<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>zamanaşımı &#8211; Av. Ünal Göktürk</title>
	<atom:link href="https://unalgokturk.av.tr/tag/zamanasimi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://unalgokturk.av.tr</link>
	<description>Bakırköy Hukuk Bürosu</description>
	<lastBuildDate>Tue, 30 Mar 2021 07:30:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.4.6</generator>

<image>
	<url>https://unalgokturk.av.tr/wp-content/uploads/2019/08/cropped-advocate-32x32.png</url>
	<title>zamanaşımı &#8211; Av. Ünal Göktürk</title>
	<link>https://unalgokturk.av.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Maddi ve manevi tazminat davalarında eylemin aynı zamanda suç oluşturması durumunda olaya uygulanacak zamanaşımı süresine ilişkin karar.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/maddi-ve-manevi-tazminat-davalarinda-eylemin-ayni-zamanda-suc-olusturmasi-durumunda-olaya-uygulanacak-zamanasimi-suresine-iliskin-karar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Mar 2021 07:30:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[ceza zamanaşımının uygulanması]]></category>
		<category><![CDATA[Haksız fiil]]></category>
		<category><![CDATA[zamanaşımı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=7712</guid>

					<description><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;2013/1626 E. &#160;, &#160;2015/1187 K. HAKSIZ EYLEM SEBEBİYLE MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT ZAMANAŞIMI ZARARA YOL AÇAN EYLEMİN AYNI ZAMANDA SUÇ OLUŞTURMASI TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) (765) Madde 102 TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) (765) Madde 240 TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) (765) Madde 104 TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) (765) Madde 107 BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818)... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/maddi-ve-manevi-tazminat-davalarinda-eylemin-ayni-zamanda-suc-olusturmasi-durumunda-olaya-uygulanacak-zamanasimi-suresine-iliskin-karar/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Hukuk Genel Kurulu &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;2013/1626 E. &nbsp;, &nbsp;2015/1187 K.</strong></p>



<ul><li>HAKSIZ EYLEM SEBEBİYLE MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT</li><li>ZAMANAŞIMI</li><li>ZARARA YOL AÇAN EYLEMİN AYNI ZAMANDA SUÇ OLUŞTURMASI</li></ul>



<ul><li>TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) (765) Madde 102</li><li>TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) (765) Madde 240</li><li>TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) (765) Madde 104</li><li>TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) (765) Madde 107</li><li>BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 41</li><li>BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 60</li><li>BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 32</li><li>BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 37</li><li>BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 112</li><li>TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 66</li><li>TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 68</li><li>TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 65</li><li>CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) (1412) Madde 365</li></ul>



<p><strong>&#8220;İçtihat Metni&#8221;</strong></p>



<p>Taraflar arasındaki “maddi ve manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Trabzon 3.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 02.02.2012 gün ve 2009/394 E- 2012/30 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin 12.06.2012 gün ve 2012/5092 E-2012/10286 K. Sayılı ilamı ile;<br>(&#8230;1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere göre davacının, davalılardan İ.. Y..&#8217;a yönelik temyiz itirazları reddedilmelidir.<br>2-Davacının, davalılardan O.. Y..&#8217;a yönelik temyiz itirazlarına gelince; dava, haksız eylem nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz olunmuştur.<br>Dava konusu zararlandırıcı eylem 21.11.2002 tarihinde meydana gelmiş olup, dava ise 23.12.2009 tarihinde ikame edilmiştir. Mahkemece, fail davalının eyleminin TCK&#8217;nun 240.maddesi kapsamında bulunduğu ve TCK&#8217;nun 102/4.maddesi gereğince de ceza davası zamanaşımı süresinin 5 yıl olduğu gerekçesiyle yazılı biçimde karar verilmiştir. Dava tarihi itibariyle fail davalı hakkındaki ceza davası derdesttir. Davacı, ceza davasına müdahil olarak şahsi hak isteminde bulunabileceğine göre uzamış ceza davası zamanaşımı süresinin dolduğundan söz edilemez. Şu durumda, bu davalı yönünden uyuşmazlığın esasının çözümlenmesi gerekir. Karar, açıklanan nedenle yerinde görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir&#8230;)<br>gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece, önceki kararda direnilmiştir.<br><br>TEMYİZ EDEN : Davacı vekili<br><br>HUKUK GENEL KURULU KARARI<br>Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:<br>Dava, haksız eylem nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir.<br>Davacı-borçlu, davalı olan avukatın alacaklısının vekili olduğunu, takip kapsamında icra dosyası haricinde yapılan ödemeleri gizleyerek, mükerrer tahsilata neden olduğunu, icra takibindeki alacağı temlik alan diğer davalı takip alacaklısı İ.. Y.. ile davalı avukat O.. Y..’un birlikte hareket etmesi ile evinin cebri satış sonucu elinden alındığını, evinin satışına neden olacak şekilde borçlu olmadığı halde, davalıların bu duruma neden olduğunu, davalının avukatlık görevini kötüye kullandığını, bu olay nedeniyle maddi ve manevi zarara uğradığını belirterek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 20.000 TL maddi ve 50.000 TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.<br>Davalılar, ayrı ayrı davanın zamanaşımına uğradığını defi olarak ileri sürüp, esas yönüyle de, davanın reddini dilemişlerdir.<br>Yerel Mahkemece, “21.11.2002 tarihinde icra dairesinde temlik işleminin yapıldığı, davalı O.. Y..&#8217;un alacaklılardan A.. vekili olarak protokolü imzaladığı, incelenen Giresun 1.İcra Müdürlüğü&#8217;nün talimat dosyasından da 29/04/2004 tarihinde satış işleminin gerçekleştirildiği, satış 29.04.2004 tarihinde gerçekleşmiş olup, dava ise 23.12.2009 tarihinde açıldığı, İsmail yönünden öngörülen zarar olgusu sonucu bilindikten sonra eylem bir suç niteliği taşımadığından bir yıllık zamanaşımının dolduğu, yine O.. yönünden de görevi kötüye kullanma suçundan yapılan yargılama göz önüne alındığında O..&#8217;ın 21.11.2002 tarihinde devir işlemini yaptığı ve bu şekilde dosyadan el çektiği, zararın doğduğu tarihin de yine 29.04.2004 olarak kabulü gerektiği, bu kapsamda değerlendirildiğinde suç olarak değerlendirilen eyleminin görevi kötüye kullanma olarak değerlendirildiği ve bu şekilde ceza davasının yürüdüğü, suç tarihine göre 765 sayılı TCK uyarınca bu eylem için öngörülen ceza dava zamanaşımının 5 yıl olduğu göz önüne alındığında, öngörülen uzatılmış zamanaşımının da dolduğu” gerekçesiyle maddi ve manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.<br>Karar davacı vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece davalı İ.. Y.. yönünden verilen karara yönelik temyiz itirazlarının reddine karar verilmiş ancak, diğer davalı O.. Y.. yönünde ise, yukarıda yazılı gerekçelerle bozulmuş; yerel mahkemece, davalı O.. Y.. yönünden önceki kararda direnilmiştir.<br>Hükmü temyize, davacı vekili getirmiştir.<br>Davalı İ.. Y.. hakkındaki hüküm temyiz itirazları reddedildiğinden kesinleşmiş olup, uyuşmazlık dışıdır.<br>Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulunun önüne gelen uyuşmazlık; haksız eylem iddiasına dayalı olarak açılan eldeki davada, davalı O.. Y.. yönünden dava zamanaşımı süresinin dolup dolmadığı noktasında toplanmaktadır.<br>Görülmekte olan davanın hukuksal dayanağı haksız fiildir.<br>Bu nedenle, haksız fiil ve zamanaşımı kavramları ile bu hukuki müesseselerin kanuni düzenlemeleri üzerinde durulmasında yarar vardır.<br>Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu(BK)&#8217;nun “haksız işlemlerden doğan borçlar”ı düzenleyen 41.mad65desinde haksız fiil; “Gerek kasten, gerek ihmal ve kayıtsızlık yahut tedbirsizlik ile haksız surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine mecburdur’’ şeklinde tanımlanmıştır.<br>Buna göre, haksız fiil; hukuka aykırı bir eylemle başkasına zarar verilmesidir.<br>Haksız fiilden söz edilebilmesi için, şu dört unsurun birlikte bulunması zorunludur: Öncelikle ortada hukuka aykırı bir fiil bulunmalıdır. İkinci unsur, fiili işleyenin kusurudur. Üçüncü olarak, kusurlu şekilde işlenen ve hukuka aykırı olan bu fiil nedeniyle bir zarar doğmalıdır. Nihayet, doğan zarar ile hukuka aykırı fiil arasında nedensellik bağı bulunmalıdır. Bu unsurların tümünün bir arada bulunmadığı, bir veya birkaç unsurun eksik olduğu durumlarda, haksız fiilin varlığından söz edilemez.<br>Öte yandan, özel hukukta teknik bir kavram olan zamanaşımı, bir hakkın kazanılmasında veya kaybedilmesinde kanunun kabul etmiş olduğu sürenin tükenmesi anlamına gelmektedir.<br>818 sayılı Borçlar Kanunu (BK)&#8217;nun 125-140&#8217;ncı maddeleri arasında düzenlenen zamanaşımı, hakkın ileri sürülmesini engelleyici nitelikte olup, alacak hakkı alacaklı tarafından, yasanın öngördüğü süre ve koşullar içinde talep edilmediğinde etkin bir hukuki himayeden, başka bir deyişle, dava yoluyla elde edilebilme olanağından yoksun bırakılmaktadır. Zamanaşımına uğrayan alacağın tahsili hususunda Devlet kendi gücünü kullanmaktan vazgeçmekte, böylece söz konusu alacağın ödenip ödenmemesi keyfiyeti borçlunun iradesine bırakılmaktadır. Şu halde zamanaşımına uğrayan alacak ortadan kalkmamakla beraber, artık doğal bir borç (Obligatio naturalis) haline gelmektedir. Ancak belirtmek gerekir ki, alacağın salt zamanaşımına uğramış olması, onun eksik bir borca dönüşmesi için yeterli değildir; bunun için borçlunun, kendisine karşı açılmış olan alacak davasında alacaklıya yönelik bir def&#8217;ide bulunması gerekir (HGK’nun 05.05.2010 gün ve E:2010/8-231, K:255; 09.10.2013 gün ve E:2013/4-36, K:2013/1457; 19.02.2014 gün ve E:2013/4-440, K:2014/115 sayılı ilamları).<br>İşte, zamanaşımı hukuki niteliği itibariyle, maddi hukuktan kaynaklanan bir def&#8217;i olup; usul hukuku anlamında ise, bir savunma aracıdır (Kuru, Baki:Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt:IV, İstanbul 2001, Cilt:2, s.1761;Von Tuhr. A.Borçlar Hukuku (C.Edege Çevirisi), Ankara 1983, Cilt:1-2, s.688 vd.;Canbolat, Ferhat:Def’i ve İtiraz Arasındaki Farklar ve İleri Sürülmesinin Hukuki Sonuçları, EÜHF Dergisi, Cilt:III, Sayı:1, Kayseri 2008, s.255 vd.; HGK’nun 06.04.2011 gün ve E:2010/9-629, K:2011/70; 09.10.2013 gün ve E:2013/4-36, K:2013/1457; 19.02.2014 gün ve E:2013/4-440, K:2014/115 sayılı ilamları).<br>Haksız fiillerde zamanaşımı ise, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60.maddesinde ayrıca düzenlenmiştir.<br>Anılan maddenin birinci fıkrasında; “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrır olan tarafın zarar ve failine ıttılaı tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren 10 sene mürurundan sonra istima olunmaz.” denildikten sonra; aynı maddenin ikinci fıkrasında, ceza dava zamanaşımına yollamada bulunularak; “Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha da uzun müruruzamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik edilir.” hükmü getirilmiştir.<br>Madde metninden açıkça anlaşılacağı üzere, haksız fiillere uygulanacak üç ayrı zamanaşımı süresi belirlenmiştir.<br>Bunlar, zarar görenin zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayacak olan 1 yıllık kısa süreli zamanaşımı; fiilin vukuundan itibaren işleyecek 10 yıllık kesin süreli zamanaşımı ve fiilin aynı zamanda suç oluşturduğu durumlarda uygulanacak olan uzamış (ceza davası) zamanaşımı süreleridir.<br>BK&#8217;nun 60.maddesinin 1.fıkrasına göre, haksız fiil nedeniyle tazminat davası açma hakkı zarar görenin, zararı ve haksız eylemi öğrenmesinden itibaren başlayacak ve bir yılda zamanaşımına uğrayacaktır. Burada önemli olan zararı ve tazminat sorumlusunu öğrenmektir. Öğrenebilecek durumda olmak zamanaşımının işlemeye başlamasına sebep olmaz. Zarar ve sorumludan hangisi daha sonra öğrenilirse, zamanaşımı son öğrenme gününden itibaren işlemeye başlar. Eğer zarara uğrayan tüzel kişi ise, dava açmaya yetkili organın öğrenmesi dikkate alınır.<br>Bir yıllık sürenin başlaması için zarar görenin, zarar ile birlikte tazmin borçlusunu da öğrenmiş olması gerekir. Kusur sorumluluğunda fail, kusursuz sorumlulukta kanunen sorumlu görülen kişinin öğrenilmesi gerekir.<br>BK&#8217;nun m.60/2.fıkrasında düzenlenen ceza davası zamanaşımının uygulanabilmesi için öncelikle; zarar veren eylemin Ceza Kanunu ya da ceza hükmü taşıyan özel kanunda suç olarak düzenlenmiş olması gereklidir.<br>Özel kanunlarda haksız eylem için başka bir zamanaşımı süresi tayin edilmiş olmadıkça, haksız eylemden doğan maddi ve manevi zararların tazmini için açılacak davalarda BK&#8217;nun 60.maddesinde öngörülen zamanaşımı uygulanmak gerekir.<br>Öğretide ve yargısal inançlarda, BK’nun m.60/2’deki hükmünün anlam ve amacı şu şekilde açıklanmaktadır:<br>Haksız fiillerin bir kısmı, sadece özel hukuk açısından değil, ceza kanununda ya da ceza hükümlerini taşıyan özel kanunlar bakımından da sorumluluğu gerektirebilir. Haksız fiilin faili, yani sorumlusu genellikle daha ağır sonuçları olan ceza kovuşturmasına konu olabileceği sürece, zarar görenin haklarını yitirmesinin mantık dışı olacağı kuşkusuzdur.<br>Bu bakımdan haksız eylem aynı zamanda ceza kanununda ya da ceza hükümlerini taşıyan özel kanunlarda suç teşkil ediyorsa ve bu yasalarda, bu eylem için daha uzun bir zamanaşımı süresi tayin edilmişse, tazminat davası da ceza davasına ilişkin zamanaşımı süresine tabi olur.<br>Bu husus, 07.12.1955 gün ve 17/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulanmıştır. Zira, ceza davasının zamanaşımı &#8220;suçun türüne göre değişmekle beraber&#8221; çoğunlukla, BK&#8217;nun m.60/I&#8217;deki özel hukuk zamanaşımından daha uzundur.<br>O halde, fail hakkında açılmış bir ceza davası devam eder ve fakat o davaya şahsi davacı olarak zarar görenin katılma imkanı sağlanmaz ya da o uzun süreye denk olarak hukuk mahkemesinde (hele ceza davasıdevam ederken) tazminat davası açmasına izin verilmezse, denge bozulmuş olur.<br>Bu itibarla şayet zarar doğuran eylem aynı zamanda cezayı gerektirir nitelikte ise ve ceza kanununda ya da ceza hükümlerini taşıyan özel kanunlarda bu eylem için kabul edilen zamanaşımı süresi, BK’nundaki 1 yıllık süreden daha kısa ise, o zaman yine BK. m. 60/I olaya uygulanacak; bu Kanunlarda tayin edilen zamanaşımı süresi BK. m. 60/I&#8217;deki süreden daha uzun ise, o zaman tayin edilen uzun süre, tazminat davaları için de uygulama yeri bulacaktır. Böyle bir durumda uygulanması söz konusu olan ceza davası zamanaşımı süresi ise, fiilin gerçekleştiği tarihe göre uygulama alanı bulacak olan mülga 765 sayılı TCK’nun 102 (veya halen yürürlükteki 5237 sayılı TCK’nun 66.) maddesine göre belirlenecektir.<br>Hemen belirtmek gerekir ki; BK. m.60/II&#8217;deki zamanaşımı, tamamen özel hukuka ait bir kurum olup, zamanaşımını durduran ve kesen nedenler yönünden ise, mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu&#8217;nun 102, 104 ila 107. maddeleri değil, aksine BK&#8217;nun, 132 ila 137. maddeleri uygulama alanı bulacaktır.<br>Öte yandan, tazminat davalarına daha uzun süreli ceza davasına ilişkin zamanaşımının uygulanması için fail hakkında ceza davasının açılmış veya mahkumiyet kararı verilmiş bulunması gerekli değildir; sadece cezalandırılması kabil bir eylemin işlenmiş olması, bir diğer söyleyişle, haksız fiilin suç niteliğini taşıması yeterlidir. Bununla beraber hukuk hakimi, ceza tertibine ilişkin olarak ceza hakimince verilen ve suçun işlendiğini ya da işlenmediğini kesinlikle tespit eden bir hüküm varsa, bununla bağlıdır (BK. m. 53).<br>Ancak, ceza hakimi eylemin suç olup olmadığı üzerinde durmaksızın delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı vermiş olursa, hukuk hakimi bununla bağlı olmayarak, haksız eylemin suç niteliğini taşıyıp taşımadığını araştırır. Bunun gibi ortada böyle bir hükmün bulunmaması halinde de hukuk hakimi, cezai sorumluluğu gerektiren bir eylemin işlenmiş olup olmadığını serbestçe inceleyip takdir eder ve olaya uygulanacak zamanaşımını belirler.<br>Bundan başka, işlenen eylemin, kovuşturulması şikayete bağlı bir suç teşkil edip etmemesi de önemli değildir. Zira bu yön, ceza davasının açılabilmesinin bir şartıdır. Bu bakımdan şikayet süresinin (mülga TCK.m.108) geçirilmesinden ötürü, ceza davasının açılamamış olması, bu davaya ilişkin zamanaşımı süresinin, tazminat davasına uygulanmasına engel değildir (Hukuk Genel Kurulu’nun 03.06.1953 gün ve E:4/71, K:77 sayılı ilamı).<br>Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu&#8217;nun 60.maddesinin 2.fıkrasıyla, haksız fiilin ceza kanunları gereğince müddeti daha uzun zamanaşımına tabi bir suç teşkil etmesi halinde tazminat davasının ceza davası zamanaşımına tabi olacağı ve ceza davasından önce zamanaşımına uğramayacağı yolunda sevk edilmiş olan hüküm karşısında, ceza davası devam ettiği müddetçe zarar gören ceza mahkemesinden tazminat talep edebileceğinden, haksız fiilin Devlet tarafından takibi mümkün olduğu sürece tazminat davasının açılmasını kabul etmemek, anlamsız olacağı gibi bir çelişkiyi de ortaya çıkaracaktır.<br>Uzamış ceza davası zamanaşımının uygulanması için, davacıların ceza davasına katılmaları koşul değildir.<br>Hemen burada, mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK)&#8217;ndaki zamanaşımı düzenlemesi üzerinde durulmasında da fayda bulunmaktadır.<br>Mülga 765 sayılı TCK’nun 102.maddesindeki süreler, “kamu davası açma süreleri” ve 112.maddesindeki süreler, “cezaları ortadan kaldıran süreler” (hükmedilen cezaların zamanaşımına uğrama süreleri) idi.<br>Halen yürürlükte bulunan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’na öncekinden farklı madde başlıkları konulmuş olup, eski 102.maddenin karşılığı olan 66.maddenin başlığı “Dava zamanaşımı” ve eski 112.maddenin karşılığı olan 68.maddenin başlığı “Ceza zamanaşımı”dır.<br>Tazminat davalarında uygulanacak ceza davası zamanaşımı süreleri, eyleme kişileştirme sonucu verilen ceza miktarına göre değil, eylemin uyduğu maddede öngörülen cezanın yukarı haddine göre belirlenecektir.<br>Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nun (YBGK) 03.06.1942 gün ve E:1941/36, K:1942/15 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı&#8217;nda açıklandığı üzere: “Ceza davası zamanaşımı mahkemece belirtilen ve hükmolunan ceza miktarına göre değil, mülga 765 sayılı TCK’nun 102’nci maddesinin her bendinde sıralandığı üzere cürümlerin ve kabahat eylemlerinin gerektirdiği cezalara göre hesaplanmalıdır.”<br>Daha açık bir anlatımla, hukuk mahkemelerinde açılacak tazminat davalarına uygulanacak ceza davası zamanaşımı süreleri, mahkemece ağırlatıcı veya hafifletici nedenler dikkate alınarak hükmedilen (kişisel) ceza sürelerine göre değil, mülga 765 sayılı TCK m.102’de (5237 sayılı yeni TKC m 66’da) ayrı ayrı gösterilen üst (tavan) süreler üzerinden hesaplanacaktır.<br>Eski TCK’nun 102.maddesinin ilk dört bendinde cürümlere ve son iki bendinde kabahatlere ilişkin cezalar yer almış ve kamu davasını ortadan kaldıran süreler sıra ile 20, 15, 10, 5 yıl ve 2 yıl ile 6 ay olarak belirlenmiştir.<br>Nitekim, aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulu&#8217;nun 22.02.2011 gün ve E:2011/4-640, K:2012/89; 19.02.2014 gün ve E:2013/4-440, K:2014/115 sayılı ilamlarında da benimsenmiştir.<br>Öte yandan, mülga 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu (CMUK)&#8217;nun yürürlükte olduğu dönemde (20.08.1929-31.05.2005) şahsi hak talebinde bulunmanın zamanaşımı süresi üzerindeki etkisine de değinmekte yarar vardır.<br>Mülga 1412 sayılı CMUK&#8217;nun 350 ila 358.maddeleri arasında “şahsi dava”; aynı Kanunun 365.maddesinde ise, kamu davasına müdahale ve şahsi hak talebinde bulunma düzenlenmişti. Buna göre, suçtan zarar gören kişi, kamu davasına müdahale etmek suretiyle şahsi hak talebinde bulunma imkanına sahipti.<br>Ne var ki, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu&#8217;nda şahsi davaya yer verilmediği gibi, ceza davasına müdahale etmek suretiyle şahsi hak talebinde bulunma imkanına da yer verilmemiştir. Böylece, ceza davasında şahsi hak talebinde bulunma olanağı, 01.06.2005 tarihi itibariyle ortadan kaldırılmıştır.<br>5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunu&#8217;nun Geçici 1.maddesinde &#8220;Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce ceza mahkemelerinde açılmış bulunan davalardaki şahsi hak talepleri, görevsizlik kararı verilmeyerek bu mahkemelerce sonuçlandırılır.&#8221; biçimindeki düzenlemeyle de, uygulamada ortaya çıkabilecek olası sorunlara çözüm öngörülmüştür (Ceza Genel Kurulu&#8217;nun 24.06.2008 gün ve E:2008/1-126, K:2008/177 sayılı ilamı).<br>Görüldüğü üzere, 01 Haziran 2005 tarihinden itibaren ceza mahkemelerinde açılan kamu davalarında kişisel hakka hükmedilemeyeceği gibi, bu talepler hakkında görevsizlik kararı verilmesi gerekmektedir (Ceza Genel Kurulu&#8217;nun 27.12.2011 gün ve E:2011/3-267, K:2011/297 sayılı ilamı).<br>Hemen belirtilmelidir ki, kamu (ceza) davasının açılmış olması, bu davaya müdahale talebinde bulunulması ve hatta şahsi hak (tazminat talebi) saklı tutulmak suretiyle kamu davasına müdahale talebi, haksız fiilden (suçtan) doğan tazminat alacağı için, BK&#8217;nun 133.maddesi bakımından zamanaşımını kesen bir neden olarak kabul edilemez (Baki, Kuru: Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt:II, İstanbul 2001, Sahife:1658 vd.; HGK&#8217;nun 11.05.1977 gün ve E:1976/4-3068, K:1977/468; 19.02.2014 gün ve E:2013/4-440, K:2014/115 sayılı ilamları).<br>Nihayet, 1 Haziran 2005 tarihi öncesi yukarıda belirtilen 07.12.1955 gün ve 17/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, ceza davası devam ettiği sürece kamu davasına müdahale etmek suretiyle şahsi hak istenebilmesine olanak tanınmaktaydı (Mülga 1412 sayılı CMUK m.365/2). Ne varki, yukarıda vurgulandığı üzere, 01 Haziran 2005 tarihinden itibaren yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK&#8217;nunda ceza davasına katılmak suretiyle şahsi hak istenebilmesine olanak tanınmadığından, bu tarih itibariyle somut olayda 07.12.1955 gün ve 17/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulama imkanı kalmamıştır.<br>Nitekim, yukarıda vurgulanan ilkeler Hukuk Genel Kurulu&#8217;nun 09.10.2013 gün ve E:2013/4-36, K:2013/1457; 19.02.2014 gün ve E:2013/4-440, K:2014/115 sayılı ilamlarında da benimsenmiştir.<br>Yukarıda yapılan hukuki açıklama ve saptamalar ışığında somut olayın değerlendirilmesinde; davacının ileri sürdüğü haksız eylemin gerçekleşme tarihi 22.11.2002&#8217;dir. Zira, bu durum Trabzon 1.Ağır Ceza Mahkemesi’nin (önce 23.09.2008 tarih ve E:2007/206, K:2008/171; sonra 07.06.2011 tarih ve E:2011/40, K:2011/100) 15.06.2011 tarihinde kesinleşen ilamında da 22.11.2002 tarihi kabul edilmiştir.<br>Davalı avukat O.. Y.. hakkında, az yukarıda vurgulanan ceza davasında görevi kötüye kullanmak suçundan 765 sayılı TCK’nun 240.maddesi gereğince açılan kamu davasında zamanaşımı nedeniyle davanın düşmesine karar verilmiştir. Ceza davasının, eldeki davanın açıldığı tarihte (18.12.2009) henüz derdest olduğu anlaşılmaktadır.<br>Yukarıda vurgulandığı üzere, mülga 818 sayılı BK&#8217;nun 60/2.maddesi gereğince, zarara yol açan eylemin, aynı zamanda suç oluşturması halinde, uygulanacak zamanaşımı süresi, o suç için öngörülen ceza davası zamanaşımı süresidir. Buna göre, haksız eylemin gerçekleştiği 22.11.2002 tarihinde yürürlükte olan mülga 765 sayılı TCK&#8217;nun 240.maddesinde öngörülen suça ilişkin cezanın üst sınırı dikkate alındığında, aynı Kanunun 102/4.maddesi uyarınca ceza davası zamanaşımı süresi beş (5) yıldır.<br>Bu durumda, haksız eylemin gerçekleştiği 22.11.2002 tarihi gözetildiğinde, beş (5) yıllık dava zamanaşımı süresinin 22.11.2007 tarihinde dolduğu; eldeki davanın ise, dava zamanaşımı süresi geçtikten sonra 18.12.2009 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.<br>Davacı, ceza davasına katılmış ise de, şahsi hak talebinde bulunmadığından, ceza davasına müdahale talebi dava zamanaşımı süresini kesmez.<br>Yerel mahkemece, zararın doğduğu tarihin 29.04.2004 olarak kabul edilmesi, ceza davasında kesinleşen haksız eylem tarihinin 22.11.2002 olması karşısında, bu yöndeki kabulü yerinde değil ise de, sonucu itibariyle davanın zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğrudur.<br>Hal böyle olunca; yerel mahkemenin, yukarıda açıklanan hususları gözeterek, sonucu itibariyle dava zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle Özel Daire bozma ilamına karşı önceki kararda direnmesi usul ve yasaya uygundur.<br>Bu nedenle direnme kararı yukarıda gösterilen değişik gerekçelerle onanmalıdır.<br>S O N U Ç : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile; direnme kararının yukarıda gösterilen değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alınmış olduğundan başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 08.04.2015 gününde oybirliği ile karar verildi.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir davalının zamanaşımı def’inde bulunması durumunda diğer davalı zamanaşımı def&#8217;inde bulunmasa bile bundan yararlanır.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/bir-davalinin-zamanasimi-definde-bulunmasi-durumunda-diger-davali-zamanasimi-definde-bulunmasa-bile-bundan-yararlanir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Nov 2020 07:49:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[alt işveren-üst işveren]]></category>
		<category><![CDATA[müşterek müteselsil sorumluluk]]></category>
		<category><![CDATA[müşterek müteselsil sorumlulukta defi]]></category>
		<category><![CDATA[zamanaşımı]]></category>
		<category><![CDATA[zamanaşımı def'i]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=6900</guid>

					<description><![CDATA[9. Hukuk Dairesi         2020/1527 E.  ,  2020/7111 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: YARGITAY KARARI A) Davacı isteminin özeti: Davacı vekili, müvekkilinin... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/bir-davalinin-zamanasimi-definde-bulunmasi-durumunda-diger-davali-zamanasimi-definde-bulunmasa-bile-bundan-yararlanir/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">9. Hukuk Dairesi         2020/1527 E.  ,  2020/7111 K.</span></b></p>
<ul>
<li></li>
</ul>
<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8220;İçtihat Metni&#8221;</span></b></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ</p>
<p>Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:</p>
<p>YARGITAY KARARI</p>
<p>A) Davacı isteminin özeti:<br />
Davacı vekili, müvekkilinin 01/01/2000 tarihinde davalı &#8230; Belediyesi bünyesinde ve Belediye’nin işlerini yapan alt işverenler yanında çalışmaya başladığını, müvekkilinin 16/01/2015 tarihinde emeklilik nedeni ile işten ayrıldığını, müvekkilinin işe girdiği tarihten işten ayrıldığı tarihe kadar &#8230; Belediyesi bünyesinde çalıştığını, çalışma süresince alt işverenler değişse bile müvekkilinin çalışmasını kesintisiz olarak devam ettirdiğini, davalı belediyenin üst işveren, davalı şirket ise alt işveren konumunda olduğunu, müvekkilinin çalışmasının sürekli kent temizliği bakımı işinde olduğunu, bazı taşeron firmaların işe almama veya işten çıkarma tehdidi ile işçilere kimi zaman herhangi hak ve alacağı bulunmadığına veya hak ve alacaklarını aldığına dair belgeler imzalattıklarını, müvekkilinin de bu tür belgelere imza attığını, müvekkilinin en son aylık 270,00 TL yemek yiyecek yardımı aldığını, müvekkilinin çalışmaya sabah 05:00&#8217;de başladığını çalışmasının 14:00&#8217;da son bulduğunu, haftanın altı günü bu şekilde çalıştığını, bu çalışmasına karşılık herhangi bir fazla çalışma ücreti ödenmediğini, tüm resmi ve dini bayramlarda çalıştırıldığını, yıllık izinlerinin kullandırılmadığını, müvekkilinin Disk Genel İş Sendikası üyesi olduğunu, Disk Genel İş Sendikası ile bir önceki taşeron firma arasında yapılan Toplu İş Sözleşmesinin 19. maddesi &#8220;İşçilere fiilen çalıştıkları günler için 4,50 TL net yemek yardımı ödenir&#8221; maddesi gereği yemek yardımı alması gerekirken yemek yardımlarının ödenmediğini, Toplu İş Sözleşmesinin 20. maddesi &#8220;İşçilerin 30/04/2014 tarihi itibari ile almakta oldukları günlük çıplak ücretlerine 01/05/2014 tarihinden itibaren %7 oranında zam yapılmıştır&#8221; hükmü olduğunu, maaşına yapılması gereken %7 zam yapılmadığını, eskisi gibi maaş ödemesi yapılmaya devam edildiğini, maaş zam farkı alacağının ödenmediğini HMK&#8217;nın 107. maddesi uyarınca dava açtığını, bir kısım işçilik alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti, maaş zam farkı, fazla mesai ücreti, ulusal bayram genel tatil ücreti, yemek yardımı alacaklarının ödetilmesini istemiştir.</p>
<p>B)Davalı cevabının özeti:<br />
Davalı &#8230; vekili, davanın husumetten reddi gerektiğini, taleplerin zamanaşımına uğradığını, iddia ve taleplerin yersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.<br />
Davalı Şirket vekili, davanın husumetten reddi gerektiğini, davacının kendi isteğiyle işten ayrıldığını, ibraname verdiğini, davacı ile aralarında belirli süreli iş akti bulunduğunu, davacının müvekkilinde sadece 2 ay çalıştığını, iddia ve taleplerin yersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.<br />
C)Yerel Mahkeme kararının özeti:<br />
Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, davacının 01/01/2000 ile 16/01/2015 tarih aralığında olan belirsiz süreli, tam zamanlı ve sürekli iş aktine dayalı olarak en son giydirilmiş bürüt 1.496,10 TL aylık ücret karşılığı asıl işveren olan davalı kurumun sonucusu davalı şirket olan alt işverenleri yanında çalıştığı, SGK kayıtları, TİS ve taraflarca sunulan kayıtlar itibariyle sabit olduğu, davacının iş akti emeklilik nedeniyle sonlandığı, ancak davadan önce davalıların temerrüde düşürüldüklerine dair belge sunulmadığı, 6098 sayılı Borçlar Kanunun 420. meddesi uyarınca sunulan ibranemeye itibar edilmediği, davacının fazla çalışmaları tanık anlatımları ile belirlendiğinden hesaplamada %30 hakkaniyet indirimi yapıldığı, davalılar iş aktini tazminatı gerektirmeyecek şekilde sonlandığını davacıya yıllık izinlerinin kullandırıldığını ve haklarının ödendiğini kanıtlayamadığı, davalı kurumun zaman aşımı definde bulunduğu dikkate alınarak 19/10/2015 tarihli bilirkişi raporuna itibar edilmiş HMK 107. madde uyarınca yürütülen yargılama sonucu ve davacının 03/07/2015 tarihli beyanı dikkate alınarak karar verildiği gerekçesi ile ulusal bayram genel tatil ücreti haricindeki taleplerin kabulüne karar verilmiştir.<br />
D)Temyiz:<br />
Karar süresi içinde davalı Şirket vekili ve davalı &#8230; vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br />
E)Gerekçe:<br />
1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalı &#8230;’nin tüm, davalı Şirket’in aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.<br />
2- Taraflar arasında, işçilik alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.<br />
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu &#8220;eksik bir borç&#8221; haline dönüştürür ve &#8220;alacağın dava edilebilme özelliği&#8221;ni ortadan kaldırır.<br />
Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.<br />
Zamanaşımı, bir borcu doğuran, değiştiren ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, salt doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu bakımdan zamanaşımı alacağın varlığını değil, istenebilirliğini ortadan kaldırır. Bunun sonucu olarak da, yargılamayı yapan yargıç tarafından yürüttüğü görevinin bir gereği olarak kendiliğinden göz önünde tutulamaz. Borçlunun böyle bir olgunun var olduğunu, yasada öngörülen süre ve usul içinde ileri sürmesi zorunludur. Demek oluyor ki zamanaşımı, borcun doğumu ile ilgili olmayıp, istenmesini önleyen bir savunma olgusudur. Şu durumda zamanaşımı, savunması ileri sürülmedikçe, istemin konusu olan hakkın var olduğu ve kabulüne karar verilmesinde hukuksal ve yasal bir engel bulunmamaktadır.<br />
Hemen belirtmelidir ki, gerek İş Kanunu&#8217;nda, gerekse Borçlar Kanunu&#8217;nda, kıdem ve ihbar tazminatı alacakları için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir.<br />
Uygulama ve öğretide kıdem tazminatı ve ihbar tazminatına ilişkin davalar, hakkın doğumundan itibaren, eski 818 sayılı Borçlar Kanunu&#8217;nun 125 inci maddesi uyarınca on yıllık zamanaşımına tabi tutulmuştur. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 146&#8217;ıncı maddesinde de genel zamanaşımı 10 yıl olarak belirlenmiştir.<br />
Tazminat niteliğinde olmaları nedeni ile sendikal tazminat, kötüniyet tazminatı, işe başlatmama tazminatı, 4857 sayılı İş Kanununun; 5&#8217;inci maddesindeki eşit işlem borcuna aykırılık nedeni ile tazminat, 26/2 maddesindeki maddi ve manevi tazminat, 28&#8217;inci maddedeki belgenin zamanında verilmemesinden kaynaklanan tazminat, 31/son maddesi uyarınca askerlik sonrası işe almama nedeni ile öngörülen tazminat istekleri on yıllık zamanaşımına tabidir.<br />
Bu noktada, zamanaşımı başlangıcına esas alınan kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı hakkının doğumu ise, işçi açısından hizmet aktinin feshedildiği tarihtir.<br />
Zamanaşımı, harekete geçememek, istemde bulunamamak durumunda bulunan kimsenin aleyhine işlemez. Bir hakkın, bu bağlamda ödence isteminin doğmadığı bir tarihte, zamanaşımının başlatılması hakkın istenmesini ve elde edilmesini güçleştirir, hatta olanaksız kılar.<br />
İşveren ve işçi arasındaki hukuki ilişki iş sözleşmesine dayanmaktadır. İşçinin sözleşmeye aykırı şekilde işverene zarar vermesi halinde, işverenin zararının tazmini amacı ile açacağı dava da tazminat niteliğinde olduğundan on yıllık zamanaşımına tabidir.<br />
4857 sayılı Kanundan daha önce yürürlükte bulunan 1475 sayılı Yasada ücret alacaklarıyla ilgili olarak özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediği halde, 4857 sayılı İş Kanunun 32/8 maddesinde, işçi ücretinin beş yıllık özel bir zamanaşımı süresine tabi olduğu açıkça belirtilmiştir. Ancak bu Kanundan önce tazminat niteliğinde olmayan, ücret niteliği ağır basan işçilik alacakları ise 818 sayılı Borçlar Kanunu&#8217;nun 126/1 maddesi uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabidir. 01.06.2012 tarihinden sonra yürürlüğe giren 6098 sayılı TBK.’un 147. maddesi ise ücret gibi dönemsel nitelikte ödenen alacakların beş yıllık zamanaşımına tabi olacağını belirtmiştir.<br />
Kanundaki zamanaşımı süreleri, 6098 Sayılı TBK 148. maddesi gereğince tarafların iradeleri ile değiştirilemez.<br />
İş sözleşmesi devam ederken kullanılması gereken ve iş sözleşmesinin feshi ile alacak niteliği doğan yıllık izin ücreti alacağının zamanaşımı süresinin fesih tarihinden başlatılması gerekir (HGK. 05.07.2000 gün ve 2000/9-1079 E, 2000/1103 K).<br />
Sözleşmeden doğan alacaklarda, zamanaşımı alacağın muaccel olduğu tarihten başlar. (TBK. m. 149(818.BK.128). Türk Borçlar Kanunu&#8217;nun 117&#8217;inci maddesi uyarınca, borcun muaccel olması, ifa zamanının gelmiş olmasını ifade eder. Borcun ifası henüz istenemiyorsa muaccel bir borçtan da söz edilemez.<br />
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 151&#8217;inci maddesinde zamanaşımının nasıl hesaplanacağı belirtilmiştir. Bu maddenin birinci fıkrası, zamanaşımının alacağın muaccel olduğu anda başlayacağı kuralını getirmiştir(818 sayılı BK.128). Aynı yönde düzenleme 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 151&#8217;inci maddesinde yer almaktadır.<br />
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 152. maddesi gereğince, asıl alacak zaman aşımına uğradığında faiz ve diğer ek haklar da zamanaşımına, uğrar. Diğer bir deyişle faiz alacağı asıl alacağın tabi olduğu zamanaşımına tabi olur(818 sayılı BK.131).<br />
Türk Borçlar Kanunu’nun 154. maddesi (818 Sayılı BK 133/2) uyarınca, alacaklının dava açmasıyla zamanaşımı kesilir. Ancak zaman aşımının kesilmesi sadece dava konusu alacak için söz konusudur.<br />
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 153/4 maddesinde “Hizmet ilişkisi süresince, ev hizmetlilerinin onları çalıştıranlardan olan alacakları için&#8221; zamanaşımının işlemeyeceği ve duracağı belirtilmiştir. Bu maddenin iş sözleşmesiyle bağlı her kişiye uygulanması olanağı bulunmamaktadır. Hizmetçiden kastedilen, kendisine ev işleri için ücret ödenen, iş sahibiyle aynı evde yatıp kalkan, aileden biriymiş gibi ev halkı ile sıkı ilişkileri olan kimsedir(818 sayılı BK. Mad.132).<br />
6098 Sayılı TBK 154. maddesinde (818 sayılı BK. 133) zamanaşımını kesen nedenler gösterilmiştir. Bunlardan borçlunun borcunu ikrar etmesi (alacağı tanıması), zamanaşımını kesen nedenlerden biridir. Borcun tanınması, tek yanlı bir irade bildirimi olup; borçlunun, kendi borcunun devam etmekte olduğunu kabul anlamındadır. Borç ikrarının sonuç doğurabilmesi için, eylem yeteneğine ve malları üzerinde tasarruf yetkisine sahip olan borçlunun veya yetkili kıldığı vekilinin, bu iradeyi alacaklıya yöneltmiş bulunması ve ayrıca zamanaşımı süresinin dolmamış olması gerekir. Gerçekte de borç ikrarı, ancak, işlemekte olan zamanaşımını keser; farklı anlatımla zamanaşımı süresinin tamamlanmasından sonraki borç ikrarının kesme yönünden bir sonuç doğurmayacağından kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır.<br />
Aynı maddenin 2.fıkrası uyarınca, dava açılması veya icra takibi yapılması zamanaşımını kesen nedenlerdendir. Kanunun 156. maddesi ise, zamanaşımının kesilmesi halinde yeni bir sürenin işlemesi gerektiğini açıkça belirtmiştir. Madde açıkça düzenlemediğinden ihtiyati tedbir istemi ile mahkemeye başvurma veya işçilik alacaklarının tespiti ve ödenmesi için Bölge Çalışma İş Müfettişliğine şikâyette bulunma zamanaşımını kesen nedenler olarak kabul edilemez. Ancak işverenin, şikâyet üzerine Bölge Çalışma Müdürlüğünde alacağı ikrar etmesi, zamanaşımını keser.<br />
Uygulamada, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması, dava açma tekniği bakımından, tümü ihlal ya da inkâr olunan hakkın ancak bir bölümünün dava edilmesi, diğer bölümüne ait dava ve talep hakkının bazı nedenlerle geleceğe bırakılması anlamına gelir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca benimsenmiş ilkeye göre, kısmi davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması, saklı tutulan kesim için zamanaşımını kesmez, zamanaşımı, alacağın yalnız kısmi dava konusu yapılan miktar için kesilir.<br />
Zamanaşımı, dava devam ederken iki tarafın yargılamaya ilişkin her işleminden ve hâkimin her emir ve hükmünden itibaren yeniden işlemeye başlar ve kesilmeden itibaren yeni bir süre işler.<br />
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 155. maddesi hükmü, &#8220;Zamanaşımı müteselsil borçlulardan veya bölünemeyen borcun borçlularından birine karşı kesilince, diğerlerine karşı da kesilmiş olur.&#8221; kuralını içermektedir. Bu maddeye göre, müteselsil borçlulardan birine karşı zamanaşımının kesilmesi diğer müteselsil borçlulara karşı da zamanaşımını keser. (818 sayılı BK. Mad.134)<br />
Türk Borçlar Kanunu&#8217;nun 160. maddesinde (818 Sayılı BK 139), zamanaşımından feragat düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre, borçlunun zamanaşımı defini ileri sürme hakkından önceden feragati geçersizdir. Önceden feragatten amaç, sözleşme yapılmadan önce veya yapılırken vaki feragattir. Oysa daha sonra vazgeçmenin geçersiz sayılacağına ilişkin yasada herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. O nedenle borç zamanaşımına uğradıktan sonra borçlu zamanaşımı defini ileri sürmekten feragat edebilir. Zira, burada doğmuş bir defi hakkından feragat söz konusudur ve hukuken geçerlidir. Bu feragat; borçlunun, ileride dava açılması halinde zamanaşımı definde bulunmayacağını karşılıklı olarak yapılan feragat anlaşmasıyla veya tek yanlı iradesini açıkça bildirmesiyle veyahut bu anlama gelecek iradeye delalet edecek bir işlem yapmasıyla mümkün olabileceği gibi, açılmış bir davada zamanaşımı definde bulunmamasıyla veya defi geri almasıyla da mümkündür.<br />
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu&#8217;nun 7&#8217;nci maddesinde, iş mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanır. Ancak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447&#8217;inci maddesi ile sözlü yargılama usulü kaldırılmış, aynı yasanın 316 ve devamı maddeleri gereğince iş davaları için basit yargılama usulü benimsenmiştir.<br />
Sözlü yargılama usulünün uygulandığı dönemde zamanaşımı def&#8217;i ilk oturuma kadar ve en geç ilk oturumda yapılabilir. Ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde 319&#8217;uncu madde hükmü uyarınca savunmanın değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle başlayacağından, zamanaşımı def&#8217;i cevap dilekçesi ile ileri sürülmelidir. 01.10.2011 tarihinden sonraki dönemde ilk oturuma kadar zamanaşımı definin iler sürülmesi ve hatta ilk oturumda sözlü olarak bildirilmesi mümkün değildir.<br />
Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, 1086 sayılı HUMK hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı defi de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 317/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı definde bulunulabileceği kabul edilmelidir.<br />
Cevap dilekçesinde zamanaşımı def&#8217;i ileri sürülmemiş ya da süresi içince cevap dilekçesi verilmemişse ilerleyen aşamalarda 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 141/2 maddesi uyarınca zamanaşımı def&#8217;i davacının açık muvafakati ile yapılabilir.<br />
1086 sayılı HUMK yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı define davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa (suskun kalınmışsa) zamanaşımı defi geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun uygulandığı dönemde süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı definin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi gerekir. Başka bir anlatımla 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı define davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı defi dikkate alınmaz.<br />
Zamanaşımı def&#8217;inin cevap dilekçesinin ıslahı yoluyla ileri sürülmesi de mümkündür (Yargıtay HGK. 04.06.2011 gün 2010/ 9-629 E. 2011/ 70. K.).<br />
Somut uyuşmazlıkta, her ne kadar davalı Şirket süresi içinde davaya karşı zamanaşımı savunması yapmamış ise de davalı &#8230; vekili süresi içinde verdiği davaya cevap dilekçesinde zamanaşımı savunması yapmıştır. Davalı &#8230; hakkında dava zamanaşımı gözetilmiş olmakla birlikte, davalı Şirket bakımından davaya karşı zamanaşımı gözetilmemiştir.<br />
Davalı Şirket usulüne uygun şekilde süresinde cevap dilekçesinde davaya karşı zamanaşımı savunması yapmamış ise de davalı &#8230; ile birlikte işçilik alacaklarından müşterek müteselsil sorumlu olduğundan, davalı &#8230;’nin süresi içinde yaptığı ortak def’i niteliğindeki davaya karşı zamanaşımı savunmasından davalı Şirket’in de yararlandırılması gerektiğinin düşünülmemesi hatalıdır.<br />
F) SONUÇ:<br />
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 07/07/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşçilik Alacaklarında Zamanaşımı Süresi Ne Zaman Başlar?</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/iscilik-alacaklarinda-zamanasimi-ne-zaman-baslar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Oct 2019 13:26:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy avukat]]></category>
		<category><![CDATA[iş davası]]></category>
		<category><![CDATA[işçi avukatı]]></category>
		<category><![CDATA[işçilik alacakları]]></category>
		<category><![CDATA[zamanaşımı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=5211</guid>

					<description><![CDATA[KIDEM TAZMİNATINDA ZAMANAŞIMI 7036 Sayılı Kanun ile 25.10.2017 tarihinden itibaren bu tarihten sonra yapılan fesihlerde kıdem tazminatı için zamanaşımı süresi fesih tarihinden itibaren 5 yıldır. 25.10.2017 tarihinden önce iş akdinin feshedilmiş olması durumunda ise kıdem tazminatı için zamanaşımı süresi fesih tarihinden itibaren 10 yıldır. 2- İHBAR TAZMİNATI İhbar tazminatı, belirsiz süreli iş sözleşmesini haklı bir neden olmaksızın ve usulüne uygun... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/iscilik-alacaklarinda-zamanasimi-ne-zaman-baslar/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KIDEM TAZMİNATINDA ZAMANAŞIMI</strong></p>
<p>7036 Sayılı Kanun ile <strong><u>25.10.2017 tarihinden</u></strong><u> itibaren bu tarihten</u> <strong>sonra yapılan fesihlerde kıdem tazminatı için zamanaşımı süresi fesih tarihinden itibaren 5 yıldır. </strong><u>25.10.2017 tarihinden önce</u> iş akdinin feshedilmiş olması durumunda ise kıdem tazminatı için zamanaşımı süresi fesih tarihinden itibaren 10 yıldır.</p>
<p><strong>2- İHBAR TAZMİNATI</strong></p>
<p>İhbar tazminatı, belirsiz süreli iş sözleşmesini haklı bir neden olmaksızın ve usulüne uygun bildirim öneli tanımadan fesheden tarafın, karşı tarafa ödemesi gereken bir tazminattır. İhbar tazminatı kıdem ve yıllık izin gibi 1 yıl çalışma şartına bağlanmamıştır. Sözleşmesi 6 aydan az sürmüş olsa bile işçinin ihbar tazminatı alma hakkı vardır.</p>
<p>İhbar Tazminatı ve Bildirim süreleri Kanunda şu şekilde hüküm altına alınmıştır;</p>
<p><strong>Süreli Fesih</strong></p>
<p><strong>İş Kanunu Madde 17</strong> – <em>Belirsiz süreli iş sözleşmelerinin feshinden önce durumun diğer tarafa bildirilmesi gerekir.</em></p>
<p><em>İş sözleşmeleri;</em></p>
<ol>
<li><em>a) <strong>İşi altı aydan az sürmüş olan işçi için</strong>, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak <strong>iki hafta</strong> sonra,</em></li>
<li><em>b) İşi <strong>altı aydan bir buçuk yıla kadar</strong> sürmüş olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak <strong>dört hafta</strong> sonra,</em></li>
<li><em>c) İşi <strong>bir buçuk yıldan üç yıla kadar</strong> sürmüş olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak <strong>altı hafta</strong> sonra,</em></li>
<li><em>d) İşi <strong>üç yıldan fazla sürmüş</strong> işçi için, bildirim yapılmasından başlayarak <strong>sekiz hafta </strong>sonra,</em></li>
</ol>
<p><em>Feshedilmiş sayılır.</em></p>
<p><em>Bu süreler asgari olup sözleşmeler ile artırılabilir.</em></p>
<p><strong><em>Bildirim şartına uymayan taraf, bildirim süresine ilişkin ücret tutarında tazminat ödemek zorundadır.</em></strong></p>
<p>Şeklindeki Kanun hükmüyle de anlaşılacağı üzere belirsiz süreli iş sözleşmesinin işveren tarafından haksız ve bildirimsiz feshedilmesi durumunda işverenin işçinin kıdemine göre yukarıda belirlenen haftalar üzerinden işçiye ihbar tazminatı ödemesi yapması gerekmektedir.</p>
<p>İş sözleşmesinin haklı nedenle işçi tarafından feshedilmesi durumunda işçi veya işveren lehine ihbar tazminatına hükmedilemez. Aynı şekilde işveren tarafından iş sözleşmesi haklı nedenle feshedilmişse de ihbar tazminatına hükmedilemez.</p>
<p><strong>İhbar Tazminatında Esas Alınacak Ücret</strong></p>
<p>İşçinin İhbar tazminatı hesaplamasında da tıpkı Kıdem tazminatında olduğu gibi işçinin son brüt (giydirilmiş) ücreti esas alınarak ihbar tazminatı hesaplaması yapılır.</p>
<p><strong>İHBAR TAZMİNATINDA ZAMANAŞIMI</strong></p>
<p>7036 Sayılı Kanun ile <strong><u>25.10.2017 tarihinden</u></strong><u> itibaren, </u>bu tarihten <strong>sonra yapılan fesihlerde ihbar tazminatı için zamanaşımı süresi fesih tarihinden itibaren 5 yıldır. </strong><u>25.10.2017 tarihinden önce</u> iş akdinin feshedilmiş olması durumunda ise ihbar tazminatı için zamanaşımı süresi fesih tarihinden itibaren 10 yıldır.<strong> </strong></p>
<p><strong>3- YILLIK İZİN ÜCRETİ ALACAĞI</strong></p>
<p>Yıllık ücreti izin, bir sene boyunca çalışan işçinin dinlenebilmesi için öngörülen ve çalışmadan geçirilen, ücreti peşin olarak ödenen bir haktır.</p>
<p><strong>Kanunda Belirlenen Yıllık Ücretli İzin Hakkı Ve İzin Süreleri;</strong></p>
<p><strong>İş Kanunu Madde 53 –</strong> <em>İşyerinde işe başladığı günden itibaren, deneme süresi de içinde olmak üzere, <strong>en az bir yıl çalışmış olan işçilere yıllık ücretli izin verilir.</strong></em></p>
<p><em>Yıllık ücretli izin hakkından vazgeçilemez.</em></p>
<p><em>Niteliklerinden ötürü bir yıldan az süren mevsimlik veya kampanya işlerinde çalışanlara bu Kanunun yıllık ücretli izinlere ilişkin hükümleri uygulanmaz.</em></p>
<p><em>İşçilere verilecek yıllık ücretli izin süresi, hizmet süresi;</em></p>
<ol>
<li><em>a) <strong>Bir yıldan beş yıla kadar</strong> (beş yıl dahil) olanlara <strong>ondört günden,</strong></em></li>
<li><em>b) <strong>Beş yıldan fazla onbeş yıldan az</strong> olanlara <strong>yirmi günden</strong>,</em></li>
<li><em>c) <strong>Onbeş yıl (dahil</strong>) ve daha fazla olanlara <strong>yirmialtı günden,</strong></em></li>
</ol>
<p><em>Az olamaz.</em></p>
<p><em>Yer altı işlerinde çalışan işçilerin yıllık ücretli izin süreleri dörder gün arttırılarak uygulanır.</em></p>
<p><em>Ancak on sekiz ve daha küçük yaştaki işçilerle elli ve daha yukarı yaştaki işçilere verilecek yıllık ücretli izin süresi yirmi günden az olamaz.</em></p>
<p><em>Yıllık izin süreleri iş sözleşmeleri ve toplu iş sözleşmeleri ile artırılabilir.</em></p>
<p>Kanun hükmünden de görüleceği gibi en az 1 yıllık kıdemi olan işçinin kıdemine göre her yıl için hak kazandığı yıllık ücretli izin hakkı bulunmaktadır ve işverence bu izin hakkının işçiye kullandırılması zorunludur.</p>
<p>Yıllık izin alacağı iş akdinin feshiyle muaccel olur. Yıllın izin kanuni bir hak olup yıllık izin alacağının talep edilmesi için iş akdinin haklı veya haksız feshedilmesinin bir önemi yoktur.</p>
<p><strong>Yıllık izin hakları kullanılmadığında o senenin yıllık izin hakkının sona ermesi gibi bir durum söz konusu değildir.</strong> Kullanılmayan yıllık izin süreleri birikmeye devam eder ve sözleşme ilişkisi bitene kadar işveren tarafından bu izinlerin kullandırılması gerekir. Aksi <strong>hale sözleşme ilişkisi sona erdiğinde kullanılmayan yıllık izin sürelerinin tamamı alacağa dönüşür ve bu yıllık izin ücreti alacağını işverenden talep etme hakkı doğar.</strong><strong> </strong></p>
<p>Yıllık izin alacağı ücret alacaklar gibi dönemsel olarak değil fesih tarihi itibariyle zamanaşımı açısından değerlendirilir.</p>
<p><strong>YILLIK İZİN ÜCRETİ ALACAĞINDA ZAMANAŞIMI</strong></p>
<p>01.07.2012 tarihinden önce sona eren iş sözleşmelerinde yıllık izin ücreti alacakları 5 yıllık zamanaşımına tabidir. <strong>01.07.2012 ile 25.10.2017</strong> tarihleri arasında sona eren iş sözleşmelerinde yıllık izin ücreti alacakları <strong>10 yıllık </strong>zamanaşımına tabidir. 7036 Sayılı Kanun ile <strong><u>25.10.2017 tarihinden</u></strong><u> itibaren </u>sona eren iş sözleşmelerinde yıllık izin ücreti alacakları <strong>5 yıllık zamanaşımına</strong> tabidir.</p>
<p><strong>4- KÖTÜNİYET TAZMİNATI</strong></p>
<p><strong>İş Kanunu Madde 17 fıkra 4 – </strong><em>…. 18 inci maddenin birinci fıkrası uyarınca bu Kanunun 18, 19, 20 ve 21 inci maddelerinin uygulanma alanı dışında kalan işçilerin iş sözleşmesinin, fesih hakkının kötüye kullanılarak sona erdirildiği durumlarda işçiye bildirim süresinin üç katı tutarında tazminat ödenir. Fesih için bildirim şartına da uyulmaması ayrıca dördüncü fıkra uyarınca tazminat ödenmesini gerektirir.</em></p>
<p>Kötüniyet tazminatını, iş güvencesi kapsamında olmayan işçilerin iş sözleşmesinin, işveren tarafından fesih hakkının kötüye kullanılarak sona erdirildiği durumlarda işçiye bildirim süresinin üç katı tutarında ödenen tazminattır.</p>
<p>Kötüniyet tazminatı sadece belirsiz süreli sözleşmelerde uygulama alanı bulur, belirli süreli sözleşmelerde kötüniyet tazminatından söz edilemez.</p>
<p>Kötüniyet tazminatına hükmedilebilecek durumlara örnek vermek gerekirse; işçinin işvereni şikâyet etmesi, işveren aleyhine dava açması, işveren aleyhine tanıklık etmesi, hamilelik vs. gibi nedenlerle işveren tarafından iş akdinin feshedilmesi başlıca kötüniyet tazminatının gündeme geldiği durumlardır. Ayrıca belirtmek gerekir ki, kötüniyet tazminatına, ihbar tazminatıyla beraber de hükmedilebilir.</p>
<p><strong>KÖTÜ NİYET TAZMİNATINDA ZAMANAŞIMI</strong></p>
<p>7036 Sayılı Kanun ile <strong><u>25.10.2017 tarihinden</u></strong><u> itibaren, </u>bu tarihten <strong>sonra yapılan fesihlerde kötüniyet tazminatı için zamanaşımı süresi fesih tarihinden itibaren 5 yıldır. </strong><u>25.10.2017 tarihinden önce</u> iş akdinin feshedilmiş olması durumunda ise kötüniyet tazminatı için zamanaşımı süresi fesih tarihinden itibaren 10 yıldır.</p>
<p><strong>B- FESHE BAĞLI OLMAYAN İŞÇİLİK ALACAKLARI</strong></p>
<p><strong>1- ÜCRET ALACAĞI</strong></p>
<p><strong>Ücret ve Ücretin Ödenmesi</strong></p>
<p><strong>İş Kanunu Madde 32 – </strong><em>Genel anlamda ücret bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutardır.</em></p>
<p>Ücret iş sözleşmesinin esaslı unsurlarından biri olmakla, işçinin yaptığı iş karşılığında işveren tarafından sağlanan para ile ödenen tutardır. Ücret en geç ayda bir ödenir.</p>
<p>İş sözleşmelerinin sona ermesinde, işçinin ücreti ile sözleşme ve Kanundan doğan para ile ölçülmesi mümkün menfaatlerinin tam olarak ödenmesi zorunludur.</p>
<p>İşçinin ücret alacağını talep edebilmesi için iş akdinin sona ermiş olması gerekmeyip, iş akdinin devamı sırasında da işçi ödenmeyen ücret alacaklarını işverenden talep etme hakkına sahiptir.</p>
<p>Ücret miktarının ispat yükü işçiye ait iken, ücretin ödendiğinin ispat yükü ise işveren üzerindedir.</p>
<p><strong>Ücretin Gününde Ödenmemesi</strong></p>
<p><strong>İş Kanunu Madde 34</strong> – <em>Ücreti ödeme gününden itibaren <strong>yirmi gün</strong> içinde mücbir bir neden dışında ödenmeyen işçi, iş görme borcunu yerine getirmekten kaçınabilir. Bu nedenle kişisel kararlarına dayanarak iş görme borcunu yerine getirmemeleri sayısal olarak toplu bir nitelik kazansa dahi grev olarak nitelendirilemez. Gününde ödenmeyen ücretler için mevduata uygulanan en yüksek faiz oranı uygulanır</em></p>
<p><strong>ÜCRET ALACAĞINDA ZAMANAŞIMI</strong></p>
<p>Ücret alacaklarında zamanaşımı süresi 5 yıldır. Bu 5 yıllık zamanaşımı süresi ücret alacağının muaccel olması ile işlemeye başlar.</p>
<p><strong>2- FAZLA MESAİ ÜCRETİ ALACAKLARI</strong></p>
<p><strong>Fazla Çalışma Ücreti</strong></p>
<p><strong>İş Kanunu Madde 41 – </strong><em>Ülkenin genel yararları yahut işin niteliği veya üretimin artırılması gibi nedenlerle fazla çalışma yapılabilir. Fazla çalışma, Kanunda yazılı koşullar çerçevesinde, haftalık kırk beş saati aşan çalışmalardır. 63 üncü madde hükmüne göre denkleştirme esasının uygulandığı hallerde, işçinin haftalık ortalama çalışma süresi, normal haftalık iş süresini aşmamak koşulu ile, bazı haftalarda toplam kırk beş saati aşsa dahi bu çalışmalar fazla çalışma sayılmaz.</em></p>
<p><em>Her bir saat fazla çalışma için verilecek ücret normal çalışma ücretinin saat başına düşen miktarının yüzde elli yükseltilmesi suretiyle ödenir.</em></p>
<p>Fazla mesai işyerinde haftalık 45 saati aşan çalışmalardır. İşyerinde 45 saatten az süreli çalışma kararlaştırılmış ise <em>– örneğin sözleşmeyle haftalık 40 saatlik çalışma kararlaştırılmışsa – </em>40 saat ile 45 saat arasında geçen 5 saatlik çalışma süresi fazla sürelerle çalışma olarak değerlendirilir. Haftalık 45 saati aşmasa bile örneğimizdeki gibi 40 saati aşan çalışmalar fazla süreli çalışma olarak kabul edilir ve işçiye fazla süreli çalışma saati kadar saat ücretinin %25 fazlası ödenmesi gerekir.</p>
<p>Fazla (mesai) çalışma da ise haftalık 45 saati aşan çalışmalarında işçiye bu fazla çalışma saati kadar saat ücretinin %50 fazlası ödenmesi gerekir.</p>
<p>Ayrıca günlük çalışma süresinin sınırı da 11 saat olmakla haftalık çalışma süresi 45 saati aşmasa bile 11 saati geçen süreler gün bazında fazla çalışma olarak değerlendirilir ve işçiye 11 saati aşan çalışmaları için saat ücretinin %50 fazlası ödenmesi gerekir.</p>
<p>Yine kanunen gece çalışması yapan işçiler için gece çalışmaları günde 7,5 saati aşamaz. Bu nedenle gece çalışmaları yönünden haftalık 45 saat olan yasal çalışma sınırı aşılmasa bile günde 7,5 saati aşan gece çalışmaları için fazla çalışma ücreti ödenmesi gerekmektedir.</p>
<p>Fazla mesai alacaklarının talep edilebilmesi için iş akdinin feshedilmişi olması gerekmeyip, iş akdinin devam ettiği zaman diliminde de işverenden fazla mesai alacakları talep edilebilmektedir.</p>
<p>Fazla çalışmanın ispatı işçinin üzerinde, fazla çalışmanın karşılığının ödendiğinin ispatı ise işveren üzerindedir. Fazla çalışma yapıldığı tanık dâhil her türlü delille ispatlanabilmektedir. Ancak yazılı delil olmaksızın tanıkla ispatlanan fazla çalışma ücretleri için Yargıtay içtihatlarıyla hakkaniyet/takdiri indirim yapılmaktadır. (genellikle %30 oranında hakkaniyet indirimi yapılmaktadır)</p>
<p><strong>FAZLA MESAİ ÜCRETİ ALACAKLARINDA ZAMANAŞIMI</strong></p>
<p>Fazla mesai ücreti alacakları 5 yıllık zamanaşımına tabidir. Bu 5 yıllık zamanaşımı diğer işçilik alacaklarındaki zamanaşımı gibi fesih veya muacceliyet tarihinden başlamamaktadır. Burada 5 yıllık zamanaşımı; işçinin fazla mesai ücreti alacaklarını talep ettiği veya dava açıldıktan sonra ıslah yapılacaksa ıslah tarihinden itibaren 5 yıl geriye dönük olan zaman aralığındaki fazla çalışmalarının karşılığı fazla mesai ücreti alacaklarının talep edilebilmesidir.</p>
<p><strong>3- UBGT ÜCRETİ ALACAKLARI (Ulusal Bayram ve Genel Tatil Ücreti Alacakları)</strong></p>
<p><strong>Genel Tatil Ücreti</strong></p>
<p><strong>İş Kanunu Madde 47 –</strong> <em>Bu Kanun kapsamına giren işyerlerinde çalışan işçilere, kanunlarda ulusal bayram ve genel tatil günü olarak kabul edilen günlerde çalışmazlarsa, bir iş karşılığı olmaksızın o günün ücretleri tam olarak, tatil yapmayarak çalışırlarsa ayrıca çalışılan her gün için bir günlük ücreti ödenir.</em></p>
<p>Ulusal Bayram ve Genel Tatil günleri şunlardır; 1 Ocak Yılbaşı, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, 1 Mayıs İşçi Bayramı, 19 Mayıs Gençlik Bayramı,  15 Temmuz Demokrasi Günü, 30 Ağustos Zafer Bayramı, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, Ramazan ve Kurban Bayramıdır.</p>
<p>İşçinin yukarıda sayılan tatil günlerinde tatil yapmayarak çalışması durumunda işverenin işçiye çalışılan her gün için ayrıca bir günlük ücret ödemesi gerekir.</p>
<p>UBGT alacaklarının talep edilebilmesi için iş akdinin feshedilmiş olması gerekmeyip, iş akdinin devam ettiği zaman diliminde de işverenden UBBGT alacakları talep edilebilmektedir.</p>
<p>Ulusal Bayram ve Genel Tatil günlerinde yapılan çalışmanın ispatı işçinin üzerinde, çalışmanın karşılığının ödendiğinin ispatı ise işveren üzerindedir. Ulusal Bayram ve Genel Tatil günlerinde çalışma yapıldığı tanık dâhil her türlü delille ispatlanabilmektedir. Ancak yazılı delil olmaksızın tanıkla ispatlanan UBGT çalışma ücretleri için Yargıtay içtihatlarıyla hakkaniyet/takdiri indirim yapılmaktadır. (genellikle %30 oranında hakkaniyet indirimi yapılmaktadır)</p>
<p><strong>UBGT ÜCRETİ ALACAKLARINDA ZAMANAŞIMI</strong></p>
<p>UBGT ücreti alacakları 5 yıllık zamanaşımına tabidir. Bu 5 yıllık zamanaşımı diğer işçilik alacaklarındaki zamanaşımı gibi fesih veya muacceliyet tarihinden başlamamaktadır. Burada 5 yıllık zamanaşımı; işçinin UBGT alacaklarını talep ettiği veya dava açıldıktan sonra ıslah yapılacaksa ıslah tarihinden itibaren 5 yıl geriye dönük olan zaman aralığındaki UBGT çalışmalarının karşılığı UBGT ücreti alacaklarının talep edilebilmesidir.</p>
<p><strong>4- HAFTA TATİLİ ÜCRETİ ALACAĞI</strong></p>
<p><strong>Hafta Tatili Ücreti</strong></p>
<p><strong>İş Kanunu Madde 46 –</strong> <em>Bu Kanun kapsamına giren işyerlerinde, işçilere tatil gününden önce 63 üncü maddeye göre belirlenen iş günlerinde çalışmış olmaları koşulu ile yedi günlük bir zaman dilimi içinde kesintisiz en az yirmi dört saat dinlenme (hafta tatili) verilir. Çalışılmayan hafta tatili günü için işveren tarafından bir iş karşılığı olmaksızın o günün ücreti tam olarak ödenir.</em></p>
<p>İşçilerin kanunen haftanın 7 günlük zaman dilimi içerisinde kesintisiz en az 24 saat (1 gün) dinlenme yani hafta tatili hakkı vardır. İşçi dinlenerek geçirdiği hafta tatiline ait ücretini çalışmadığı halde alacaktır. Bu ücret, işçi çalışmadığı halde ödenmesi gereken bir ücrettir. Ancak işçi hafta tatilinde de çalışırsa (yani haftanın 7 günü de çalışırsa) çalışmadan hak ettiği hafta tatili ücreti olarak bir yevmiye ve bu çalışması fazla çalışma olarak değerlendirildiğinden artı olarak bir buçuk yevmiye olmak üzere toplam 2,5 yevmiye ödenmesi gerekmektedir.</p>
<p>Hafta tatilinde yapılan çalışmanın ispatı işçinin üzerinde, çalışmanın karşılığının ödendiğinin ispatı ise işveren üzerindedir.</p>
<p><strong>HAFTA TATİLİ ÜCRETİ ALACAKLARINDA ZAMANAŞIMI</strong></p>
<p>Hafta tatili ücreti alacağı hukuki olarak ücret alacağı niteliğindedir ve ücret alacağı gibi 5 yıllık zamanaşımına tabidir.  Bu süre ücret alaca­ğının doğduğu tarihten itibaren işlemeye başlar.</p>
<p><strong>C- İŞ DAVALARI VE ZORUNLU ARABULUCULUK</strong></p>
<p><strong>–</strong> İşçi – işveren uyuşmazlıklarında ve özellikle yukarıda bahsettiğimiz işçi alacakları konusunda çözüm yolu olarak İş Mahkemelerinde alacak/tazminat davaları açılmaktadır. Ancak 01.01.2018 tarihinden itibaren zorunlu arabuluculuk müessesesi gelmiş olup önce zorunlu arabuluculuk yoluna başvurmak dava şartı olmuştur. Dava açmadan önce işçi – işveren arasındaki uyuşmazlığın çözümü için zorunlu arabuluculuk yoluna başvurulup öncelikli olarak burada alacak ve tazminatlar talep edilip karşılıklı olarak bir arabulucu nezdinde çözüm yolu aranmaktadır. Taraflar arabuluculuk yoluyla anlaşabilecekleri gibi arabuluculuk yoluyla anlaşılamaması halinde işçiler, işçilik alacaklarının talebi konusunda dava yoluna başvurarak işçilik alacaklarını talep etme hakkına da sahiptirler.</p>
<p><strong>–</strong> İşçi alacakları davasında görevli mahkeme İş Mahkemesi bulunan yerlerde İş Mahkemeleri, İş Mahkemesi bulunmayan yerlerde ise Asliye Hukuk Mahkemeleri <em>(İş </em><em>Mahkemeleri sıfatıyla)</em> görevlidir.</p>
<p><strong>–</strong> İşçi alacakları davasında yetkili mahkeme ise davalı işveren gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi veya işin ya da işlemin yapıldığı yer mahkemesidir. Davalı işveren birden fazla ise bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zamanaşımı müteselsil sorumlular için ortak savunma olmayıp sadece def&#8217;iyi ileri süren borçlu yararlanır.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/zamanasimi-muteselsil-sorumlular-icin-ortak-savunma-olmayip-sadece-defiyi-ileri-suren-borclu-yararlanir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Sep 2019 13:12:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[müteselsil borçlular]]></category>
		<category><![CDATA[TBK'nın 154/2 maddesi]]></category>
		<category><![CDATA[zamanaşımı]]></category>
		<category><![CDATA[zamanaşımı def'i]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=5093</guid>

					<description><![CDATA[17. Hukuk Dairesi         2016/16333 E.  ,  2017/3763 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacı vekili; davacı &#8230; şirketi nezdinde kasko sigortalı aracın... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/zamanasimi-muteselsil-sorumlular-icin-ortak-savunma-olmayip-sadece-defiyi-ileri-suren-borclu-yararlanir/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">17. Hukuk Dairesi         2016/16333 E.  ,  2017/3763 K.</span></b></p>
<ul>
<li></li>
</ul>
<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8220;İçtihat Metni&#8221;</span></b></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:<br />
-K A R A R-<br />
Davacı vekili; davacı &#8230; şirketi nezdinde kasko sigortalı aracın 16/04/2011 tarihinde seyir halinde iken ters şeritten gelen &#8230; &#8230;&#8217;ın sevk ve idaresindeki sigortalı araca çarptığını ve aracın hasar gördüğünü, müvekkili şirketçe sigortalıya 5.805,00TL&#8217;nın 09/06/2011 tarihinde ödeme yapıldığını, tahsil amacıyla &#8230; 14. İcra Müdürlüğünün 2012/3912 sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını ancak davalıların takibe itiraz ettiklerini, açıklanan nedenlerle davalı borçluların itirazlarının iptaline, takibin devamına, asıl alacağa ödeme tarihi olan 09/06/2011 tarihinden itibaren faiz işletilmesine, davalıların %100 oranında icra inkar tazminatı ödemesine karar verilmesini talep etmiştir.<br />
Davalı &#8230; (&#8230;) Sigorta A.Ş. vekili; davanın reddini savunmuştur.<br />
Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan delillere göre; zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br />
1-Dava; kasko poliçesinden kaynaklanan rücuen tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.<br />
6098 sayılı TBK&#8217;nın 155. Maddesine göre &#8220;Zamanaşımı müteselsil borçlulardan veya bölünemeyen borcun borçlularından birine karşı kesilince, diğerlerine karşı da kesilmiş olur&#8221; Ancak zamanaşımı def&#8217;i müteselsil sorumlular için ortak savunma değildir. Zamanaşımı definden yalnızca defi ileri süren yararlanır. Bu nedenle; davalı &#8230;&#8217;in zamanaşımı def&#8217;inde bulunmadığı anlaşıldığından, &#8230;&#8217;in de bu savunmadan yararlandırılmasını gerektirmez. Davalı &#8230; yönünden yargılamaya devam edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.<br />
2-6098 sayılı TBK&#8217;nın 154/2 maddesine göre; &#8220;Alacaklı, dava veya def’i yoluyla mahkemeye veya hakeme başvurmuşsa, icra takibinde bulunmuşsa ya da iflas masasına başvurmuşsa&#8221; zamanaşımının kesileceği düzenlenmiştir.<br />
Somut olayda; icra takibi ile alacağını takip ettiğinden zamanaşımı süresi kesilmiştir. İcra dosyasında davalıların itirazı ise 27.2.2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Buna göre; zamanaşımı süresi dolmadan geçerli bir icra takibi yapılmış olması ve devamında İİK&#8217;nın 67.maddesine göre süresinde itirazın iptali davası açılmış olmasına göre; zamanaşımı def&#8217;inin reddine karar verilerek, işin esasına girilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.<br />
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 06.04.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.<br />
</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
