<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>bakırköy boşanma avukatı &#8211; Av. Ünal Göktürk</title>
	<atom:link href="https://unalgokturk.av.tr/tag/bakirkoy-bosanma-avukati/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://unalgokturk.av.tr</link>
	<description>Bakırköy Hukuk Bürosu</description>
	<lastBuildDate>Mon, 08 Jun 2020 07:51:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.4.6</generator>

<image>
	<url>https://unalgokturk.av.tr/wp-content/uploads/2019/08/cropped-advocate-32x32.png</url>
	<title>bakırköy boşanma avukatı &#8211; Av. Ünal Göktürk</title>
	<link>https://unalgokturk.av.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Eşin aracına gps cihazı taktırılması ve telefonuna casus yazılım yüklenmesi sonucu elde edilen deliller hukuka aykırıdır.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/esin-aracina-gps-cihazi-taktirilmasi-ve-telefonuna-casus-yazilim-yuklenmesi-sonucu-elde-edilen-deliller-hukuka-aykiridir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Jun 2020 07:51:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy avukat]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy boşanma avukatı]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy uzman avukat]]></category>
		<category><![CDATA[boşanma davası]]></category>
		<category><![CDATA[hukuka aykırı delil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=5818</guid>

					<description><![CDATA[2. Hukuk Dairesi         2016/3808 E.  ,  2017/10105 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı-karşı davacı kadın tarafından, kusur belirlemesi, tazminatların reddi, nafakaların miktarı yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/esin-aracina-gps-cihazi-taktirilmasi-ve-telefonuna-casus-yazilim-yuklenmesi-sonucu-elde-edilen-deliller-hukuka-aykiridir/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">2. Hukuk Dairesi         2016/3808 E.  ,  2017/10105 K.</span></b></p>
<ul>
<li></li>
</ul>
<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8220;İçtihat Metni&#8221;</span></b></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi<br />
DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma</p>
<p>Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı-karşı davacı kadın tarafından, kusur belirlemesi, tazminatların reddi, nafakaların miktarı yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:<br />
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle davacı-karşı davalı erkek tarafından, davalı-karşı davacı kadının aracına &#8230; cihazı taktırılması ve telefonuna casus yazılım yüklenmesi hukuka aykırı delil niteliğinde ise de, dosyada yer alan diğer deliller dikkate alındığında kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışlara göre tarafların eşit kusurlu olduğunun anlaşılmasına göre, yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın temyiz edene yükletilmesine, peşin alınan harcın mahsubuna ve 143.50 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, işbu kararın tebliğinden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarafların kusur durumu hiçbir şekilde tedbir nafakasının takdirine etkili bir unsur değildir.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/taraflarin-kusur-durumu-hicbir-sekilde-tedbir-nafakasinin-takdirine-etkili-bir-unsur-degildir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 May 2020 11:21:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy avukat]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy boşanma avukatı]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy uzman avukat]]></category>
		<category><![CDATA[boşanma davası]]></category>
		<category><![CDATA[kusurlu eş yararına tedbir nafakası hükmedilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Tedbir nafakası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=5748</guid>

					<description><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu         2017/2287 E.  ,  2019/627 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi Taraflar arasında görülen &#8220;boşanma&#8221; davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İstanbul 14. Aile Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 11.12.2012 tarih ve 2011/985 E., 2012/876 K. sayılı karar davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 27.01.2014 tarih ve 2013/9275 E,. 2014/1437 K. sayılı... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/taraflarin-kusur-durumu-hicbir-sekilde-tedbir-nafakasinin-takdirine-etkili-bir-unsur-degildir/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">Hukuk Genel Kurulu         2017/2287 E.  ,  2019/627 K.</span></b></p>
<ul>
<li></li>
</ul>
<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8220;İçtihat Metni&#8221;</span></b></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi</p>
<p>Taraflar arasında görülen &#8220;boşanma&#8221; davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İstanbul 14. Aile Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 11.12.2012 tarih ve 2011/985 E., 2012/876 K. sayılı karar davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 27.01.2014 tarih ve 2013/9275 E,. 2014/1437 K. sayılı kararı ile;<br />
&#8220;&#8230; 1-Davalı kadın süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesiyle; davacı koca aleyhine bu dava öncesinde Rize Aile Mahkemesinin 2011/325 esasına kayıtlı boşanma davası açtığını, bu davanın derdest olduğunu belirterek her iki davanın birleştirilmesi talebinde bulunmuştur. Dosya içerisine getirtilen belgelerden her iki dava arasında Hukuk Muhakemeleri Kanununun 166. maddesinde belirtildiği şekilde hukuki ve fiili bağlantı bulunduğu anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında delillerin birlikte değerlendirilip sonucu uyarınca bir karar verilmek üzere her iki dosyanın birleştirilmesine karar verilmesi gerekirken davaların farklı hukuki sebeple açıldığından bahisle birleştirme talebinin reddi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.<br />
2-Boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, davanın devamı süresince, gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına (TMK. md.186/1), geçimine (TMK md.185/3), malların yönetimine (TMK.m. 223, 242, 244, 262, 263, 264, 267, 215) ve çocukların bakım ve korunmasına (TMK.m.185/2) ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden (resen) almak zorundadır (TMK.m.169). O halde; Türk Medeni Kanununun 185/3. ve 186/3. maddeleri uyarınca, tarafların ekonomik ve sosyal durumları da gözetilerek dava tarihinden geçerli olmak üzere davalı kadın yararına uygun miktarda tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.<br />
3-Kabule göre de; temyiz dilekçesi ekinde sunulan belgelerden mahkemece verilen kesin süre dahilinde tanıklarının dinletilmesine ilişkin giderlerin davalı vekilince İstanbul 2 nolu mahkeme veznesi aracılığıyla yatırıldığı halde, tanık giderlerinin yatırılmadığından bahisle ve savunma hakkını kısıtlar şekilde davalı tanıkları dinlenilmeden işin esası hakkında karar verilmesi de doğru görülmemiştir,&#8230;.&#8221;<br />
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.</p>
<p>HUKUK GENEL KURULU KARARI</p>
<p>Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla değişikliği öncesi hâliyle 438. maddesinin ikinci fıkrası gereğince, direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından davalı vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:<br />
Dava, Türk Medeni Kanunu&#8217;nun (TMK) 166. maddesinin 4. fıkrasında yer alan fiili ayrılık sebebine dayalı boşanma istemine ilişkindir.<br />
Davacı vekili, davalının ilgisiz ve soğuk biri olduğunu, müvekkiline karşı kadınlık görevlerini yerine getirmediğini, müvekkilinin daha önce açtığı boşanma davasının reddedildiğini, ret kararının kesinleştiğini ve kesinleşme tarihinden sonra tarafların üç yılı aşkın bir süreden beri bir araya gelmediklerini ileri sürerek boşanma kararı verilmesini talep ve dava etmiştir.<br />
Davalı vekili, eldeki davadan önce 17.10.2011 tarihinde Rize Aile Mahkemesinde davacı aleyhine şiddetli geçimsizlik nedenine dayalı boşanma davası açtıklarını, eldeki dosya ile Rize Aile Mahkemesinin 2011/325 E. sayılı dosyasında kayıtlı davanın konularının aynı olup birleştirilmesi gerektiğini, davacı tarafından açılan ve 2006 yılında reddedilen davanın kesinleşme tarihinden sonra tarafların bir araya gelmediklerini, davacının müvekkilini kendi annesi ile yaşamaya zorladığını, davacının annesinin de oğlunu müvekkiline karşı kötü muameleye zorladığını, en son kayınvalidesi tarafından evden kovulan müvekkilinin artık evliliğin devam etmeyeceğine inandığını belirterek davanın reddini savunmuş, aylık 500,00TL, tedbir ve yoksulluk nafakasına, 20.000,00TL maddi, 100.000,00TL manevi tazminata hükmedilmesine, ziynet eşyalarının ve çeyiz eşyalarının aynen olmadığı takdirde bedelinin iadesine karar verilmesini istemiştir.<br />
Mahkemece; taraflar arasında Eyüp 2. Aile Mahkemesi&#8217;nin 2008/232 Esas ve 2008/475 Karar sayılı dosyasında verilen ret kararın kesinleşmesinden sonra geçen üç yıllık süreye rağmen ortak yaşamın yeniden kurulamadığı gerekçesiyle tarafların TMK 166/son maddesi uyarınca boşanmalarına, davalının kesin süreye rağmen tanıklarını dinletmediği ve talepleri yönünden iddiasını ispatlayamadığı belirtilerek yoksulluk nafakası, maddi ve manevi tazminat isteminin reddine, harcı karşılanmış bir dava olmadığından ziynet ve çeyiz eşyalarına yönelik dava konusunda ise hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmiştir.<br />
Davalı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık kısmında açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.<br />
Yerel mahkemece; iş bu davanın TMK&#8217;nın 166/4. maddesine göre fiili ayrılığa dayalı açılmış bir dava olduğu, Rize Aile Mahkemesinin 2011/325 Esas sayılı dosyasında görülen davanın ise TMK&#8217;nın 166/1-2. maddesinde belirtilen evlilik birliğinin temelinden sarsılma nedenine dayalı bir dava olduğu, bu sebeple birleştirilme talebinin yerinde olmadığı, Rize Aile Mahkemesinin 2011/325 Esas sayılı dosyasında kadın yararına tedbir nafakasına karar verilmiş olduğu ve davalı tanıklarının dinlenilmesi için verilen kesin sürede masrafların karşılandığına dair makbuzun karar tarihi olan 11.12.2012 gününe kadar ibraz edilmeyerek karar sonrası temyiz dilekçesi ile birlikte sunulduğu, bu durumda ara kararının gereğinin yerine getirilmediği gerekçeleriyle önceki hükümde direnilmiştir.<br />
Direnme kararı davalı (kadın) vekilince temyiz edilmiştir.<br />
Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, 1-Davacı koca tarafından TMK&#8217;nın 166/son maddesine dayalı olarak 15.11.2011 tarihinde açılan eldeki boşanma davası ile daha önce davalı kadın tarafından 20.10.2011 tarihinde TMK&#8217;nın 166/1. maddesine dayalı olarak açılan boşanma davasının, davalı kadının talebi olduğu da dikkate alındığında birleştirilmesinin gerekip gerekmediği,<br />
2- Rize Aile Mahkemesinin 2011/325 Esas sayılı dosyasında &#8220;kadın&#8221; yararına tedbir nafakasına hükmedildiği dikkate alındığında eldeki davada davalı kadın yararına TMK&#8217;nın 169. maddesi uyarınca tedbir nafakasına hükmedilmesinin gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır.<br />
I- Birinci bentte gösterilen uyuşmazlık yönünden yapılan temyiz incelemesinde;<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu&#8217;nun (HMK) &#8220;davaların birleştirilmesi&#8221; başlıklı 166. maddesi;<br />
&#8220;(1) Aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış davalar, aralarında bağlantı bulunması durumunda, davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden ilk davanın açıldığı mahkemede birleştirilebilir. Birleştirme kararı, ikinci davanın açıldığı mahkemece verilir ve bu karar, diğer mahkemeyi bağlar.<br />
(2) Davalar, ayrı yargı çevrelerinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış ise bağlantı sebebiyle birleştirme ikinci davanın açıldığı mahkemeden talep edilebilir. Birinci davanın açıldığı mahkeme, talebin kabulü ile davaların birleştirilmesine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren, bununla bağlıdır.<br />
(3) Birleştirme kararı, derhâl ilk davanın açıldığı mahkemeye bildirilir.<br />
(4) Davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması ya da biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması durumunda, bağlantı var sayılır..&#8221; hükmünü içermektedir.<br />
Anılan madde hükmüne göre; kural olarak aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış davalar, aralarında bağlantı bulunması durumunda davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden ilk davanın açıldığı mahkemede birleştirilebilir. Davalar, ayrı yargı çevrelerinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış ise, bağlantı sebebiyle birleştirme ikinci davanın açıldığı mahkemeden talep edilebilir. Birinci davanın açıldığı mahkeme talebin kabulü ile davaların birleştirilmesine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren bununla bağlıdır.<br />
Aynı maddenin 4. fıkrasında ise &#8221; bağlantı&#8221; kavramı açıklanmış olup; &#8220;davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması ya da biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması durumunda, bağlantı varsayılır&#8221; denilmiştir.<br />
Tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde; davalı (kadın) vekilince Rize Aile Mahkemesinde davacı sıfatıyla 20.10.2011 tarihinde TMK&#8217;nın 166/1. maddesi uyarınca boşanma davası açıldığı, bu dava ile eldeki dava arasında irtibat bulunduğu belirtilmiştir. Dosya içindeki belgeler incelendiğinde kadın tarafından evlilik birliğinin sarsılması nedenine dayalı olarak açılan Rize Aile Mahkemesinin 2011/325 E. sayılı boşanma dava dosyası ile (erkek) tarafından 15.11.2011 tarihinde açılan ve TMK&#8217;nın 166/4. maddesinde düzenlenen &#8220;fiili ayrılık sebebine&#8221; dayalı eldeki dava dosyasının davacı-davalı sıfatları farklı olmakla birlikte davalardan biri hakkında karar verilir ve kesinleşirse diğer davanın konusuz kalacağı açıktır. Bu haliyle iki dava arasında aralarında hukuki ve fiili irtibat bulunduğu anlaşılmakla, tarafların kusurlarının belirlenmesi ve bunun sonucu olarak boşanmanın ferilerinin sağlıklı değerlendirilerek doğru karar verilebilmesi amacıyla birlikte görülmesi ve delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.<br />
O hâlde, söz konusu davalardan biri hakkında verilecek karar diğerini etkileyeceğinden ve iki davanın birlikte görülmesinde, gerek usûl ekonomisi ve gerekse birbirleriyle çelişkili kararların çıkmasının önlenmesi bakımından fayda bulunduğundan her iki dosyanın birleştirilmesine karar verilmelidir.<br />
II- İkinci bentte gösterilen uyuşmazlık yönünden yapılan temyiz incelemesinde;<br />
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu&#8217;nun (TMK) “Geçici önlemler” başlıklı 169. maddesi:<br />
“Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re&#8217;sen alır.” hükmünü içermektedir.<br />
Bu madde, yasal gerekçesinde de işaret olunduğu üzere, yürürlükten kaldırılan 743 sayılı Medeni Kanunu’nun 137. maddesinin sadeleştirilmiş şekli olup, mahiyeti itibariyle herhangi bir değişikliğe uğramamıştır. Böylece, öteden beri uygulanagelen bu hükme göre hâkimin, bu konuda bir talebin varlığını aramaksızın, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, mallarının yönetimine ilişkin geçici önlemleri resen alması gerekir.<br />
Bu geçici önlemlerden birisi de boşanma ve ayrılık davası devam ettiği sürece maddi imkânları kısıtlı olan eşin bakım ve geçimine diğer eşin katkısını sağlayan tedbir nafakasıdır.<br />
Tedbir nafakası, talebe bağlı olmaksızın (resen) takdir edilir ve geçici bir önlem olarak davanın başından itibaren karar kesinleşene kadar hüküm altına alınır.<br />
Dolayısıyla tedbir nafakası takdirine ilişkin kararın, davanın açıldığı tarih itibariyle tarafların ekonomik ve sosyal durumlarına ilişkin araştırma sonuçlarının dosyaya gelişini takiben hemen verilmesi gerekir.<br />
Boşanma ve ayrılık davalarında, tarafların kusur durumu hiçbir şekilde tedbir nafakasının takdirine etkili bir unsur değildir. Kusurlu eş yararına dahi, bu tedbirlerin alınması mümkündür. Yine, her iki tarafın da gelirinin bulunması tedbir nafakası verilmesini engelleyici bir hâl değildir. Ancak eşlerin ekonomik güçlerinin birbirine yakın olması durumu söz konusu ise bu durumda geçici tedbir nafakası verme zorunluluğunun ortadan kalkacağı söylenebilir.<br />
TMK&#8217;nın 169. maddesi uyarınca takdir edilen tedbir nafakası, hâkim tarafından yargılama sırasında kaldırılmadığı takdirde boşanma davasında verilen kararın kesinleşmesi ile kendiliğinden sona erer.<br />
Sayılan özellikleri itibari ile anılan madde hükmünün emredici bir hüküm olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenledir ki, somut olayda olduğu gibi taraflar arasında ayrı mahkemelerde yürüyen boşanma davalarının olması veya boşanma davasından bağımsız olarak ayrı yaşama olgusuna dayalı (TMK m. 197) açılan tedbir nafakası davasının bulunması, bu davaların her birinde geçici nitelikte olan, talep ve kusur şartlarına bağlı olmayan TMK&#8217;nın 169. maddesine dayalı tedbir nafakası hükmedilmesine engel değildir.<br />
Kural olarak her dava açıldığı tarihteki şartlara göre değerlendirilir. Dolayısıyla hâkim, önüne gelen dosyada, tarafların ve çocukların gereksinimlerine bağlı olarak derdest olan diğer davaların akıbetine bağlı olmaksızın uygun bir nafakaya karar verecek, gerekli gördüğü takdirde bu nafakanın miktarında indirim ve artış da yapabilecektir.<br />
Hemen belirtilmelidir ki, birden fazla dosyada tedbir nafakasına hükmedilmesi hâlinde dahi tahsil edilecek nafaka miktarı tektir. Bu durumun karışıklığa sebebiyet vermemesi için hâkimin infazı kabil nitelikte hüküm kurması ve &#8220;tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla&#8221; ibaresinin hükümde yer alacak şekilde nafakaya hükmetmesi gerekmektedir.<br />
Açıklanan nedenlerle Türk Medeni Kanununun 185/3. ve 186/3. maddeleri uyarınca, tarafların ekonomik ve sosyal durumları da gözetilerek dava tarihinden geçerli olmak üzere ve Rize Aile Mahkemesinin 2011/325 E. sayılı dosyasında hükmolunan 400,00TL tedbir nafakası ile tahsilde tekerrür oluşturmayacak şekilde, kadın yararına uygun miktarda tedbir nafakasına hükmedilmelidir.<br />
Bu durumda yerel mahkemenin tedbir nafakası yönelik direnme gerekçesi Özel Daire bozma kararında ve yukarıda belirtilen bu ilave gerekçe dikkate alındığında usul ve yasaya aykırıdır.<br />
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, tedbir nafakası konusunun Rize Aile Mahkemesi&#8217;nde karara bağlandığı, eldeki davada yeniden nafakaya hükmedilmesinin infazda sıkıntı doğuracağı, mahkemece bozma kararının birinci bendinde belirtildiği gibi birleştirme kararı verilmesi gerektiği ve birleştirme kararı ile kadın yararına hükmedilen tedbir nafakasının neticelerini doğuracağı, dolayısıyla TMK&#8217;nın 169. maddesi ile varılmak istenen sonuca ulaşılacağı, bu sebeple mahkemenin tedbir nafakasına yönelik direnme gerekçesinin bu yönüyle doğru olduğu görüşü ileri sürülmüşse de bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.<br />
Diğer taraftan, gerekçeli karar başlığında dava tarihi 15.11.2011 yerine 18.03.2014 olarak gösterilmiş ise de bu yanlışlık mahallinde düzeltilebilir bir hata olduğundan ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır.<br />
Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına, bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan ilave nedenle uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.<br />
S O N U Ç : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının;<br />
1) Yukarıda (I) numaralı bentte yer alan uyuşmazlık yönünden Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 23.05.2019 tarihinde oy birliği ile;<br />
2-Yukarıda (II) numaralı bentte yer alan uyuşmazlık yönünden Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen ilave nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu&#8217;na eklenen &#8220;Geçici madde 3&#8221; atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu&#8217;nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu&#8217;nun 440-I. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 30.05.2019 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğu ile karar verildi.</p>
<p>KARŞI OY</p>
<p>Dava boşanmaya ilişkin olup, mahkemece verilen tarafların TMK’nın 166/son maddesi gereğince boşanmalarına, yoksulluk nafakası, maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine dair karar davalı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece “davalı kadın tarafından Rize Aile Mahkemesinde açılan 2011/325 esas sayılı davanın bu dava ile birleştirilmesi talebinin reddedilmesinin isabetsiz olduğu ve davalı kadın yararına uygun bir miktar tedbir nafakasına hükmedilmesi gerektiği” belirtilerek bozulmuş, mahkemece verilen direnme kararının davalı tarafça temyizi üzerine Hukuk Genel Kurulunda yapılan birinci görüşmede davaların birleştirilmesine dair Özel Daire bozmasının doğru olduğu oy birliği ile kabul edilerek bu konudaki direnme kararı bozulmuş, tedbir nafakası konusunda da ikinci görüşmede Özel Dairenin tedbir nafakasına hükmedilmesi gerektiğine dair bozma kararının doğru olduğu kabul edilerek bu konudaki direnme kararı oy çokluğu ile bozulmuş olup, sayın çoğunluğun nafaka konusundaki bu görüşüne katılmıyorum.<br />
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun “Geçici önlemler” başlıklı 169. maddesi “Boşanma ve ayrılık davası açılınca hâkim davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re’sen alır” hükmünü düzenlemiştir. Bu madde uyarınca hâkim boşanma davası açılması üzerine ihtiyacı olan taraf lehine re’sen tedbir nafakasına hükmedecektir.<br />
Somut olayda Rize Aile Mahkemesinin 2011/325 esas sayılı davası &#8230; tarafından 20/10/2011 tarihinde açılmış ve davanın 06/09/2012 tarihli celsesinde davacı kadın lehine dava tarihinden itibaren geçerli olmak üzere aylık 400TL tedbir nafakasına hükmedilmiştir. Direnme kararına konu olan bu dava ise &#8230; tarafından yaklaşık bir ay sonra 15/11/2011 tarihinde açılmıştır.<br />
Tarafları ve dava konusu aynı olan diğer davada dava tarihinden itibaren nafakaya hükmedilmiş olması karşısında, bu davada hükmedilecek olan bir nafakanın fiilen tahsil imkanı bulunmamaktadır. Zira nafaka hükmü kurulan dava önce açılan dava olduğu için 20/10/2011 tarihi öncesinde bir nafakaya hükmedilmesi mümkün değildir. Ayrıca mahkemece “tahsilde tekerrür olmamak üzere” olduğu belirtilerek nafaka hükmü kurulsa bile özellikle olayımızda olduğu gibi farklı yerlerde açılan davalarda her iki nafakaya ilişkin ara kararının da icra takibine konu edilmesi ve bunun sonucunda aynı dönem için iki ayrı kararın infazı ve iki nafakanın tahsilinin söz konusu olabildiği uygulamada oldukça sık karşılaşılan durumlardır.<br />
Kaldı ki; somut uyuşmazlıkta mahkeme birleştirme talebini reddetmiş ve bu konudaki Özel Daire bozma kararına karşı direnmiş olup, direnme kararı Hukuk Genel Kurulunca dosyaya ilişkin birinci görüşmede bozulmuştur. Mahkemece Hukuk Genel Kurulu kararı gereği davaların birleştirilmesine karar verilecek olup, birleşecek olan Rize Aile Mahkemesinin 2011/325 esas sayılı davasında dava tarihinden itibaren tedbir nafakasına hükmedilmiş olması karşısında, birleşecek olan direnme kararına konu bu davada hükmedilecek olan tedbir nafakasının fiilen tahsili mümkün olmadığı gibi uygulama bakımından da hiçbir hüküm de ifade etmeyeceğinden, bu konudaki direnme kararının doğru olduğu düşüncesiyle sayın çoğunluğun aksi yöndeki bozma kararına katılmıyorum.</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eşe harçlık vermemek ekonomik şiddettir, bu nedenle açılan boşanma davası haklı sebebe dayanmaktadır.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/ese-harclik-vermemek-ekonomik-siddettir-bu-nedenle-acilan-bosanma-davasi-hakli-sebebe-dayanmaktadir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Apr 2020 14:36:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy avukat]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy boşanma avukatı]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy uzman avukat]]></category>
		<category><![CDATA[ortak hayatın temelinden sarsılması]]></category>
		<category><![CDATA[tarafların 25 yıldır ayrı yatakta yatmaları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=5685</guid>

					<description><![CDATA[2. Hukuk Dairesi         2015/24649 E.  ,  2017/3068 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden tarafların 25 yıldır ayrı yatakta yattıkları, erkeğin başka kadınlarla ilişkisi olduğu yönünde dedikoduya sebebiyet verdiği... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/ese-harclik-vermemek-ekonomik-siddettir-bu-nedenle-acilan-bosanma-davasi-hakli-sebebe-dayanmaktadir/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">2. Hukuk Dairesi         2015/24649 E.  ,  2017/3068 K.</span></b></p>
<ul>
<li></li>
</ul>
<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8220;İçtihat Metni&#8221;</span></b></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><br />
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:<br />
Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden tarafların 25 yıldır ayrı yatakta yattıkları, erkeğin başka kadınlarla ilişkisi olduğu yönünde dedikoduya sebebiyet verdiği ve eşine harçlık vermeyerek ekonomik şiddet uyguladığı anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru bulunmamıştır.<br />
SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.22.03.2017 (Çrş.)<br />
</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ceza davasında şikayetten vazgeçen kadın, boşanma konusunda kocasını affetmiş sayılmaz.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/ceza-davasinda-sikayetten-vazgecen-kadin-bosanma-konusunda-kocasini-affetmis-sayilmaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Apr 2020 14:14:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy boşanma avukatı]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy ceza avukatı]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy uzman avukat]]></category>
		<category><![CDATA[kadına uygulanan fiziksel şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[kadının ceza davasında şikayetten vazgeçmesi]]></category>
		<category><![CDATA[karı kocanın bir araya gelmeleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=5679</guid>

					<description><![CDATA[2. Hukuk Dairesi         2018/1054 E.  ,  2018/2622 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Boşanma Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 05.12.2017 günü temyiz eden davacı &#8230; vekili Av. &#8230; geldi. Karşı taraf... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/ceza-davasinda-sikayetten-vazgecen-kadin-bosanma-konusunda-kocasini-affetmis-sayilmaz/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">2. Hukuk Dairesi         2018/1054 E.  ,  2018/2622 K.</span></b></p>
<ul>
<li></li>
</ul>
<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8220;İçtihat Metni&#8221;</span></b></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi<br />
DAVA TÜRÜ : Boşanma</p>
<p>Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 05.12.2017 günü temyiz eden davacı &#8230; vekili Av. &#8230; geldi. Karşı taraf davalı &#8230; vekili Av. &#8230; geldiler. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:<br />
Davacı kadın Türk Medeni Kanunu&#8217;nun 162. maddesi uyarınca boşanma talep etmiş, davalı davanın reddini savunmuş, mahkemece davacı kadının boşanma davasına dayanak yaptığı ceza yargılamasında şikayetten vazgeçmesi ve tarafların yargılama sırasında biraraya gelmeleri nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.<br />
Tüm dosya kapsamı ve &#8230; 5. Asliye Ceza Mahkemesi&#8217;nin 2015/640 esas ve 2016/15 karar sayılı dosya münderecatından da anlaşıldığı üzere, ceza yargılamasına konu iki ayrı zamanda vukuu bulan erkek tarafından kadına uygulanan iki ayrı fiziksel şiddet eylemlerinden, 13.03.2015 tarihli fiziksel şiddet olayından sonra tarafların biraraya geldikleri anlaşılmakta ise de en son yaşanan 31.05.2015 tarihli fiziksel şiddet olayından sonra ayrıldıkları, biraraya geldiklerinin mevcut delil durumuna göre ispatlanamadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece kararın gerekçesine konu edilen, kadının ceza davasında şikayetten vazgeçmesi erkeği eczadan kurtarmaya yönelik olup, erkeği affettiği anlamına gelmediği gibi affın kabul edilebilmesi için kayıtsız şartsız bir irade beyanının mevcut olması ya da en azından affı gösterir fiili bir tutum ve davranışın gerçekleşmiş olması gerekmekte olup, ayrıca af olgusunu iddia edenin bunu somut delillerle ispatı lazımdır. Kaldı ki, davalı tarafın 31.05.2015 tarihli fiziksel şiddet eyleminden sonra affa ilişkin somut delillerle desteklenmeyen iddiası affın kabulü için de yeterli değildir. Gerçekleşen bu durum karşısında, davalı erkeğin, davacı eşine 31.05.2015 tarihinde fiziksel şiddet uyguladığı, kadının ceza dosyasındaki fiziksel şiddete dair raporunda belirtildiği üzere de, erkeğin kadının saçlarını kopardığının anlaşıldığı, bu haliyle davalı erkeğin, davacı kadına pek kötü ve onur kırıcı davranışta bulunduğunun (TMK m. 162) kabulü zorunlu hale gelmiştir. Öyleyse, Türk Medeni Kanununun 162. maddesine dayalı olarak açılan iş bu davanın kabulü gerekirken, reddi isabetsiz olmuş ve bozmayı gerektirmiştir.<br />
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, duruşma için taktir olunan 1.480,00 TL. vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 27.02.2018(Salı)</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mal rejimi tasfiyesine ilişkin alacak davalarında 10 yıllık zamanaşımı süresi uygulanır.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/mal-rejimi-tasfiyesine-iliskin-alacak-davalarinda-10-yillik-zamanasimi-suresi-uygulanir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Apr 2020 18:39:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[1 yıllık zamanaşımı süresi]]></category>
		<category><![CDATA[10 yıllık zamanaşımı süresi]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy boşanma avukatı]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy uzman avukat]]></category>
		<category><![CDATA[Mal Rejiminin Tasfiyesinden Kaynaklanan Alacak]]></category>
		<category><![CDATA[TMK'nin 178. maddesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=5650</guid>

					<description><![CDATA[8. Hukuk Dairesi         2016/11087 E.  ,  2020/1161 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Mal Rejiminin Tasfiyesinden Kaynaklanan Alacak Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın zamanaşımı süresi geçtiğinden reddine karar verilmiş olup hükmün davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. K A... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/mal-rejimi-tasfiyesine-iliskin-alacak-davalarinda-10-yillik-zamanasimi-suresi-uygulanir/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">8. Hukuk Dairesi         2016/11087 E.  ,  2020/1161 K.</span></b></p>
<ul>
<li></li>
</ul>
<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8220;İçtihat Metni&#8221;</span></b></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi<br />
DAVA TÜRÜ : Mal Rejiminin Tasfiyesinden Kaynaklanan Alacak</p>
<p>Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın zamanaşımı süresi geçtiğinden reddine karar verilmiş olup hükmün davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.</p>
<p>K A R A R</p>
<p>Davacı &#8230;, evlilik birliği içerisinde davalı erkek adına edinilen iki adet taşınmaz bulunduğunu açıklayarak, mal rejiminin tasfiyesi ve tespit edilecek alacağın faiziyle davalıdan tahsilini talep etmiş, dava değeri fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 6.500,00 TL olarak bildirilmiştir.<br />
Davalı &#8230; vekili, 1 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, dava konusu taşınmazların edinilmesinde davacının katkısının bulunmadığını ileri sürerek, davanın reddini savunmuştur.<br />
Mahkemece, taraflar arasındaki boşanma davasının 07.10.2008 tarihinde açıldığı, 12.02.2013 tarihinde boşanma kararının kesinleştiği, talebe konu mal varlıklarının taraflar arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 2008 yılında satın alındığı, sürelerin TMK hükümlerine göre belirleneceği, davalı vekilince cevap dilekçesinde, süresi içinde zamanaşımı def&#8217;inde bulunulduğu, TMK&#8217;nin 178 maddesinde düzenlenen bir yıllık zamanaşımı süresinin davanın açıldığı 06.03.2015 tarihi ile dolmuş olduğu gerekçesiyle, davacının davasının zamanaşımı nedeni ile reddine karar verilmiştir. Hüküm, süresi içerisinde davacı tarafından temyiz edilmiştir.<br />
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu&#8217;nda mal rejiminin tasfiyesi davaları için her hangi bir zamanaşımı süresi düzenlemesi getirilmemiştir. Bu gibi durumlarda TMK’nin 5. maddesi yollamasıyla 6098 sayılı TBK uygulanmalıdır. Zira; TBK&#8217;nin 646.maddesine göre Borçlar Kanunu, Medeni Kanun&#8217;un tamamlayıcısı olarak kabul edilmiştir. Buna göre, TBK&#8217;nin 146. maddesinde yer alan 10 yıllık zamanaşımı süresi mal rejiminin tasfiyesi davalarında da uygulanmalıdır.<br />
Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu&#8217;nun (17.04.2013 tarihli ve 2013/8-375 Esas, 2013/520 Karar sayılı kararı) ve Dairemizin uygulaması da bu yöndedir. Her ne kadar, Dairemiz önceki uygulamalarında, edinilmiş mallara katılma rejiminin boşanmayla sona ermesi durumunda, TMK&#8217;nin 178. maddesindeki 1 yıllık zamanaşımı süresini kabul etmiş ise de; Yargıtay HGK&#8217;nin yukarıda açıklanan içtihadı doğrultusunda görüş değişikliğine gidilmiştir.<br />
TBK&#8217;nin 149/1. maddesine göre, zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Aynı Kanun&#8217;un 153/3.maddesine göre de, evlilik devam ettiği sürece, eşlerin diğerinden olan alacakları için zamanaşımı işlemeye başlamaz, başlamışsa da durur.<br />
Somut uyuşmazlık incelendiğinde taraflar, 1972 yılında evlenmiş olup, 02.03.2010 tarihinde açılan birleşen boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, 12.02.2013 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. İş bu temyize konu dava ise 06.03.2015 tarihinde açılmıştır. Mahkemece, boşanma kararının kesinleştiği 12.02.2013 tarihinde başlayan 10 yıllık zamanaşımı süresi temyize konu davanın açıldığı tarihe kadar henüz dolmadığından, davanın kaldığı yerden devamı ve uyuşmazlığın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.<br />
SONUÇ: Yukarıda gösterilen nedenlerle davacının yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK&#8217;nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK&#8217;un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 11.02.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Velayeti anneye verilen küçüğe ödenecek iştirak nafakasını babanın ödeme gücü yoksa dededen talep edilebilir.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/velayeti-anneye-verilen-kucuge-odenecek-istirak-nafakasini-babanin-odeme-gucu-yoksa-dededen-talep-edilebilir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Mar 2020 11:32:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy boşanma avukatı]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy uzman avukat]]></category>
		<category><![CDATA[bakma gücünün olmaması]]></category>
		<category><![CDATA[bir üst zümrede yeralan dededen de nafaka istenebilir]]></category>
		<category><![CDATA[nafaka yükümlüsü babanın ölmüş olması]]></category>
		<category><![CDATA[TMK.nun 365.maddesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=5598</guid>

					<description><![CDATA[3. Hukuk Dairesi         2014/20406 E.  ,  2014/17028 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ : İZMİR 17.AİLE MAHKEMESİ TARİHİ : 10/10/2013 NUMARASI : 2013/197-2013/191 Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Y A R G I T A Y K A R A R I Temyiz isteminin süresi... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/velayeti-anneye-verilen-kucuge-odenecek-istirak-nafakasini-babanin-odeme-gucu-yoksa-dededen-talep-edilebilir/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">3. Hukuk Dairesi         2014/20406 E.  ,  2014/17028 K.</span></b></p>
<ul>
<li></li>
</ul>
<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8220;İçtihat Metni&#8221;</span></b></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">MAHKEMESİ : İZMİR 17.AİLE MAHKEMESİ<br />
TARİHİ : 10/10/2013<br />
NUMARASI : 2013/197-2013/191</p>
<p>Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>
<p>Y A R G I T A Y K A R A R I</p>
<p>Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:<br />
Davacı vekili dilekçesinde; müvekkili ile davalılardan C.. G.. K..&#8217;ın boşandıklarını, ancak boşanma davasında velayeti müvekkiline verilen müşterek çocuk M.. C.. için nafaka talep edilmediğini, müşterek çocuğun otizm rahatsızlığı nedeniyle özel okulda eğitim gördüğünü, giderlerinin tamamının müvekkili tarafından karşılandığını, davalı C.. G.. K..&#8217;ın kısıtlanması nedeniyle mal varlığının bulunmadığını, babası olan diğer davalının ise yörenin sayılı işadamlarından olduğunu ileri sürerek; müşterek çocuk için davalı baba C.. G. K.. ve davalı dede A.. K..&#8217;ın aylık 5.000 TL iştirak nafakasını müştereken veya müteselsilen ödemelerine karar verilmesini talep etmiştir.<br />
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; müvekkillerinden A.. K..&#8217;ın, diğer müvekkili C.. G.. K..&#8217;ın vasisi olduğunu, vasinin doğrudan davanın tarafı olamayacağını, bu nedenle müvekkili A.. O.. yönünden husumet itirazında bulunduklarını, esas yönünden ise müvekkili C.. G.. K..&#8217;ın işsiz olup tüm ihtiyaçlarının diğer müvekkili A.. O.. tarafından karşılandığını savunarak, davanın reddini dilemiştir.<br />
Mahkemece; iştirak nafakası yükümlüsü olan davalı C.. G.. K..&#8217;ın kısıtlandığı, bu kişi hakkında açılan davada vasi olan kişinin kanuni temsilci olarak gösterilmesi ve dava ile ilgili tebligatların bu sıfatla ilgiliye karşı yapılması gerektiği, davanın ise kısıtlı nafaka yükümlüsü ve vasinin davalı olarak gösterilmesi suretiyle açıldığı, bu nedenle davalıların pasif husumet ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br />
Dava, velayeti anneye verilmiş olan küçük için nafaka istemine ilişkindir.<br />
TMK.nun 14.maddesi hükmüne göre; kısıtlıların fiil ehliyeti yoktur. Bundan dolayı, kısıtlıların dava ehliyeti de yoktur(HMK. md. 51).<br />
Dava ehliyeti olmayan bir kısıtlıya karşı açılan dava dilekçesinde; davalı olarak kısıtlının, temsilcisi olarak da kanuni temsilcisinin adı, soyadı ve adresi yazılır.<br />
Bu şekilde açılan bir davada, kanuni temsilci taraf değildir. Taraf, kanuni temsilci tarafından temsil edilen kısıtlıdır. Kanuni temsilci ise, taraf olan kısıtlının temsilcisidir.<br />
Öte yandan, TMK.nun 365.maddesi; yardım nafakası davasının, mirasçılıktaki sıra gözönünde tutularak açılacağını hükme bağlamıştır.<br />
Buna göre, nafaka yükümlüsü babanın ölmüş olması veya bakma gücünün olmaması üzerine bir üst zümrede yeralan dededen de nafaka istenebilir.<br />
Bu açıklamalar ışığında dava dilekçesi incelendiğinde, birinci davalı olarak küçüğün babası olan kısıtlı C.. G..&#8217;in gösterildiği, kanuni temsilcisi olarak da vasisi olan A.. O..&#8217;ın adı, soyadı ve adresinin yazıldığı, ikinci davalı olarak ise küçüğün dedesi olan A.. O..&#8217;ın gösterildiği anlaşılmaktadır. Diğer bir anlatımla, davanın TMK.nun 328.maddesi uyarınca davalı C.. G..&#8217;e, TMK.nun 365.maddesi uyarınca ise davalı A..O..&#8217;a yöneltildiği, bu durumda davalı tarafın husumet itirazının yerinde olmadığı açıktır.<br />
O halde mahkemece; davada husumetin doğru kişilere yöneltildiği gözetilerek, işin esasına girilmesi ve uyuşmazlık hakkında bir hüküm tesis edilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile davanın usulden reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.<br />
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden tarafa iadesine, 22.12.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadın, evlilik birliği içerisinde kızlık soyismini kullanabilir.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/kadin-evlilik-birligi-icerisinde-kizlik-soyismini-kullanabilir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jan 2020 14:52:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy boşanma avukatı]]></category>
		<category><![CDATA[evlendiği eşinin soyadını kullanmak zorunda bırakılmak]]></category>
		<category><![CDATA[evli kadına kocasının soyadını taşımanın dayatılması]]></category>
		<category><![CDATA[evli kadının soyadında değişiklik]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin soyadını özel hayat kapsamında]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=5433</guid>

					<description><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu         2014/889 E.  ,  2015/2011 K. EVLİLİK SOYADININ İPTALİ İLE EVLİLİK BİRLİĞİ İÇİNDE KIZLIK SOYADININ KULLANILMASI İSTEMİ KIZLIK SOYADINI KULLANMAK İÇİN HAKLI BİR GEREKÇEYE İHTİYAÇ OLMAMASI EVLİ KADINLARIN KOCALARININ SOYADINI TAŞIMA ZORUNLULUĞIU CİNSİYETE DAYALI FARKLI MUAMELE TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERE İLİŞKİN ULUSLARARASI BİR ANLAŞMA İLE BİR KANUN HÜKMÜNÜN ÇATIŞMASI NÜFUS HİZMETLERİ KANUNU (5490)... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/kadin-evlilik-birligi-icerisinde-kizlik-soyismini-kullanabilir/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">Hukuk Genel Kurulu         2014/889 E.  ,  2015/2011 K.</span></b></p>
<ul>
<li>EVLİLİK SOYADININ İPTALİ İLE EVLİLİK BİRLİĞİ İÇİNDE KIZLIK SOYADININ KULLANILMASI İSTEMİ</li>
<li>KIZLIK SOYADINI KULLANMAK İÇİN HAKLI BİR GEREKÇEYE İHTİYAÇ OLMAMASI</li>
<li>EVLİ KADINLARIN KOCALARININ SOYADINI TAŞIMA ZORUNLULUĞIU</li>
<li>CİNSİYETE DAYALI FARKLI MUAMELE</li>
<li>TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERE İLİŞKİN ULUSLARARASI BİR ANLAŞMA İLE BİR KANUN HÜKMÜNÜN ÇATIŞMASI</li>
</ul>
<ul>
<li>NÜFUS HİZMETLERİ KANUNU (5490) Madde 37</li>
<li>TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 187</li>
<li>1982 ANAYASASI (2709) Madde 10</li>
<li>1982 ANAYASASI (2709) Madde 90</li>
<li>1982 ANAYASASI (2709) Madde 17</li>
</ul>
<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8220;İçtihat Metni&#8221;</span></b></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">Taraflar arasındaki “kızlık soyadının kullanılması” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 11. Aile Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 12.05.2011 gün ve 2011/59 E. 2011/656 K. sayılı kararın incelenmesi davalı Nüfus Müdürlüğü Temsilcisi tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 21.02.2013 gün ve 2012/2319 E. 2013/4523 K. sayılı ilamıyla;<br />
(&#8230;Davacı, evlenmekle yasa gereği kocasının soyadını almıştır. Kocasının soyadı önünde evlenmeden önceki soyadını da kullanmaktadır. Mahkemece; davacının evlenmekle aldığı kocasının soyadının iptaline, kızlık soyadını kullanmasına izin verilmesine karar verilmiş, hükmü nüfus idaresi temyiz etmiştir. Verilen karar, evlenen kadının soyadı ile ilgili olduğuna göre, işin aile mahkemelerinin görevine girdiği kabul edilmiş ve karar aile kütüklerinde değişiklik sonucunu hasıl edeceğinden nüfus idaresinin kararı temyiz yetkisinin bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır (5490 s. NHK. m. 37).<br />
Mahkemece verilen karar, evli kadının soyadında değişikliğe ilişkindir. Evli kadının soyadı, kocasına bağlı olarak değişebilir. Kocasının soyadında bir değişiklik olmadıkça evlenen kadın kocasının soyadını taşımak zorundadır. Yasal düzenleme böyledir (TMK. m. 187). Evlilik boşanma veya iptal kararıyla sona ermedikçe evli kadının yalnızca evlenmeden önceki soyadını kullanması yasal olarak mümkün bulunmamaktadır. Anayasanın 10. maddesinde 5170 sayılı yasayla ve 41. maddesinde 4709 sayılı yasayla yapılan değişikliklere rağmen Anayasa Mahkemesi, Türk Medeni Kanununun 187. maddesinde yer alan düzenlemeyi Anayasa&#8217;ya aykırı görmemiş, bu hükmün iptali için yapılan itiraz başvurusunu 10.03.2011 tarihli 2009/85 esas, 2011/49 karar sayılı kararıyla reddetmiştir (21.10.2011 tarihli 28091 sayılı Resmi Gazete). Anayasa Mahkemesi kararları, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar (Anayasa m. 153/son). Yasa hükmü yürürlükte bulundukça mahkemenin yasal düzenlemeye aykırı düşecek şekilde karar tesis etmesi olanağı yoktur. Anayasanın 90. maddesine 5170 sayılı yasayla ilave edilen, milletlerarası anlaşma hükümlerinin esas alınacağına ilişkin düzenleme &#8220;temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hüküm içermesi&#8221; hali için geçerlidir. Türkiye&#8217;nin taraf olduğu temel hak ve özgürlüklere ilişkin başta İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ile temel hak ve özgürlükleri düzenleyen diğer sözleşmelerde, evli kadının &#8220;evlenmeden önceki soyadını muhafaza edeceğine&#8221; ilişkin açık bir hüküm ve düzenleme bulunmamaktadır. Başka bir ifade ile &#8220;aynı konuda farklı hüküm&#8221; söz konusu değildir. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi &#8220;Tekeli-Türkiye&#8221; kararında kişinin soyadını, özel hayatın kapsamında kabul etmiş, Türk Medeni Kanununun 187. maddesindeki düzenlemenin &#8220;evli kadına kocasının soyadını taşımayı dayattığını, bunun da soyadını seçme ve evlenmeden önceki soyadını muhafaza etme hakkını ortadan kaldırdığını&#8221; belirterek, yasal düzenlemenin Sözleşmenin 8. maddesinde düzenlenen &#8220;özel hayata&#8221; müdahale oluşturduğunu kabul ederek ihlal kararı vermiştir. Burada ihlale yol açan, ulusal mahkemelerin uygulaması veya yasa hükmünü yorum tarzı değil, yasal düzenlemenin bizatihi kendisidir. Bu düzenleme değiştirilmedikçe mahkemeler yasaya uygun karar vermekle yükümlüdür. Bu bakımdan, yerel mahkemenin olayda uygulanma olanağı bulunmayan Anayasa&#8217;nın 90/son maddesinden hareketle ulaştığı sonuç, doğru olmadığı gibi, Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılık etkisini de bertaraf edici niteliktedir. Böyle bir yaklaşım &#8220;yürürlükte olan yasa hükmüne aykırı kararlar verilmesi&#8221; sonucunu hasıl eder. Bu ise Türk Medeni Kanununun benimsediği aile birliğinin ve bütünlüğünün kocanın soyadı üzerinden devamına ilişkin genel prensibi ve kamu düzenini bozar. Öyleyse davanın reddine karar verilmelidir. Açıklanan hususlar gözetilmeksizin yasal olmayan gerekçelerle yazılı şekilde karar verilmesi doğru bulunmamıştır&#8230;)<br />
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.</p>
<p>TEMYİZ EDEN: Davalı Nüfus Müdürlüğü Temsilcisi</p>
<p>HUKUK GENEL KURULU KARARI</p>
<p>Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:<br />
Dava, evlilik soyadının iptali ile evlilik birliği içinde kızlık soyadının kullanılması istemine ilişkindir.<br />
Davacı H.. Y.. vekili 13/01/2011 harç tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin araştırma görevlisi olarak “Yılmaz” soyismi ile birçok akademik eseri bulunduğunu, aynı zamanda uluslararası gemilerde üçüncü kaptan olarak görev yapan müvekkilinin uluslararası limanlardan “Yılmaz” soyismi ile defalarca giriş çıkış yaptığını, tüm bu başarılarının yanı sıra müvekkilinin kadın olarak soyadı gibi kişiye sıkı sıkıya bağlı devredilmez bir kişilik hakkının kullanım hakkını haiz olduğunu, evlendiği eşinin soyadını kullanmak zorunda bırakıldığını, çoğu Avrupa ülkesinde eşitlikçi bir yaklaşımla bu sorunun aşıldığını, kadın kendi soyadını eşinin soyadına bağımlı olmaksızın evlendikten sonra da koruyabildiği gibi kendi soyadını eşine de çocuklarına da verebildiğini hatta aile adı olarak da kullanabildiğini iddia ederek müvekkilinin evlenmekle edindiği “Yüksekyıldız” soyadının iptali ile sadece kızlık soyadı olan “Yılmaz” soyismini kullanmasına karar verilmesini istemiştir.<br />
Davalı N.. M.. cevap vermemiştir.<br />
Dahili davalı E.. Y.. 18.04.2011 tarihli cevap dilekçesinde “davanın kişilik hakkının korunmasına yönelik ve haklı bir dava olduğunu kabul ediyorum” şeklinde beyanda bulunmuştur.<br />
Mahkemece istem kabul edilmiş, davalı Nüfus Müdürlüğü temsilcisinin temyiz istemi üzerine, Özel Dairece yukarıda açıklanan nedenlerle karar bozulmuştur. Mahkemece önceki gerekçeler tekrar edilerek ilk kararda direnilmiştir. Direnme kararı davalı temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.<br />
Uyuşmazlık, AİHS karşısında Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcı olup olmadığı; varılacak sonuca göre TMK 187 madde hükmüne rağmen kadının evlilik birliği içinde sadece kendi soyadını kullanıp kullanamayacağı noktasında toplanmaktadır.<br />
1982 Anayasasının 90. maddesinin son fıkrasında; “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır” hükmü yer almaktadır. Bu durumda mahkemelerin önlerine gelen uyuşmazlıklarda, usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar ile iç hukukun birlikte yorumlanması ve uygulanması gerekmektedir.<br />
Hal böyle olunca, uyuşmazlığa ilişkin yasa hükümleri ve Türkiye Cumhuriyetinin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna göre oluşan içtihatlar ile diğer uluslar arası sözleşmelerin incelenmesi gerekmektedir.<br />
İşin esasının incelenmesine geçilmeden önce kadının evlilik birliği içinde sadece kızlık soyismini kullanmasına dair Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler ve Türkiye Cumhuriyeti’ndeki süreç hakkında kısaca bilgi verilmesi gereklidir.<br />
A. AVRUPA BİRLİĞİ<br />
Bakanlar Komitesi, medeni hukukta eşlerin eşitliğine dair 27 Ekim 1978 tarihli, (78) 37 sayılı Karar ve cinsiyet ayrımcılığına karşı yasal korumaya dair 5 Şubat 1985 tarihli, 2 sayılı Tavsiye kararlarında, bazı biçimlerdeki, cinsiyet ayrımcılığının bazı ülkelerin mevzuat ve uygulamalarında halen yer aldığına dikkat çekmiş ve bu ülkeleri soyadı seçimi ve ebeveynlerin isimlerinin çocuklarına geçmesi konularındaki bu tür tüm ayrımcılıkları ortadan kaldırmaya çağırmış ve bir takım tavsiyelerde bulunmuş, ayrımcılığa karşı etkili hukuki çareler ve müeyyideler uygulanmasını istemiştir.<br />
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi kadınla erkek arasında soyadı seçimi ve ebeveynlerin isimlerinin çocuğa geçmesi gibi konulardaki ayrımcılığa ilişkin 28 Nisan 1995 tarihli ve 1271 (1995) sayılı Tavsiye Kararında, Bakanlar Komitesi&#8217;nin cinsiyete dayalı ayrıma izin veren üye ülkeleri belirleyerek bu ülkelerden, başka noktaların yanı sıra &#8220;evlilikte ortak bir soyadının seçiminde eşler arasında tam bir eşitlik sağlanması&#8221; için gereken önlemleri almalarını istemesini tavsiye etmiştir.<br />
Bakanlar Komitesi, 3 Nisan 1996 tarihinde tavsiye kararını üye ülkelerin Hükümetlerine ayrıca durumu ayrıntılı olarak inceleyerek makul bir zaman içerisinde alınması gereken önlemler konusunda önerilerde bulunmaları için Avrupa Yasal İşbirliği Komitesi (CDCJ) ile Kadın-Erkek Eşitliği Yürütme Komitesi&#8217;ne (CDEG) bildirmiştir. Komite, çoğu ülkeler soyadına ilişkin ayrımcılığı ortadan kaldırmış olsa da bazı ülkelerin kararı uygulama biçimini yetersiz bulmuştur.<br />
Bunun üzerine Avrupa Yasal İşbirliği Komitesi sorunu yeniden incelemiştir. 1995&#8217;te bazı Devletlerin kararda yer alan, aralarında evli çiftlerin ortak adına ilişkin şartların da bulunduğu bazı koşullara uymadığını belirtmiş ve bu ülkelerden bu konudaki yasaların gözden geçirmelerini talep etmiştir. Aynı zamanda komite, bu ülkeleri Kadınlara Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılmasına ilişkin Sözleşme&#8217;nin 16. maddesinin l. (g) bendinde belirtilen ilkeleri uygulamaya koymaları ve bu hükme koydukları çekinceleri kaldırmaları konusunda teşvik etmiştir.<br />
1999 yılında Bakanlar Komitesi&#8217;ne gönderdiği görüş taslağında CDCJ, birçok Devletin bu alandaki iç hukuk hükümlerini kısa süre önce değiştirdiğini ancak diğerlerinin henüz bunu yapmadığını tespit etmiş, adet ve yerel gelenek çeşitliliğine saygı duyulmasının gerektiğini ve tek bir sistem kabul etmenin gerekli olmadığını bildirmiş, soyadı konusunda kadınlar aleyhine ayrımcılık yapan hükümler bulunan Devletlerin bu ayrımcılığı ortadan kaldırmak için gerekli önlemleri almaları gerektiğini ifade etmiştir.<br />
Nitekim AİHM, Ünal Tekeli/Türkiye, (B. No: 29865/96, 16/11/2004), Leventoğlu Abdulkadiroğlu/Türkiye, (B. No: 7971/07, 28/5/2013), Tuncer Güneş/Türkiye, (B. No: 26268/08, 3/10/2013) ve Tanbay Tüten/Türkiye, (B. No:38249/09, 10/12/2013) kararlarında cinsiyete dayalı farklı muameleleri AİHS 14. Madde kapsamında aynı Sözleşmesinin 8. maddesine aykırı bulmuştur.<br />
B. Birleşmiş Milletler<br />
Birleşmiş Milletler Genel Meclisi tarafından 19 Aralık 1966&#8217;da kabul edilen Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi&#8217;nin 3. maddesine göre Taraf Devletler, Sözleşmede yer alan bütün kişisel ve siyasal hakların kullanılmasında eşit haklar sağlamayı taahhüt etmiştir. Avrupa Konseyi&#8217;nin birçok üyesi tarafından onaylanmış bu sözleşmeyi Türkiye, 15 Ağustos 2000 tarihinde imzalamış ancak henüz onaylanmamıştır. Sözleşmenin 23. maddesinin 4. bendi, Taraf Devletleri, kadınla erkek arasında, eşlerin kendi soyadlarını kullanabilme ya da yeni soyadının seçimi konusunda ortak karar alma hakkı da dahil hiçbir ayrımcılık olmamasını sağlamakla yükümlü kılmıştır.<br />
3 Eylül 1981 tarihinde yürürlüğe giren ve 24.7.1985 tarihinde Türkiye tarafından onaylanan Kadınlara Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılmasına ilişkin Sözleşme&#8217;nin 16. maddesinin (g) bendinde “aile adı, meslek ve iş seçimi dahil her iki eş (kadın-erkek) için geçerli, eşit kişisel haklar;&#8221; sağlama yükümlülüğü getirmiştir. Avrupa Konseyi&#8217;nin Türkiye de dahil birçok ülkesi bu sözleşmeyi onaylamıştır. Türkiye, 19 Ocak 1996&#8217;da sözleşmeyi onaylarken Medeni Kanun&#8217;un aile ilişkilerini düzenleyen bazı hükümlerinin, Sözleşme&#8217;nin 15. ve 16. maddeleriyle uyumlu olmayabileceğine yönelik bir çekince koymuş ise de 20 Eylül 1999 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti bu çekincesini kaldırmıştır.<br />
C. Ülkemize gelince;<br />
Mülga 743 sayılı Medeni Kanunun 153. maddesinde kadının, kocanın aile ismini taşıyacağı düzenlenmiş, 14 Mayıs 1997&#8217;de Medeni Kanun&#8217;un 153. maddesinin değiştirilmesinden sonra evli kadınların kızlık soyadlarını evlilikten sonraki soyadlarının önünde kullanabileceği kabul edilmişti.<br />
22 Kasım 2001 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı TMK ile ailenin temsilinde, ekonomik etkinliklerde ve aileyi ve çocukları etkileyen kararların alınmasında kadını erkekle eşit bir konuma getirmiş, diğer bazı yeniliklerin yanı sıra erkeğin aile reisi olarak kabul edilmesinden vazgeçilmiştir. Erkek de kadın da aileyi temsil gücüne kavuşmuştur.<br />
Ne var ki Medeni Kanun&#8217;un 2001&#8217;de yürürlüğe girmesine rağmen, evlilikten sonraki aile ismine yönelik, kadınları kocalarının ismini almaya zorlayan hükümler değişmeden kalmıştır.<br />
Yukarıda belirtilen ve Türkiye Cumhuriyetinin de taraf olduğu uluslararası sözleşmelere rağmen gerekli düzenleme yapılmamış, AİHM’nin ve Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru sonucunda verdiği ihlal kararları ile evlilik birliği için kadının sadece kendi soyismini kullanmasına imkan tanınmıştır.<br />
İşin esasına gelince;<br />
AİHS’nin &#8220;Özel ve aile hayatına saygı hakkı&#8221; kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:<br />
&#8220;(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.<br />
(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.&#8221; düzenlemesini içermektedir.<br />
Özel yaşama saygı hakkı alt kategorisinde geçen &#8220;özel yaşam&#8221; kavramı AİHM tarafından oldukça geniş yorumlanmakta ve bu kavrama ilişkin tüketici bir tanım yapmaktan özellikle kaçınılmaktadır.<br />
Kişinin bireyselliğinin, yani bir kişiyi diğerlerinden ayıran ve onu bireyselleştiren niteliklerin hukuken tanınması ve bu unsurların güvence altına alınması son derece önemlidir. Birçok uluslararası insan hakları belgesinde &#8220;kişiliğin serbestçe geliştirilmesi&#8221; kavramına yer verilmekle beraber, Sözleşme kapsamında bu kavrama açıkça işaret edilmediği görülmektedir.<br />
Bununla birlikte, Sözleşme&#8217;nin denetim organlarının içtihatlarında, &#8220;bireyin kişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi&#8221; kavramının, özel yaşama saygı hakkının kapsamının belirlenmesinde temel alındığı anlaşılmaktadır. Özel yaşamın korunması hakkının sadece mahremiyet hakkına indirgenemeyeceği gerçeği karşısında, kişiliğin serbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuksal çıkar bu hakkın kapsamına dâhil edilmiştir. Bu kapsamda dış dünya ile ilişki kurma noktasında son derece önemli olan isim hakkı da, Sözleşme denetim organları tarafından ön ad ve soyadını kapsayacak şekilde maddenin güvence alanı içinde yorumlanmıştır.<br />
AİHM, Sözleşmenin 8. maddesinin ad ve soyadı konusunda açık bir hüküm içermediğini belirtmekle beraber, kişinin kimliğinin ve aile bağlarının belirlenmesinde kullanılan bir araç olması nedeniyle, soyadı, mesleki bağlamın yanı sıra, bireylerin özel ve aile yaşamında diğer insanlarla sosyal, kültürel ya da diğer türden ilişkiler kurabilmesi için önemli olup, onları dış dünyaya tanıtma fonksiyonunu üstlendiği, belirli bir dereceye kadar diğer kişilerle ilişki kurmayı da içeren özel yaşama ve aile yaşamına saygı hakkıyla ilgili olduğunu ve bir kamu hukuku konusu olarak toplumun ve Devletin adların düzenlenmesi konusuyla ilgilenmesinin bu unsuru özel hayat ve aile hayatı kavramlarından uzaklaştırmayacağını kabul etmektedir. Bu kapsamda, soyadı değiştirme ile çocuğun ve kadının soyadı bağlamında AİHM içtihatlarına konu edildiği görülen soyadının da Sözleşme&#8217;nin 8. maddesinin koruma alanında olduğu anlaşılmaktadır.   (Burghartz/İsviçre, B.No: 16213/90, 22/2/1994, § 24;  Stjerna/ Finlandiya, B.No: 18131/91, 25/11/1994, § 37;Niemietz/Almanya, B.No: 13710/88, 16/12/1992, § 29).<br />
1982 Anayasasına gelince; Anayasa&#8217;nın &#8220;Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı&#8221; kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:<br />
&#8220;Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.&#8221;<br />
Belirtilen fıkraya göre, herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmekte olup, bu düzenlemede yer verilen maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı, Sözleşme&#8217;nin 8. maddesi çerçevesinde özel yaşama saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinsel bütünlük hakkı ile, bireyin kendisini gerçekleştirme ve kendisine ilişkin kararlar alabilme hakkına karşılık gelmektedir. Bireyin yaşamıyla özdeşleşen ve kişiliğinin ayrılmaz bir unsuru haline gelen, birey olarak kimliğin belirlenmesinde en önemli unsurlardan biri ve vazgeçilmez, devredilmez, kişiye sıkı surette bağlı bir kişilik hakkı olan soyadının da kişinin manevi varlığı kapsamında olduğu açıktır. Nitekim Anayasa Mahkemesi 30.03.2012 gün ve E.2011/34, K.2012/48, 10.03.2011 gün ve E.2009/85, K.2011/49, sayılı kararı ile isim hakkı Anayasa’nın 17 maddesi kapsamında değerlendirilmiştir.</p>
<p>AİHS’nin &#8220;Ayrımcılık &#8221; kenar başlıklı 14. maddesi ise;<br />
“Bu Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzere herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin sağlanmalıdır.”<br />
hükmünü içermektedir.<br />
Sözleşmenin 14. maddesi, diğer bağımsız maddeler tarafından güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin kullanılmasında ayrımcılığa karşı koruma sağlamaktadır. Ancak her farklı muamele bu maddeye aykırı olmayabilir. Eşdeğer ya da benzer bir konumdaki başka insanlara imtiyazlı muamele yapıldığının ve bu farkın ayrımcılık teşkil ettiğinin kanıtlanması gereklidir ( National &amp; Provincial Building Society, Leeds Permenant Building Society ve Yorkshire Building Society/lngiltere, 23 Ekim 1997 tarihli karar, Hüküm ve Karar Raporları 1997-VII, § 88).<br />
AİHM&#8217;nin içtihatlarına göre, bir farklı muamelenin 14. maddeye aykırı olması için nesnel ve makul bir nedeninin olmaması gereklidir. Böyle bir nedenin varlığı demokratik toplumlarda normalde geçerli olan ilkelere göre değerlendirilir. AİHS&#8217;nin belirlediği bir hakkın kullanımındaki farklı bir muamelenin meşru bir amacı olması da yeterli değildir: &#8220;kullanılan yöntem ile gerçekleştirilmesi istenilen amaç arasında makul bir oransal bağ olmadığı&#8221; kanıtlandığında da 14. maddenin ihlal edildiği kabul edilir ( Petrovic/Avusturya, 27 Mart 1998 tarihli karar, Hüküm ve Karar Raporları 1998-H, § 30 ve Lithgov/ ve Diğerleri/İngiltere, 8 Temmuz 1986 tarihli karar, Seri A sayı 102, § 177).<br />
Başka bir deyişle ayrımcılık kavramı, genellikle, AİHS&#8217;nin daha iyi muameleyi gerekli kılmadığı durumlarda da dahil, geçerli bir neden olmadan bir kişi ya da gruba diğerlerinden daha kötü bir muamelede bulunmayı kapsar ( Abdülazîz, Cabales ve balkandalı/İngiltere, 28 Mayıs 1985 tarihli karar, Seri A sayı 94, § 82).<br />
Burada şunun ifade edilmesi gereklidir ki; 14. madde, temelde farklı olgusal durumların nesnel bir şekilde değerlendirilmesine dayanan; kamu çıkarlarına bağlı oldukları için topluluğun çıkarlarının korunması ile AİHS&#8217;nin güvence altına aldığı hak ve özgürlüklere saygı gösterilmesi arasında adil bir denge kuran farklı muameleleri yasaklamamaktadır ( GMB ve K.M./İsviçre (karar), sayı 36797/97,27 Eylül 2001). Bu nedenle taraf Devletler, benzer durumlar arasındaki küçük farklılıkların hangi durumlarda yasalarda farklı muameleyi gerekli kıldığını belirlemede bir dereceye kadar takdir hakkına sahiptir. Bu hakkın kapsamı durumlara, konuya ve konunun geçmişine göre değişebilir (Rasmussen/Danimarka, 28 Kasım 1984 tarihli karar, Seri A sayı 87, § 40 ve Inze/Avusturya 28 Ekim 1987 tarihli karar, Seri A sayı 126, § 41). Ancak, yalnızca cinsiyete dayalı bir farklı muamelenin AİHS&#8217;ye uygun olduğunun kabul edilebilmesi için çok geçerli nedenler sunulması gereklidir (Schuler-Zgraggen/İsviçre, 24 Haziran 1993 tarihli karar, Seri A sayı 263, § 67).<br />
Somut olayda; davacının iddiası, evli erkeklerin evlenmeden önceki soyadlarını kullanabilmelerine karşın evli kadınların evlendikten sonra yalnızca kızlık soyadlarını kullanamamaları hakkındadır. Bu durumun, benzer konumdaki kişiler arasında cinsiyete dayalı &#8220;farklı muamele&#8221; teşkil ettiği şüphesizdir. Hemen ifade edilmelidir ki; farklı muameleyi haklı çıkartacak ikna edici gerekçeler gösterilmediği müddetçe 14. maddenin ilkesel olarak, erkek ve kadına eşit şekilde uygulanmasını zorunludur.<br />
Hukuk Genel Kurulunca, kızlık soyisminin kullanılmasının aile birliğinin sağlanmasında olumsuz etkisi olacağı savunmasına karşı, aile birliğinin sağlanmasında ortak bir soyadın kullanılmasının etkisinin bulunmadığı kabul edilmiş, ortak soyadın bu konuya geleneksel yaklaşım dışında bir katkısının bulunmadığı ortak bir aile ismi ile aile birliğinin yansıtılmaması halinde, evli çiftlerin ve/veya üçüncü tarafların somut ya da önemli bir sorun ile karşılaşmayacağı, nüfus hizmetlerinin yürütülmesinde çıkabilecek bir takım aksaklıların da teknik düzenlemeler ile aşılabileceği kabul edilmiştir .<br />
Ayrıca Hukuk Genel Kurulunca, evli kadınların aile birliği adına kocalarının soyadını taşımak zorunda bırakılmalarının -önüne kendi kızlık soyadlarını ekleyebilseler de- nesnel ve makul bir nedeni olmadığını kabul edilmiştir.<br />
Hukuk Genel Kurulu, geleneksel kocanın soyadına dayalı aile ismi sisteminden, evli çiftlerin kendi soyadlarını kullanabilmelerine izin veren başka bir sisteme geçişin doğum, evlilik ve ölüm kayıtlarının tutulması konusunda yaratacağı sorunların önemini göz ardı etmemiştir. Ancak bireylerin seçtikleri isme göre, saygınlık ve itibarla yaşamalarını sağlamak için toplumdan bir miktar sıkıntı çekmesini beklemek de makul olacaktır (Mutatis mutandis, Christine Goodwin/lngiltere [GC], sayı 28957/95, § 91, AİHM 2002-VI).<br />
Bu nedenle yukarıda belirtilen ve ülkemizin de taraf olduğu uluslararası metinlerde aralarında soyadı seçiminin de bulunduğu birçok konuda cinsiyete dayalı ayrımcılığı yok etme yükümlülüğü dikkate alındığında aile birliğini ortak bir aile ismi aracılığıyla yansıtma amacı, cinsiyete dayalı farklı muamele için yeterli bir gerekçe oluşturmamaktadır. Dolayısıyla, sözkonusu farklı muamele 8. maddeyle beraber düşünüldüğünde 14. maddeye aykırı olduğu açıktır.<br />
Görüşmeler sırasında tartışılan bir diğer mesele de şu olmuştur: Anayasa Mahkemesi önüne iptal istem ile götürülen ancak iptal edilmeyen TMK 187 maddesinin yürürlükte olduğu dikkate alındığında, yürürlükte olan bir maddenin Anayasa’nın 17, AİHS’nin 8 ve 14. maddeleri karşısında uygulanmasının gerekip gerekmediği tartışma konusu olmuş, yapılan görüşme sonunda şu sonuca varılmıştır.<br />
Anayasa’nın 90. maddesine göre usulüne uygun olarak yürürlüğe konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası antlaşmalarda yer alan düzenlemelerin kanun hükmünde olduğu belirtilerek, 7/5/2004 tarihinde yapılan değişiklikle fıkraya eklenen son cümle ile, hukukumuzda kanunlar ile temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası antlaşmalar arasında bir çeşit hiyerarşi ihdas edilmiş ve aralarında uyuşmazlık bulunması halinde antlaşmalara öncelik tanınacağı hüküm altına alınmıştır. Bu düzenleme uyarınca, temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası bir antlaşma ile bir kanun hükmünün çatışması halinde, uluslararası antlaşma hükmünün öncelikle uygulanması gerekir. Bu durumda başta yargı mercileri olmak üzere, birbiriyle çatışan temel hak ve özürlüklere ilişkin bir uluslararası antlaşma hükmü ile bir kanun hükmünü önlerindeki olaya uygulamak durumunda olan uygulayıcıların, kanunu gözardı ederek uluslararası antlaşmayı uygulama yükümlülükleri vardır.<br />
Belirtilen düzenleme uyarınca, uluslararası insan hakları hukukunun temel belgelerinden olan ve Türkiye&#8217;nin usulüne uygun olarak onaylayıp taraf olduğu Sözleşme iç hukukta doğrudan uygulanma kabiliyetini haizdir. Sözleşme&#8217;nin 8. maddesi özel hayata ve aile hayatına saygıyı ifade ederken, 14. maddesi cinsiyete dayalı ayrımcılığı yasaklamaktadır. AİHM&#8217;in, kişinin soyadını özel hayat kapsamında değerlendirerek evli kadının kocasının soyadını kullanma zorunluluğunu özel hayata müdahale olarak kabul ettiği birçok kararında, soyadı kullanımı ile ilgili başvurular, Sözleşme&#8217;nin 8. maddesinde yer alan &#8220;özel hayatın ve aile hayatının korunması&#8221; ilkesi kapsamında incelenmiş ve kadının evlendikten sonra yalnızca evlilik öncesi soyadını kullanmasına ulusal mercilerce izin verilmemesinin, Sözleşmenin özel hayatın gizliliğini öngören 8. maddesiyle bağlantılı olarak, ayrımcılığı yasaklayan 14. maddesine aykırı olduğu sonucuna varılmıştır (Ünal Tekeli/Türkiye, B. No: 29865/96, 16/11/2004; Leventoğlu Abdulkadiroğlu/Türkiye, B. No: 7971/07, 28/5/2013;Tuncer Güneş/Türkiye, B. No: 26268/08, 3/10/2013; Tanbay Tüten/Türkiye, B. No:38249/09, 10/12/2013).<br />
Anayasa&#8217;nın 90. maddenin beşinci fıkrası uyarınca, sözleşmeler hukuk sistemimizin bir parçası olup, kanunlar gibi uygulanma özelliğine sahiptir. Yine aynı fıkraya göre, uygulamada bir kanun hükmü ile temel hak ve özgürlüklere ilişkin olan sözleşme hükümleri arasında bir uyuşmazlığın bulunması halinde, sözleşme hükümlerinin esas alınması zorunludur. Bu kural bir zımni ilga kuralı olup, temel hak ve özgürlüklere ilişkin sözleşme hükümleriyle çatışan kanun hükümlerinin uygulanma kabiliyetini ortadan kaldırmaktadır.<br />
Direnmeye konu yargılama kapsamında verilen kararın 4721 sayılı Kanun&#8217;un 187. maddesine dayanarak verildiği anlaşılmaktadır. Ancak, yukarıda yer verilen tespitler ışığında ilgili Kanun hükmünün sözü edilen Sözleşme hükümleri ile çatıştığı görülmektedir. Bu durumda, uyuşmazlığı karara bağlayan ilk derece Mahkemelerinin, AİHS ve diğer uluslararası insan hakları antlaşmaları ile çatışan 4721 sayılı Kanun&#8217;un 187. maddesini kararlarına esas almayarak, başvuru konusu uyuşmazlık açısından Anayasa&#8217;nın 90. maddesi uyarınca uygulanması gereken uluslararası sözleşme hükümlerini dikkate alması gerektiği sonucuna varılmaktadır.<br />
Somut olaya gelince: sebep önemli olmaksızın davacı evlilik birliği içinde sadece kızlık soyismini kullanmak istemektedir. Kızlık soyisminin kullanmak istemek için haklı bir gerekçenin bulunmasına ihtiyaç bulunmamaktadır. Bu hak AİHS 8 ve Anayasanın 17. maddeleri kapsamında bir insan hakkıdır ve cinsiyete dayalı olarak bir ayrıma tabi tutulmaksızın erkek ve kadın arasında eşit şekilde uygulanmalıdır. Aksi durum AİHS’nin 14. maddesine aykırılık teşkil edecektir.<br />
Yukarıda açıklanan nedenlerle yerel mahkeme kararı usul ve yasaya uygun olup, onanmalıdır.<br />
S O N U Ç: Davalı Nüfus Müdürlüğü temsilcisinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan gerekçelerle ONANMASINA, 30.09.2015 gününde oyçokluğu ile karar verildi.</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Boşanma ile velayet anneye verilmişse, annenin vefatı durumunda velayet kendiliğinden babaya geçmez.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/bosanma-ile-velayet-anneye-verilmisse-annenin-vefati-durumunda-velayet-kendiliginden-babaya-gecmez/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Jan 2020 12:31:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[Annenin ölümü]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy boşanma avukatı]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy uzman avukat]]></category>
		<category><![CDATA[Boşanma]]></category>
		<category><![CDATA[velayet]]></category>
		<category><![CDATA[velayetin kendiliğinden babaya geçmemesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=5425</guid>

					<description><![CDATA[1. Hukuk Dairesi         2018/5548 E.  ,  2019/618 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki davadan dolayı &#8230; 4. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 18.06.2015 gün ve 2013/49 Esas, 2015/145 Karar sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili, davalı Yunuz ve davalı &#8230; vekilleri tarafından istenilmiş olmakla, dosya tetkik olunarak gereği düşünüldü. -KARAR- Temyiz incelemesine esas... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/bosanma-ile-velayet-anneye-verilmisse-annenin-vefati-durumunda-velayet-kendiliginden-babaya-gecmez/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">1. Hukuk Dairesi         2018/5548 E.  ,  2019/618 K.</span></b></p>
<ul>
<li></li>
</ul>
<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8220;İçtihat Metni&#8221;</span></b></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ</p>
<p>Taraflar arasındaki davadan dolayı &#8230; 4. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 18.06.2015 gün ve 2013/49 Esas, 2015/145 Karar sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili, davalı Yunuz ve davalı &#8230; vekilleri tarafından istenilmiş olmakla, dosya tetkik olunarak gereği düşünüldü.</p>
<p>-KARAR-</p>
<p>Temyiz incelemesine esas olmak üzere;<br />
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak reşit olmayan &#8230;’ye velayeten babası Mustafa Gönüllü tarafından açılmış olup, &#8230; 7. Aile Mahkemesinin 2008/1570 Esas, 2009/1571 Karar sayılı kararı ile davacının anne ve babasının boşanmalarına, velayetinin ise mirasbırakan anneye verilmesine karar verilmiştir. Annenin ölümü üzerine velayet hakkının kendiliğinden babaya geçmeyeceği, mahkeme kararına ihtiyaç duyulduğu açıktır.<br />
Ne var ki, davacı bu arada reşit olduğundan, davayı vekil sıfatıyla sürdüren Av. &#8230;’ye bizzat davacı tarafından verilmiş bir vekaletname olup olmadığı sorularak varsa buna ilişkin vekaletnamenin bir suretinin temin edilerek evrak arasına alınması ya da davacının eldeki davaya muvafakat edip etmediğinin sorulması ve buna ilişkin düzenlenecek tutanağın evraka eklenmesi, geri çevirmeye konu hususun eksiksiz yerine getirilip getirilmediği mahkeme hakimince denetlendikten sonra gönderilmesi için dosyanın yerel mahkemesine GERİ ÇEVRİLMESİNE, 04.02.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.<br />
</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyal medya hesaplarında yapılan paylaşımların,ancak hesabın sahibi veya aynı paylaşım ortamında bulunan kişilerce delil olarak kullanılabilir.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/sosyal-medya-hesaplarinda-yapilan-paylasimlarinancak-hesabin-sahibi-veya-ayni-paylasim-ortaminda-bulunan-kisilerce-delil-olarak-kullanilabilir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Nov 2019 12:13:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy boşanma avukatı]]></category>
		<category><![CDATA[hukuka aykırı delil]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya hesaplarında yapılan paylaşımlar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Medeni Kanunun 176.maddesi]]></category>
		<category><![CDATA[uzman avukat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=5305</guid>

					<description><![CDATA[3. Hukuk Dairesi         2016/14742 E.  ,  2017/2577 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ :AİLE MAHKEMESİ Taraflar arasında birleştirilerek görülen nafaka davalarının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, nafakanın kaldırılması istemli asıl davanın kabulüne, birleşen nafakanın arttırılması istemli davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı – birleşen dosyada davacı asil tarafından duruşma istemli temyiz edilmesi üzerine; davanın niteliği... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/sosyal-medya-hesaplarinda-yapilan-paylasimlarinancak-hesabin-sahibi-veya-ayni-paylasim-ortaminda-bulunan-kisilerce-delil-olarak-kullanilabilir/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">3. Hukuk Dairesi         2016/14742 E.  ,  2017/2577 K.</span></b></p>
<ul>
<li></li>
</ul>
<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8220;İçtihat Metni&#8221;</span></b></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">MAHKEMESİ :AİLE MAHKEMESİ</p>
<p>Taraflar arasında birleştirilerek görülen nafaka davalarının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, nafakanın kaldırılması istemli asıl davanın kabulüne, birleşen nafakanın arttırılması istemli davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı – birleşen dosyada davacı asil tarafından duruşma istemli temyiz edilmesi üzerine; davanın niteliği gereği duruşma isteğinin reddiyle, temyiz isteğinin incelemesinin evrak üzerinde yapılmasına karar verilerek dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:</p>
<p>Y A R G I T A Y K A R A R I</p>
<p>Davacı vekili; müvekkili ile davalının Aile Mahkemesinin 2013/254 E. 2013/946 K. karar sayılı ilamı ile boşandıklarını, mahkemece davalı lehine aylık 1.000 TL yoksulluk nafakasına hükmedildiğini, ancak davalının Erkan isimli kişi ile fiilen evliymiş gibi yaşadığını, davalının internet ortamında yayınladığı resim ve videolarla fiili evliliğin tespit edildiğini ileri sürerek, davalı lehine bağlanan yoksulluk nafakasının kaldırılmasını talep etmiştir.<br />
Davalı vekili; Nafakanın kaldırılması davasında davanın reddini dilemiş, birleşen 2015/715 Esas sayılı davada ise; yoksulluk nafakasının 1.500TL&#8217;ye artırılmasını talep etmiştir.<br />
Mahkemece; CD kayıtları ve dinlenen tanık beyanları ile nafaka alacaklısı olan davalının kısa bir süre de olsa evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi beraberlik yaşadığının ispatlandığı, TMK&#8217;nun 176/3. maddesinde yer alan koşulların oluştuğu gerekçesiyle; asıl davanın kabulü ile davalı lehine bağlanan yoksulluk nafakasının kaldırılmasına, birleşen davanın ise reddine karar verilmiş; hüküm, davalı – birleşen dosyada davacı tarafından temyiz edilmiştir.<br />
1-Asıl davaya yönelen temyiz itirazlarının incelenmesinde;<br />
Nafaka yükümlüsü davacı, nafaka alacaklısı olan davalının evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi beraber yaşadığını ileri sürerek, nafakanın kaldırılmasını istemiştir.</p>
<p>./..</p>
<p>-2-</p>
<p>Türk Medeni Kanunun 176/3. maddesi; &#8220;İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılır.&#8221; hükmünü içermektedir.<br />
Öncelikle, mahkeme kararında gerekçe olarak dayanılan; davacı nafaka yükümlüsü tarafından (facebook ve WhatsApp&#8217;tan alındığı iddia olunan) görüntü kayıtlarından ibaret olan delilinin hukuken geçerli ve hükme esas alınabilecek bir delil niteliğinde olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir.<br />
01.10.2011&#8217;de yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu&#8217;nun “İspat hakkı” başlığını taşıyan 189/2. maddesinde; “Hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamız.” hükmü ile açıkça hukuka aykırı olarak elde edilmiş delilerin ispat gücü olmayacağı kabul edilmiştir.<br />
Böylece Hukuk Yargılamasında da ispat hakkının delillere ilişkin yönünün hukuki çerçevesi çizilmiş; bir davada ileri sürülebilecek her türlü delilin mutlaka hukuka uygun yollardan elde edilmiş olması, eş söyleyişle yasak delil niteliğinde olmaması esası getirilmiştir.<br />
Anılan düzenlemeye göre, hukuka aykırı olarak elde edildiği anlaşılan delillerin, mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamayacağı düzenlenmek suretiyle yargılama sırasında taraflarca sunulan delillerin elde ediliş biçiminin mahkeme tarafından re&#8217;sen gözönüne alınması ve bu delillerin hukuken meşru yol ve yöntemlerle elde edildiği, delilin her ne suretle olursa olsun hukuka aykırı olarak elde edildiğinin tesbiti halinde, diğer tarafça bu konuda itiraz ileri sürülmese dahi mahkemece bu sunulan delillerin caiz olmadığına karar verilerek, dosya kapsamında değerlendirilmemesi ilkesi benimsenmiştir.<br />
Diğer taraftan, hukuka aykırı elde edilen delillerin yargılamada değerlendirilmesi konusunda 01.10.2011 tarihine kadar Medeni Usul Hukukunda açık bir yasa hükmü olmadığı halde, gerek mülga 1412 sayılı CMUK&#8217;nda gerekse de 5271 sayılı CMK&#8217;nda açık düzenleme yapılmıştır. Mülga 1412 sayılı CMUK&#8217;nun 254/2. maddesinde &#8220;Koğuşturma makamlarının hukuka aykırı şekilde elde ettikleri deliller hükme esas alınamaz.” denilmiş, 5271 sayılı CMK&#8217;nun 206/2-a maddesinde &#8220;ortaya konulması istenilen delilin, kanuna aykırı olarak elde edilmesi halinde reddolunacağı&#8221; düzenlendiği gibi Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında, kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği açıkça hükme bağlandığından ve bu Anayasal kural, her ne kadar, ceza yargısına ilişkin gibi görünse de, tüm yargı çeşitleri, bu arada adlî yargı bütünü içinde yer alan hukuk yargısı bakımından da geçerlilik taşıyan bir düzenleme konumunda olduğu, yargısal uygulamalarda kabul edilmiştir.</p>
<p>./..</p>
<p>-3-</p>
<p>Burada sözü geçen hukuka aykırılıklardan birisi de özel hayata yapılan haksız müdahaledir. Ancak özel hayatın gizliliği diye ifade edilen ve sadece bireyi ilgilendiren alana hiçbir şekilde müdahale edilemez. Örneğin, kişinin özel hayatı cinsel yaşamı böyledir. Hayatın bu gizli alanı ihlal edilerek bir delil elde edilmiş ise, bunu kim, nasıl ve hangi amaçla elde etmiş olursa olsun sözonusu delil ceza mahkemesinde delil olarak kullanılamaz. Zira, hayatın gizli alanı bir delil elde etme yasağı teşkil eder.(Öztürk, B.Yeni Yargıtay Kararları Işığında Delil Yasakları, Ank.1995, s.116 vd.)<br />
6100 sayılı HMK öncesindeki yargısal uygulamalarda somut olayın özelliğine göre farklı yaklaşımlar olmakla birlikte temelinde bir delilin hukuka aykırı olarak elde edilmesi ile hukuka aykırı olarak yaratılmasının farklı olarak ele alındığı, hukuka aykırı yaratılan delilin hiçbir şekilde yargılamada kabul edilmemesine karşın, hukuka aykırı olarak elde edilen delil konusunda olayın özelliğine göre farklı değerlendirmelerde bulunulduğu görülmektedir. Ancak, Anayasanın 2. maddesindeki Hukuk Devleti ilkesi ile Anayasanın 38/6. maddesindeki hukuka aykırı yol ve yöntemlerle elde edilen delillerin hiçbir şekilde yargılamada kullanılamayacağı yolundaki düzenleme ve yukarıda açıklanan 6100 Sayılı HMK&#8217; nun 189/2. maddesi birlikte değerlendirildiğinde; açıkça hukuka aykırı olarak elde edilmiş delillerin ispat gücü olmayacağı kabul edilmiştir. Dolayısıyla, hukuka aykırı (yaratılmış veya elde edilmiş) delillerin hiçbir şekilde ispat aracı olarak kullanımı artık mümkün değildir.<br />
Bir delilin mahkemece kabul edilmesi için, o delilin usulsüz ve hukuka aykırı olarak yaratılmamış olması ve hukuka aykırı biçimde elde edilmemesi şarttır. Yasak delilin kapsamına hukuka aykırı bir şekilde yaratılan deliller ile hukuka aykırı yol ve yöntemlerle elde edilen deliller girdiğinden artık bu kapsamda kabul edilen deliller hiç bir şekilde hukuka uygun ve meşru bir delil olarak kabulü olanaklı değildir.<br />
Anılan ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 15.02.2012 tarihli ve 2011/2-703 E-70 K. sayılı kararında da benimsenmiştir.<br />
Somut olayda, toplanan delillerin birlikte değerlendirilmesinden; nafaka alacaklısı olan davalının, tanık olarak dinlenen şarkıcı &#8230;&#8217;a ait şarkının klip çekimi nedeniyle Erhan Karadaş isimli oyuncu ile birlikte yer aldığı çekim görüntülerinin, (klibin yayınlanmasından vazgeçilmesi üzerine) davacı nafaka yükümlüsü tarafından hukuka aykırı olarak elde edildiği sabittir.<br />
Diğer taraftan, hukuka aykırı olarak elde edilen klip görüntülerinin, paylaşımlarının yapıldığı sosyal medya hesaplarının kendisine ait olduğu hususu da davalı tarafından kabul edilmediği gibi, davacı taraf sosyal medya hesaplarının (Facebook/WhatsApp) ve bu hesaplardaki paylaşımlarında davalı tarafından yapıldığı hususunu da ispatlayamamıştır.</p>
<p>./..</p>
<p>-4-</p>
<p>Ayrıca, sosyal medya hesaplarında yapılan paylaşımların, ancak hesabın sahibi veya aynı paylaşım ortamında (facebook/WhatsApp) bulunan kişilerce delil olarak kullanımının mümkün olduğu düşünülebilecektir. Diğer bir anlatımla, sahte profil oluşturup paylaşımlarda bulunmak veya kişi profillerinde hesap sahibinin bilgisi, muvafakatı ve izni olmaksızın yapılan paylaşımların delil olarak sunulması halinde, bunların 6100 Sayılı HMK&#8217;nun 189/2. maddesi kapsamında hukuka aykırı delil kabul edilmesi gerekir.<br />
Hal böyle olunca, mahkemece; davacı nafaka yükümlüsü tarafından sunulan delillerin bir bölümünün hukuka aykırı olarak elde edilmiş olduğu, diğer delillerin ise hukuka aykırı bir şekilde yaratılmış olduğu gözetilerek, dosya kapsamındaki diğer delillerle de ispat edilemeyen nafakanın kaldırılması davasının reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.<br />
2- Birleşen davaya yönelen temyiz itirazlarının incelenmesinde;<br />
Nafaka alacaklısı davacı, birleşen davada; boşanma davasında hüküm altına alınan yoksulluk nafakasının aradan geçen süreç içerisinde yetersiz hale geldiğini ileri sürerek, nafakanın artırılmasını istemiştir.<br />
Bu durumda, mahkemece; birleşen davada taraflarca bildirilen delillerin usulünce toplanması ve ulaşılacak sonuca göre istem hakkında bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile birleşen davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.<br />
SONUÇ: Yukarıda birinci ve ikinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK&#8217;nun 428. maddesi gereğince davalı-davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK&#8217;nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK&#8217;nun 440. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 07.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşinden kendi isteği ayrılan kadın yararına yoksulluk nafakası hükmedilmez.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/isinden-kendi-istegi-ayrilan-kadin-yararina-yoksulluk-nafakasi-hukmedilmez/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Nov 2019 06:07:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy boşanma avukatı]]></category>
		<category><![CDATA[boşanma davası]]></category>
		<category><![CDATA[kadının çalıştığı yerden kendi isteği ile ayrılması]]></category>
		<category><![CDATA[Yoksulluk Nafakası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=5289</guid>

					<description><![CDATA[2. Hukuk Dairesi         2018/6836 E.  ,  2019/7645 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Boşanma KARAR DÜZELTME İSTEYEN : Davalı Yukarıda tarihi, konusu ve tarafları gösterilen hükmün; kısmen bozulmasına-kısmen onanmasına dair Dairemizin 18.04.2018 gün ve 2016/15634-2018/5203 sayılı ilamıyla ilgili karar düzeltme isteminde bulunulmakla, evrak okundu, gereği düşünüldü; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 1.10.2011... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/isinden-kendi-istegi-ayrilan-kadin-yararina-yoksulluk-nafakasi-hukmedilmez/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">2. Hukuk Dairesi         2018/6836 E.  ,  2019/7645 K.</span></b></p>
<ul>
<li></li>
</ul>
<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8220;İçtihat Metni&#8221;</span></b></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi<br />
DAVA TÜRÜ : Boşanma<br />
KARAR DÜZELTME İSTEYEN : Davalı</p>
<p>Yukarıda tarihi, konusu ve tarafları gösterilen hükmün; kısmen bozulmasına-kısmen onanmasına dair Dairemizin 18.04.2018 gün ve 2016/15634-2018/5203 sayılı ilamıyla ilgili karar düzeltme isteminde bulunulmakla, evrak okundu, gereği düşünüldü;<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 1.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmiş ise de, bu Kanuna 6217 sayılı Kanunla ilave edilen geçici 3. maddenin (1.) bendinde, Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26.09.2014 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ila 454. madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı hükme bağlandığından, karar düzeltme talebinin incelenmesi gerekmiştir.<br />
1-Mahkemece davacı kadının açtığı boşanma davası sonucunda; davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, davacı kadın lehine nafakaya ve tarafların tazminat taleplerinin reddine karar verilmiş, bu karara karşı tarafların temyizi üzerine Dairemizin 18.04.2018 tarih 2016/15634 Esas ve 2018/5203 Karar sayılı ilamı ile davalı erkeğin süresinde davaya cevap vermediği, vakıa ileri sürme ve delil sunma hakkını kaybettiği, bu nedenle davacı kadına kusur yüklenmesinin doğru olmadığı bu durumda davalı erkeğin tam kusurlu olduğu, davacı kadın lehine maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verilmiş, davalı erkek süresinde karar düzeltme talebinde bulunmuştur.<br />
Dosyanın yeniden yapılan incelemesinde; davalı erkeğe dava dilekçesinin 06.01.2015 tarihinde tebliğ edildiği, davalı vekilinin 16.01.2015 tarihli dilekçesi ile dosyaya hem vekaletnamesini sunduğu hem de cevap süresinin uzatılmasını talep ettiği, mahkemece davalı tarafa cevap dilekçesini sunmak üzere 2 haftalık ek süre verildiği, bunun üzerine davalı vekilinin 30.01.2015 tarihinde süresinde cevap dilekçesini sunduğu anlaşılmaktadır. Buna göre davalı erkek de vakıa ileri sürme ve delil sunma hakkına sahip olduğu gibi mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen olaylara göre tarafların eşit kusurlu olduklarının kabulü ve davacı kadının tazminat taleplerinin reddinde bir usulsüzlük bulunmamaktadır. Ne var ki bu husus ilk inceleme sarasında gözden kaçırılarak hükmün bozulmasına karar verildiğinden, davalı erkeğin karar düzeltme isteminin kabulüyle, Dairemizin 18.04.2018 tarih, 2016/15634 esas ve 2018/5203 karar sayılı bozma ilamının kusur belirlemesi ve davacı kadın lehine maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğine ilişkin 2. ve 3. bentlerinin kaldırılmasına, mahkeme kararının gösterilen sebeple kusur belirlemesi ve davacı kadının tazminat taleplerinin reddi yönlerinden de onanmasına karar vermek gerekmiştir.<br />
2-Davacı kadın, dava dilekçesinde bankada çalıştığını, cevaba cevap dilekçesinde ise çalışmakta olduğu işi bıraktığını beyan etmiştir. Dosya içindeki davacı kadının çalıştığı bankadan gönderilen ihbarnamede davacı kadının 19.11.2014 tarihinde işten ayrıldığı bildirilmiş, dinlenen tanıklar da davacı kadının iş akdinin feshedileceğini düşünerek kendisinin istifa ettiğini beyan etmişlerdir. İşinden kendi isteği ile ayrılan kadın yararına yoksulluk nafakasına hükmedilemez. O halde, davacı kadın yararına yoksulluk nafakası takdiri doğru olmamıştır. Ne var ki, bu husus ilk inceleme sırasında gözden kaçırıldığından davalı erkeğin yoksulluk nafakasına yönelik karar düzeltme talebinin kabulü ile Dairemizin 18.04.2018 tarih, 2016/15634 esas ve 2018/5203 karar sayılı yoksulluk nafakasına yönelik kısmen onama ilamının kaldırılmasına, yukarıda açıklanan sebeple hükmün yoksulluk nafakası yönünden bozulmasına karar vermek gerekmiştir.<br />
SONUÇ: Yukarıda 1. ve 2. bentlerde gösterilen sebeplerle davalı erkeğin karar düzeltme talebinin Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu&#8217;nun 440-442. maddeleri gereğince kabulüne, Dairemizin 18.04.2018 tarih, 2016/15634 esas ve 2018/5203 karar sayılı ilamının davacı kadın lehine hükmedilen yoksulluk nafakasına yönelik onama ilamı yönünden kaldırılarak hükmün yukarıda açıklanan sebeple yoksulluk nafakası yönünden de BOZULMASINA, 1. bentte gösterilen sebeple Dairemizin 18.04.2018 tarih, 2016/15634 esas ve 2018/5203 karar sayılı kısmen onama-kısmen bozma ilamının kusur belirlemesi ve davacı kadının reddedilen tazminat talepleri yönünden bozma kararlarının kaldırılmasına, kusur belirlemesi ve davacı kadının reddedilen tazminat talepleri yönünden hükmün ONANMASINA, karar düzeltme harcının istek halinde yatırana geri verilmesine oybirliğiyle karar verildi. 24.06.2019 (Pzt.)<br />
</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
