<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>imzanın davacıya ait olup olmadığı &#8211; Av. Ünal Göktürk</title>
	<atom:link href="https://unalgokturk.av.tr/tag/imzanin-davaciya-ait-olup-olmadigi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://unalgokturk.av.tr</link>
	<description>Bakırköy Hukuk Bürosu</description>
	<lastBuildDate>Tue, 01 Sep 2020 08:35:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.4.6</generator>

<image>
	<url>https://unalgokturk.av.tr/wp-content/uploads/2019/08/cropped-advocate-32x32.png</url>
	<title>imzanın davacıya ait olup olmadığı &#8211; Av. Ünal Göktürk</title>
	<link>https://unalgokturk.av.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Alacakların ödendiğinde ilişkin ibraz edilen ibranamedeki imzanın inkarı halinde öncelikle bu hususun çözülmesi gerekir.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/alacaklarin-odendiginde-iliskin-ibraz-edilen-ibranamedeki-imzanin-inkari-halinde-oncelikle-bu-hususun-cozulmesi-gerekir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Sep 2020 08:35:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[ibranamenin geçerliliği]]></category>
		<category><![CDATA[imzanın davacıya ait olup olmadığı]]></category>
		<category><![CDATA[İrade fesadı denetimi]]></category>
		<category><![CDATA[Miktar içeren ibra sözleşmeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Miktar içermeyen ibra sözleşmeleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=6374</guid>

					<description><![CDATA[9. Hukuk Dairesi         2014/31785 E.  ,  2014/31905 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ : İSTANBUL 8. İŞ MAHKEMESİ TARİHİ : 28/10/2011 NUMARASI : 2008/336-2011/596 DAVA :Davacı, kıdem tazminatı ile ihbar tazminatı alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme, isteği hüküm altına almıştır. Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/alacaklarin-odendiginde-iliskin-ibraz-edilen-ibranamedeki-imzanin-inkari-halinde-oncelikle-bu-hususun-cozulmesi-gerekir/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">9. Hukuk Dairesi         2014/31785 E.  ,  2014/31905 K.</span></b></p>
<ul>
<li></li>
</ul>
<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8220;İçtihat Metni&#8221;</span></b></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">MAHKEMESİ : İSTANBUL 8. İŞ MAHKEMESİ<br />
TARİHİ : 28/10/2011<br />
NUMARASI : 2008/336-2011/596</p>
<p>DAVA :Davacı, kıdem tazminatı ile ihbar tazminatı alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.<br />
Yerel mahkeme, isteği hüküm altına almıştır.<br />
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:</p>
<p>Y A R G I T A Y K A R A R I</p>
<p>A) Davacı İsteminin Özeti:<br />
Davacı vekili, müvekkilinin iş sözleşmesinin işverence haksız olarak feshedildiğini ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatlarının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.<br />
B) Davalı Cevabının Özeti:<br />
Davalı vekili, davacının sözleşmesinin 13.5.2008 tarihinde haklı nedenle tazminatsız olarak feshedildiğini, görev yaparken güvenini kötüye kullandığını, denetim elemanları tarafından zaman zaman inceleme ve teftiş yapıldığını, bu inceleme ve teftişlerde davacının şirkete ait promosyon kuponlarını dağıttığını ve bazı kuponlar karşısında ücretsiz makyaj yaptırdığını, müşterilerinden birine yakışık almayan beyanda bulunduğunu, kıdem ve ihbar tazminatlarının maddi temelden yoksun olduğunu, iş sözleşmesinin İş K 25/2-e maddesi uyarınca feshedildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.<br />
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:<br />
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalı işveren tarafından iş akdinin feshine dayanak yapılan olayla ilgili her hangi bir savunma alınmadığı, yazılı bir fesih beyanında bulunulmadığı, ayrıca sebep gösterilen olay nedeniyle İş Kanunu&#8217;nda belirtilen 6 gün içinde fesih bildiriminin davacıya ulaştırılmadığı, buna göre davalı işverenin haklı nedenle iş akdini feshettiğini ispatlayacak her hangi bir belge ibraz edemediği, kaldı ki promosyon kuponlarının işverenin talebi doğrultusunda müşterilere dağıtılmak üzere işverenin mağaza çalışanlarına teslim edildiği, bu kuponların tek kişiye verildiği ve bundan haksız çıkar sağlandığı konusunun ise somut olgularla ispat edilemediği, buna göre davacının iş akdinin kıdem ve ihbar tazminatını ödenmesi gerektirir şekilde davalı işveren tarafından feshedildiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.<br />
D) Temyiz:<br />
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.<br />
E) Gerekçe:<br />
Taraflar arasında düzenlenen ibranamenin geçerliliği konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.<br />
Türk Hukukunda ibra sözleşmesi 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olup, kabul edilen Yasanın 132 inci maddesinde “Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir” şeklinde kurala yer verilmiştir.<br />
İş ilişkisinde borcun ibra yoluyla sona ermesi ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420 inci maddesinde öngörülmüştür. Sözü edilen hükme göre, işçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması gerekir.<br />
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420 inci maddesinde, iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren bir ay içinde yapılan ibra sözleşmelerine geçerlilik tanınmayacağı bildirilmiştir. Aynı maddede, alacağın bir kısmının ödenmesi şartına bağlı ibra sözleşmelerinin (ivazlı ibra), ancak ödemenin banka kanalıyla yapılmış olması halinde geçerli olacağı öngörülmüştür. 4857 sayılı İş Kanununun 19 uncu maddesinde, feshe itiraz bakımından bir aylık hak düşürücü süre öngörülmüş olmakla, feshi izleyen bir ay içinde işçinin işe iade davası açma hakkı bulunmaktadır. Bu noktada feshi izleyen bir aylık süre, işçinin eski işine dönüp dönmeyeceğinin tespiti bakımından önemlidir. O halde feshi izleyen bir aylık sürede işverenin olası baskılarını azaltmak, iş güvencesinin sağlanması için de gereklidir. Geçerli ve haklı neden iddialarına dayanan fesihlerde dahi ibraname düzenlenmesi için feshi izleyen bir aylık sürenin beklenmesi gerekir. Bir aylık bekleme süresi kısmi ibra açısından işçinin bir kısım işçilik alacaklarının ödenmesinin bir ay süreyle gecikmesi anlamına gelse de temelde işçi yararına bir durumdur. Hemen belirtelim ki bir aylık bekleme süresi ibra sözleşmelerinin düzenlenme zamanı ile ilgili olup ifayı ilgilendiren bir durum değildir. Başka bir anlatımla işçinin fesih ile muaccel hale gelen kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve izin ücreti gibi haklarının ödeme tarihi bir ay süreyle ertelenmiş değildir.<br />
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun değinilen maddesinde, işverence yapılacak olan ödemelerin banka yoluyla yapılması zorunluluğunun getirilmesi, ibranamenin geçerliliği noktasında sonuca etkilidir. Ancak banka dışı yollarla yapılan ödemelerde de borç ibra yerine tamamen veya kısmen ifa yoluyla sona ermiş olur.<br />
Sözü edilen yasal düzenleme, sadece işçinin alacaklı olduğu durumlar için işçi yararına kısıtlamalar öngörmektedir. İşverenin cezai şart ve eğitim gideri talep ettiği yine işçinin vermiş olduğu zararın tazminine dair uygulamalarda ve hatta sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde işçinin işverene borçlu olduğu durumlarda, taraflar, herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın işçinin borçlarını ibra yoluyla sona erdirebilirler.<br />
Değinilen maddenin ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri, destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri tazminat ve alacaklar dâhil, hizmet sözleşmesinden doğan bütün haklar yönünden uygulanır.<br />
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra düzenlenen ibra sözleşmeleri için yasal koşulların varlığı aranmalıdır. Ancak 6098 sayılı Borçlar Kanununun yürürlükte olmadığı dönemde imzalanan ibranamenin geçerliliği sorunu, Dairemizin konuyla ilgili ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. İbranamenin feshi izleyen bir aylık süre içinde düzenlenmesi ve ödemelerin banka kanalıyla yapılmamış oluşu 01.07.2012 tarihinden önce düzenlenen ibra sözleşmeleri için geçersizlik sonucu doğurmaz.<br />
İşçi ve işveren arasında işverenin borçlarının sona erdirilmesine yönelik olarak Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlülüğü öncesinde yapılan ibra sözleşmeleri yönünden geçersizlik sorunu aşağıdaki ilkeler dahilinde değerlendirilmelidir:<br />
a)-Dairemizin kökleşmiş içtihatları çerçevesinde, iş ilişkisi devam ederken düzenlenen ibra sözleşmeleri geçersizdir. İşçi bu dönemde tamamen işverene bağımlı durumdadır ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak veya bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmesi mümkün olup, Dairemizin kararlılık kazanmış uygulaması bu yöndedir (Yargıtay 9.HD. 15.10.2010 gün, 2008/41165 E, 2010/29240 K.).<br />
b)-İbranamenin tarih içermemesi ve içeriğinden de fesih tarihinden sonra düzenlendiğinin açıkça anlaşılamaması durumunda ibranameye değer verilemez (Yargıtay 9.HD. 5.11.2010 gün, 2008/37441 E, 2010/31943 K).<br />
c)-İbranamenin geçerli olup olmadığı 01.07.2012 tarihine kadar yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanununun irade fesadını düzenleyen 23-31. maddeleri yönünden de değerlendirilmelidir. İbra sözleşmesi yapılırken taraflardan birinin esaslı hataya düşmesi, diğer tarafın veya üçüncü şahsın hile ya da korkutmasıyla karşılaşması halinde, ibra iradesinden söz edilemez.<br />
Öte yandan 818 sayılı Borçlar Kanununun 21 inci maddesinde sözü edilen aşırı yararlanma (gabin) ölçütünün de ibra sözleşmelerinin geçerliliği noktasında değerlendirilmesi gerekir.<br />
İbranamedeki irade fesadı hallerinin, 818 sayılı Borçlar Kanununun 31 inci maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü süre içinde ileri sürülmesi gerekir (Yargıtay 9.HD. 26.10.2010 gün, 2009/27121 E, 2010/30468 K). Ancak, işe girerken alınan matbu nitelikteki ibranameler bakımından iş ilişkisinin devam ettiği süre içinde bir yıllık süre işlemez.<br />
d)-İbra sözleşmesi, varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir yol olmakla, varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların ibra yoluyla sona ermesi mümkün değildir. Bu nedenle, işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması düşünülemez. Savunma ve işverenin diğer kayıtları ile çelişen ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu kabul edilmelidir (Yargıtay 9.HD. 4.11.2010 gün 2008/37372 E, 2010/31566 K).<br />
e)-Miktar içeren ibra sözleşmelerinde ise, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde, Dairemizin kökleşmiş içtihatlarında ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir (Yargıtay 9.HD 21.10.2010 gün 2008/40992 E, 2010/39123 K.). Miktar içeren ibranamenin çalışırken alınmış olması makbuz etkisini ortadan kaldırmaz (Yargıtay 9.HD. 24.6.2010 gün 2008/33748 E, 2010/20389 K.).<br />
f)-Miktar içermeyen ibra sözleşmelerinde ise, geçerlilik sorunu titizlikle ele alınmalıdır. İrade fesadı denetimi yapılmalı ve somut olayın özelliklerine göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranmalıdır (Yargıtay 9.HD. 27.06.2008 gün 2007/23861 E, 2008/17735 K.). Fesihten sonra düzenlenen ve alacak kalemlerinin tek tek sayıldığı ibranamede, irade fesadı haller ileri sürülüp kanıtlanmadığı sürece ibra iradesi geçerli sayılmalıdır (Yargıtay HGK. 21.10.2009 gün, 2009/396 E, 2009/441 K).<br />
g)-Yine, işçinin ibranamede yasal haklarını saklı tuttuğuna dair ihtirazi kayda yer vermesi ibra iradesinin bulunmadığını gösterir (Yargıtay 9.HD. 4.11.2010 gün 2008/40032 E, 2010/31666 K).<br />
h)-İbranamede yer almayan işçilik alacakları bakımından, borcun sona erdiği söylenemez. İbranamede yer alan işçilik alacaklarının bir kısmı yönünden savunma ile çelişkinin varlığı ibranameyi bütünüyle geçersiz kılmaz. Savunma ile çelişmeyen kısımlar yönünden ibra iradesine değer verilmelidir (Yargıtay 9.HD. 24.6.2010 gün, 2008/33597 E, 2010/20380 K). Başka bir anlatımla, bu gibi durumlarda ibranamenin bölünebilir etkisinden söz edilebilir. Bir ibraname bazı alacaklar bakımından makbuz hükmünde sayılırken, bazı işçilik hak ve alacakları bakımından ise çelişki sebebiyle geçersizlikten söz edilebilir. Aynı ibranamede çelişki bulunmayan ve miktar içermeyen kalemler bakımından ise borç ibra yoluyla sona ermiş sayılabilir.<br />
İbraname savunması, hakkı ortadan kaldırabilecek itiraz niteliğinde olmakla yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir (Yargıtay HGK. 27.1.2010 gün 2009/9-586 E, 2010/31 K. ; Yargıtay 9.HD. 13.7.2010 gün, 2008/33764 E, 2010/23201 K.).<br />
Somut olayda, davacı vekili ibranamedeki imzanın davacıya ait olmadığını iddia etmiş olmakla anılan imzanın davacıya ait olup olmadığının belirlenmesi için öncelikle kriminal inceleme yaptırılmaması hatalıdır. Yaptırılacak imza incelemesi neticesinde söz konusu imzanın davacının eli ürünü olduğunun anlaşılması halinde yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda yapılacak değerlendirmeye göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile sonuca gidilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.<br />
F) Sonuç:<br />
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 30.10.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sahte imzaya ilişkin Adli Tıp Grafolojik incelemelerinde kuvvetli ihtimale dayalı karar verilmez.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/sahte-imzaya-iliskin-adli-tip-grafolojik-incelemelerinde-kuvvetli-ihtimale-dayali-karar-verilmez/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Jan 2020 13:03:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy icra avukatı]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy uzman avukat]]></category>
		<category><![CDATA[imzanın davacıya ait olup olmadığı]]></category>
		<category><![CDATA[kuvvetli de olsa ihtimale dayalı sonuç bildiren raporlar borçluyu bağlamaz]]></category>
		<category><![CDATA[senet asıllarında tahrifat yapıldığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=5410</guid>

					<description><![CDATA[19. Hukuk Dairesi         2018/1294 E.  ,  2019/4362 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki menfi tespit davasının bozma kararına uyularak yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü. &#8211; KARAR &#8211; Davacı vekili, davalı tarafından üçüncü... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/sahte-imzaya-iliskin-adli-tip-grafolojik-incelemelerinde-kuvvetli-ihtimale-dayali-karar-verilmez/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">19. Hukuk Dairesi         2018/1294 E.  ,  2019/4362 K.</span></b></p>
<ul>
<li></li>
</ul>
<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8220;İçtihat Metni&#8221;</span></b></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><br />
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi</p>
<p>Taraflar arasındaki menfi tespit davasının bozma kararına uyularak yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.<br />
&#8211; KARAR &#8211;</p>
<p>Davacı vekili, davalı tarafından üçüncü şahıs &#8230; Madeni Eşya San. Koll. Şti. ile davacı hakkında 15.12.2008 vade tarihli 42.000 TL bedelli, 30.12.2008 vade tarihli 40.000 TL bedelli senetler nedeniyle icra takibi başlatıldığını, takip konusu senet asıllarında davacının imzası taklit edilerek tahrifat yapıldığını, takip konusu senetlerin davalı ile üçüncü şahıs &#8230; Madeni Eşya San. Koll. Şti. arasında 08.11.2008 tarihli protokole istinaden davalıda bulunan 3 adet çeke karşılık düzenlendiğini çeklerin bedelinin ödenip senetlerin bedelsiz kalmasına rağmen davalının bu senetleri iade etmeyip takibe koyduğunu ileri sürerek senetlere dayanan herhangi bir borcun bulunmadığının tespiti ile % 40 icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br />
Davalı vekili, senetlerde tahrifat yapıldığı iddiasının kabul edilemeyeceğini, söz konusu senetlerin davacı tarafından imzalandığını, yapılacak incelemede bu hususun ortaya çıkacağını, protokole konu çeklerin bedellerinin ödenmeden keşideciye teslim edildiğini, söz konusu çekin ödendiğinin düşünülmesi halinde dahi bu çeklere dayalı senetlerin geçersiz olduğunun iddia edilemeyeceğini savunarak davanın reddine, %40 tazminata karar verilmesini istemiştir.<br />
Mahkemece grafolog bilirkişisinin davaya konu senetlerdeki borçlu imzasının davacının eli ürünü olduğunu belirlediği, taraf defterlerini inceleyen bilirkişilerin ise davacının ve davalının defterlerinde senetlere ilişkin kayıt bulunmadığını, ancak davalının defterlerine göre davacıdan 18.054 TL alacaklı olduğunun gözüktüğü, bu miktarın faiziyle birlikte davalının icra takibinde talep ettiği miktardan mahsup edilmesi sonucunda davacının davalıya 65.501,52 TL borçlu olmadığının görüldüğü gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davacının icra takibinden dolayı davalıya 65.501,52 TL borçlu olmadığının tespitine, bu miktarın %40&#8217;ı oranında kötüniyet tazminatının davalıdan, reddedilen 18.423,66 TL&#8217;nin %40&#8217;ı oranında icra inkar tazminatının davacıdan tahsiline karar verilmiş, hükmün taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine, Dairemizin 14.05.2014 tarih 2014/5409 Esas 2014/9151 Karar sayılı ilamıyla bilirkişi incelemesinde karşılaştırmaya esas alınan davaya konu bonoların tanzim tarihlerinden önceki tarihli belgenin fotokopi olduğu, imza incelemesine esas alınamayacağı, davacının, senetlerin tanzim tarihlerinden önceki tarihlerde yetkili merciler önünde attığı imza örnekleri getirtilerek ve ayrıca mahkeme huzurunda da imza örnekleri alınarak, uzman bilirkişi kurulundan senetlerdeki imzanın davacıya ait olup olmadığı konusunda rapor alınıp, varılacak sonucuna göre bir karar verilmesi, diğer taraftan mahkemenin kabulüne göre de İİK&#8217;nun 72/4 maddesi uyarınca davalı alacaklı lehine tazminata hükmedilebilmesi için ihtiyati tedbir yoluyla takibin durdurulmasına karar verilmesi gerektiği ve tedbir kararının uygulanması sonucunda alacaklının alacağına geç ulaşmasından dolayı zarara uğraması gerektiği halde davalı lehine tazminata hükmedilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle bozulmuştur.<br />
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama ve benimsenen bilirkişi raporu neticesinde, grafolog bilirkişisinin davaya konu senetlerdeki borçlu imzasının davacının eli ürünü olduğunu belirlediği, senet üzerindeki malen kaydı nazara alınarak taraflar arasındaki temel ilişkiye girilerek bozma öncesi yapılan irdelemede, davalı &#8230;&#8217;ın ticari kayıtlarında dava konusu senetlere ilişkin herhangi bir kayıt bulunmadığı belirlenmekle beraber sadece davacıdan 18.054 TL tutarlı fatura alacak kaydının bulunduğu, aşkın kısmına ilişkin herhangi bir fatura ya da alacağa ilişkin belge kayıtlı olmadığı, bu durumda davalı aleyhine olarak alacağın sadece bu temel ilişki kapsamında 18.054,00 TL asıl ve 369,69 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 18.423,66 TL borçlu olduğu gerekçesiyle davacının takibin 65.501,52 TL&#8217;sinden borçlu olmadığının tespiti ile bu miktarın % 40&#8217;ı oranında 26.200,60 TL kötüniyet tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,bozma ilamı doğrultusunda davalının kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiş,hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.<br />
Dava, kambiyo senetlerine özgü takibe karşı borçlu tarafından açılmış takip dayanağı bonolarda kendisine atfen atılan imzaların kendi el ürünü olmadığı iddiasına dayalı menfi tespit davasıdır.<br />
Mahkemece, dairemizce grafoloji bilirkişi incelemesine yönelik bozmaya uyularak bozmada gösterilen yöntemle alınan 30.05.2017 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunda, söz konusu borçlu imzalarının kuvvetle muhtemel &#8230;&#8217;ya ait olduğu belirtilmiş, mahkemece de bu bilirkişi raporu benimsenmiştir. Dairemiz uygulamalarına göre kuvvetli de olsa ihtimale dayalı sonuç bildiren raporlar borçluyu bağlamaz.Ancak mahkemenin bu raporu gerekçeli kararında borçlu imzalarının davacıya ait olduğu şeklinde değerlendirmesine karşılık davacı tarafın bu hususu temyiz konusu yapmadığından bu husus davacı yararına kazanılmış hak oluşturmuştur. Ayrıca mahkemece bu senetlerde malen kaydının bulunması ve senetlerin davalı defterinde bulunmaması nedeniyle davalının bu senetlere dayalı alacak talebinde bulunmayacağı kabul edilmiş ve davalının sadece kendi defterindeki alacak kaydı kadar davacıdan alacaklı olduğu kabul edilerek hüküm kurulmuştur. Davalının lehtarı olduğu bonoların davalı defterinde kayıtlı olmaması bu bonoların hukuki kıymetini ortadan kaldırmaz. Ayrıca menfi tespit davası bir icra takibine karşı açıldığı için takip talebiyle sıkı sıkıya bağlıdır. Mahkemece davalı alacaklının takip konusu yapmadığı cari hesap alacağının iş bu davada değerlendirilmesi de doğru olmamıştır. Bu nedenlerle mahkemenin hukuki nedenlere dayanmayan yazılı şekilde verdiği hükmün davalı yararına bozulması gerekmiştir.<br />
SONUÇ: Yukarıda anlatılan nedenlerle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 16/09/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.<br />
</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
