<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>muvazaalı işlem &#8211; Av. Ünal Göktürk</title>
	<atom:link href="https://unalgokturk.av.tr/tag/muvazaali-islem/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://unalgokturk.av.tr</link>
	<description>Bakırköy Hukuk Bürosu</description>
	<lastBuildDate>Tue, 16 Aug 2022 09:33:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.4.6</generator>

<image>
	<url>https://unalgokturk.av.tr/wp-content/uploads/2019/08/cropped-advocate-32x32.png</url>
	<title>muvazaalı işlem &#8211; Av. Ünal Göktürk</title>
	<link>https://unalgokturk.av.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Mirasbırakanın daha çok paylaşımda bulunduğu davalı oğlunu üstün tutarak, diğer mirasçılarından mal kaçırmak kastıyla taşınmazı devrettiği sabittir.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/mirasbirakanin-daha-cok-paylasimda-bulundugu-davali-oglunu-ustun-tutarak-diger-mirascilarindan-mal-kacirmak-kastiyla-tasinmazi-devrettigi-sabittir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Aug 2022 09:33:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[mirasçılardan mal kaçırmak]]></category>
		<category><![CDATA[muris muvazaasındaki kriterler]]></category>
		<category><![CDATA[murisin ölümünden uzun süre sonra dava açmak]]></category>
		<category><![CDATA[muvazaalı işlem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=9361</guid>

					<description><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu         2017/1251 E.  ,  2020/673 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki &#8220;tapu iptali ve tescil&#8221; davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Antalya 7. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/mirasbirakanin-daha-cok-paylasimda-bulundugu-davali-oglunu-ustun-tutarak-diger-mirascilarindan-mal-kacirmak-kastiyla-tasinmazi-devrettigi-sabittir/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">Hukuk Genel Kurulu         2017/1251 E.  ,  2020/673 K.</span></b></p>
<ul>
<li></li>
</ul>
<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8220;İçtihat Metni&#8221;</span></b></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi</p>
<p>1. Taraflar arasındaki &#8220;tapu iptali ve tescil&#8221; davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Antalya 7. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.<br />
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br />
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>
<p>I. YARGILAMA SÜRECİ<br />
Davacılar İstemi:<br />
4. Davacılar vekili 21.05.2010 tarihli dava dilekçesinde; davacıların mirasbırakan &#8230;&#8217;nin ilk eşinden olma kızları, 2003 yılında vefat eden Ramazan Gülcüoğlu&#8217;nun ise oğlu olduğunu, erken yaşta ilk eşini kaybeden murisin ikinci evliliğini davalının babası &#8230; ile yaptığını, davacıların erken yaşta evlenmeleri ve ikinci eşinin de ölümünden sonra yalnız kalan murisin davalı ile beşeri ilişkisinin daha da yoğunlaştığını, yan yana evlerde oturduklarından murisin hemen hemen bütün işlerine davalının baktığını, mirasbırakanın ise davalıya duyduğu sevgi nedeniyle öz kızlarını dışlayarak yıllardır birlikte yaşadığı davalıyı maddi ve manevi açıdan koruyup kolladığını, erkek olması nedeniyle onun otoritesini benimsediğini, bunun sonucu olarak dava konusu 6 parsel sayılı taşınmazdaki 12/36 payını satış gibi gösterip müvekkillerinden mal kaçırmak kastıyla muvazaalı şekilde davalıya temlik ettiğini, devrin gerçek bir satış olmayıp payın davalıya bağışlandığını, zira murisin tasarruf tarihinde taşınmaz satmaya ihtiyacı bulunmadığı gibi davalının da satın alacak ekonomik gücünün olmadığını ileri sürerek, davacıların miras payları oranında tapu iptali ve tescil isteğinde bulunmuştur.<br />
Davalı Cevabı:<br />
5.1. Davalı &#8230; 20.07.2010 tarihli duruşmada; annesine babasından otuz dönüm yer düştüğünü, davacı kardeşlerinin annelerine bakamayacaklarını söyleyip, annesine bakması karşılığında bu yeri kendisine vermeyi kabul ettiklerini, gizli bir işlem yapılmadığını beyan etmiştir.<br />
5.2. Davalı vekili ise 30.07.2010 tarihli dilekçesinde; temlik işleminin murisin ihtiyacı nedeniyle o tarihteki rayiç bedeli ödenerek yapıldığını, yapılan akdin tarafların gerçek iradelerine ve hukuka uygun olduğunu, davalının taşınmaz almaya yeterli maddi gücünün bulunduğunu, aradan geçen zaman ve eylemli duruma göre dava açılmasının iyi niyet kurallarına aykırı ve hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.<br />
İlk Derece Mahkemesi Kararı:<br />
6. Antalya 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 30.12.2011 tarihli ve 2010/248 E., 2011/547 K. sayılı kararı ile; davalının açık beyanına göre taşınmazın bakım şartı ile temlik edildiği, herhangi bir bedel ödenmediğinin sabit olduğu, 01.04.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca satış işleminin muvazaa nedeniyle bağış işleminin ise şekle aykırılık nedeniyle geçersiz olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.<br />
Özel Daire Bozma Kararı:<br />
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.<br />
8. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 24.10.2013 tarihli ve 2013/8456 E., 2013/14534 K. sayılı kararı ile;<br />
&#8220;&#8230;Somut olaya gelince; çekişme konusu payın davalıya temlikinin 1971 yılında gerçekleştirildiği, miras bırakanın öldüğü 12.03.1981 tarihinden itibaren yaklaşık 30 yıldır dava açılmadığı, her ne kadar muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı açılan davalarda zamanaşımı ve hak düşürücü süre söz konusu değil ise de; aradan bunca zaman geçtikten sonra dava açılmasının Türk Medeni Kanunu&#8217;nun 2. maddesi hükmü ile bağdaşmadığı gibi muvazaa iddiasının da kanıtlanamadığı açıktır.<br />
Hal böyle olunca; davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir&#8230;&#8221; gerekçesi ile karar bozulmuştur.<br />
Direnme Kararı:<br />
9. Antalya 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 13.11.2014 tarihli ve 2014/497 E., 2014/437 K. sayılı kararında, bozmadaki gerekçelerin 01.04.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile Yargıtay uygulamasına aykırı olduğu, muris muvazaasına dayalı davalarda zamanaşımı ve hak düşürücü sürenin bulunmadığı kabul edilmekle birlikte davanın otuz sene sonra açılmasının Türk Medeni Kanunu&#8217;nun 2 . maddesi hükmüne uygun düşmediği gerekçesinin Anayasanın 35. maddesine aykırı olduğu, bu maddeye göre mülkiyet ve miras haklarının ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlandırılabileceği, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine göre de her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkının bulunduğu, İçtihadı Birleştirme Kararında zamanaşımı veya hak düşürücü süre öngörülmediği hâlde davanın uzun zaman geçtikten sonra açılmasının dürüstlük kuralları ile bağdaşmadığı görüşünün anayasal bir hak olan mülkiyet ve miras hakkını sınırlayacağı, dolayısıyla dava hakkının kötüye kullanıldığının kabul edilmeyeceği, toplanan delillere göre de davada muvazaa iddiasının sabit olduğu gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir.<br />
Direnme Kararının Temyizi:<br />
10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>
<p>II. UYUŞMAZLIK<br />
11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açılan davalarda herhangi bir zamanaşımı ve hak düşürücü süre öngörülmediği hâlde çekişme konusu payın 25.10.1971 tarihinde davalıya temlik edildiği, mirasbırakanın ise 12.03.1981 tarihinde öldüğü ve ölüm tarihinden itibaren yaklaşık otuz yıl boyunca dava açılmadığı dikkate aldığında, aradan çok uzun zaman geçtikten sonra dava açılmış olmasının Türk Medeni Kanunu&#8217;nun 2. maddesi hükmü ile bağdaşıp bağdaşmadığı ve somut olayda mirasbırakan tarafından satış suretiyle yapılan temlikin diğer mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu iddiasının kanıtlanıp kanıtlanamadığı noktalarında toplanmaktadır.</p>
<p>III. GEREKÇE<br />
12. Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.<br />
13. Bilindiği gibi 1.4.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; &#8220;Bir kimsenin; mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmiş bulunması hâlinde, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların, görünürdeki satış sözleşmesinin Borçlar Kanununun 18. maddesine dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabileceklerine ve bu dava hakkının geçerli sözleşmeler için söz konusu olan Medeni Kanunun 507 ve 603. maddelerinin sağladığı haklara etkili olmayacağına&#8221; hükmedilmiştir.<br />
14. Kanun gereğince mirasçılar, mirasbırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak kazanırlar (TMK m.599/1). Kanunen kendilerine intikal etmesi gereken miras hakları, mirasbırakan tarafından muvazaalı olarak yapılan sözleşme ile engellenen mirasçılar ise saklı pay sahibi olsun ya da olmasın yukarıdaki İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca sözleşmenin geçersiz olduğunu ileri sürerek iptalini isteyebilirler.<br />
15. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası&#8217;nın 35. maddesinde ise birbiriyle çok yakın ve ilgili olan mülkiyet hakkı ile miras hakkı birlikte düzenlenmiş ve Anayasal bir müessese olarak her iki hak da güvence altına alınmıştır. Bu hükme göre herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahip olup, bu haklar ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.<br />
16. Kişiye bir eşya üzerinde en geniş yetkileri sağlayan aynî hak, mülkiyet hakkıdır. Aynî haklar, eşya üzerinde doğrudan hakimiyet sağlayan ve bu nedenle herkese karşı ileri sürülebilen mutlak haklardır. Bu nedenle bir eşyanın maliki, hukuk düzeninin çizdiği sınırlar içinde o eşya üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahip kılınmıştır TMK m.683/1).<br />
17. Türk Medeni Kanunu&#8217;nda, ayni haklara ilişkin olarak zamanaşımı ve hak düşürücü süre belirlenmiş değildir. Bu durum, aynî haklardan fiilen yararlanılmaması hâlinde hakkın düşmeyeceğini gösterdiği gibi aynî hakkın herkese karşı ileri sürülmesini sağlayan talep ve davaların da zamanaşımına uğramayacağını ifade eder. Aynî haklar, yasal kısıtlama yok ise nitelikleri gereği her zaman ve herkese karşı ileri sürülebileceğinden, mülkiyet hakkından kaynaklanan muris muvazaasına dayalı davaların da zamanaşımı ve hak düşürücü süreye bağlı olmaksızın her zaman açılabileceği kuşkusuzdur.<br />
18. Nitekim, bu hususta Özel Daire ile mahkeme arasında bir uyuşmazlık bulunmadığı gibi Hukuk Genel Kurulunun 06.05.2015 tarih ve 2013/1-2302 E., 2015/1313 K. sayılı kararı ile 04.11.2015 tarih ve 2014/1-560 E., 2015/2371 K. sayılı kararında da herhangi bir zamanaşımı ve hak düşürücü süre öngörülmediğinden muris muvazaasına ilişkin davaların her zaman açılabileceği, esasen geçersiz olan görünürdeki işlemin aradan zaman geçmesi ile geçerli hale gelmeyeceği vurgulanmıştır.<br />
19. Yasal olarak dava açma hakkını kısıtlayan herhangi bir zamanaşımı ya da hak düşürücü süre bulunmamasına karşın, murisin ölümünden uzun zaman geçtikten sonra dava açılmış olması nedeniyle dava hakkının kötüye kullanılıp kullanılmadığı hususuna gelince, belirtmek gerekir ki bütün hakların kullanılmasında uyulması gereken temel kural, TMK&#8217;nın 2. maddesinde düzenleme altına alınmıştır. Bu maddeye göre; &#8220;Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz&#8221;.<br />
20. Aralarında sıkı bir bağ bulunan &#8220;Dürüstlük Kuralı&#8221; ve &#8220;Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı&#8221; ile hakların kullanılmasına genel bir sınırlama getirilmiştir. Yasanın emredici hükmü gereğince herkes haklarını dürüstçe kullanmalıdır. Dürüstlük kuralı, bir davranış kuralı olarak sadece hakların kullanılmasında değil, borçların ifası sırasında da uyulması gerekli bir kuraldır. Hukuk düzeni tarafından tanınmış bir hakkın amacına aykırı olarak kullanılması dürüstlük kuralı ile bağdaşmaz ve böylece o hak kötüye kullanılmış olur.<br />
21. Bir hakkın kötüye kullanılıp kullanılmadığı ise her olayın kendi şartları içinde değerlendirilmelidir.<br />
22. Dürüstlük kuralı ve buna bağlı hakkın kötüye kullanılması yasağı, hukukun her alanında daima dikkate alınması gereken bir temel hukuk ilkesi olmakla beraber karşılaşılan her hukuki uyuşmazlığın bu ilkeden yola çıkılarak çözülmeye çalışılması da doğru bir yaklaşım değildir. Nitekim, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 25.01.1984 tarih ve 1983/3 E., 1984/1 K. sayılı Kararında, TMK&#8217;nın 2. maddesinde düzenlenen hakkın kötüye kullanılması yasağının amacı, hâkime özel ve istisnai hâllerde (adalete uygun düşecek şekilde) hüküm verme olanağını sağlamak şeklinde açıklanmıştır. Anılan kararda, bir hakkın kullanılmasının açıkça adaletsizlik oluşturduğu, gerçek hakkın tanınması ve bireyin korunması için tüm hukuki yolların kapalı olduğu hâllerde, bu hükmün uygulama alanı bulacağı ve olağan üstü bir imkân sağlayarak, haksızlığı düzeltici, yasadaki kuralları tamamlayıcı fonksiyonunu yerine getireceği ifade edilmiştir.<br />
23. 2709 sayılı Anayasa&#8217;nın 36. maddesi uyarınca herkes, yargı mercileri önünde hak arama özgürlüğüne sahip olup, bu özgürlüğün en yaygın kullanılma şekli dava açma hakkıdır. Anayasa&#8217;nın 13. maddesine göre de temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa&#8217;nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.<br />
24. Her hak gibi dava açma hakkı da kötüye kullanılabilir. Ne var ki, somut olayda Anayasa tarafından güvence altına alınan ve ayni hak niteliğinde olduğu için her zaman herkese karşı ileri sürülebilen mülkiyet hakkına dayalı olarak dava açılmıştır. Bu nedenle kanunun kişiye tanıdığı mutlak bir hakkın aradan uzun süre geçtikten sonra ileri sürülmüş olması, dava hakkının kötüye kullanılması olarak değerlendirilemez.<br />
25. Hukuk Genel Kurulunun az yukarıda esas ve karar numarası belirtilen kararlarında da uyuşmazlık konusu olması nedeniyle dava hakkının kötüye kullanılıp kullanılmadığı hususu tartışılmış ve aynı sonuca ulaşılmıştır.<br />
26. Tüm bunlar dışında uyuşmazlığın çözümü için davalıya satış suretiyle yapılan temlikin diğer mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu iddiasının kanıtlanıp kanıtlanamadığı hususunun da açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.<br />
27. 1.4.1974 gün ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, mirasbırakanın tapulu taşınmazlarının temliklerinde yaptığı muvazaalı işlemlere ilişkin olup, muris muvazaasını öteki nispi muvazaalardan ayıran unsur, mirasçıları aldatmak amacıyla yapılmasıdır. Daha açık bir anlatımla, bu muvazaa türünde mirasbırakan, mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapuda kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu memuru önünde iradesini satış veya ölünceye kadar bakma akdi şeklinde açıklamaktadır.<br />
28. Bu nedenle mirasbırakanın muvazaalı işlemi yaparken gerçek irade ve amacı, mirasçılarından mal kaçırmak olmalıdır. Murisin mirasçılarından mal kaçırma amacının bulunmaması hâlinde 1.4.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulama olanağı bulunmamaktadır.<br />
29. Muris muvazaasına dayalı olarak açılan davalarda ispat yükü ise muvazaanın varlığını iddia eden tarafa aittir. Gerek 4721 sayılı TMK&#8217;nın 6. maddesindeki &#8220;Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür&#8221; hükmü ve gerekse 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu&#8217;nun 190/1. maddesindeki &#8220;İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir&#8221; hükmü uyarınca, mirasbırakanın yaptığı temlikteki gerçek irade ve amacının mirasçıdan mal kaçırmak olduğunu, bu hususu ileri süren davacı taraf kanıtlamalıdır.<br />
30. Diğer bir anlatımla, muris muvazaası davalarında mirasbırakan tarafından yapılan temlikin muvazaalı ve terekeden mal kaçırma amacıyla yapıldığını ispat yükü davacı tarafa aittir.<br />
31. Davayı açan mirasçılar, mirasbırakan ile davalı arasındaki sözleşmenin dışında olduklarından üçüncü kişi konumundadırlar. Bu nedenle iddialarını tanık dahil olmak üzere her türlü delille kanıtlamaları mümkündür.<br />
32. Ancak bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün, diğer bir söyleyişle mirasbırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması ise genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında, birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.<br />
33. Tüm bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, muris muvazaasına ilişkin davaların niteliği gereğince taraflarca sunulan delillerin, her somut olayın özelliğine göre az yukarıda açıklanan objektif olgulardan da yararlanılarak bir bütün olarak değerlendirilmesi ve sonuca ulaşılması gerekmektedir.<br />
34. Somut olaya gelindiğinde; 1900 doğumlu olan muris &#8230; 12.03.1981 tarihinde ölmüş olup, geride ilk eşi Mustafa&#8217;dan olma kızları davacılar &#8230; ve &#8230; ile 12.11.2003 tarihinde ölen oğlu Ramazan Gülcüoğlu ve ikinci eşi Halil&#8217;den olma oğlu &#8230; mirasçı olarak kalmışladır. Eldeki dava ilk eşinden olma kızları tarafından açılmıştır. Dava konusu 6 parsel sayılı taşınmaz ise murisin ikinci eşi &#8230;&#8217;nin zilyet ve tasarrufunda iken onun ölümü nedeniyle 12/36 payı &#8230; adına, kalan paylar da çocukları adına tespit edilmiştir. Yapılan bu kadastro tespitine itiraz edilmiş ise de Antalya Tapulama Mahkemesince itiraz reddedilmiş ve taşınmaz tespit tutanağında gösterilen paylarla tescil edilmiştir. Mirasbırakan bu şekilde adına tescil edilen 12/36 payını, 25.10.1971 tarihinde ikinci eşi Halil&#8217;den olma oğlu (davalı) &#8230;&#8217;ye satış suretiyle devretmiştir.<br />
35. Öncelikle belirtmek gerekir ki, davalının 20.07.2010 tarihli beyanı ile yapılan temlikin bedelsiz olduğu açıktır. Davacı tanık beyanlarından ise mirasbırakanın kendisine ait evde oturduğu, bakımıyla sadece davalı oğlu Ali&#8217;nin değil ilk eşinden olma oğlu Ramazan&#8217;ın da ilgilendiği, hatta ileri yaşta kalp hastası olan murisi oğlu Ramazan&#8217;ın kendi evine götürerek orada baktığı ve en sonunda onun yanında vefat ettiği anlaşılmaktadır. Dosya kapsamına göre mirasbırakanın dava konusu taşınmaz dışında çok sayıdaki başka taşınmazda da payı bulunmaktadır. Kendi evinde oturan ve başka taşınmazları olan murisin, yaşının ilerlediği bir dönemde taşınmaz satmasını gerektirir nitelikte büyük bir ihtiyaç ya da haklı bir nedenin bulunduğu ileri sürülüp kanıtlanmamıştır. Tüm bu olgularla birlikte, davacı kızların erken yaşta evlenip evden ayrıldıkları, aynı köyde oturan murisle davalı oğlunun ise daha yakın bir ilişki içinde oldukları, dava konusu taşınmaz payının da murise davalının babası olan ikinci eşinden kaldığı ve murisin sağlığında dahi davalı tarafından kullanıldığı hususları bir arada değerlendirildiğinde; mirasbırakanın daha çok paylaşımda bulunduğu davalı oğlunu üstün tutarak, diğer mirasçılarından mal kaçırmak kastıyla taşınmazdaki payını bedelsiz ve muvazaalı olarak davalıya devrettiğini göstermektedir.<br />
36. Bu durumda, yerel mahkemece dava hakkının kötüye kullanılmadığı, mirasbırakan tarafından yapılan temlikin de mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunun kanıtlandığı gerekçesiyle verilen direnme kararı yasal düzenleme ve ilkelere uygun olup, yerindedir.<br />
37. Hâl böyle olunca, usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanmasına karar verilmiştir.</p>
<p>IV. SONUÇ:<br />
Açıklanan nedenlerle;<br />
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA,<br />
Aşağıda dökümü yazılı (20.625,68) harcın temyiz edenden alınmasına,<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu&#8217;nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu&#8217;nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23.09.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tasarrufun iptali davasında tasarrufun, borcun doğum tarihinden sonra yapılması dava açılabilmesinin sebeplerinden biriyken, muvazaa davalarında işlemin ne zaman yapıldığının bir önemi yoktur.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/tasarrufun-iptali-davasinda-tasarrufun-borcun-dogum-tarihinden-sonra-yapilmasi-dava-acilabilmesinin-sebeplerinden-biriyken-muvazaa-davalarinda-islemin-ne-zaman-yapildiginin-bir-onemi-yoktur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Mar 2022 08:55:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[danışıklı işlem]]></category>
		<category><![CDATA[muvazaalı işlem]]></category>
		<category><![CDATA[tedbir alıp alacağın tahsilini karşılıksız bırakmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=8942</guid>

					<description><![CDATA[4. Hukuk Dairesi &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;2020/1254 E. &#160;, &#160;2021/1330 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacılar &#8230; ve diğerleri vekili Avukat &#8230; tarafından, davalı &#8230; ve &#8230; aleyhine 11/01/2012 gününde verilen dilekçe ile muvazaalı işlemlerin iptalinin istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 25/12/2018 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresi içinde... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/tasarrufun-iptali-davasinda-tasarrufun-borcun-dogum-tarihinden-sonra-yapilmasi-dava-acilabilmesinin-sebeplerinden-biriyken-muvazaa-davalarinda-islemin-ne-zaman-yapildiginin-bir-onemi-yoktur/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>4. Hukuk Dairesi &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;2020/1254 E. &nbsp;, &nbsp;2021/1330 K.</strong></p>



<ul><li></li></ul>



<p><strong>&#8220;İçtihat Metni&#8221;</strong></p>



<p><br>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi<br><br>Davacılar &#8230; ve diğerleri vekili Avukat &#8230; tarafından, davalı &#8230; ve &#8230; aleyhine 11/01/2012 gününde verilen dilekçe ile muvazaalı işlemlerin iptalinin istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 25/12/2018 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.<br>Dava, 6098 sayılı TBK’nın 19. (mülga 818 sayılı BK’nın 18.) maddesinde düzenlenen genel muvazaa hukuksal sebebine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekilince temyiz edilmiştir.<br>Davacılar vekili; 10/04/2002 tarihinde davacıların desteği Gürhan’ın, dayısı olan davalı &#8230; tarafından öldürüldüğünü, davalı borçlu Hasan’ın aleyhine açılan tazminat davası sonucu hükmedilen ve icra takibine konu edilen tazminat alacaklarının tahsilini imkansız hale getirmek amacıyla zilyetliği altındaki (268 ada, 2 parsel, 503 ada, 15 parsel, 509 ada, 2 parsel numarasını alan) üç adet taşınmazı 04/03/2002 tarihinde dava dışı eşi Hatice’ye bağışladığını, Hatice’nin de anılan taşınmazları 30/12/2007 tarihinde harici satış sözleşmesi ile borçlunun avukatı olan davalı &#8230;’a sattığını, taşınmazların 15/12/2009 tarihli kadastro tespiti ile davalı &#8230; adına tespit ve tescil edildiğini belirterek, muvazaalı bağış ve satış işlemlerinin iptali ile cebri icra yetkisi tanınmasına (takdire göre tapunun iptaline) karar verilmesini talep etmiş; 12/07/2013 tarihli dilekçesiyle davalı borçlu Hasan’ın 21/06/2013 günü vefatı nedeniyle mirasçılarının davaya dahil edilmesini istemiştir.<br>Davalılar, davanın reddi gerektiğini savunmuşlardır. Davalı borçlu Hasan mirasçıları davaya dahil edilmiş, ancak mirasçılar 30/12/2013 tarihli ilamla borçlunun mirasını reddetmişlerdir.<br>Mahkemece; davacılar tarafından süresi içinde delil bildirilmediğinden sübuta ermeyen davanın reddine dair verilen 24/12/2013 tarihli karar davacılar vekilince temyiz edilmiş, Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 15/03/2016 tarihli ve 2014/13815 esas, 2016/3239 karar sayılı ilamı ile “borçlunun en yakın mirasçılarının mirası reddetmesi nedeniyle mirasın<br>iflas hükümlerine göre tasfiyesi için durumun mahallin Sulh Hukuk Hakimine bildirilmesi, anılan mahkemece mirası reddedilen borçlu için atanacak bir temsilci huzuru ile davaya devam edilmesi, bu şekilde ölü borçlunun davada temsili sağlanarak taraf teşkilinin sağlanması gerektiği, ayrıca davalı borçlu Hasan’ın dava konusu taşınmazları 04/03/2002 tarihinde eşi Hatice’ye bağışladığı iddia edildiğinden öncelikle 3. kişi olarak Hatice’ye dava dilekçesinin tebliği ile davaya katılımının sağlanması ve Hatice’nin bildireceği delillerin toplanması gerektiği, kabule göre de davacılar vekilinin gerek dava dilekçesi, gerekse dava dilekçesinin kanıtlar kısmında delillerini bildirdiği, 23/10/2012 tarihli ön inceleme duruşmasında delillerinin toplanmasını talep ettiği, celbedilen bu delillerin incelenmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisinin isabetli görülmediği” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.<br>Mahkemece bozma ilamına uyulmuş, Alaşehir Sulh Hukuk Mahkemesinin 2016/819 esas sayılı ve 08/03/2017 tarihli kararıyla muris Hasan’ın terekesinin iflas hükümlerine göre tasfiyesine ve tasfiye memuru görevlendirilmesine karar verilmiş, tasfiye memuru huzuru ile davaya devam edilmiş, bozma ilamına uygun şekilde 3. kişi olarak &#8230;’in davaya katılımı sağlanmış, yargılamanın devamında davalı &#8230; tarafından davaya konu taşınmazlardan 503 ada, 15 parsel ve 268 ada, 2 parsel sayılı taşınmazlar 03/02/2016 tarihinde borçlu Hasan’ın damadı olan &#8230;’a satış suretiyle devredilmiş, davalı &#8230;’un talebiyle &#8230;’a dava ihbar edilmiş, davacılar vekili 05/03/2018 tarihli dilekçesiyle &#8230;’a satış suretiyle devredilen davaya konu her iki parsel yönünden tasarrufun iptali talebini bedele çevirdiklerini, diğer parsel yönünden ise muvazaalı işlemlerin iptali ile cebri icra yetkisi tanınmasına karar verilmesini istemiştir. Mahkemece mahallinde yapılan keşfe binaen davaya konu taşınmazların değerine ilişkin bilirkişi raporu alınmış, davacı tanıkları dinlenmiş, mahkemece yapılan yargılama sonucunda eldeki muvazaa hukuksal nedenine dayalı tasarrufun iptali davasının ön koşullarından birinin borcun, tasarruf tarihinden önce doğmuş olduğu, davalı borçlu Hasan’ın taşınmazlarını 10/04/2002 tarihli öldürme olayından yaklaşık bir ay önce 04/03/2002 tarihinde kadastro işlemleri sırasında sunulan bağış sözleşmesi ile davalı &#8230;’ye bağışladığı, davalı &#8230;’nin de bu taşınmazları parasal ihtiyacı nedeniyle 30/12/2007 tarihinde eşinin yanında çalıştığı davalı &#8230;’a haricen sattığı, taşınmazların kadastro işlemleri sırasında doğrudan 2009 yılında davalı &#8230; adına tespit edildiği ve kadastro tutanaklarının kesinleştiği, bu kesinleşen kadastro tutanaklarının gerçeği yansıtmadığına dair bir iddia ve delil bulunmadığı, davaya konu 04/03/2002 tarihli tasarrufun borcun doğum tarihi olan öldürme eyleminin gerçekleştiği 10/04/2002 tarihinden önce olması nedeniyle iptalinin mümkün olmadığı gerekçesiyle, davanın ön koşul yokluğundan reddine karar verilmiştir.<br>Dava 818 sayılı Borçlar Kanunu&#8217;nun 18. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 19.) maddesinde düzenlenmiş bulunan danışık (muvazaa) hukuksal sebebine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkindir.<br>Kural olarak üçüncü kişiler, danışıklı işlem nedeniyle hakları zarara uğratıldığı takdirde tek taraflı veya çok taraflı olan bu hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilirler. Üçüncü kişinin danışıklı işlem ile hakkının zarar gördüğünün benimsenebilmesi için onun danışıklı işlemde bulunandan bir alacağının var olması ve bu alacağın ödenmesinin önlemek amacıyla danışıklı bir işlem yapılması gerekir. Muvazaalı işlemler ile kendisinin zararlandırıldığını ileri süren davacının bu davadaki amacı alacağını tahsil edebilmek için muvazaa nedeniyle temelde geçersiz olan işlemin hükümsüzlüğünü sağlamaktır. Çünkü, danışıklı bir hukuki işlem ile üçüncü kişilere zarara verilmesi onlara karşı işlenmiş bir haksız eylem niteliğindedir. Ancak üçüncü kişilerin danışıklı işlem ile haklarının zarara uğratıldığının benimsenebilmesi için, onların, danışıklı işlemde bulunandan alacakları bulunmalı ve danışıklı işlem o alacağın ödenmesini önlemek amacıyla yapılmış bulunmalıdır. Muvazaa iddiasına dayalı tasarrufun iptali davaları her zaman açılabilecek olup, muvazaa iddialarında hak düşürücü süre ya da zamanaşımı süresi söz konusu olmaz. Bu, hükümsüzlüğün doğal bir sonucudur.<br>Tasarrufun iptali davasında tasarrufun, borcun doğum tarihinden sonra yapılması dava açılabilmesinin sebeplerinden biriyken, muvazaa davalarında işlemin ne zaman yapıldığının bir önemi yoktur. Nitekim, kesin hükümsüz sayılan bir işlemin ne zaman yapıldığının bir önemi de bulunmamaktadır. Zira işlem, yapıldığı andan itibaren geçersiz sayılır. Davaya konu edilen muvazaalı işlem, borcun doğumundan önce veya sonra yapılmış olsa da butlan yaptırımına tabidir. Temlik eden kişinin yaptığı bir bağış ya da ivazsız tasarruf ancak gerçek iradeye uygun değilse iptal edilebilir.<br>Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaya gelince; davacıların desteği, davalı &#8230; tarafından 10/04/2002 tarihinde öldürülmüştür. Olay nedeniyle tutuklanan ve açılan ceza davasında davalı avukat Harun tarafından temsil edilen davalı borçlu Hasan’ın, zilyetliği altındaki tüm taşınmazları eşi Hatice’ye bağışladığı, bu davalının da anılan tüm taşınmazları 30/12/2007 tarihinde harici satış sözleşmesi ile eşinin avukatı olan davalı &#8230;’a devrettiği, kadastro çalışmalarının kesinleştiği 15/02/2009 tarihinde davalı &#8230; adına tespit ve tesciline karar verildiği, davacılar tarafından desteklerinin ölümü nedeniyle davalı &#8230; aleyhine Alaşehir 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/277 esas sayılı dosyasında 07/10/2005 tarihinde tazminat isteminde bulunulduğu, yapılan yargılama sonucunda davacılar lehine 30/12/2010 tarihinde tazminata hükmedildiği, işbu kararın temyiz edilmeyerek 11/02/2011 tarihinde kesinleştiği, davaya konu parsellerden ikisinin davalı &#8230; tarafından 03/02/2016 tarihinde haksız eylem faili Hasan’ın damadı olan İbrahim’e devredildiği anlaşılmaktadır.<br>Davacı yanın alacağı, haksız eylem nedeniyle oluşan tazminat alacağına dayalıdır. Haksız eylem tarihinden yaklaşık bir ay kadar kısa bir süre önce ve adiyen düzenlenmiş bağış sözleşmesine dayalı olarak, mahkemenin muvazaanın gerçekleşmediği şeklindeki kabulü doğru olmamıştır. Zira dosya kapsamında mevcut delil durumuna ve olayların akışına göre; davalılar arasındaki hibe ve harici satış işlemlerinin gerçek olmadığı, her zaman düzenlenebilecek olan hibe sözleşmesinin, davacıların açacağı tazminat davası nedeniyle kazanacakları tazminata ilişkin böyle bir ilamın alınacağını öngören davalıların tedbir alıp alacağın tahsilini karşılıksız bırakmak amacıyla düzenlendiği, davalı &#8230;’un borçlunun hem ceza hem de hukuk davasında vekili olarak görev yapan avukatı olup, borçlunun mal kaçırma kastıyla hareket ettiğini bilen veya bilmesi gereken kişilerden olduğu, davaya konu iki parselin de daha sonra davalı &#8230;’ın damadı olan diğer davalı &#8230;’e devredildiği, davalıların danışıklı bir davranış içinde bulundukları açıkça anlaşıldığından, dava konusu hibe ve satış işlemlerinin muvazaalı olduğu sabittir. Kadastro tutanağındaki tespitler ise yine davalı yanın aralarındaki muvazaaya konu ilişkinin devamı mahiyetindedir.<br>Şu halde mahkemece, muvazaanın varlığı kabul edilmek suretiyle davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, açıklanan yönler gözetilmeyerek, yerinde olmayan gerekçe ile istemin ön koşul yokluğundan reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden, kararın bozulması gerekmiştir.<br>SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 22/03/2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
