<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>hak düşürücü süre &#8211; Av. Ünal Göktürk</title>
	<atom:link href="https://unalgokturk.av.tr/tag/hak-dusurucu-sure/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://unalgokturk.av.tr</link>
	<description>Bakırköy Hukuk Bürosu</description>
	<lastBuildDate>Mon, 20 Mar 2023 06:54:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.4.6</generator>

<image>
	<url>https://unalgokturk.av.tr/wp-content/uploads/2019/08/cropped-advocate-32x32.png</url>
	<title>hak düşürücü süre &#8211; Av. Ünal Göktürk</title>
	<link>https://unalgokturk.av.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Her ne kadar hak düşürücü süre dava şartı olsa da,  kesin hükmün sonuçlarını doğuran davalının kabul beyanına değer verilmesi gerektiği kuşkusuzdur.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/her-ne-kadar-hak-dusurucu-sure-dava-sarti-olsa-da-kesin-hukmun-sonuclarini-doguran-davalinin-kabul-beyanina-deger-verilmesi-gerektigi-kuskusuzdur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Mar 2023 06:54:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[hak düşürücü süre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=10034</guid>

					<description><![CDATA[1. Hukuk Dairesi         2022/4534 E.  ,  2022/6920 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ : KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 1. HUKUK DAİRESİ İLK DERECE MAHKEMESİ : ERMENEK ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki tapu iptali-tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince verilen davanın hak düşürücü süreden reddi kararına karşı davacı tarafından yapılan istinaf başvurusunun Bölge Adliye Mahkemesince... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/her-ne-kadar-hak-dusurucu-sure-dava-sarti-olsa-da-kesin-hukmun-sonuclarini-doguran-davalinin-kabul-beyanina-deger-verilmesi-gerektigi-kuskusuzdur/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">1. Hukuk Dairesi         2022/4534 E.  ,  2022/6920 K.</span></b></p>
<ul>
<li></li>
</ul>
<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8220;İçtihat Metni&#8221;</span></b></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">MAHKEMESİ : KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 1. HUKUK DAİRESİ<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : ERMENEK ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ</p>
<p>Taraflar arasındaki tapu iptali-tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince verilen davanın hak düşürücü süreden reddi kararına karşı davacı tarafından yapılan istinaf başvurusunun Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin karar süresi içinde davacı tarafından temyiz edilmekle; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:<br />
I. DAVA<br />
Davacı taraf, 35 parsel sayılı taşınmaz hakkında kadastro öncesi nedene dayanarak tapu iptali-tescil isteğinde bulunmuştur.<br />
II. CEVAP<br />
Davalı taraf, ön inceleme duruşmasından önce ibraz ettiği 23.12.2021 tarihli dilekçe ile davayı kabul ettiğini bildirmiştir.<br />
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br />
İlk Derece Mahkemesinin 10/01/2022 tarihli ve 2021/755 Esas, 2021/1 Karar sayılı kararıyla, 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği, hak düşürücü sürenin dava şartı olup davalının davayı kabul beyanından önce uygulanması gerektiği belirtilip davanın hak düşürücü süreden reddine karar verilmiştir.<br />
IV. İSTİNAF<br />
1. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı taraf istinaf başvurusunda bulunmuştur.<br />
2. İstinaf Nedenleri<br />
Davanın süresinde açıldığı, ayrıca davalının davayı kabul beyanının gözetilmesi gerektiği belirtilerek verilen kararın kaldırılması talep edilmiştir.<br />
3. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin 11/04/2022 tarihli ve 2022/460 Esas, 2022/712 Karar sayılı kararıyla; İlk Derece Mahkemesinin gerekçesi benimsenerek davacı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.<br />
V. TEMYİZ<br />
1. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı tarafça temyiz isteminde bulunulmuştur.<br />
2. Temyiz Nedenleri<br />
Dava ve istinaf dilekçesinde ileri sürülen iddialar tekrarlanmıştır.<br />
3. Gerekçe<br />
3.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Dava, kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali-tescil isteğine ilişkin olup; davalının kabul beyanının hak düşürücü süreye üstün tutulması gerektiği uyuşmazlık konusu yapılmıştır.<br />
3.2. İlgili Hukuk<br />
Bilindiği üzere, 3402 sayılı Kadastro Kanunu′nun 12/3 üncü maddesinde; kadastro tutanaklarında belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz olunamayacağı ve dava açılamayacağı belirtilmiştir.<br />
Diğer taraftan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu&#8217;nun 308 inci maddesi, “Davayı kabul, davacının talep sonucuna, davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesidir. Kabul, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri davalarda hüküm doğurur.”; 309/2 nci maddesi, &#8220;Feragat ve kabulün hüküm ifade etmesi, karşı tarafın ve mahkemenin muvafakatine bağlı değildir.&#8221;; 311. maddesi, “Feragat ve kabul, kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. İrade bozukluğu hâllerinde, feragat ve kabulün iptali istenebilir.” hükümlerini içermektedir.<br />
3.3. Değerlendirme<br />
Somut olayda, davanın hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığı, ancak davalının da ön inceleme duruşmasından önce Mahkemeye ibraz ettiği dilekçe ile davayı kabul ettiğini bildirdiği; davanın, niteliği itibariyle kamu düzeni ile ilgili bulunmadığı ve davada taraf olmayan kişilerin haklarını etkilemeye yönelik bir istek de içermediği anlaşılmaktadır.<br />
Hemen belirtilmelidir ki, hak düşürücü süre dava şartı olsa da, yukarıda değinilen olgular 3.2. bentte açıklanan düzenlemeler ile birlikte değerlendirildiğinde öncelikle, kesin hükmün sonuçarını doğuran davalının kabul beyanına değer verilmesi gerektiği kuşkusuzdur.<br />
Hal böyle olunca, davanın kabul beyanı çerçevesinde bir karar verilmesi yerine davanın hak düşürücü süre yönünden reddedilmesi doğru değildir.<br />
VI. SONUÇ:<br />
Açıklanan nedenle; davacı tarafın yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulüyle, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 373/1. maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun′un 371/1-a maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Ermenek Asliye Hukuk Mahkemesine, kararın bir örneğinin Konya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesine gönderilmesine, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 20/10/2022 tarihinde kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İİK’nın 67/1. maddesindeki düzenleme dikkâte alındığında, icra dosyasında alacaklının icra işlemleri yapmış olmasının itirazın tebliği anlamına gelmeyeceği de açıktır.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/iiknin-67-1-maddesindeki-duzenleme-dikkate-alindiginda-icra-dosyasinda-alacaklinin-icra-islemleri-yapmis-olmasinin-itirazin-tebligi-anlamina-gelmeyecegi-de-aciktir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Dec 2021 11:58:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[hak düşürücü süre]]></category>
		<category><![CDATA[itirazın alacaklıya tebliğ edildiği tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[itirazın iptali davası]]></category>
		<category><![CDATA[itirazın iptali davasında 1 yıllık hak düşürücü süre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=8592</guid>

					<description><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;2017/949 E. &#160;, &#160;2020/621 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi(Tüketici Mah.Sıf) 1. Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Nazilli 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/iiknin-67-1-maddesindeki-duzenleme-dikkate-alindiginda-icra-dosyasinda-alacaklinin-icra-islemleri-yapmis-olmasinin-itirazin-tebligi-anlamina-gelmeyecegi-de-aciktir/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Hukuk Genel Kurulu &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;2017/949 E. &nbsp;, &nbsp;2020/621 K.</strong></p>



<ul><li></li></ul>



<p><strong>&#8220;İçtihat Metni&#8221;</strong></p>



<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi(Tüketici Mah.Sıf)<br><br><br>1. Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Nazilli 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.<br>2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:<br><br>I. YARGILAMA SÜRECİ<br>Davacı İstemi:<br>4. Davacı vekili 01.10.2014 tarihli dilekçesinde; müvekkili banka ile dava dışı &#8230; arasında 30.04.2007 ve 05.11.2007 tarihinde genel kredi sözleşmesi imzalandığını, davalının anılan sözleşmeler uyarınca müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak borçtan sorumlu olduğunu, davalı borçluya muacceliyet ihtarnamesi keşide edildiğini, ihtarname içeriği ve ekindeki hesap özetinin kesinleşmesi üzerine borçlu hakkında Nazilli 2. İcra Müdürlüğünün 2010/308 sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalının borca itiraz ederek hakkındaki takibin durmasına sebebiyet verdiğini ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamına, itiraz edilen alacağın % 20’si oranından az olmamak kaydıyla icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>Davalı Cevabı:<br>5. Davalı vekili 03.11.2014 tarihli dilekçesinde; ödeme emrinin müvekkiline 06.06.2011 tarihinde tebliğ edildiğini, 13.06.2011 tarihinde icra takibine itiraz ettiklerini, icra takibinin müvekkili yönünden durması üzerine davacı alacaklının diğer borçlular hakkında işlemler yaptığını, bu nedenle hak düşürücü süre olan bir yıllık dava açma süresinin geçtiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İlk Derece Mahkemesi Kararı:<br>6. Nazilli 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 10.03.2015 tarihli ve 2014/456 E., 2015/217 K. sayılı kararı ile; davalının ödeme emrine itirazı üzerine icra takibinin 13.06.2011 tarihinde durdurulmasına karar verildiği, alacaklı vekilinin 05.01.2012 tarihinde icra müdürlüğüne verdiği dilekçesi ile davalı yönünden takibin durduğunu öğrendiği ve öğrenme tarihinden itibaren bir yıllık dava açma süresi içerisinde itirazın iptali davası açılmadığı gerekçesiyle süresinde açılmayan davanın reddine karar verilmiştir.<br>Özel Daire Bozma Kararı:<br>7. Nazilli 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur.<br>8. Yargıtay 19. Hukuk Dairesince 14.12.2015 tarihli ve 2015/6908 E., 2015/16787 K. sayılı kararı ile;<br>“…Davalı aleyhine başlatılan icra takibine itiraz edilmiş ve icra takibi 13.06.2011 tarihinde durmuştur. İtirazın iptali davası ise 01.10.2014 tarihinde açılmıştır. İİK&#8217;nın 67/I. maddesi gereğince itirazın iptali davası borçlunun itirazının alacaklıya tebliğ tarihinden itibaren bir yıllık süre içerisinde açılması gerekir. Somut olayda borçlunun itirazı davacı alacaklıya tebliğ edilmemiş ve bu bir yıllık süre işlemeye başlamamıştır.<br>Mahkemece davacının icra dosyasına diğer borçlulara tebligat yapılması için dilekçe sunmasının süre başlangıcı olarak kabul edilmesi doğru görülmemiş, mahkeme kararının bozulması gerekmiştir,…” gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir.<br>Direnme Kararı:<br>9. Nazilli 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 05.05.2016 tarihli ve 2016/128 E., 2016/253 K. sayılı kararı ile; Özel Dairenin bozma kararı gibi tebliğ hususunun dikkate alınması hâlinde icra takibinin yapılmasının üzerinden uzun süre geçtikten sonra dahi itirazın iptali davasının açılabileceği, borçlunun ödeme emrine itirazını alacaklıya tebliğ ettirmek gibi bir zorunluluğunun bulunmadığı, icra müdürlüğünün tebliğ hususunu yerine getirmediği gibi alacaklı vekilinin de böyle bir talepte bulunmadığı, ancak icra takibinin itiraz üzerine durduğunu verdiği dilekçesinde öğrendiği, Kanundaki ibareye birebir bağlı kalınması hâlinde hakkın kötüye kullanılması durumu olabileceği, bu yüzden alacaklının itirazı öğrendiği tarihi tebliğ tarihi olarak kabul etmek gerektiği, tebliğin amacının zaten borçlunun itirazının öğrenilmesi olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.<br>Direnme Kararının Temyizi:<br>10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br><br>II. UYUŞMAZLIK<br>11. 2004 sayılı İİK’nın 67. maddesi uyarınca açılan itirazın iptali davalarında hak düşürücü sürenin, borçlunun itirazının alacaklıya tebliği ile başlayıp başlamayacağı, burada varılacak sonuca göre borçlunun itiraz dilekçesi kendisine tebliğ edilmeyen davacı alacaklının icra dosyasında yapmış olduğu işlemler nedeniyle itirazını öğrendiği ve hak düşürücü sürenin bu tarihten (öğrenme) itibaren başladığının kabulünün mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.<br><br>III. GEREKÇE<br>12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili kavramların ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde fayda bulunmaktadır.<br>13. İtirazın iptali davası, müddeabihi takip konusu yapılmış ve borçlunun itiraz etmiş olduğu alacak olan, normal bir alacak (eda) davasıdır. Takip alacaklısı tarafından (süresi içinde) ödeme emrine itiraz etmiş olan borçluya karşı açılır; yani davacı alacaklı, davalı ise takip borçlusudur. Davacı alacaklı bu davada, borçlunun itiraz etmiş olduğu alacağın mevcut olduğunu bildirerek, borçlunun itirazının iptaline karar verilmesini (ve istiyorsa, borçlunun icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesini) talep eder (Kuru, B.: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s. 251).<br>14. İİK’nın 67/1. maddesi uyarınca itirazın iptali davası bir süreye tabi olup alacaklı, bu davayı, itirazın kendisine (varsa, vekiline) tebliği tarihinden itibaren bir yıl içinde açabilir.<br>15. Bir yıllık süre içinde açılan dava, teknik anlamda bir itirazın iptali davasıdır ve ancak bir yıl içinde açılan davanın kazanılması hâlinde borçlunun itirazı iptal edilmiş olur. Bunun üzerine, alacaklı, itiraz ile durmuş olan icra takibine devam edilmesini (yani haciz) isteyebilir. İcra inkâr tazminatına da, yalnız bir yıl içinde açılmış olan itirazın iptali davasında hükmedilebilir.<br>16. Alacaklı bir yıl içinde itirazın iptali davası açmazsa, yaptığı ilamsız takip düşer. Fakat bir yıllık süreyi geçiren alacaklının, genel hükümlere göre alacağını dava etmek hakkı saklıdır. Yani alacaklı, alacağı zamanaşımına uğramadığı sürece, genel mahkemelerde bir alacak (tahsil) davası açabilir. Ancak, alacaklı böyle bir dava sonucunda alacağı ilam ile eski (düşmüş olan) ilamsız icra takibine devam edilmesini isteyemez; yalnız ilamlı icra takibi yapabilir.<br>17. Bir yıl içinde itirazın iptali davası açılması ile derdest olan ve itiraz ile durmuş bulunan icra takibi iptal edilmiş olmaz; bilâkis, takip durmakta devam eder. Davayı kazanan alacaklı, mahkemeden alacağı ilâm ile itiraz üzerine durmuş olan ilamsız takibe devam edilmesini (haciz) isteyebilir. Dava devam ettiği sürece, bir yıllık haciz isteme süresi işlemez (Kuru, s. 255).<br>18. Alacaklı, itirazın kendisine tebliğinden önce de, itirazın iptali davası açabilir. Gerçekten de alacaklı, itirazın iptali (İİK, m. 67) veya kaldırılması (İİK, m. 68-68a) yoluna başvurabilmek için, ödeme emrine itiraz edildiğinin kendisine tebliğ edilmesini beklemek zorunda değildir. Ne var ki, bir yıllık itirazın iptali davası açma süresi ve altı aylık icra mahkemesine başvurma süresi, itirazın alacaklıya tebliğ edildiği tarihten itibaren işlemeye başlar (İİK, m 67/I) ( Yavuz, N: İtirazın İptali ve Tahsil (Eda) Davası, Ankara 2007, s.168).<br>19. 2004 sayılı İİK’da sürelerin hangi durumlarda nasıl başlayacağına ilişkin farklı düzenlenmeler bulunmakta olup örneğin İİK’nın 16/1. maddesinde, icra ve iflas dairelerinin yaptığı işlemler hakkında söz konusu işlemlerin öğrenildiği tarihten itibaren yedi gün içinde şikâyetin yapılabileceği düzenlenmiştir.<br>20. İİK’nın 62. maddesinde ise ödeme emrine itiraz etmek isteyen borçlunun ödeme emrinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde itiraz edebileceği, İİK’nın 65. maddesinde de ödeme emrine gecikmiş itirazın ne zaman ve nasıl yapılacağı düzenlenerek, burada da borçlunun kusuru olmaksızın bir mani sebebiyle müddeti içinde itiraz edememiş ise paraya çevirme muamelesi bitinceye kadar itiraz edebileceği, ancak borçlunun, engelin kalktığı günden itibaren üç gün içinde, mazeretini gösterir delillerle birlikte itiraz ve sebeplerini bildirmeye mecbur olduğu belirtilmiştir.<br>21. Görüldüğü üzere 2004 sayılı İİK’da sürelerin hangi hâllerde nasıl başlayacağına ilişkin farklı düzenlenmeler öngörülmüş, bir kısmında öğrenme tarihi esas alındığı hâlde bir kısmında da sürelerin başlangıcında tebligat esas alınmıştır.<br>22. Açıklanan bu düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere, alacaklı tarafından itirazın iptali davasının, borçlunun icra dosyasına yaptığı itirazın tebliğ tarihinden itibaren bir yıl içinde açılması zorunludur. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.06.2019 tarihli ve 2017/19-1651 E., 2019/707 K. sayılı kararında da aynı ilke benimsenmiştir.<br>23. İİK’nın 67. maddesinde gösterilmiş olan süre hak düşürücü süredir. Yerel Mahkeme ve Özel Daire arasında bu sürenin hak düşürücü süre olup olmadığı konusunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Hak düşürücü süre; hak sahibinin hakkın korunması için kanun veya sözleşme ile belirlenen süre içerisinde öngörülen eylem veya işlemleri yapmaması nedeniyle hakkın sona ermesi sonucunu doğuran süredir.<br>24. Hak düşürücü sürelerin kanunla düzenlenmesi asıldır. Tarafların sözleşme ile hak düşürücü süreleri belirlemeleri, bu süreleri değiştirmeleri veya ortadan kaldırmaları olanaksızdır. Hak düşürücü süreler hakkı tamamen sona erdiren, yok eden, düşüren sürelerdir. Hak sahibi alacaklı kanunla veya sözleşme ile belirlenen süre içerisinde öngörülen eylem veya işlemleri yapmadığı takdirde o hak tamamen ortadan kalkmakta, silinmekte düşmektedir. Artık o hakkın istenmesi, dava ve takip edilmesi mümkün değildir.<br>25. Hak düşürücü sürenin sonunda hakkın sona ermesi için karşı tarafın borçlunun bir eylem veya işlem yapmasına gerek yoktur. Hak düşürücü süre geçmekle kendiliğinden son bulur (Tekinay S./Akman S./ Burcuoğlu H./Altop A.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. 2, İstanbul, 1985-1988, s. 1385 vd , Reisoğlu, S.: Genel Hükümler, İstanbul, 2002, s. 348).<br>26. Hak düşürücü süreler itiraz niteliği taşırlar. Taraflar hak düşürücü süreyi davanın her aşamasında hatta kararın bozulmasından sonra da ileri sürülebilirler. Ayrıca hak düşürücü sürelerin incelenmesi tarafların iradelerine bırakılmamıştır. Hâkim tarafından kendiliğinden göz önünde tutulması, araştırma ve inceleme konusu yapılması gerekmektedir (Feyzioğlu, N. F.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. 1-2, İstanbul 1976, s. 521).<br>27. Bu ilke ve açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Nazilli 2. İcra Müdürlüğünün 2010/308 sayılı dosyasının incelenmesinde; davacı T. Vakıflar Bankası T.A.O tarafından, davalı &#8230; ve dava dışı borçlular aleyhine toplam 49.824,66TL alacağın tahsili için icra takibine başlanıldığı, davalı tarafından ödeme emrine 13.06.2011 tarihinde (süresinde) itiraz edildiği, ödeme emrine itiraz dilekçesinin takip alacaklısına tebliğ edilmediği, davacı tarafından da 01.10.2014 tarihinde itirazın iptali davası açıldığı anlaşılmaktadır.<br>28. Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, itirazın iptali davası, bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılması gereken bir dava olup, açık kanunî düzenlemeye göre dava açma süresi itirazın tebliği ile başlar. Ödeme emrine itiraz, 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine uygun olarak takip alacaklısına tebliğ edilmez ise kanunda öngörülen bir yıllık süre başlamayacaktır. İİK’nın 67/1. maddesindeki düzenleme dikkâte alındığında, icra dosyasında alacaklının icra işlemleri yapmış olmasının itirazın tebliği anlamına gelmeyeceği de açıktır.<br>29. Bu durumda, mahkemece açılan davanın süresinde olduğu gözetilerek, işin esasına girilip sonucuna göre bir karar verilmelidir.<br>30. Hâl böyle olunca tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.<br>31. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.<br><br>IV. SONUÇ:<br>Açıklanan nedenlerle;<br>Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu&#8217;nun 429. gereğince BOZULMASINA,<br>İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,<br>Aynı Kanun&#8217;un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 16.09.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İş sözleşmesinin önel verilerek feshi halinde, dava açma süresi önelin sona ereceği tarihte değil, işverenin fesih bildirimini tebliğ ettiği tarihten başlar.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/is-sozlesmesinin-onel-verilerek-feshi-halinde-dava-acma-suresi-onelin-sona-erecegi-tarihte-degil-isverenin-fesih-bildirimini-teblig-ettigi-tarihten-baslar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Nov 2021 09:11:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[bir aylık dava açma süresi]]></category>
		<category><![CDATA[Eylemli fesih halinde dava açma süresi]]></category>
		<category><![CDATA[hak düşürücü süre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=8464</guid>

					<description><![CDATA[9. Hukuk Dairesi &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;2019/1026 E. &#160;, &#160;2019/16854 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ . HUKUK DAİRESİ DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine, işe iadesine ve yasal sonuçlarına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.Yerel mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.İlk Derece Mahkemesinin kabul kararına karşı davalı avukatı istinaf başvurusunda bulunmuştur.İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesi davalı... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/is-sozlesmesinin-onel-verilerek-feshi-halinde-dava-acma-suresi-onelin-sona-erecegi-tarihte-degil-isverenin-fesih-bildirimini-teblig-ettigi-tarihten-baslar/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>9. Hukuk Dairesi &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;2019/1026 E. &nbsp;, &nbsp;2019/16854 K.</strong></p>



<ul><li></li></ul>



<p><strong>&#8220;İçtihat Metni&#8221;</strong></p>



<p>MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ . HUKUK DAİRESİ<br><br>DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine, işe iadesine ve yasal sonuçlarına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.<br>Yerel mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.<br>İlk Derece Mahkemesinin kabul kararına karşı davalı avukatı istinaf başvurusunda bulunmuştur.<br>İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesi davalı avukatının istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir.<br>İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesi&#8217;nin kararı süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:<br><br>YARGITAY KARARI<br><br>A) Davacı İsteminin Özeti:<br>Davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkilinin davalı işyerinde 01/01/2007-31/12/2016 tarihleri arasında hizmet verdiğini, işveren tarafından müvekkiline İstanbul 17. Noterliği’nin 04/11/2016 tarih 29988 yevmiye no.lu ihtarnamesi ile iş akdinin performans düşüklüğü ve yeteri verim alınmaması nedeni ile sona erdirildiğinin bildirildiğini, müvekkilinin iş akdinin feshedilmesi hakkında savunmasının alınmadığını ve kendisine sadece yazılı bir bildirim yapılmakla yetinildiğini,feshe dayanak somut bir olayın mevcut olmadığını,performans düşüklüğünün tespiti için aynı işyerinde benzer işte çalışan diğer işçilerin performans değerleri ile müvekkilinin değerlerinin karşılaştırılması gerektiğini,aksi halde müvekkilinin performans düşüklüğünden bahsetmenin mümkün olmadığını,objektif bir değerlendirme yapılamayacağını,davalının performansın yükseltilmesi için herhangi bir eğitim, geliştirme çabasına girmediğini,müvekkilinin savunması dahi alınmadan iş akdinin feshedilmesi neticesinde işbu davanın açılma zorunluluğunun doğduğunu iddia ederek; iş akdinin feshinin geçersizliğine ve davacının eski işine iadesine,mahkemece verilecek işe iade kararı kesinleşinceye kadar geçecek süre için 4 aylık süreye ilişkin ücret ve diğer haklarının ,mahkemece verilecek işe iade kararına davalılar tarafından uyulmaması halinde feshin kötü niyetli olduğu dikkate alınarak 8 aya kadar ücret tutarında tazminatın ödenmesini talep etme zorunluluğunun doğduğunu,yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>B)Davalı Cevabının Özeti:<br>Davalı vekili cevap dilekçesi ile,davacının müvekkili şirket tarafından yürütülmekte olan &#8220;İBB Özürlüler Müdürlüğüne Bağlı Özürlü Merkezlerinin ve Özürlüler Yaz Kampının 2016 yılında işletilmesi Hizmet Satın alma İşi &#8220;ihalesi kapsamında &#8220;&#8230; Özürlüler Merkezinde Sağlık A.Ş. Personeli olarak &#8220;Eğitmen görevlisi olarak çalıştığını,müvekkili ile davacı arasında 31/12/2015 tarihinde 1 yıl süreli belirli iş sözleşmesi imzalandığını, ancak davacının müvekkili şirkette 01/01/2007 tarihinde işe başladığını,İSEM projesinde Eğitmen olarak görev yapmakta olan &#8230;&#8221;ın çalışma performansı ve eğitmen verimliliğinin değerlendirilip,2016 yılında çalışmış olduğu projede yer almamasına karar verildiğini,iş akdinin süre bitiminde ise kendisine İstanbul 17.noterliği 29988 yevmiye no.lu 04/11/2016 tarihli ihtarnamesi ile bildirilerek iş sözleşmesinin bitim tarihi olan 31/12/2016 da davacının şirket ile ilişiğinin kesildiğini,işe iade davasının dava şartlarından birinin işçi ile işveren arasında ki sözleşmenin belirsiz süreli olması gerektiğini,müvekkili ile davacı arasında belirli süreli iş sözleşmesi akdedilmiş olmakla beraber 2007 ile 2016 yılları arasında çalışan davacının iş sözleşmesinin yenilenmesinin davacının çalıştığı projenin her yıl yapılan hizmet alımı ihaleleri doğrultusunda olduğundan,davacı ile akdedilmiş belirli iş sözleşmelerinin tekerrürüne dayalı olarak belirsiz iş sözleşmesi niteliği kazanmasının mümkün olmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.<br>C) İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:<br>İlk derece mahkemesince &#8221; Davacı vekilinin beyanı, davalı vekilinin beyanı, tanıkların beyanı, Beyoğlu Sosyal Güvenlik Merkezi’nden gelen yazı cevabı ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, davalı işveren fesih ihbarında davacı işçiyi performansının düşük olması nedeniyle iş sözleşmesinin feshedildiğini cevap dilekçesinde de işveren ile işçi arasındaki sözleşmenin belirli süreli sözleşme olması nedeniyle davacı işçinin işe iade davası açamayacağını beyan etmiştir.Davalı işveren her ne kadar davacı işçiyi performansından dolayı işten çıkarıldığını beyan etmiş ise de dosya kapsamında işçinin savunmasının alındığına dair herhangi bir belge olmadığı anlaşıldığından fesih ihbar bildirimine itibar edilmemiştir.Davacı işçinin 2007 ile 2016 yılları arasında davalı işyerinde çalıştığı taraflar arasında uyuşmazlık konusu değildir.Davalı işveren belirli süreli sözleşme yapıldığını iddia etmiş ise de belirtilen süre arasında iş sözleşmesinin belirli iş sözleşmesi olduğu yönünde esaslı bir neden olmadığı ve zincirleme olarak yenilendiği anlaşıldığından sözleşmesinin başlangıçtan beri belirsiz süreli kabul edilmesi gerektiği anlaşıldığından davalı vekilinin bu yöndeki beyanına itibar edilmeyerek fesih geçersizliğine ve işçisinin işe iadesine dair aşağıdaki gibi karar verilmiştir.&#8221; şeklinde gerekçe oluşturularak feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine karar verilmiştir.<br>Ç)İstinaf Başvurusu:<br>İlk derece mahkemesinin kararına karşı, davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.<br>D)İstinaf Sebepleri:<br>Davalı vekili istinaf başvurusunda; davacının, müvekkil şirketin gerçekleştirdiği projelerde, her bir projede ayrı bir sözleşme yaparak çalıştığını, yapılan sözleşmelerde her bir proje için ayrı süre öngörüldüğünü ve bu sürelerin bitiminde iş akdinin sonlandığını, İSEM Projesinde Eğitmen olarak görev yapmakta olan davacının çalışma performansının ve eğitmen verimliliğinin değerlendirdiğini, 2016 yılında çalışmış olduğu projede yer almamasına karar verildiğini, iş akdinin süre bitiminde ise kendisine İstanbul 17. Noterliği 29988 Yevmiye no.lu 04.11.2016 tarihli ihtarname ile bildirilerek iş sözleşmesinin bitim tarihi olan 31.12.2016&#8217;da davacının şirket ile ilişiğinin kesildiğini, müvekkil şirkette çalışan tüm kişilerin çalışma biçimlerinin, hangi görevleri nasıl ifa edeceğinin, iş alımı tarihinden itibaren sözleşme sürelerinin sonuna kadar nasıl çalışılacağının kişilerin kendilerine bildirildiğini, ayrıca şirket içerisinde de bu bildirimlerin çalışanların da görebileceği yerlere asıldığını, iş akdinin geçerli nedenle feshedildiğini beyanla ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.<br>E)Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti:<br>Bölge Adliye Mahkemesince “İlk derece mahkemesi kararı usul ve yasaya ve dosya içeriğine uygundur, aksine itirazların hiçbirisi yerinde görülmemiştir.<br>Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, İlk Derece Mahkemesinin objektif, mantıksal ve hayatın olağan akışına uygun, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir. İlk derece mahkemesinin kararında Dairemizce re&#8217;sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık hallerinden hiç birisinin bulunmadığı saptanmıştır.” gerekçesiyle davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.<br>F)Temyiz Başvurusu:<br>Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararına karşı davalı vekili temyiz başvurusunda bulunulmuştur.<br>E) Gerekçe:<br>İş sözleşmesinin geçerli neden olmadan davalı işveren tarafından feshedildiğini belirten davacı işçi feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.<br>4857 sayılı İş Kanunu&#8217;nun 20. maddesi uyarınca iş sözleşmesinin geçerli neden olmadan feshedildiğini ileri süren işçinin, fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içerisinde feshin geçersizliği ve işe iade istemi ile dava açması gerekir. Bu süre hak düşürücü süre olup, resen dikkate alınması gerekir.<br>İşveren fesih bildiriminde bulunmuş, ancak bunu tebliğ etmemiş olmasına rağmen, örneğin, işçi, işvereni şikâyet ederek, fesih bildiriminin yapıldığı tarihi kesin olarak belirleyecek bir işlem yapmışsa, artık bu tarihin esas alınması uygun olacaktır. Bu anlamda işverenin fesih bildiriminin tebliğden imtina edildiği tutanakların tutulduğu tarih, tutanak düzenleyicilerinin doğrulaması halinde tebliğ tarihi sayılacaktır. Eylemli fesih halinde dava açma süresi, eylemli feshin yapıldığı tarihten itibaren işler. Fesih bildirimine karşı idari itiraz yolu öngören personel yönetmeliği ya da sözleşme hükümleri, dava açma süresini kesmeyeceği gibi, işçinin bu süre içinde hastalığı nedeni ile rapor alması da bu süreyi durdurmayacaktır. Dairemizin kararlılık kazanan uygulaması bu yöndedir. (15.09.2008 gün ve 2008/1860 Esas, 2008/23531 Karar sayılı ilamımız).<br>İş sözleşmesinin önel verilerek feshi halinde, dava açma süresi önelin sona ereceği tarihte değil, işverenin fesih bildirimini tebliğ ettiği tarihten başlar.<br>Somut uyuşmazlıkta davacı, iş akdinin 31/12/2016 tarihinde sona erdirildiğini iddia etmiş, davasını ise 17/01/2017 tarihinde açmıştır. Ancak davacıya 04/11/2016 tarihli fesih bildirimi, 07/11/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir. Bildirim tarihine göre davanın bir aylık dava açma süresi geçtikten sonra açıldığı anlaşılmaktadır. Dava hak düşürücü süre içinde açılmadığından davanın reddi yerine yazılı şekilde kabulü hatalıdır.<br>4857 sayılı İş Yasasının 20/3 maddesi uyarınca Dairemizce aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.<br>HÜKÜM :<br>1-İlk Derece Mahkemesi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,<br>2-Davanın REDDİNE,<br>3-Alınması gereken 44,40 TL. karar-ilam harcından davacının yatırdığı 29,20 TL. peşin harcın mahsubu ile bakiye 15,20 TL. karar-ilam harcının davacıdan tahsili ile Hazine&#8217;ye irat kaydına,<br>4-Davacının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalının yaptığı 212,00 TL. yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine,<br>5-Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre belirlenen 2.725,00 TL. ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,<br>6-Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde davalıya iadesine,<br>7-Dava dosyasının İlk Derece Mahkemesi&#8217;ne, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesi&#8217;ne gönderilmesine,<br>Kesin olarak 26.09.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kısmi çalışmanın olduğu durumlarda başka bir iş yerinde bir süre sigortalı çalışılmış olması, kısmi çalışmadaki hizmet bütünlüğünü bozmaz ve hak düşürücü süre işlemez.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/kismi-calismanin-oldugu-durumlarda-baska-bir-is-yerinde-bir-sure-sigortali-calisilmis-olmasi-kismi-calismadaki-hizmet-butunlugunu-bozmaz-ve-hak-dusurucu-sure-islemez/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Oct 2021 15:28:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[gerçeğe aykırı sigortalılık]]></category>
		<category><![CDATA[hak düşürücü süre]]></category>
		<category><![CDATA[part-time çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[yoklama tutanağı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=8400</guid>

					<description><![CDATA[10. Hukuk Dairesi &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;2010/13300 E. &#160;, &#160;2012/3450 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; Mahkemesi :İş MahkemesiDava, hizmet süresinin tespiti istemine ilişkindir.Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.Hükmün, taraflar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi &#8230; tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/kismi-calismanin-oldugu-durumlarda-baska-bir-is-yerinde-bir-sure-sigortali-calisilmis-olmasi-kismi-calismadaki-hizmet-butunlugunu-bozmaz-ve-hak-dusurucu-sure-islemez/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>10. Hukuk Dairesi &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;2010/13300 E. &nbsp;, &nbsp;2012/3450 K.</strong></p>



<ul><li></li></ul>



<p><strong>&#8220;İçtihat Metni&#8221;</strong></p>



<p>Mahkemesi :İş Mahkemesi<br>Dava, hizmet süresinin tespiti istemine ilişkindir.<br>Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.<br>Hükmün, taraflar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi &#8230; tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.<br>01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Yasanın geçici 7/1. maddesi hükmünde, “Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı, 02.09.1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17.10.1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı, 08.06.1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunlar ile 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı Kanunun geçici 20&#8217;nci maddesine göre sandıklara tâbi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları Kanun hükümlerine göre değerlendirilirler” düzenlemesinin yer alması ve genel olarak Kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı karşısında, davanın yasal dayanağının 506 sayılı Kanun, giderek 79/10. maddesi olduğu kabul edilmelidir.<br>506 sayılı Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve feragat edilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi karşısında, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davaların, kamu düzenine ilişkin olduğu, bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğunun gözetilmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.<br>Dava konusu, somut olay incelendiğinde; davacı davalılara ait &#8230;. apartmanı işyerinde kapıcılık hizmeti yaptığı ve 15.09.1992-30.04.2003 tarihleri arasındaki çalışmalarının sigortalı hizmet olarak tespitini talep ettiği,mahkemece davanın kısmen kabulü ile, davacının 31.10.1997 &#8211; 30.04.2003 tarihleri arasında davalı işyerinde fiilen çalıştığının tespitine karar verilmiştir.<br>&#8230;Karar sayılı dosyası incelendiğinde; işçilik alacakları nedeniyle davalılar aleyhine dava ikame edildiği alınan bilirkişi raporuna göre davacının 15.09.1992 ile 30.04.2003 tarihleri arasında, 10 yıl 7 ay 15 günlük hizmet süresinin tespit edildiği ve kararın Yargıtay denetiminden geçmek suretiyle kesinleştiği anlaşılmaktadır.<br>Davalı işveren aleyhine 14.04.2003 tarihinde, diğer davalı Kurum müfettişleri tarafından düzenlenen yoklama tutanağında, işverenin adresinde yapılan incelemede; davacının, 01.01.2003 tarihi itibariyle işe giriş bildirgesinin verilmesi gerektiğinin tespitine karar verilmiştir.<br>Davacıya ait hizmet cetveli incelendiğinde; 01.10.1997-31.10.1997 tarihleri arasında, dava dışı işyerinden 30 gün çalışmasının Kuruma bildirildiği, 1999/4-2000/3.aylarda isteğe bağlı sigorta prim ödemesinin bulunduğu anlaşılmaktadır.<br>&#8230; tarafından, 01.10.1992 başlangıç tarihinden, saadet apartmanı bodrum katı 2.dairenin 600.00-TL karşılığında, davacının eşi &#8230; kiralandığı anlaşılmaktadır.<br>İşçi alacaklarına ilişkin karar güçlü delil niteliğinde ise de dinlenen tanık beyanlarına dayanılarak hüküm kurulmuş, fakat çalışma olgusu konusundaki yapılan araştırma, hüküm kurmaya yeterli değildir.<br>Hal böyle olunca, mahkemece, davacının, öncelikle, iki kez beyin ameliyatı geçirdiği hususundaki iddiası karşısında, rahatsızlığının ciddiyeti, yaşamına ve özellikle kalorifer yakma hususundaki çalışmasına etkisi olup olmadığı araştırılmalı, dava konusu apartmana yakın bakkal ve apartman yöneticilerini, apartman sakinlerini tanık olarak dinleyerek, davacının apartman iş yerinde çalışıp çalışmadığını saptamak, çalıştığının anlaşılması halinde apartmanın 4 daireli olduğu gözetildiğinde, günde kaç saat çalışmış olabileceği belirlenmek, giderek haftalık ve aylık çalışma sürelerini tespit etmek, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 63. maddesi gereğince 7.5 saat çalışma bir günlük çalışma hesabı ile kaç iş gücüne karşılık olduğu hususu açıkça saptamak ve hasıl olacak sonuca göre karar vermekten ibarettir.<br>Mahkemece, davacının 01.10.1997-31.10.1997 tarihleri arasında, dava dışı işyerinden 30 gün çalışmasının, Kuruma bildirildiği ve çalışmanın kesintiye uğraması nedeniyle, 15.09.1992- 31.10.1997 tarihleri arasındaki dönem yönünden, hak düşürücü süre nedeniyle, talebin reddine karar verilmiştir. Ancak, bu bir aylık süreli çalışmanın, apartmanın kapasitesi ve günlük kapıcılık hizmetlerinin, başka bir işte çalışmaya engel teşkil etmeyecek nitelikte olup olmadığı, başka bir ifadeyle part time çalışmanın söz konusu olup olmadığı araştırılmalı, işin niteliği gereği part-time çalışma olduğu kanaatine varıldığı taktirde hak düşürücü sürenin söz konusu olamayacağı hususu da, mahkemece gözetilmelidir.<br>Diğer bir husus ise,mahkemenin kabulü ile davacı sigortalının istemi karşılaştırıldığında, davanın kısmen kabulüne karar verilerek, davalılar lehine vekalet ücreti takdir edilmesi ve yargılama giderlerinin kabul ve reddedilen oranlara göre taraflara yüklenmesi gerektiği gözetilmesizin karar tesisi isabetsizdir.<br>Anılan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.<br>O halde, tarafların vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.<br>SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacı ve &#8230; Başkanlığı dışındaki davalılara iadesine, 28.02.2012 günü oybirliğiyle karar verildi.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşçi fesih bildirimi hususunda tebliğden imtina ederse bu durum İş Kanunu md.109 gereği tutanakla tespit edilmesi gerekir.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/isci-fesih-bildirimi-hususunda-tebligden-imtina-ederse-bu-durum-is-kanunu-md-109-geregi-tutanakla-tespit-edilmesi-gerekir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Nov 2020 08:50:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[hak düşürücü süre]]></category>
		<category><![CDATA[iş akdinin feshini sözlü olarak bildirmek]]></category>
		<category><![CDATA[işe iade davası]]></category>
		<category><![CDATA[teslim tesellüm belgesi düzenlemek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=6835</guid>

					<description><![CDATA[7. Hukuk Dairesi         2014/13576 E.  ,  2014/20746 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; Mahkemesi : Samsun 2. İş Mahkemesi Tarihi : 29/05/2014 Numarası : 2013/439-2014/302 Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: Davacı iş sözleşmesinin geçerli neden olmadan 24.09.2013 tarihinde distribütör &#8230; Gıda... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/isci-fesih-bildirimi-hususunda-tebligden-imtina-ederse-bu-durum-is-kanunu-md-109-geregi-tutanakla-tespit-edilmesi-gerekir/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">7. Hukuk Dairesi         2014/13576 E.  ,  2014/20746 K.</span></b></p>
<ul>
<li></li>
</ul>
<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8220;İçtihat Metni&#8221;</span></b></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">Mahkemesi : Samsun 2. İş Mahkemesi<br />
Tarihi : 29/05/2014<br />
Numarası : 2013/439-2014/302</p>
<p>Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:<br />
Davacı iş sözleşmesinin geçerli neden olmadan 24.09.2013 tarihinde distribütör &#8230; Gıda Firmasında 12.09.2013 tarihinde yapılan hesap kapatma işlemi sırasında 8492,00 TL bütçe açığı tespit edildiğinden bahisle davalı işveren tarafından feshedildiğini davalı şirketin hiçbir zararının bulunmadığını, belki sadece ikinci iskonto nedeniyle karının azaldığını, gece yarılarına kadar çalıştığını ve şirket cirolarını arttırdığını bildirerek feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir.<br />
Davalı vekili davacıya fesih bildiriminin 19.9.2013 tarihinde tebliğ edildiğini, davacının teslim almaktan imtina ettiği için aynı tarihte Noter kanalıyla gönderildiğini, davacının 19.09.2013 tarihinde fesih bildirimini imzalamadığını, 20.09.2013 tarihinde eşyalarını toplayıp müşteri muvafakatlerini yaptığını ve bir daha işe gelmediğini, davayı hak düşürücü süre geçtikten sonra açtığını, davanın hak düşürücü süre nedeniyle ve ayrıca fesih davacının doğruluk ve bağlılığa aykırı davranışları nedeniyle şirkete zarar vermesinden dolayı haklı nedenle yapıldığından reddine karar verilmesini istemiştir.<br />
Mahkemece; davacı tarafın kendilerine iş akdinin feshedildiğinin ihtarname ile bildirildiğini daha önceden haberlerinin olmadığını belirterek davanın 23/10/2013 tarihinde açıldığı, bu tarihin Çarşamba gününe denk geldiği, davalının ise gerek ihtarnamede gerekse cevap dilekçesinde iş akdinin 19/09/2013 tarihinde Cuma günü feshedildiğinin davacıya bildirdiğini iddia ettiği, bu hususun ihtarnameyle ayrıca davacıya bildirildiği, yine dosyada bulunan 21/09/2013 tarihli imzası inkar edilmeyen belgeden davacının davalı işyerine ait zimmetinde bulunduğu tüm eşyaları teslim ettiği, bu hususta teslim tesellüm belgesi düzenlendiği, dolayısıyla davalı tarafın davacının iş akdinin feshinin 19/09/2013 tarihinde sözlü olarak bildirildiği hususunun sabit olduğu, bu hususun tanık anlatımlarınca da doğrulandığı, dolayısıyla açılan davanın 1 aylık hak düşürücü süre içinde açılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br />
4857 sayılı İş Kanununun 20.maddesi uyarınca iş sözleşmesinin geçerli neden olmadan feshedildiğini ileri süren işçinin, fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içerisinde feshin geçersizliği ve işe iade istemi ile dava açması gerekir. Bu süre hak düşürücü süre olup, resen dikkate alınması gerekir.<br />
İşveren fesih bildiriminde bulunmuş, ancak bunu tebliğ etmemiş olmasına rağmen, örneğin, işçi, işvereni şikayet ederek, fesih bildiriminin yapıldığı tarihi kesin olarak belirleyecek bir işlem yapmışsa, artık bu tarihin esas alınması uygun olacaktır. Bu anlamda işverenin fesih bildiriminin tebliğden imtina edildiği tutanakların tutulduğu tarih, tutanak düzenleyicilerinin doğrulaması halinde tebliğ tarihi sayılacaktır. Eylemli fesih halinde dava açma süresi, eylemli feshin yapıldığı tarihten itibaren işler. Fesih bildirimine karşı idari itiraz yolu öngören personel yönetmeliği ya da sözleşme hükümleri, dava açma süresini kesmeyeceği gibi, işçinin bu süre içinde hastalığı nedeni ile rapor alması da bu süreyi durdurmayacaktır.<br />
İş sözleşmesinin önel verilerek feshi halinde, dava açma süresi önelin sona ereceği tarihte değil, işverenin fesih bildirimini tebliğ ettiği tarihten başlar.<br />
Dosya içeriğine göre; davacı yapılan fesihten Noterlik kanalıyla gönderilen fesih ihbarıyla 24.09.2013 tarihinde haberdar olduğunu 19.09.2013 tarihinde fesih yapılmadığını, 20.09.2013 tarihinde çalışmasına devam ettiğini iş akdi feshedilen bir kişinin çalışmaya devam etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu belirterek bu tarihe ilişkin konaklama bedeli ve harcırah beyannamesi sunmuştur. Ayrıca Bölgeler Müdürü Ç.. Ç.. tarafından Genel Müdür E. T. bey ile görüşülüp Şirket Genel Merkezinde Operasyon kısmına alınabileceğinin belirtildiğini de ifade etmiştir. Bu beyanı için tanık ismi de bildirmiştir. Tanık R. A. ise davacının merkeze alınmayı beklerken sözleşmesinin feshedildiğini öğrendiğini beyan etmiştir. Zimmet teslimine dair 21.09.2013 tarihli belge eylemli fesih yapıldığı anlamına da gelemez. Davalı taraf 19.09.2013 tarihinde davacıya fesih bildiriminin tebliğ edildiğini ancak davacı tarafından teslim alınmadığını beyan etmişse de bu hususu da tutanağa bağlamış değildir. İş Kanununun 109. maddesinde tebliğden imtina durumunda işverence bu hususun tutanakla tespit edileceği bildirilmiştir. Bu nedenle davacının fesihten 24.09.2013 tarihinde noter kanalıyla yapılan bildirim üzerine haberdar olunduğu yönündeki beyanına itibar edilerek davanın 23.10.2013 tarihinde 1 aylık hak düşürücü süre içerisinde açıldığının kabulü ile işin esasına girilip çıkacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile davanın hak düşürücü süre dolduktan sonra açıldığı gerekçesiyle reddi isabetli olmamıştır.<br />
Mahkemece bu yön üzerinde durulmaksızın hatalı değerlendirme sonucu davanın reddine karar verilmesi hatalıdır.<br />
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 12.11.2014 tarihinde oybirliğiyle KESİN olarak karar verildi.</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tasarrufun iptali davasında aciz vesikası dava açılmadan, dava açıldıktan sonra veya temyiz aşamasında bile sunulma olanağı vardır.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/tasarrufun-iptali-davasinda-aciz-vesikasi-dava-acilmadan-dava-acildiktan-sonra-veya-temyiz-asamasinda-bile-sunulma-olanagi-vardir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Oct 2020 13:10:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[aciz belgesi]]></category>
		<category><![CDATA[aciz vesikası]]></category>
		<category><![CDATA[hak düşürücü süre]]></category>
		<category><![CDATA[tasarruf tarihinden itibaren 5 yıllık hak düşürücü süre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=6776</guid>

					<description><![CDATA[17. Hukuk Dairesi         2017/3535 E.  ,  2020/4063 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili ve davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacı vekili; müvekkili... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/tasarrufun-iptali-davasinda-aciz-vesikasi-dava-acilmadan-dava-acildiktan-sonra-veya-temyiz-asamasinda-bile-sunulma-olanagi-vardir/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">17. Hukuk Dairesi         2017/3535 E.  ,  2020/4063 K.</span></b></p>
<ul>
<li></li>
</ul>
<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8220;İçtihat Metni&#8221;</span></b></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi</p>
<p>Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili ve davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:</p>
<p>-K A R A R-</p>
<p>Davacı vekili; müvekkili tarafından &#8230; 27. İcra Müdürlüğünün 2005/1035 ve 2005/1624 sayılı dosyaları ile davalı &#8230; Yapı Taah Turizm İthalat ihr San ve Tic Ltd Şti. aleyhine icra takibine başlandığını, takiplerin kesinleştiğini, borçlu şirketin borcu karşılayacak mal varlıkları bulunamadığı için alacakların tahsil edilemediğini, ancak davalı müteahhit &#8230; Tic. Ltd. Şti. ile davalı arsa sahibi &#8230; arasında, &#8230; 28. Noterliğinin 05/10/1994 tarihli düzenleme şeklindeki “kat karşılığı inşaat sözleşmesi ve gayrimenkul satış vaadi” sözleşmesi akdedildiğini, anılan sözleşme uyarınca sözleşme konusu &#8230; ili &#8230; ilçesi &#8230; mahallesinde kayıtlı 26174 ada 3 parsel üzerinde yapılan binanın 1-3-5-7-8 no’lu bağımsız bölümlerinin davalı borçlu müteahhit şirkete isabet etmesine rağmen davalı arsa sahibi &#8230; tarafından bu<br />
bağımsız bölümlerin tapuda devrinin davalı şirkete verilmediğini, davalı arsa sahibi &#8230; üzerinde bırakıldığını, daha sonra çocuklarının şirketi davalı &#8230; Yapı Taah. Turizm İthalat İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti’nin alacaklılarından mal kaçırmak amacı çerçevesinde intifa haklarını kendi üzerinde bırakmak suretiyle &#8230; 4. Bölge Tapu Sicil Müdürlüğünün 18/04/2008 tarih ve 8730 yevmiye nolu tapu senedi ile davalı şirketin payına isabet eden 7 nolu bağımsız bölümü, kızı davalı &#8230;’a; 1-3-5 nolu bağımsız bölümleri de torunu &#8230;’ in oğlu davalı &#8230;’e muvazaalı bir şekilde devrettiğini, davalı şirketin ortakları &#8230; ile &#8230;’in, arsa sahibi davalı &#8230;’ in çocukları olduğunu, davalı şirketin tipik bir aile şirketi olduğunu belirterek davalı &#8230; adına olan tapu kaydının iptali ile müteahhit şirket &#8230; Yapı Taah Turizm ithalat ihr. San ve Tic Ltd Şti adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br />
Davalılar vekili; iptal davasını, elinde muvakkat veya kat’i aciz vesikası bulunan alacaklıların açabileceğini, (İlK. m. 277) bu durumun dava şartı niteliğinde olduğunu, davacının dosyaya böyle bir belge sunduğuna ilişkin dava dilekçesinde herhangi bir ibareye rastlanılmadığını beyanla davanın reddini savunmuştur.<br />
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan delillere göre; davanın kısmen kabul kısmen reddi ile; dava konusu &#8230; ili &#8230; ilçesi &#8230; mahallesinde bulunan 26174 ada 3 nolu parselde bulunan binanın 8 nolu bağımsız bölümü yönünden davanın kabulü ile bu bağımsız bölümde &#8230; mirasçıları davalılar &#8230; ve &#8230; adına olan tapu kayıtlarının iptali ile (bu davalılar adına kayıtlı hisselerin iptali ile) bu davalılar yönünden hisselerin davalı müteahhit şirket &#8230; Yapı Taah. Turz. İth. ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti adına tapuya kayıt ve tesciline, davacının 26174 ada 3 nolu parselde bulunan 1, 3, 5, 7 nolu bağımsız bölümler yönünden davasının reddine, karar verilmiş; hüküm, davacı vekili ve davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br />
1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, İİK’nun 284. maddesinde iptal davasının<br />
tasarruf tarihinden itibaren 5 yıllık hak düşürücü süre içinde açılacağının hükme bağlanmış olmasına ve 5 ve 7 nolu bağımsız bölümün 30/09/2000, 1 ve 3 nolu bağımsız bölümün ise 25/12/2000 tarihli 154251 ve 154252 nolu faturalarla davalı &#8230; adına devredildiği, davanın ise 20/01/2009 tarihinde açıldığının anlaşılmasına göre, İİK&#8217;nun 284.madde kapsamında 5 yıllık süre geçtiğinden mahkemece İİK’nun 284.maddesi kapsamında dava konusu 1,3,5 ve 7 nolu taşınmazlar yönünden hak düşürücü süre geçtiğinden davanın reddine karar verilmesi gerekirken davalı &#8230;&#8217;in davaya konu edilen 1,3,5,7 nolu bağımsız bölümleri sattığı tarihte davacıya takip konusu senetten dolayı bir borcunun olmadığı, borcun henüz doğmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi yanlış ise de; sonucu itibariyle dava konusu edilen 1,3,5 ve 7 nolu taşınmazlar yönünden davanın reddine dair verilen kararın isabetli olmasına göre; davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün onanmasına karar vermek gerekmiştir.<br />
2-Dava İİK&#8217;nun 277 ve devamı maddelerine dayalı olarak açılan tasarrufun iptali istemine ilişkindir.<br />
HMK&#8217;nin 33.maddesine göre Hakim, Türk hukukunu resen uygulamak zorundadır. Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme Hakime aittir. Bu nedenle tarafların hukuki nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka bir ifade ile Hakim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur.<br />
Somut olayda davacı vekili; davalı borçlu müteahhit şirketin alacaklılarından mal kaçırma kastı ile davalı arsa sahibi &#8230; ile yaptığı kat karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince üzerine alması gereken dava konusu taşınmazları üzerine almayıp, davalı arsa sahibi &#8230; üzerinde bıraktığını beyanla davalılara ait taşınmazların tapusunun iptali ile davalı borçlu müteahhit şirket adına tescili talebiyle davayı açmış ve mahkemece dava; hukuki tasnifinde İİK&#8217;nun 277 ve devamı maddelerine dayalı olarak açılan tasarrufun iptali olarak kabul edilmiş ve dava bu şekilde görülmüştür.<br />
İcra ve İflas Kanununun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun haciz yada iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan<br />
bazı tasarrufların geçersiz ya da &#8220;iyiniyet kurallarına aykırılık&#8221; nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır. Bu tür davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması gerekir.<br />
Aynı yasanın 284.maddesinde iptal davasının tasarruf tarihinden itibaren 5 yıllık hak düşürücü süre içinde açılacağı hükme bağlanmıştır.<br />
Dosya içerisindeki belgelerden ve tapu kayıtlarından; davalı borçlu şirket ile davalı &#8230; arasında 05/10/1994 tarihinde kat karşılığı inşaat sözleşmesi düzenlendiği, 21/10/1999 tarihinde taşınmaz üzerinde kat irtifakı tesis edildiği ve bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere davalı borçlu müteahhit şirket adına tescil edilmesi gereken dava konusu taşınmazlardan 5 ve 7 nolu bağımsız bölümün 30/09/2000, 1, 3 ve 8 nolu bağımsız bölümün ise 25/12/2000 tarihli 154251 ve 154252 nolu faturalarla davalı &#8230; adına devredildiği, davanın ise 20/01/2009 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. Buna göre İİK&#8217;nun 284.madde kapsamında 5 yıllık süre geçtiğinden mahkemece İİK’nun 284.maddesi kapsamında dava konusu taşınmazlardan 8 nolu bağımsız bölüm yönünden de hak düşürücü süre geçtiğinden davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde 8 nolu bağımsız bölüm yönünden davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.<br />
3-Öte yandan; bu tür davalar, elinde geçici (İİK.m.105) veya kat&#8217;i (İİK.m.143) aciz belgesi bulunan alacaklılar tarafından açılabilir. Bu husus davanın görülebilme koşulu olmakla birlikte aciz belgesinin dava açılmadan, dava açıldıktan sonra veya temyiz aşamasında ve hatta hükmün Yargıtay&#8217;ca onanmasından (veya bozulmasından) sonra bile sunulma olanağı vardır.<br />
Somut olayda davacı vekili aciz vesikası ibraz etmediği gibi, sonrasında davalı borçlunun adresinde haciz de yapılmadığı anlaşılmıştır.<br />
Bu durumda, dava şartı olan geçerli bir aciz vesikasının bulunmaması (İİK. 105-143 Md.) sebebi ile de davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması isabetli değildir.<br />
4-Kabule göre de; tasarrufun iptali davalarının dinlenebilmesi için borcun, iptali istenen tasarruftan önce doğması dava ön koşulu olup mahkemece res&#8217;en araştırılmalıdır.<br />
Somut olayda davacının &#8230; 27. İcra Müdürlüğünün 2005/1035 sayılı takip konusu alacağının kaynağı 17/08/2002 düzenleme ve vade tarihli bono ve &#8230; 27. İcra Müdürlüğünün 2005/1624 sayılı takip konusu alacağının kaynağı ise 25/02/2003 düzenleme ve 25/03/2003 vade tarihli bono olup dava konusu tasarruf 30/09/2000 ve 25/12/2000 tarihlerinde yapıldığından tasarrufun bu borçlardan önce yapıldığı mahkemenin de kabulündedir. Ancak uygulamada alacak-borç ilişkisi daha önce başlamasına rağmen alacak için düzenlenen bono veya çek gibi kıymetli evraka sonraki tarihlerin atıldığı sıklıkla görülmektedir. Bu nedenle davacı alacaklı, borcun doğumunun takip dayanağı bononun tanzim tarihinden önce gerçekleştiğini ileri sürerse mahkemece alacaklıya bu konuda kanıt sunma olanağı verilmeli, gerekirse davacı alacaklı ile borçlu isticvap edilerek senedin düzenlenmesine neden olan temel ilişki sorulmalı, gerektiğinde davacı ile borçlunun ticari defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak borcun gerçek doğum tarihi tespit edilerek koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği saptanmalıdır. Mahkemece, davacı vekiline takip konusu borcun doğumuna ilişkin temel ilişki konusunda delillerini sunması için süre verilmesi, sunduğu delillerin toplanması, davacı ve davalı borçlunun varsa ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılması, gerektiğinde davacı ve borçlunun isticvabı ile borcun doğumunun tespiti gerekirken bu hususta araştırma yapılmadan yazılı olduğu üzere hüküm kurulması da doğru görülmemiştir.<br />
5-Yine kabule göre; İİK&#8217;nun 277. ve izleyen maddelerinde iptal davasına konu tasarruflar özünde geçerli olmasına rağmen kanunun icra hukuku yönünden iptaline imkan verdiği tasarruflardır. Davacının iddiasını kanıtlaması halinde iddianın taşınmazın aynına ilişkin olmadığı, alacağın tahsiline yönelik bulunduğu da gözetilerek tapunun iptal ve tesciline gerek olmaksızın davacının taşınmazların haciz ve satışını isteyebilmesi yönünden hüküm kurulması gerekirken tapunun iptali ile davalı şirket adına tesciline karar verilmesi de doğru değildir.<br />
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle dava konusu edilen 1, 3, 5 ve 7 nolu bağımsız bölümler<br />
yönünden davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA, (2), (3), (4) ve (5) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, aşağıda dökümü yazılı 25,20 TL kalan onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalılara geri verilmesine 29/06/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşe iade davası açma süresini; idari itiraz, istirahat veya ihbar süresi durdurmaz, etkilemez ve kesmez.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/ise-iade-davasi-acma-suresini-idari-itiraz-istirahat-veya-ihbar-suresi-durdurmaz-etkilemez-ve-kesmez/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Aug 2020 07:59:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[bir ay içerisinde feshin geçersizliği ve işe iade istemi]]></category>
		<category><![CDATA[fesih bildiriminin tebliği tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[hak düşürücü süre]]></category>
		<category><![CDATA[İş Kanunu'nun 20. maddesi]]></category>
		<category><![CDATA[İş sözleşmesinin önel verilerek feshi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=6358</guid>

					<description><![CDATA[9. Hukuk Dairesi         2016/25124 E.  ,  2016/16189 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine, işe iadesine ve yasal sonuçlarına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/ise-iade-davasi-acma-suresini-idari-itiraz-istirahat-veya-ihbar-suresi-durdurmaz-etkilemez-ve-kesmez/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">9. Hukuk Dairesi         2016/25124 E.  ,  2016/16189 K.</span></b><br />
<b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8220;İçtihat Metni&#8221;</span></b></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"></p>
<p>MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ</p>
<p>DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine, işe iadesine ve yasal sonuçlarına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.<br />
Yerel mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.<br />
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:</p>
<p>Y A R G I T A Y K A R A R I</p>
<p>A) Davacı İsteminin Özeti:<br />
İş sözleşmesinin geçerli bir neden olmaksızın 25.11.2013 tarihinde davalı işverence feshedildiğini ileri süren davacı işçi, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir.<br />
B) Davalı Vekilinin Cevabının Özeti:<br />
Davalı işverence, işe iade davasının 1 aylık hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığı ve davacının iş sözleşmesinin geçerli nedene dayalı olarak feshedildiği savunulmuştur.<br />
C) Yargılama Süreci ve Yerel Mahkeme Kararının Özeti:<br />
Mahkemece, işe iade davasının yasanın öngördüğü 1 aylık hak düşürücü sürede açılmadığı gerekçesi 22.05.2014 tarihli ilk celsede davanın reddine karar verilmiştir.<br />
Yerel mahkemece verilen karar; Dairemizin 27.11.2014 tarih, 2014-23051/Esas ve 2014-3915/Karar sayılı ilamı ile bozulmuştur.<br />
Bozma ilamında özetle, “Davacı tarafça son celse, daha önce isimlerini bildirdiği tanıklarına davetiye çıkarılması yönünde mahkemeden talepte bulunulmuştur. Aynı celse de davalı vekili de tanık listesini tekrar ettiklerini bildirmiştir. Mahkemece, davacının talebi hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmediği gibi tarafların tanıkları dinlenmeksizin sonuca gidilmiştir.<br />
HMK 27. maddesine göre davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. Bu hak açıklama, tanık dinletme ve ispat hakkını da içerir.<br />
Taraflarca usulünce tanık listeleri verilmiş ancak mahkemece hukuki dinlenilme hakkı ihlal edilerek tarafların tanıkları dinlenmemiştir.” gerekçesi ile tarafların bildirdiği tanıkların dinlenerek ve diğer tüm deliller ile birlikte bir değerlendirmeye tabi tutarak sonuca gidilmesi gerektiği belirtilmiştir.</p>
<p>Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda davanın süresinde açıldığı ve feshin geçerli nedene dayanmadığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.<br />
D) Temyiz:<br />
Karar süresinde davalı vekilince temyiz edilmiştir.<br />
E) Gerekçe:<br />
4857 sayılı İş Kanunu&#8217;nun 20. maddesi uyarınca iş sözleşmesinin geçerli neden olmadan feshedildiğini ileri süren işçinin, fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içerisinde feshin geçersizliği ve işe iade istemi ile dava açması gerekir. Bu süre hak düşürücü süre olup, resen dikkate alınması gerekir.<br />
İşveren fesih bildiriminde bulunmuş, ancak bunu tebliğ etmemiş olmasına rağmen, örneğin, işçi, işvereni şikâyet ederek, fesih bildiriminin yapıldığı tarihi kesin olarak belirleyecek bir işlem yapmışsa, artık bu tarihin esas alınması uygun olacaktır. Bu anlamda işverenin fesih bildiriminin tebliğden imtina edildiği tutanakların tutulduğu tarih, tutanak düzenleyicilerinin doğrulaması halinde tebliğ tarihi sayılacaktır. Eylemli fesih halinde dava açma süresi, eylemli feshin yapıldığı tarihten itibaren işler. Fesih bildirimine karşı idari itiraz yolu öngören personel yönetmeliği ya da sözleşme hükümleri, dava açma süresini kesmeyeceği gibi, işçinin bu süre içinde hastalığı nedeni ile rapor alması da bu süreyi durdurmayacaktır. Dairemizin kararlılık kazanan uygulaması bu yöndedir. (15.09.2008 gün ve 2008/1860 Esas, 2008/23531 Karar sayılı ilamımız).<br />
İş sözleşmesinin önel verilerek feshi halinde, dava açma süresi önelin sona ereceği tarihte değil, işverenin fesih bildirimini tebliğ ettiği tarihten başlar.<br />
Somut uyuşmazlıkta davalı işveren tarafından, davacının iş sözleşmesinin ihbar öneli verilerek 30/09/2013 tarihinde feshedildiği ve yine bu tarihte fesih bildiriminin davacı işçi tarafından tebellüğ edildiği anlaşılmaktadır. İşe iade davası ise 19.12.2013 tarihinde açılmıştır. Her ne kadar davacı işçi tarafından, fesih bildirimin ihbar önelinin sonu olan 25.11.2013 tarihinde ve baskı ile imzalatıldığı iddia edilmiş ise de; davacının bu iddiasını ispatlayamadığı anlaşıldığından, hak düşürücü süre içinde açılmayan davanın reddi yerine yazılı şekilde kabulü hatalıdır.<br />
4857 sayılı İş Yasasının 20/3 maddesi uyarınca Dairemizce aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.<br />
HÜKÜM : Yukarda açıklanan gerekçe ile;<br />
1. Mahkemenin kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,<br />
2. Davanın REDDİNE,<br />
3. Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,<br />
4.Davacının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,<br />
5.Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT&#8217;ne göre belirlenen 1.800 TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,<br />
6. Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde davalıya iadesine,<br />
Kesin olarak 20.09.2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi.</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hizmet Tespitinde Hak Düşürücü Sürenin İşlemeyeceği Durumlar</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/hizmet-tespitinde-hak-dusurucu-surenin-islemeyecegi-durumlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Aug 2019 09:25:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmaların davalı kuruma bildirilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[hak düşürücü süre]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet tespit davası]]></category>
		<category><![CDATA[işe giriş bildirgesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://unalgokturk.av.tr/?p=4938</guid>

					<description><![CDATA[                                                                                       21. HUKUK DAİRESİ                   ... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/hizmet-tespitinde-hak-dusurucu-surenin-islemeyecegi-durumlar/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="block-outer js-threadStatusField">
<div class="blockStatus blockStatus--info">
<div class="blockStatus-message">
<dl class="pairs pairs--columns pairs--fixedSmall">
<dd>                                                                                       <strong>21. HUKUK DAİRESİ  </strong></dd>
<dd><strong>                                         Esas No 2018/334 Karar No 2019/1181 Karar Tarihi 21 Şubat 2019</strong></dd>
</dl>
</div>
</div>
</div>
<div class="block-container lbContainer" data-xf-init="lightbox select-to-quote" data-message-selector=".js-post" data-lb-id="thread-648" data-lb-universal="0">
<div class="block-body js-replyNewMessageContainer">
<article id="js-post-673" class="message message--post js-post js-inlineModContainer  " data-author="Yargı Kararları" data-content="post-673">
<div class="message-inner">
<div class="message-cell message-cell--main">
<div class="message-main js-quickEditTarget">
<div class="message-content js-messageContent">
<div class="message-userContent lbContainer js-lbContainer " data-lb-id="post-673" data-lb-caption-desc="Yargı Kararları · 8 Haz 2019 14:12'de">
<article class="message-body js-selectToQuote">
<div class="bbWrapper">
Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,</p>
<p>Dava, davacının 01.10.1998-16.01.2002 tarihleri arasında davalı işyerinde geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışmalarının tespiti istemine ilişkindir.</p>
<p>Davalılar; yersiz açılan davanın reddini talep etmiştir.</p>
<p>Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile, davacının 16.12.1998-16.01.2002 tarihleri arasında belirtilen süreler kadar davalı işyerinde çalıştığının tespitine karar verilmiştir.</p>
<p>Davalı işveren süre tutum dilekçesinde eksik inceleme ile hatalı karar verildiğini belirtmiştir.</p>
<p>Davalı Kurum, süre tutum dilekçesinde herhangi bir istinaf sebebi belirtmemiştir.</p>
<p>Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusu ; davacının, davalı işyerinde iddia ettiği çalışmasının fiilen sona erdiği tarihin 05.11.2002 olması nedeniyle 2002 yılının sonundan itibaren beş yıl içinde, yani en geç 2007 yılı sonuna kadar sigortalılık süresinin tespiti davasını açması gerekirken, incelemeye konu davanın 25.04.2014 tarihinde açıldığı, davanın, 506 sayılı Yasa&#8217;nın 79. maddesi ile 5510 sayılı Yasa&#8217;nın 86. maddesinde düzenlenen beş yıllık hak düşürücü süre içinde açılmadığı gerekçesi ile, davalıların istinaf istemlerinin kabulü ile HMK&#8217;nın 353/1-b.2 bendi uyarınca kararının kaldırılarak yerine, davanın reddine karar vermiştir.</p>
<p>Davacı vekili, davacının davalı işyerinde 2002 yılında geçen çalışmalarının Kurum kayıtlarında gözüktüğünü, bu nedenle hak düşürücü sürenin geçmediğini belirterek, kararının bozulmasını talep etmiştir.</p>
<p>Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasanın 79/10. ve 5510 sayılı Yasanın 86/8. maddelerine göre Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır. Yasa&#8217;da yer alan 5 yıllık süre hak düşürücü olup mahkeme tarafından kendiliğinden nazara alınması gerektiği gibi davacının aynı işyerinde çalışmasını sürdürmesinin veya 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde tekrar aynı işyerine girerek çalışmasının, hak düşürücü sürenin işlemesine engel olmayacağı ve hak düşürücü sürenin, kesilmesi ve durmasının mümkün bulunmadığı hukuksal gerçeği de ortadadır.</p>
<p>İşverenin, çalıştırmış olduğu sigortalılara ait hangi belgeleri Kuruma vermesi gerektiği Kanunun 79/1.maddesinde açıkça ifade edildiği üzere yönetmeliğe bırakılmıştır. Atıf yapılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği&#8217;nin dördüncü kısmında işverence verilecek belgeler düzenlenmiştir. Bunlar, aylık sigorta primleri bildirgesi (SSİYön.Madde16) , dört aylık sigorta primleri bordrosu (SSİYön. Madde 17), sigortalı hesap fişi (SSİY. Yön. Madde 18) vs.dir. Yönetmelikte sayılan bu belgelerden birisinin dahi verilmiş olması halinde artık Kanun&#8217;un 79/10 (eski 8) maddesinde yer alan hak düşürücü süreden söz edilemez. Yargıtay uygulamasında anılan maddenin yorumu geniş tutulmakta; eğer sayılan belgelerden birisi işveren tarafından verilmişse burada Kurumun işçinin çalışmasından haberdar olduğu ve artık hizmet tespiti davası için hak düşürücü sürenin varlığından söz edilemeyeceği kabul edilmektedir.Maddede belirtildiği üzere yönetmelikle tespit edilen belgelerin (işe giriş bildirgesi) verilmesi durumunda hak düşürücü süreden bahsedilemeyeceği gibi çalışmaların sigorta müfettiş raporu ile saptanması durumunda da hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemeyeceği açıktır. Bir sigortalının askere gitmeden önce çalıştığı işyerini askerliğe müteakip girmesi durumunda hizmet akdi mecburi hizmet nedeniyle kesilmiş olduğundan artık hak düşürücü sürenin oluştuğundan bahsedilemez. Davacıya ödenen ücretten sigorta primi kesilen hallerde, davacının iş ve sosyal sigorta mevzuatının öngördüğü sigorta hak ve yükümlülüklerini yerine getirmesi nedeniyle Kurumun Yasadan kaynaklanan denetim ve inceleme görevini yapmaması karşısında hak düşürücü sürenin işlemeyeceği kabul edilmelidir.Davacının sigortalı çalışmalarının Kuruma kısmen bildirildiği hallerde, eksik bildirimlere yönelik olarak açılan davada hak düşürücü süre işlemeyecektir. (Hukuk Genel Kurulunun 23.06.2004 gün ve 2004/21-369 E, 2004/371 K. sayılı kararı )</p>
<p>Halen yürürlükte olduğu şekliyle dava açma süresi beş yıl olup, hak düşürücü süredir. 506 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği tarihte beş yıl olan hak düşürücü süre 20.06.1987 tarih ve 3395 sayılı Kanunun beşinci maddesiyle on yıla çıkarılmışken, 01.06.1994 tarih ve 3995 sayılı Kanunun 3. maddesiyle tekrar beş yıla indirilmiştir.Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davalı işyerince davacı adına düzenlenen işe giriş bildirgesinin bulunmadığı ancak, 17.01.2002-05.11.2002 tarihleri arasında geçen çalışmalarının davalı Kuruma bildirildiği anlaşılmaktadır.Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının hizmet tespitine yönelik talebinin hak düşürücü süreye uğrayıp uğramadığı ve çalışma olgusunun yöntemince araştırılıp araştırılmadığı noktasında toplanmaktadır.Somut olayda, davacının davalı işyerinde geçen bir kısım çalışmaları Kurum kayıtlarında olup, artık hak düşürücü süre işlemeyecektir. Ayrıca çalışma kesintisiz ise, bildirim yapılan sürelerden önceki dönem yönünden de hak düşürücü süre oluşmayacaktır.Yapılacak iş, davacının 01.10.1998-16.01.2002 tarihleri arasındaki süreye ilişkin talebi yönünden işin esasına girilerek toplanan deliller doğrultusunda karar vermekten ibarettir.O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.</p>
<p>Bölge Adliye Mahkemesince davalıların istinaf başvurusunun, hak düşürücü sürenin geçmesi nedeniyle davanın reddine karar verilmişse de, yukarıda açıklanan nedenlerle kurulan hüküm usul ve yasaya aykırı olduğundan davacı tarafından temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASI gerekmiştir.</p>
<p><b>SONUÇ:</b> Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 21.02.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</div>
</article>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</article>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
