<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>mahkemeye erişim hakkı &#8211; Av. Ünal Göktürk</title>
	<atom:link href="https://unalgokturk.av.tr/tag/mahkemeye-erisim-hakki/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://unalgokturk.av.tr</link>
	<description>Bakırköy Hukuk Bürosu</description>
	<lastBuildDate>Tue, 06 Dec 2022 08:31:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.4.6</generator>

<image>
	<url>https://unalgokturk.av.tr/wp-content/uploads/2019/08/cropped-advocate-32x32.png</url>
	<title>mahkemeye erişim hakkı &#8211; Av. Ünal Göktürk</title>
	<link>https://unalgokturk.av.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Davacı davasının belirsiz alacak davası olduğunu mahkemeye bildirmiş olmakla birlikte belirsiz alacak davasının koşulları bulunmuyor ve fakat kısmi dava açılabilmesi mümkün ise, bu durumda,  dava, bir ara karar ile kısmi dava olarak nitelendirilmek suretiyle görülüp karara bağlanmalıdır.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/davaci-davasinin-belirsiz-alacak-davasi-oldugunu-mahkemeye-bildirmis-olmakla-birlikte-belirsiz-alacak-davasinin-kosullari-bulunmuyor-ve-fakat-kismi-dava-acilabilmesi-mumkun-ise-bu-durumda-dava-bir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Nov 2022 08:13:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bölge Adliye Mahkemesi Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[belirsiz alacak davası unsurları]]></category>
		<category><![CDATA[eksikliğin tamamlanması]]></category>
		<category><![CDATA[kısmî davanın koşulları]]></category>
		<category><![CDATA[mahkemeye erişim hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[tamamlanamayan eksiklik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=9668</guid>

					<description><![CDATA[T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 23. HUKUK DAİRESİ Esas2018/2558-Karar No-2021/944 T.C. A N K A R A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ 23. H U K U K D A İ R E S İ (E S A S I... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/davaci-davasinin-belirsiz-alacak-davasi-oldugunu-mahkemeye-bildirmis-olmakla-birlikte-belirsiz-alacak-davasinin-kosullari-bulunmuyor-ve-fakat-kismi-dava-acilabilmesi-mumkun-ise-bu-durumda-dava-bir/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 23. HUKUK DAİRESİ Esas2018/2558-Karar No-2021/944<br />
T.C.<br />
A N K A R A<br />
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ<br />
23. H U K U K D A İ R E S İ (E S A S I İ N C E L E M E D E N<br />
K A R A R I N K A L D I R I L M A S I)</p>
<p>&#8230;..<br />
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A<br />
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I</p>
<p>&#8230;..</p>
<p>İNCELENEN KARARIN:<br />
MAHKEMESİ : Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesi<br />
TARİHİ : 19/06/2018<br />
ESAS-KARAR NUMARASI : &#8230;&#8230;..<br />
Davacı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu&#8217;nun (HMK m.) 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.<br />
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ :</p>
<p>İDDİA VE SAVUNMALARIN ÖZETİ :</p>
<p>Davacı vekili, müvekkilinin, Adana ili, &#8230; &#8230;.24.02.2012 tarihinde meydana gelen kaza sonucu sigortalısı “&#8230;..”nin uğradığı bütün zarar ve giderleri tazmin ettiğini, kazanın meydana geldiği köprü barajı inşaatı ve işletmesinin “&#8230; &#8230; Üretim A.Ş.” tarafından müvekkiline &#8230;. nolu&#8230;&#8230; Poliçesi ile sigortalattırıldığını, 28.500.000 Euro zararın sigortalıya ödendiğini, “&#8230; &#8230; Üretim A.Ş.”nin her türlü dava ve talep haklarını müvekkiline devrettiğini,barajın inşası sırasında, derivasyon tüneli batardo kapaklarının kopması ve suyun derivasyon tüneli vasıtasıyla kontrolsüz şekilde boşalması sonucu müteahhit firma çalışanlarından 10 işçinin hayatını kaybettiğini, kaza sonucu meydana gelen toprak kaymasının baraj inşaatındaki çalışmayı sekteye uğrattığını, emtia ve iş makinelerinde hasara yol açtığını, üçüncü şahıs arazilerinin kullanılmaz hale geldiğini, toplam zararın işçiler için ödenen tazminatlarla birlikte yaklaşık 28.500.000 Euro olduğunu, davalı şirketlerin kusurlu olduklarını ileri sürerek, şimdilik 1.000.000 Euro alacağın ödeme tarihlerinden itibaren 3095 sayılı Kanun’un 4/a maddesi gereğince kamu bankalarının uyguladığı en yüksek döviz mevduat faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br />
Davalılar “&#8230;” ve “&#8230;.” vekili; açılan belirsiz alacak davasının hukukî yarar yokluğundan reddi gerektiğini, esasa ilişkin olarak da müvekkillerinin sorumlu olmadığını savunmuştur.<br />
Davalı &#8220;&#8230; AŞ.&#8221; vekili; davanın belirsiz alacak olarak açılamayacağını, ayrıca taleplerin zamanaşımına uğradığını, müvekkilinin kusursuz olduğunu savunmuştur.</p>
<p>İLK DERECE MAHKEMESİ KARAR ÖZETİ :<br />
İlk derece mahkemesince; &#8220;&#8230; Somut olayda, davacının, kısmî dava yerine belirsiz alacak davası açtığı, buna karşın davacı sigorta şirketinin tazmin ettiği zararı kusurları nedeniyle davalılardan rücuen tazminini istemesi sebebiyle HMK&#8217;nın 107/(1). maddesine göre belirsiz alacak davasının koşullarının bulunmadığı belirlendiğinden ve HMK&#8217;nın 114/1-h bendi gereğince hukukî yararın dava şartı olduğu anlaşıldığından, HMK&#8217;nın 115/2.maddesi gereğince dava şartı yokluğunda davanın usulden reddi&#8230;&#8221; şeklinde karar verilmiştir.</p>
<p>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :<br />
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle: Belirsiz alacak davası açmakta hukuki menfaatin bulunmadığına karar verilmesinin hatalı olduğunu, davacının &#8230;&#8217;ya yapmış olduğu sigorta tazminatının tamamından &#8230; ve Su Yapı Şirketlerinin mesul olmadığını, bu davalıların söz konusu sigorta tazminatının ne kadarından sorumlu olacağının kanunun gerekçesinde de ifade edildiği şekilde ancak yargılama sırasında yapılacak tahkikat ve bilirkişi incelemesi neticesinde belirlenebileceğini, davacının kendine özgü niteliklerden bağımsız olarak müterafik kusurunun olduğunu bilmesine rağmen bu kusurunun zararın gerçekleşmesinde veya boyutunda oymadığı rolü tespit edecek durumda olamayacağını, bu tespitin mutlak suretle hakimin takdir alanına giren bir husus olduğunu, davacıdan alacak miktarı konusunda bir tahminde bulunmasının beklenemeyeceğini, bu koşullar altında ve yerleşik içtihat uyarınca işbu davanın belirsiz alacak olarak açılmasında duraksamamak gerektiğini, bir an için işbu davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağın kabul edilse dahi ya bu eksiklikğin tamamlanabilir bir dava şartı olduğundan bahisle &#8230; Sigorta&#8217;ya davalılardan talep etmek istediği nihai tutarın gerektirdiği harcı yatırması için süre verilmesinin ya da dava ilk başta belirtilmiş asgari ve geçici tutar olan 1.000.000 € için kısmi dava olarak nitelenerek &#8230; Sigorta&#8217;ya davasını ıslah etmesi için fırsat verilmesi gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılarak dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesini istemiştir.</p>
<p>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE :<br />
Dava; &#8230;Poliçesinden kaynaklanan rücuen tazminat istemine ilişkindir.<br />
Davacı tarafından, dava dışı sigortalıya ödenen 28.500.000 Euro nun davalılardan rücuen tahsili talebiyle belirsiz alacak davası açılmıştır.<br />
İlk derece Mahkemesince, HMK&#8217;nın 107. maddesindeki belirsiz alacak davası koşullarının bulunmadığı, davacının alacağı belirleyebilecek durumda olduğu gerekçesiyle, hukuki yarar dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir.<br />
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu&#8217;nun 107. maddesi; &#8220;(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir. (3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir.&#8221; hükmünü haizdir.<br />
Yasal düzenlemeye göre bu tür davalarda davacının dava konusu yaptığı miktarı, davayı açtığı tarihte tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin ya imkânsız olması ya da kendisinden beklenemeyecek nitelik taşıması gerekir.<br />
Öte yandan, 6100 sayılı HMK&#8217;nın 30’uncu maddesinde düzenlenen usul ekonomisi ilkesi, anayasal dayanağı olan bir ilke olup 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 141’inci maddesinin dördüncü bendinde, davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğuna açıkça işaret edilmiştir.<br />
6100 sayılı HMK&#8217;nın “Hâkimin davayı aydınlatma görevi” başlıklı 31&#8217;inci maddesine göre, &#8220;Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu olduğu durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir.&#8221;<br />
HMK&#8217;nın 33&#8217;üncü maddesi uyarınca hâkim, Türk hukukunu re&#8217;sen uygular. Bu nedenledir ki dava dilekçesinde davacının talebini dayandırdığı vakıalara uygun hukuki sebepleri dava dilekçesinin zorunlu unsurları arasında sayılmamıştır. Zira davacının dayandığı vakıalara uygun hukuki sebepleri hâkim kendiliğinden bulup uygulamakla yükümlüdür.<br />
Ayrıca belirtilmelidir ki, Anayasa&#8217;nın 36&#8217;ncı maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36&#8217;ncı maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur.<br />
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6&#8217;ncı maddesinin (1) numaralı fıkrasında da; &#8220;Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar &#8230;konusunda karar verecek olan,&#8230;bir mahkeme tarafından davasının &#8230;görülmesini istemek hakkına sahiptir&#8230;&#8221; yönünde düzenleme bulunduğu görülmektedir.<br />
Dava dilekçesinde hiç gösterilmemiş veya yanlış gösterilmiş olsa bile HMK 33. madde kapsamında doğru hukuki sebebi bulmak ve uygulamak hâkimin görevi ise, HMK 32. madde çerçevesinde yargılamayı sevk ve idare ile dava türü tanımlarına ve talep sonucuna göre dava türünü doğru belirleyip buna göre yargılamayı sürdürüp davayı sonuçlandırmak da hâkimin görevidir. Bu konuda hâkim, davacının dilekçesinde yaptığı isimlendirmeyle bağlı olmaksızın açılan davanın eda davası, tespit davası, belirsiz alacak ve tespit davası, inşai dava, kısmi dava, terditli dava, seçimlik dava ve topluluk davası çeşitlerinden hangisi olduğunu belirleyerek yargılamayı sürdürüp davayı sonuçlandıracaktır. Davacı dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası olduğundan söz etmiş olsa bile belirsiz alacak davası unsurları bulunmuyorsa bu davanın açılmasında hukuki yarar olmadığından söz edilemeyecek, alacağın istenmesinde hukuki yarar olduğundan mevcut unsurları itibarıyla kısmi dava açılmış olduğu kabul edilerek davacının talep sonucu hakkında karar verilebilecektir.<br />
Ancak dava dilekçesinde talep edilen asgari tutar somut olayın özelliklerine göre talep edilebilecek toplam alacak miktarı kadar değilse ve kısmî davanın koşulları da bulunmuyorsa, bu durumda mahkemece alacak miktarını netleştirmesi ve bildireceği dava değerine göre eksik harcı tamamlaması için davacıya HMK&#8217;nın 119&#8217;uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca bir haftalık kesin süre verilmeli ve verilen kesin süre içinde belirtilen eksikliğin tamamlanması hâlinde davaya tam eda davası olarak devam edilmeli, aksi durumda ise davanın usulden reddine karar verilmelidir.</p>
<p>Buna karşılık, dava dilekçesinde asgari bir tutar gösterilmiş olup bunun, alacağın belirli bir kesimi olduğu anlaşılmakla birlikte, açılan davanın belirsiz alacak davası mı yoksa kısmi dava mı olduğu hususunda açıklık bulunmuyorsa hâkim, taleple bağlı olduğu için (6100 sayılı HMK m. 26) öncelikle, HMK&#8217;nın 119&#8217;uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, davacı tarafa bir haftalık kesin bir süre vermeli ve onun beyanı doğrultusunda açılmış olan davanın belirsiz alacak davası mı, yoksa kısmi dava mı olduğunu belirlemelidir. Bu da esasen hâkimin davayı aydınlatma ödevi kapsamındadır. Davacı verilen bir haftalık kesin süre içinde davanın belirsiz alacak davası olduğunu beyan etmiş ve belirsiz alacak davası açılabilmesi için gerekli koşullar mevcut ise dava belirsiz alacak davası olarak görülüp sonuçlandırılmalıdır. Belirsiz alacak davası açılabilmesi için gerekli şartlar bulunmakla birlikte davacı açmış olduğu davanın kısmi dava olduğunu belirtmiş ise bu hâlde mahkeme davayı, kısmi dava olarak kabul edip yargılamayı sürdürmelidir. Üçüncü bir ihtimal olarak davacı davasının belirsiz alacak davası olduğunu mahkemeye bildirmiş olmakla birlikte belirsiz alacak davasının koşulları bulunmuyor ve fakat kısmi dava açılabilmesi mümkün ise, bu durumda, mahkemece, açılmış olan dava, doğrudan bir ara kararıyla bir kısmi dava olarak nitelendirilmek suretiyle görülüp karara bağlanmalıdır. (HGK&#8217;nın 16.05.2019 gün ve&#8230;. K. sayılı kararında da aynı hususlar vurgulanmıştır.)<br />
Bu açıklamalar kapsamında somut olaya bakıldığında; davacı vekili, ödenen tutarın 28.500.000 Euro olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak sureti ile 1.000.000 Euro sunun tahsilini istemiş olup, davasını açıkça belirsiz alacak davası olarak nitelendirmiştir. Dava belirsiz alacak davası olarak açılmasına rağmen İlk derece Mahkemesince isabetli olarak alacakların belirli olduğu, belirsiz alacak davasının koşullarının bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Davacının, mevcut yasal düzenlemeler karşısında dava açmaktan başka bir yolla alacağına kavuşma imkânı olmayıp, bir mahkeme kararına ihtiyaç bulunması karşısında eldeki davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığını söylemek mümkün değildir.<br />
Başka bir anlatımla alacağı olduğunu iddia eden davacının alacağının tahsili amacı ile ister kısmi, ister tam eda veya belirsiz alacak davası açmasında her zaman hukuki yararı vardır. Zira davacı davalıdan olan alacağını istemektedir.<br />
6100 sayılı HMK&#8217;nın 109&#8217;uncu maddesinin ikinci fıkrasının yürürlükten kaldırılmış olmasından dolayı belirli alacaklar için de artık kısmi dava açılması mümkün hâle geldiğine ve davacının alacaklarının bir kısmını dava ettiğinin dava dilekçesi içeriğinden anlaşılmasına göre, mahkemece dava hukuki yarar yokluğundan reddedilmeyerek bir ara kararı ile kısmi dava olarak görülüp sonuçlandırılmalıdır.<br />
Bu yöndeki kabulün Anayasa&#8217;nın 141&#8217;inci ve 6100 sayılı HMK&#8217;nın 30&#8217;uncu maddelerinde düzenlenen davaların en az giderle ve mümkün olan en kısa sürede sonuçlandırılmasını öngören &#8220;usul ekonomisi&#8221; ilkesine de uygun olacağı, Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan hak arama özgürlüğüne ve mahkemeye erişim hakkına da uygun olacaktır.<br />
Bu durumda Dairemizce, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüyle, HMK&#8217;nin 353/(1)-a.4. maddesi uyarınca, esası incelenmeksizin kararın kaldırılmasına, yukarıda açıklanan esaslar dairesinde inceleme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.<br />
HÜKÜM :<br />
Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:<br />
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile:<br />
HMK m. 353/1,a.4 gereğince, Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesi&#8217;nce . sayılı dava dosyasında verilen 19/06/2018 tarihli kararın, ESASI İNCELENMEDEN KALDIRILMASINA ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,<br />
2-Peşin alınan istinaf karar harcının iadesine,<br />
3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından hükümle birlikte değerlendirilmesine,<br />
4-HMK m. 359/4 gereğince kararın tebliği, harç tahsil müzekkeresi yazılması ve gider avansı iadesi işlemleri ile m. 302/5 gereğince kesinleşme kaydı ve kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılmasına.<br />
17/06/2021 tarihinde, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda,<br />
HMK m. 353/1,a ve 362/1,g gereğince KESİN olmak üzere, OYBİRLİĞİYLE karar verildi.<br />
GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ : 21/06/2021</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanun yoluna başvurma, tefhim ile değil gerekçeli kararın tarafa tebliği ile başlayacağına ilişkin AYM kararı.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/kanun-yoluna-basvurma-tefhim-ile-degil-gerekceli-kararin-tarafa-tebligi-ile-baslayacagina-iliskin-aym-karari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Oct 2019 08:23:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy avukat]]></category>
		<category><![CDATA[gerekçeli kararın tebliği]]></category>
		<category><![CDATA[hak ihlali]]></category>
		<category><![CDATA[kararın tefhimi]]></category>
		<category><![CDATA[mahkemeye erişim hakkı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=5253</guid>

					<description><![CDATA[TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ   NİHAL USLUKOL BAŞVURUSU (Başvuru Numarası: 2016/73086) Karar Tarihi: 25/9/2019 R.G. Tarih ve Sayı: 23/10/2019-30927 Başvuru Numarası : 2016/73086 Karar Tarihi : 25/9/2019 2 BAŞVURUNUN KONUSU Başvuru, temyiz talebinin süre yönünden reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. &#160; BAŞVURU SÜRECİ Başvuru 23/12/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/kanun-yoluna-basvurma-tefhim-ile-degil-gerekceli-kararin-tarafa-tebligi-ile-baslayacagina-iliskin-aym-karari/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></p>
<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>NİHAL USLUKOL BAŞVURUSU</strong></p>
<p>(Başvuru Numarası: 2016/73086)</p>
<p>Karar Tarihi: 25/9/2019</p>
<p>R.G. Tarih ve Sayı: 23/10/2019-30927</p>
<p>Başvuru Numarası : 2016/73086</p>
<p>Karar Tarihi : 25/9/2019</p>
<p>2</p>
<ol>
<li><strong> BAŞVURUNUN KONUSU</strong></li>
<li>Başvuru, temyiz talebinin süre yönünden reddedilmesi nedeniyle mahkemeye</li>
</ol>
<p>erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol>
<li><strong> BAŞVURU SÜRECİ</strong></li>
<li>Başvuru 23/12/2016 tarihinde yapılmıştır.</li>
<li>Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.</li>
<li>Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</li>
<li>Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.</li>
<li>Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.</li>
</ol>
<p><strong> </strong></p>
<ol>
<li><strong> OLAY VE OLGULAR</strong></li>
<li>Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="8">
<li>Başvurucunun ortağı olduğu şirket aleyhine Bilecik İcra Müdürlüğünün E.2011 sayılı dosyasında icra takibi başlatılmıştır. Takip kapsamında bir dönem şirketin müdürlüğünü yapan ve 2010 yılında vefat eden A.İ.U. isimli şahıs tarafından yetkilendirilen L.U. isimli şahıs, yetkisi olmadığı hâlde takibe konu borcu kabul etmiştir. Başvuru Numarası : 2016/73086 Karar Tarihi : 25/9/2019</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="9">
<li>Başvurucu; Bilecik 2. İcra Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) açtığı davada, kesinleşen icra takibi ile satışına karar verilen taşınmazla ilgili satış ilanının usulüne uygun olarak şirkete tebliğ edilmediğini belirterek usulsüz yapılan ihalenin feshi ile ödeme emrinin tebliğine ilişkin işlemin iptaline karar verilmesini istemiştir.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="10">
<li>Mahkeme 7/3/2013 tarihli kararında, davayı süre yönünden reddetmiş; temyiz üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesi (Daire) 2/5/2013 tarihli kararında hükmü bozmuştur. Karar düzeltme talebi üzerine 30/10/2013 tarihli kararında bozma gerekçesini değiştirerek yeniden bozma kararı vermiştir.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="11">
<li>Bozma kararına uyan Mahkeme 9/12/2015 tarihli kararıyla davayı esastan reddetmiştir. Mahkemenin kısa ve gerekçeli kararlarında; karara karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren on gün içinde temyiz yoluna başvurulabileceği belirtilmiştir.</li>
<li>Gerekçeli karar 30/12/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu vekili UYAP yoluyla 11/1/2016 pazartesi günü hükmü temyiz etmiştir. 13. Daire 24/3/2016 tarihli kararında, başvurucuya 9/12/2015 tarihinde tefhim edilen kararın yasal süre dolduktan sonra 11/1/2016 tarihinde temyiz edildiğini belirterek süre aşımı nedeniyle dilekçenin reddine karar vermiştir.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="14">
<li>Karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 20/10/2016 tarihli kararıyla reddedilmiştir.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="15">
<li>Ret kararı 24/11/2016 tarihinde tebliğ edilmiş ve 23/12/2016 tarihinde bireysel</li>
</ol>
<p>başvuruda bulunulmuştur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol>
<li><strong> İLGİLİ HUKUK</strong></li>
</ol>
<p><strong> </strong></p>
<ol>
<li><strong> Ulusal Hukuk</strong></li>
<li>9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu&#8217;nun 16. maddesinin birinci</li>
</ol>
<p>fıkrası şöyledir:</p>
<p><em>&#8220;Kanunun hallini mahkemeye bıraktığı hususlar müstesna olmak üzere İcra ve İflas</em></p>
<p><em>dairelerinin yaptığı muameleler hakkında kanuna muhalif olmasından veya hadiseye uygun</em></p>
<p><em>bulunmamasından dolayı icra mahkemesine şikayet olunabilir. Şikayet bu muamelelerin</em></p>
<p><em>öğrenildiği tarihten yedi gün içinde yapılır.&#8221;</em></p>
<p><em> </em></p>
<ol start="17">
<li>2004 sayılı Kanun&#8217;un 2/3/2005 tarihli ve 5311 sayılı Kanun&#8217;un 24. maddesi ile</li>
</ol>
<p>değişiklik yapılmadan önceki 363. maddesinin ikinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir: <em>&#8221; &#8230;.bu Kanunda temyiz kabiliyeti kabul edilen kararlar tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde temyiz edilebilir.&#8221;</em></p>
<p><em> </em></p>
<ol start="18">
<li>2004 sayılı Kanun&#8217;un geçici 7. maddesi şöyledir:</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>&#8220;Bölge adliye mahkemelerinin, 26.9.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar İcra ve İflâs Kanununun bu Kanunla yapılan değişiklikten önceki temyiz ve karar düzeltmeye ilişkin hükümleri uygulanır.&#8221;</em></p>
<p>Başvuru Numarası : 2016/73086</p>
<p>Karar Tarihi : 25/9/2019</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="19">
<li>6100 sayılı Kanun’un 297. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı</li>
</ol>
<p>şöyledir:</p>
<p><em>“Hüküm &#8220;Türk Milleti Adına&#8221; verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar:</em></p>
<p><em>…</em></p>
<p><em>ç) Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini.</em></p>
<p><em>…”</em></p>
<ol start="20">
<li>6100 sayılı Kanun&#8217;un 321. maddesi şöyledir:</li>
</ol>
<p><em>&#8221;(1) Tahkikatın tamamlanmasından sonra, mahkeme tarafların son beyanlarını alır ve yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Taraflara beyanda bulunabilmeleri için ayrıca süre verilmez.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>(2) Kararın tefhimi, mahkemece hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklanması ile gerçekleşir. Ancak zorunlu hâllerde, hâkim bu durumun sebebini de tutanağa geçirmek suretiyle, sadece hüküm özetini tutanağa yazdırarak kararı tefhim edebilir. Bu durumda gerekçeli kararın en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılması gerekir.&#8221;</em></p>
<ol start="21">
<li>Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 31/10/2017 tarihli ve E.2017/19842,</li>
</ol>
<p>K.2017/17025 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>
<p><em>&#8220;&#8230;</em></p>
<p><em>İlk derece mahkemesince gerekçesi açıklanmamış bir hükmün HMK kapsamında tefhim edilmiş bir hüküm olamayacağı ve gerekçeli karar tebliğ edilmeden istinaf kanun yoluna başvurma süresinin başlamayacağı yönündeki Bölge Adliye Mahkemesi’nin kabulü usul ve yasaya uygundur.&#8221;</em></p>
<p><em> </em></p>
<ol>
<li><strong> Uluslararası Hukuk</strong></li>
<li>İlgili uluslararası hukuk için bkz. <em>Mürvet Orhan ve Osman Orhan, </em>B. No:</li>
</ol>
<p>2016/67616, 21/3/2019, §§ 18-21.</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol>
<li><strong> İNCELEME VE GEREKÇE</strong></li>
<li>Mahkemenin 25/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<ol>
<li><strong> Başvurucunun İddiaları</strong></li>
<li>Başvurucu; gerekçeli kararın 30/12/2015 tarihinde tebliğ edildiğini, kendisinin de 11/1/2016 pazartesi günü süresi içinde Mahkemenin kısa ve gerekçeli kararında belirtildiği şekilde temyiz isteminde bulunduğunu, buna rağmen Dairece <em>kararın 9/12/2015 tarihinde tefhim edildiği belirtilerek temyiz talebinin süresinde olmadığı </em>gerekçesiyle temyiz dilekçesinin reddedildiğini belirterek mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.</li>
</ol>
<p>Başvuru Numarası : 2016/73086</p>
<p>Karar Tarihi : 25/9/2019</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol>
<li><strong> Değerlendirme</strong></li>
<li>Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</li>
</ol>
<p><em>“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” </em>26. Başvurucunun şikâyetinin özü temyiz talebinin esasının Yargıtayca incelenmemesine yönelik olduğundan iddia, adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında yer alan mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol>
<li><strong> Kabul Edilebilirlik Yönünden</strong></li>
<li>Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="2">
<li><strong> Esas Yönünden</strong></li>
<li><strong> Müdahalenin Varlığı ve Hakkın Kapsamı</strong></li>
<li>Anayasa&#8217;nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Diğer yandan Anayasa&#8217;nın 36. maddesine <em>adil yargılanma </em>ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye&#8217;nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi&#8217;ni (Sözleşme) yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sözleşme&#8217;nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (<em>Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti., </em>B. No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34).</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="29">
<li>Mahkemeye erişim hakkı bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir (<em>Özkan Şen</em>, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="30">
<li>Mahkeme kararlarının hukuka uygun olup olmadığına yönelik uyuşmazlığın çözümlenmek üzere bir yargı makamı önüne taşınması <em>kanun yolu</em>na başvurma olarak nitelendirilmektedir. Anayasa&#8217;nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Adil yargılanma hakkı bir mahkeme kararına karşı üst yargı yollarına başvurabilmeyi güvence altına almamakla birlikte gerek suç isnadına bağlı yargılamalarda gerekse medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin yargılamalarda istinaf veya temyiz gibi kanun yollarına başvurma imkânı tanınmış ise bu kanun yolları yönünden de adil yargılanma hakkı kapsamındaki güvencelerin sağlanması gerekir (<em>Hasan İşten</em>, B. No: 2015/1950, 22/2/2018, § 37).</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="31">
<li>Süre yönünden temyiz dilekçesinin reddinin mahkemeye erişim hakkına bir müdahale teşkil ettiği açıktır.</li>
</ol>
<p>Başvuru Numarası : 2016/73086</p>
<p>Karar Tarihi : 25/9/2019</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol>
<li><strong> Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı</strong></li>
<li>Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:</li>
</ol>
<p><em>&#8220;Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.&#8221;</em></p>
<p><em> </em></p>
<ol start="33">
<li>Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı müddetçe Anayasa’nın 36. maddesinin ihlalini teşkil edecektir.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="34">
<li>Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen; kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> </strong></p>
<ol>
<li><strong> Kanunilik</strong></li>
</ol>
<p><strong> </strong></p>
<ol start="35">
<li>Başvuru konusu olayda, başvurucunun temyiz talebinin 2004 sayılı Kanun&#8217;un 363. maddesinde öngörülen sürede yapılmadığı gerekçesiyle reddedildiği anlaşılmaktadır.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="36">
<li>Dairenin anılan kanun hükmünü esas alarak verdiği ret kararına göre yapılan</li>
</ol>
<p>müdahalenin kanun tarafından öngörülme ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<ol>
<li><strong> Meşru Amaç</strong></li>
<li>Yargı kararlarının tabi kılınacakları bir kanun yolu incelemesi neticesinde ortadan kaldırılma ihtimalinin hukuk düzeni içinde sürekli olarak gündemde tutulması hukuki</li>
</ol>
<p>güvenlik ve istikrar ilkeleriyle bağdaşmaz. Yargılamaların sürüncemede kalmasını engellemek, uyuşmazlıkların mümkün olan en kısa süre içinde nihai çözüme kavuşturulmasını ve hukuk aleminde etki ve sonuçlarını doğurması beklenen kesin hükmün bir an önce teminini sağlamak düşüncesiyle yargı kararlarına karşı üst mahkemeler nezdinde yapılması öngörülen kanun yolu başvuruları kanunlarla belli sürelere bağlanmıştır. Bu itibarla kanun yoluna başvurma hakkının belli bir süre koşuluna bağlanması, yukarıda belirtilen sakıncaları bertaraf ederek hukuki güvenlik ve istikrarın sağlanması gibi önemli ve meşru bir amaca hizmet eder (<em>Ertuğrul Dalbaş, </em>B. No: 2014/7805, 25/10/2017, § 59).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>iii. Ölçülülük</strong></p>
<ol start="38">
<li>Temyiz talebinin reddedilmesi nedeniyle başvurucunun mahkemeye erişimine</li>
</ol>
<p>getirilen sınırlamanın ölçülü olup olmadığının da değerlendirilmesi gerekir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>(1) Genel İlkeler</strong></p>
<ol start="39">
<li>Anayasa&#8217;nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkı mutlak olmayıp sınırlamalara konu olabilir. Ancak Anayasa&#8217;nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi uyarınca anılan sınırlamaların mahkemeye erişimi imkânsız hâle getirmemesi ya da aşırı derecede zorlaştırmaması gerekir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen hukuki veya fiilî sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (<em>Özkan Şen</em>, § 52).</li>
</ol>
<p>Başvuru Numarası : 2016/73086</p>
<p>Karar Tarihi : 25/9/2019</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="40">
<li>Yargısal başvuruların birtakım usul kurallarına tabi kılınması tek başına mahkemeye erişim hakkını zedelemez. Bununla birlikte yargısal başvuru usullerinin belirli ve öngörülebilir olması gerekir. Dava açılmasına veya diğer kanun yollarına başvurulmasına ilişkin dilekçelerin yetkili mahkemelere sunulma yöntemine dair kanuni veya fiilî belirsizliklerin bulunması, kişilerin mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (<em>Hasan İşten</em>, §45).</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="41">
<li>Öte yandan mahkemelerin dilekçelerin sunulması yöntemine ilişkin usul kurallarını uygularken kişilerin mahkemeye erişimlerini engelleyecek veya aşırı derecede zorlaştıracak ölçüde aşırı şekilcilikten kaçınmaları gerekir. Ayrıca mahkemelerin iç işleyişlerine ilişkin süreçlerdeki aksama ve hatalardan kaynaklanan sorumluluk, yargısal koruma talep eden bireylere yüklenmemelidir. Bu bakımdan yargısal başvurulara dair dilekçelerini ilgili mevzuatta öngörülen usule uygun olarak yetkili yargı merciine sunan kişilerin kendilerine atfedilemeyen ve tamamen mahkemelerin iç işleyişinden kaynaklanan hata ve aksamalardan sorumlu tutularak mahkemeye erişimlerinin engellenmesi bu hakka yapılan müdahaleyi ölçüsüz kılabilir. Özellikle kanun yoluna başvurma yönündeki istek ve iradesini ortaya koymuş olan başvurucular yönünden bu tür müdahaleler, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlaline sebep olabilir (<em>Hasan İşten</em>, § 46).</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="42">
<li>Anayasa Mahkemesi bu başvuruya benzer birçok başvuruda verdiği kararlarda dava açma sürelerini düzenleyen son derece karışık ve dağınık olan mevzuatın aşırı şekilci (katı) yorumunun mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceğini belirtmiştir. Bu kararlarda, özellikle derece mahkemesi kararında gösterilen başvuru mercii ve süresine ilişkin bilgiye güvenilerek ve buna uygun şekilde yapılan kanun yolu başvurularının süre aşımından reddedilmesinin başvurucular üzerinde öngörülemez ağır bir yüke sebep olduğu, başvurucuların katlanmak zorunda kaldığı külfetin hedeflenen meşru amaçlarla orantısız olduğu, dolayısıyla müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna ulaşılmıştır (<em>Cemile Akyıldız </em>B.No: 2014/1382, 22/9/2016 ).</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>(2) İlkelerin Olaya Uygulanması</strong></p>
<ol start="43">
<li>Başvurucu, yasal süre içinde temyiz talebinde bulunmasına rağmen Yargıtay tarafından talebinin reddedildiğini belirterek kanun yoluna başvuru hakkının engellendiğini iddia etmiştir.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="44">
<li>Somut olayda değerlendirilmesi gereken mesele, başvurucunun temyiz talebinin</li>
</ol>
<p>kanun yolunda incelenmemesinin mahkemeye erişim hakkına orantısız bir müdahale</p>
<p>oluşturup oluşturmadığıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="45">
<li>Başvurucu 11/1/2016 tarihli dilekçesinde ayrıntılı bir şekilde itirazlarını dile getirerek temyiz talebinde bulunmuş; Daire başvurucunun talebini, tefhimden itibaren</li>
</ol>
<p>süresinde temyiz talebinde bulunulmadığını belirterek reddetmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="46">
<li>Başvuru konusu kararın verildiği tarihte yürürlükte olan 2004 sayılı Kanun’un</li>
</ol>
<p>5311 sayılı Kanun&#8217;la değiştirilmeden önceki 363. maddesinde ihalenin feshi davalarında, temyiz süresinin kararın tefhim veya tebliğ tarihinden başlayacağı öngörülmüştür. 6100 sayılı Kanun’un 297. maddesinde hükmün kapsamında nelerin yer alması gerektiği sayılmış, anılan maddenin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendinde, kanun yolları ve süresinin de hükmün zorunlu bir unsuru olduğu ifade edilmiştir. Yine 6100 sayılı Kanun&#8217;un 321. Maddesinde kararın tefhiminin ancak mahkemece hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklanması ile gerçekleşeceği belirtilmiştir (bkz. §§ 17-21). Başvuru Numarası : 2016/73086 Karar Tarihi : 25/9/2019</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="47">
<li>Usul hükümlerine göre mahkeme kararlarının hüküm kısmında kanun yolu ve süresinin doğru bir şekilde belirtilmesi zorunluluğu, tarafların karara karşı öngörülen kanun yolunu etkili ve işlevsel bir şekilde kullanmaları açısından önem arz etmektedir.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="48">
<li>Mahkemenin kısa ve gerekçeli kararında <em>&#8220;&#8230; </em><em>kısa karar açıklanıp gerekçeli karar açıklanmadığından, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 10 günlük yasal süre içerisinde mahkememize yada mahkememize gönderilmek üzere başka bir yer İcra Hukuk mahkemesine verilecek dilekçe ile temyiz yasa yolu açık olmak üzere davacının huzurunda verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı</em><em>&#8221; </em>denilerek temyiz süresinin kararın tebliğinden başlayacağının belirtildiği, başvurucu gerekçeli kararın tebliğ edildiği tarihe göre süresi içinde temyiz talebinde bulunmasına rağmen Dairenin 24/3/2016 tarihli kararında, kısa kararın tefhim edildiği tarihe göre yasal süre içinde talepte bulunulmadığı belirtilerek (bkz. §§ 11-13) temyiz dilekçesinin reddedildiği anlaşılmıştır.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="49">
<li>Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği mevzuatın yorumlanması ve</li>
</ol>
<p>uygulanması derece mahkemelerinin görevi olmakla birlikte bu yorum ve uygulamaların etkilerinin Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında bulunan hak ve yükümlülüklerle bağdaşıp bağdaşmadığının Anayasa Mahkemesince incelenebileceği tabiidir. Mahkemeye erişim hakkı yönünden yapılacak böyle bir inceleme, somut olayın koşulları çerçevesinde olacaktır (<em>Kemal İnan</em>, B. No: 2013/1524, 6/10/2015, § 49). Somut başvuruda da Anayasa Mahkemesinin görevi, usul kurallarının uygulanması konusunda derece mahkemelerinin takdir ve değerlendirmelerini denetlemek olmayıp usule ilişkin uygulamanın başvurucunun mahkemeye erişim hakkını Anayasa&#8217;ya aykırı olarak kısıtlayıp kısıtlamadığını denetlemektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="50">
<li>Somut olayda temyiz süresinin yukarıda yer verilen Kanun hükmüne göre tefhim veya tebliğden itibaren on gün olduğunda duraksama bulunmamaktadır. Sorun, sürenin hangi durumda tefhim ya da tebliğden başlatılacağından kaynaklanmaktadır. 6100 sayılı Kanun&#8217;un 297. maddesinde sayılan unsurları taşımayan hükmün geçerli olarak tefhim edilmiş bir hüküm olarak sayılmayacağı, dolayısıyla gerekçeli karar tebliğ edilmeden kanun yoluna başvurma süresinin başlamayacağı açıktır. Bu durum kanun yollarına başvurunun etkililiğinin sağlanması yönünden de gereklidir. Nitekim başvuruya konu ilk derece mahkemesi buna uygun olarak gerekçesi açıklanmadığı için hükme karşı tebliğinden itibaren on gün içerisinde kanun yoluna başvurulabileceğini belirtmiştir.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="51">
<li>Yukarıda belirtilen tespitler ışığında başvurucunun -ilk derece mahkemesinin</li>
</ol>
<p>kısa ve gerekçeli kararında belirtildiği üzere- istinaf süresinin kararın tebliğinden itibaren işlemeye başlayacağına güvenerek kanun yoluna müracaat etmesinin -mahkemelerin kanun yolunu ve süresini ilgili kanun ve içtihatlara uygun olarak taraflara doğru gösterme yükümlülüğü altında olduğu dikkate alındığında- makul görülmesi gerekmektedir. Bu durumda temyiz merciinin somut olayın koşullarında temyiz süresinin ilk derece mahkemesi tarafından gerekçesi açıklanmadığı halde tefhimden itibaren başlamasına ilişkin yorumunun öngörülemez nitelikte olup başvurucu üzerinde ağır bir yüke sebep olduğu, başvurucunun katlanmak zorunda kaldığı külfetin hedeflenen meşru amaçla orantısız olduğu, dolayısıyla müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="52">
<li>Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence</li>
</ol>
<p>altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir. Başvuru Numarası : 2016/73086 Karar Tarihi : 25/9/2019</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="3">
<li><strong> 6216 Sayılı Kanun&#8217;un 50. Maddesi Yönünden</strong></li>
<li>30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama</li>
</ol>
<p>Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:</p>
<p><em>&#8220;(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…</em></p>
<p><em>(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.&#8221;</em></p>
<p><em> </em></p>
<ol start="54">
<li>Anayasa Mahkemesinin <em>Mehmet Doğan </em>([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi hususunda genel ilkeler tayin edilmiştir.</li>
<li><em>Mehmet Doğan </em>kararında özetle uygun giderim yolunun belirlenebilmesi açısından öncelikle ihlalin kaynağının tayin edilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. Maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlali ve ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (<em>Mehmet Doğan, </em>§§ 57, 58).</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="56">
<li>Anayasa Mahkemesinin tespit edilen ihlalin giderilmesi amacıyla yeniden yargılama yapılmasına hükmettiği hâllerde ilgili usul kanunlarında düzenlenen yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak yargılamanın yenilenmesi sebebinin varlığının kabulü ve önceki kararın kaldırılması hususunda derece mahkemesinin herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Zira ihlal kararı verilen hâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir, derece mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine bırakılmıştır. Derece mahkemesi, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yapmakla yükümlüdür (<em>Mehmet Doğan, </em>§ 59).</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="57">
<li>Başvurucu, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinin tespitiyle yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuştur. 58. Başvurucunun temyiz hakkını kullanma imkânını kısıtlayacak bir yorum yapılarak temyiz talebinin reddine karar verilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin Daire kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="59">
<li>Bu durumda mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Buna göre yeniden yapılacak yargılama ise 6216 sayılı Kanun&#8217;un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına Başvuru Numarası : 2016/73086 Karar Tarihi : 25/9/2019 göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda Daire tarafından yapılması gereken iş, temyiz isteminin reddi yolundaki kararını kaldırarak temyiz istemini -usule ilişkin diğer meselelerde de bir eksiklik söz konusu değilse- esastan incelemekten ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin dosyanın Yargıtaya gönderilmesini sağlamak üzere Bilecik 2. İcra Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="60">
<li>Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.714,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<ol>
<li><strong> HÜKÜM</strong></li>
</ol>
<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol>
<li>Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="36">
<li>Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<ol>
<li>Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan</li>
</ol>
<p>kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak amacıyla ilgili Yargıtay Dairesine gönderilmek üzere Bilecik 2. İcra Hukuk Mahkemesine (E.2015/61, K.2015/106) GÖNDERİLMESİNE,</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol>
<li>Yeniden yargılama yapılmasına karar verildiğinden başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="2">
<li>Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.714,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<ol>
<li>Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</li>
</ol>
<p>.</p>
<ol>
<li>Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 25/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
