı TCK&#8217;nın 179. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen ve trafik güvenliğini tehlikeye sokma olarak tanımlanan cezayı gerektiren eylem niteliğinde bulunduğu; bu eylemle ilgili ceza davasının TCK&#8217;nın 66. maddesinin birinci paragrafının (e) bendi uyarınca sekiz yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu; 2918 sayılı KTK&#8217;nın 109. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca bu sürenin görülmekte olan maddi tazminat davası için de geçerli olduğu ve davanın olay tarihi üzerinden sekiz yıl geçmeden 17.07.2013 tarihinde açıldığı hususları dikkate alındığında somut olayda zamanaşımının gerçekleşmediği açıktır.<br />
Hâl böyle olunca yerel mahkemece 2918 sayılı KTK’nın 109. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen iki yıllık zamanaşımı süresinin dolduğundan bahisle davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.<br />
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, davacının desteğinin tam kusurlu hareketi ile kendisinin ölümü ile sonuçlanan olayda cezayı gerektiren bir eylem bulunmaması nedeniyle davanın zamanaşımı süresinden sonra açıldığı gerekçesiyle davanın reddine dair direnme kararının onanması gerektiği görüşü dile getirilmiş ise de bu görüş yukarıda açıklanan gerekçelerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.<br />
O hâlde yerel mahkemece eldeki davada uygulanması gereken zamanaşımı süresinin TCK&#8217;nın 66. maddesinin birinci paragrafının (e) bendinde düzenlenen zamanaşımı süresi olması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.<br />
Şu hâle göre direnme kararının yukarıda yazılan değişik gerekçeyle bozulması gerekir.<br />
S O N U Ç : Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde peşin temyiz harcının yatırana iadesine, aynı Kanunun 440. maddesine göre kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 09.04.2019 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.</p>
<p>KARŞI OY</p>
<p>Dava, tek taraflı trafik kazası nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatına ilişkindir.<br />
Yerel Mahkemece, sürücünün kendi kusuruyla ölümü hâlinde kazanın suç teşkil eden eylem niteliğinde olmadığı bu nedenle zamanaşımının 2 yıl olduğu gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, Özel Dairece, cezayı gerektiren fiilin varlığının yeterli olduğu, dava açılmasının gerekmediği bu nedenle ceza zamanaşımı süresinin nazara alınması gerektiği gerekçesiyle kararın bozulması üzerine Yerel Mahkemece önceki kararda direnilmiştir.<br />
Çözümlenmesi gereken husus, tek taraflı trafik kazasında tam kusuruyla sürücünün ölmesi halinde destekleri tarafından açılan tazminat davasında uygulanması gereken zamanaşımı süresine ilişkindir.<br />
Karayolları Trafik Kanunu&#8217;nun 109/2. maddesi “ Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir.” şeklinde düzenlenmiştir.<br />
Yine 818 sayıl Borçlar Kanunu&#8217;nun 60. maddesi “cezayı müstelzim bir fiil”den, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu&#8217;nun 72. maddesi “ cezayı gerektiren bir fiilden” bahsetmektedir.<br />
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu&#8217;nun 66. maddesi “ Dava zamanaşımı” başlığı ile düzenlenmiş ve hangi suç için zamanaşımının ne kadar olacağını saymıştır. Söz konusu maddede kendi kusuru ile ölüm hâli düzenlenmediği gibi herhangi bir ceza kanununda da kusuruyla ölüm hali suç olarak düzenlenmemiştir. Suç olmayan bir husus için ceza zamanaşımından bahsetmek dahi mümkün olmayacaktır.<br />
Sayın çoğunluk, eylemin trafik güvenliğini tehlikeye sokmak olacağını ileri sürmüş ise de bu eylem sonucunda meydana gelen kaza neticesi sürücünün ölümü nedeniyle artık daha hafif olan eylem, ağır olan eylem içerisinde erimiştir. Sürücü ölmese de kusuruyla başkasının ölümüne sebep olsaydı açılacak dava trafik güvenliğini tehlikeye sokmak değil, taksirle ölüme neden olmak suçundan olacaktı. Bu nedenle bu görüşe itibar etmek de mümkün olmamıştır.<br />
Sonuç itibariyle, kişinin kendi kusuruyla ölmesi halinde ortada cezayı gerektiren bir fiilden bahsedilemeyeceğinden uzamış zamanaşımı söz konusu olmayacak 2 yıllık zamanaşımı süresi uygulanacaktır. Bu nedenle Yerel Mahkeme kararının onanması gerektiği kanaatiyle sayın çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılmıyorum.</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
