<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>muris muvazaası &#8211; Av. Ünal Göktürk</title>
	<atom:link href="https://unalgokturk.av.tr/tag/muris-muvazaasi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://unalgokturk.av.tr</link>
	<description>Bakırköy Hukuk Bürosu</description>
	<lastBuildDate>Tue, 28 Jun 2022 12:00:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.4.5</generator>

<image>
	<url>https://unalgokturk.av.tr/wp-content/uploads/2019/08/cropped-advocate-32x32.png</url>
	<title>muris muvazaası &#8211; Av. Ünal Göktürk</title>
	<link>https://unalgokturk.av.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Mirasbırakanın davacının yaptığı evlilikten memnun olmaması ve davacıya hiç mal vermeyeceği şeklinde sözler söylemesi ve davalı tarafça taşınmaz bedeli olarak yatırılan tutarın mirasbırakanın hesabından kısa süre içerisinde çekilmesi muvazaayı göstermektedir.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/mirasbirakanin-davacinin-yaptigi-evlilikten-memnun-olmamasi-ve-davaciya-hic-mal-vermeyecegi-seklinde-sozler-soylemesi-ve-davali-tarafca-tasinmaz-bedeli-olarak-yatirilan-tutarin-mirasbirakanin-hesabind/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jun 2022 12:00:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[muris muvazaası]]></category>
		<category><![CDATA[murisin bakım ve ihtiyaçlarını karşılamak]]></category>
		<category><![CDATA[murisin mal kaçırmak için devir yapması]]></category>
		<category><![CDATA[murisin taşınmaz satmaya ihtiyacı olmaması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=9241</guid>

					<description><![CDATA[m1. Hukuk Dairesi         2019/2606 E.  ,  2021/2605 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 1. HUKUK DAİRESİDAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin verilen karara karşı davacının istinaf başvurusu &#8230;Bölge Adliye Mahkemesi 1.Hukuk Dairesi tarafından mirasbırakanın taşınmaz satmaya ihtiyacı... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/mirasbirakanin-davacinin-yaptigi-evlilikten-memnun-olmamasi-ve-davaciya-hic-mal-vermeyecegi-seklinde-sozler-soylemesi-ve-davali-tarafca-tasinmaz-bedeli-olarak-yatirilan-tutarin-mirasbirakanin-hesabind/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>m<strong>1. Hukuk Dairesi         2019/2606 E.  ,  2021/2605 K.</strong></p>



<ul><li></li></ul>



<p><strong>&#8220;İçtihat Metni&#8221;</strong></p>



<p>MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 1. HUKUK DAİRESİ<br>DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL<br><br><br>Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin verilen karara karşı davacının istinaf başvurusu &#8230;Bölge Adliye Mahkemesi 1.Hukuk Dairesi tarafından mirasbırakanın taşınmaz satmaya ihtiyacı olduğu ve bedeli mukabilinde taşınmazını davalıya devrettiği gerekçesiyle esastan reddine ilişkin olarak verilen karar davacı tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 27.04.2021 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Avukat&#8230;ile temyiz edilen davalı vekili Avukat &#8230; geldiler duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi &#8230; tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:<br><br>-KARAR-<br><br>Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı miras payı oranında tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.<br>Davacı, mirasbırakanı annesi &#8230;’in 10 numaralı bağımsız bölümünün kuru mülkiyetinin ½ payını 04.03.1999 tarihinde; kalan payı da 21.02.2011 tarihinde mirastan mal kaçırma amacıyla davalı kızına satış suretiyle devrettiğini, temlik tarihi itibarıyla mirasbırakanın taşınmaz satmaya ihtiyacı olmadığını, ayrıca dava dışı iki parça taşınmazını daha devrettiğini, mirasbırakanla arasında dargınlık olduğu için tüm mal varlığını elden çıkarma yoluna gittiğini ileri sürerek davalı adına olan tapu kaydının iptali ile miras payı oranında adına tescilini istemiştir.<br>Davalı, mirasbırakanın hem kardeşlerinin hem de kendi tedavisi için paraya ihtiyacı olduğunu bu süreçte mirasbırakana maddi ve manevi olarak katkıda bulunduğunu, çekişmeli taşınmazı da bedeli karşılığında satın aldığını, temlikin bedel karşılığında yapıldığı hususunun mirasbırakanın imzalı belgesi ile de sabit olduğunu, diğer yandan mirasbırakanın 25 parsel sayılı taşınmazdaki dükkanın ¾ payını davacıya bedelsiz devrettiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.<br>Mahkemece, temlikin gerçek bir satış işlemi olduğu gerekçesiyle davanın reddine ilişkin verilen karara karşı davacının istinaf başvurusu &#8230;Bölge Adliye Mahkemesi 1.Hukuk Dairesi tarafından mirasbırakanın taşınmaz satmaya ihtiyacı olduğu ve bedeli mukabilinde taşınmazını davalıya devrettiği gerekçesiyle esastan reddedilmiştir.<br>Dosya içeriği ve toplanan delillerden; mirasbırakan &#8230;’in 78 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki 10 numaralı bağımsız bölümün ½ payını 04.03.1999 tarihinde 2.250.000.000ETL bedelle; kalan payı ise intifa hakkını üzerinde bırakarak 21.02.2011 tarihinde 100.000,00 TL bedelle 1958 doğumlu davalı kızına satış suretiyle devrettiği, dava dışı Kınalıada’daki 11 parsel sayılı taşınmazdaki 2/8 payını da davalıya devrettiği anılan taşınmaza ilişkin Adalar Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/87 Esas sayılı dosyası üzerinden yargılamanın devam ettiği, dava dışı Eminönü’nde 25 parsel sayılı taşınmazdaki payını da davalıya devrettiği, bu taşınmaza ilişkin davanın da İstanbul 5.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/415 Esas sayılı dosyası üzerinden devam ettiği, yine dava dışı 6 parsel bulunan 5 numaralı bağımsız bölümdeki 2/8 payını ise Beyoğlu 26.Noterliğinin 13.07.2012 tarihli vasiyetnamesi ile davalıya vasiyet ettiği, mirasbırakanın 29.12.2015 tarihinde ölümü ile geriye mirasçı olarak davacı oğlu ve davalı kızını bıraktığı, temlik harici terekesinin bulunmadığı, davalının satış savunmasına ilişkin sunduğu mirasbırakan tarafından düzenlenen tarihsiz el yazılı belgenin incelenmesinden, mirasbırakanın ameliyat masrafları ve geçim sıkıntısı nedeniyle taşınmazlarını davalıya sattığına ilişkin açıklamalarda bulunduğu, gelen banka kayıtlarından davalı tarafından mirasbırakanın hesabına 21.02.2011 tarihinde 100.000,00 TL gönderildiği, bu miktarın dört farklı tarihte (23.02.2011, 04.03.2011, 23.03.2011 ve 20.05.2011) hesaptan çekildiği anlaşılmaktadır.<br>Uygulamada ve öğretide &#8220;muris muvazaası&#8221; olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada mirasbırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.<br>Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanununun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu&#8217;nun (TBK) 237.) ve Tapu Kanununun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.<br>Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.<br>Somut olaya gelince; dinlenen davacı tanıklarının beyanlarından mirasbırakanın davacının yaptığı evlilikten memnun olmadığı için davacıya hiç mal vermeyeceği şeklinde sözler söylediği anlaşılmaktadır. Buna karşılık; davalının delil olarak dayandığı mirasbırakanın imzasını taşıyan belge, muris muvazaasının tarafı olan mirasbırakanın eli ürünü olup, bu belgeye itibar edilemeyeceği gibi davalı tarafından mirasbırakanın hesabına yatan bedelin tamamı ise kısa süre içerisinde hesaptan çekilmiş olmakla, ödemenin muvazaanın gizlenmesi amacıyla yapıldığı değerlendirilmiştir.<br>Hal böyle olunca, mirasbırakanın davalıya yaptığı temliklerdeki gerçek iradesinin satış değil de, davacıdan mal kaçırma amacını taşıdığı sabit görüldüğünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken delillerin takdirinde hataya düşülerek yazılı olduğu üzere hüküm tesisi doğru görülmemiştir.<br>Davacının açıklanan nedenden ötürü yerinde görülen temyiz itirazının kabulü ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 373/1. maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanunun 371/1-a maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın kararı veren İstanbul 25. Asliye Hukuk Mahkemesine, kararın bir örneğinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Hukuk Dairesine gönderilmesine, 24.11.2020 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz eden davacı vekili için 3.050.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilen davalıdan alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 27/04/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dava konusu edilmeyen bir şeyin ıslah yoluyla davaya ithaline ve dava konusu haline getirilmesine yasal açıdan olanak bulunmamaktadır.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/dava-konusu-edilmeyen-bir-seyin-islah-yoluyla-davaya-ithaline-ve-dava-konusu-haline-getirilmesine-yasal-acidan-olanak-bulunmamaktadir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Sep 2020 08:10:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy avukat]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy uzman avukat]]></category>
		<category><![CDATA[Dava konusu edilmeyen bir şey]]></category>
		<category><![CDATA[hiç dava konusu edilmemiş bir unsur]]></category>
		<category><![CDATA[muris muvazaası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=6394</guid>

					<description><![CDATA[1. Hukuk Dairesi         2018/4576 E.  ,  2018/14351 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalılar tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi &#8230;&#8217;ın raporu okundu, açıklamaları dinlendi,... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/dava-konusu-edilmeyen-bir-seyin-islah-yoluyla-davaya-ithaline-ve-dava-konusu-haline-getirilmesine-yasal-acidan-olanak-bulunmamaktadir/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">1. Hukuk Dairesi         2018/4576 E.  ,  2018/14351 K.</span></b></p>
<ul>
<li></li>
</ul>
<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8220;İçtihat Metni&#8221;</span></b></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ<br />
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL</p>
<p>Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalılar tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi &#8230;&#8217;ın raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;</p>
<p>-KARAR-</p>
<p>Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı miras payı oranında tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.<br />
Davacılar, mirasbırakan &#8230;&#8217;ın 447 ada 1, 5, 7 ve 8 parsel sayılı taşınmazlarını muvazaalı olarak satış yolu ile davalılara temlik ettiğini, 449 ada 1 parseli ise dava dışı &#8230;&#8217;e temlik ettiğini ve satış bedelini davalıların aldığını ileri sürerek, 447 ada 1, 5, 7 ve 8 parsel sayılı taşınmazların davalılar adına olan tapu kayıtlarının iptali ile miras payları oranında adlarına tescilini, diğer parselin ise bedelinin tespit edilerek davalılardan tahsilini istemişler, 15.07.2014 havale tarihli dilekçelerinde ise, dava konusu taşınmazlara ek olarak 448 ada 1, 2, 3, 4 ve 5 parsel sayılı taşınmazlar ile 449 ada 5 parsel sayılı taşınmazların satış bedellerinin tespiti ile miras payları oranında davalılardan tahsilini istemişlerdir<br />
Davalılar, dava konusu imar parsellerinin geldisi olan 85 ada 245 kadastral parselde kendilerinin de payı olduğunu, son 5 yılda durumu iyice kötüleşen, yatalak hale gelen mirasbırakana ölene kadar baktıklarını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.<br />
Mahkemece, iddianın sabit olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.<br />
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; mirasbırakan &#8230;&#8217;ın 21.07.2012 tarihinde ölümü ile geriye mirasçı olarak çocukları ve torunları olan davacılar ile davalı oğlu &#8230; ve dava dışı çocuklarını bıraktığı, murisin 85 ada 245 kadastral parselde payının bir kısmı olan 80/320 oranındaki payı 15.12.2005 tarihinde gelini davalı &#8230;&#8217;ye satış yoluyla temlik ettiği, &#8230;&#8217;nin iş bu payı 13.12.2007 tarihinde diğer davalı &#8230;&#8217;e yine satış yolu ile devrettiği parselin 09.09.2008 tarihinde imar gördüğü, 447, 448 ve 449 adadan oluşan 24 parsele ayrıldığı, 447 ada 1 ve 5 parsel sayılı taşınmazlar ile 449 ada 1 parsel sayılı taşınmazın bu imar işlemi sonucu mirasbırakan adına tescil edildiği 447 ada 7 ve 8 parsel sayılı taşınmazların ise kök parseldeki payına karşılık doğrudan &#8230; adına tescil olunduğu, mirasbırakanın 447 ada 1 parsel sayılı taşınmazın tamamını 23.03.2009 tarihinde &#8230;&#8217;e satış yolu ile temlik ettiği, &#8230;&#8217;in 07.09.2009 tarihinde 58/408 payı mirasbırakana, mirasbırakanın bu payı yeniden 18.05.2012 tarihinde satış işlemi ile &#8230;&#8217;e devri ile &#8230;&#8217;in taşınmazda tam malik olduğu, 447 ada 5 parsel sayılı taşınmazı &#8230;&#8217;e, &#8230;&#8217;in tekrar mirasbırakana devrettiği, en son 11.11.2011 tarihinde mirasbırakanın Sebile&#8217;ye satış yolu ile temlik ettiği, 449 ada 1 parsel sayılı taşınmazın ise mirasbırakan tarafından 18.05.2011 tarihinde &#8230;&#8217;e, &#8230;&#8217;in de 07.06.2012 tarihinde dava dışı &#8230;&#8217;e satış yolu ile devrettiği anlaşılmıştır.<br />
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide &#8220;muris muvazaası&#8221; olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.<br />
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu&#8217;nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu&#8217;nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu&#8217;nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu&#8217;nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.<br />
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.<br />
Somut olayda, davalıların, mirasbırakanın yaşamı boyunca tüm ihtiyaçlarını karşıladıklarını, özellikle durumu son 5 yılda iyice kötüleşen, yatalak olan mirasbırakana ölene kadar bakmaları nedeniyle minnet duygusu ile taşınmazın kendilerine temlik edildiğini savundukları, özellikle mirasbırakanın dava dışı oğlu İrfan&#8217;ın tanık sıfatıyla verdiği ifadesinde &#8220;&#8230; babam sağlığında 2006-2007 yıllarında yerleri bölüştürdü, bana 2008 yılında bir arsa verdi, en küçük arsa da benim oldu, bildiğim kadarı ile davacıya 7 adet arsa verdi, kızlar da dahil olmak üzere diğer tüm çocuklarına ise birer arsa verdi, babam ölmeden önceki 5 yıl içerisinde çok hastaydı, 5 yıl altından alındı, ihtiyaçlarını &#8230; gördü, babam en küçük rahatsızlığında hastaneye gitmeyi severdi, &#8230; her gün bazen günde iki defa onu hastaneye götürürdü, bir hafta kadar da yoğun bakımda kaldı ve sonunda da vefat etti, sağlık güvencesi de vardı, yeşil kartı vardı, sonrasında yeşil kartını iptali etti, &#8230;&#8217;in sağlık güvencesinden yararlandı, ancak hastanelere gidip gelmeler sırasında masraflar olmuş olabilir, ben &#8230;&#8217;le beraber 3 ay babama baktım, ancak diğer kardeşlerim hiç bakmadı, ziyaret bile etmediler, ben babamın rahatsız olduğunu söylememe rağmen kayıtsız kaldılar, babamın çocuklarına kızgın olduğunu, kalan taşınmazları &#8230;&#8217;e devredeceğini hissediyordum, bu nedenle babamı kardeşler arasında doğru olmaz, sorun çıkar diye de uyardım, ancak bana küfretti ve yine dediğini yaptı, devirler sırasında &#8230;&#8217;den para aldı mı aldı ise ne kadar aldı hiç bilemiyorum, babamın yeşil kartlı olması sebebi ile taşınmazları &#8230;&#8217;e devrettiğini tahmin ediyorum ama kesin bir şey de bilmiyorum, &#8230;&#8217;in dava konusu taşınmazları alabilecek ekonomik gücü yoktur, amcam miras hakkının karşılığı olan Terme&#8217;deki arsalardan hakkından vazgeçerken, babama o arsaların &#8230;&#8217;e devredilmesi şartını koşmuş, belki de bu devirlen ondan kaynaklanmıştır, ortada gerçek bir satış olduğunu düşünmüyorum, babam &#8230;&#8217;e duyduğu minnettarlık ve kardeşlerime duyduğu kızgınlık sebebi ile öyle yapmış da olabilir&#8221;, beyanlarından ve tüm dosya kapsamından davalıların gerçekten de durumu giderek ağırlaşan, sürekli tedavi gören mirasbırakanı hastane hastane dolaştırdıkları, davalı &#8230;&#8217;in bu hastalıklar ile uğraşabilmek için işinden ayrıldığı ve ölene kadar bakımını üstlendiği sabittir.<br />
Hemen belirtilmelidir ki; satışa konu edilen bir malın devrinin belirli bir semen karşılığında olacağı kuşkusuzdur. Semenin (bir başka ifade ile malın bedelinin) ise mutlaka para olması şart olmayıp belirli bir hizmet ya da emek de olabileceği kabul edilmelidir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu&#8217;nun 29.4.2009 günlü 2009/1-130 sayılı kararı). Esasen, yukarıda da değinildiği üzere muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açılan davaların hukuki dayanağını teşkil eden 01.04.1974 günlü 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında mirasbırakanın gerçek iradesinin mirasçıdan mal kaçırma olması halinde uygulanabilirliğinin kabulü gerekir. Başka bir ifade ile murisin iradesi önem taşır. Muvazaa iddiasına dayalı davalarda mirasbırakanın kastının açık bir şekilde saptanması gerekmektedir. Bu kapsamda HMK 190.madde ve TMK.6 madde gereğince herkes iddiasını ispatla mükelleftir. Davacıların bu iddialarını ispatladıklarını söylemek mümkün değildir.<br />
O halde, yukarıda değinilen somut olgular, açıklanan ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde mirasbırakan &#8230;&#8217;ın gerçek irade ve amacının diğer mirasçılardan mal kaçırma olmadığı, kendisine özenle bakan oğlu ve gelini davalılara duyduğu minnet duyguları ile çekişmeli taşınmazları temlik ettiği, temlikin, bakım, hizmet ve emek karşılığı gerçekleştirildiği kabul edilmelidir.<br />
Öte yandan, başta dava konusu edilmeyen sonrasında ıslah yolu ile davaya ithal edilen 6 adet taşınmazın mahkemece kabul kapsamına alınması doğru değildir. Şöyle ki, Yargıtay Genel Kurulu&#8217;nun 29.06.2011 tarih ve 2011/1-364 Esas ve 2011/453 Karar sayılı ilamında da ayrıntılı olarak açıklandığı üzere &#8220;&#8230;hiç dava konusu edilmemiş bir unsurun, başka dava konularına ilişkin davada ıslah yoluyla davaya dahil edilip edilemeyeceğinin; eş söyleyişle, sadece bir konu hakkında dava açılmışken, bu dava konusundan farklı dava konularının ıslah yoluyla eldeki davaya dahiline olanak bulunup bulunmadığının; böyle bir durumda, ilk dava konusu edilen yönünden açılan davanın kısmi dava, daha sonra başka dava konuları için ileri sürülen talebin de bunun ıslahı olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceğinin, ayrıca irdelenmesi gerekir.<br />
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında da, bu husus öncelikle ve özellikle tartışılmış; daha somut ifadeyle, ketmi verese iddiasına dayalı eldeki dava yönünden ilk önce tek taşınmaz dava edilmişken, sonradan dört parça taşınmazın ıslah yoluyla “dava konusu” haline getirilip getirilemeyeceği üzerinde durulmuştur.<br />
Vurgulamakta yarar vardır ki, kısmi bir dava açılmışsa, bu davanın kalan kısmı yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde ıslaha konu olabilecektir.<br />
Ancak bir dava konusu bizatihi kendisi davayı oluşturuyor ise, burada kısmi dava bulunmadığından ıslah edilebilecek bir dava da bulunmamaktadır (Örn. Bir taşınmazın tamamı hakkında iptal ve tescil istemiyle açılan davada, davanın konusunu bu taşınmazın bizatihi kendisi teşkil etmekle, bu taşınmazdan başka bir taşınmaz davaya dahil edilmek istenirse bu halde ıslah söz konusu olamayacaktır) .<br />
Eğer bir davanın konusunu teşkil eden taleplerden sadece bir bölümü istenmiş ve kısmi davaya konu edilmişse daha sonra kalan bölümü için ıslah söz konusu olabilecektir (Örn.Bir taşınmaza el atma nedeniyle istenen tazminat miktarının kısmen talep edilip, daha sonra ıslaha konu edilmesi, bir taşınmazın bir bölümü dava edilmişken diğer bölümünün de ıslahen dava edilmesi gibi).<br />
Şu hale göre kural olarak; dava açıldıktan sonra sebebinde, konusunda, delillerde ve diğer hususlarda usulüne ilişkin işlemlerin ıslah yoluyla düzeltilmesi mümkün olduğu gibi davanın konusunda da ıslah mümkündür. Nitekim, HUMK’ nun 185. maddesinin 2. bendinde de davacının karşı tarafın rızası olmaksızın ıslah yoluyla davasının mahiyetini tebdil edebileceği kabul edilmiştir.<br />
Ne var ki, açıklanan tüm hükümler göstermektedir ki, ıslahla kastedilen dava konusu edilen hususların genişletilmesi veya değiştirilmesidir.<br />
Dava konusu edilmeyen bir şeyin ıslah yoluyla davaya ithaline ve dava konusu haline getirilmesine yasal açıdan olanak bulunmamaktadır.&#8221;<br />
Islah dilekçesi ile belirtilen taşınmazlara ilişkin olarak usulüne göre açılmış ve harçlandırılmış bir dava da bulunmamaktadır.<br />
Hâl böyle olunca, ilk dava konusu 5 taşınmaz hakkında davanın reddine karar verilmesi, sonradan eklenen taşınmazların ise yargılamaya dahil edilmemesi gerekirken, usulde ve delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek, yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.<br />
Davalıların yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile yukarıda açıklanan nedenlerden ötürü hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK&#8217;un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 12.11.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ailesine bakan kişiye gayrimenkulün satış yolu ile devri muvazaalı işlem sayılmaz.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/ailesine-bakan-kisiye-gayrimenkulun-satis-yolu-ile-devri-muvazaali-islem-sayilmaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jul 2020 10:20:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy avukat]]></category>
		<category><![CDATA[mirasbırakanın gerçek irade ve amacı]]></category>
		<category><![CDATA[muris muvazaası]]></category>
		<category><![CDATA[murisin bakım ve ihtiyaçlarını karşılamak]]></category>
		<category><![CDATA[murisin iradesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=6161</guid>

					<description><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu         2017/1247 E.  ,  2020/47 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “tapu iptali ve tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Düzce 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/ailesine-bakan-kisiye-gayrimenkulun-satis-yolu-ile-devri-muvazaali-islem-sayilmaz/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">Hukuk Genel Kurulu         2017/1247 E.  ,  2020/47 K.</span></b></p>
<ul>
<li></li>
</ul>
<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8220;İçtihat Metni&#8221;</span></b></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi</p>
<p>1. Taraflar arasındaki “tapu iptali ve tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Düzce 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.<br />
2. Direnme kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br />
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü.</p>
<p>I. YARGILAMA SÜRECİ<br />
Davacılar İstemi:<br />
4. Davacılar vekili 23.11.2011 tarihli dava dilekçesinde; tarafların kardeş olduklarını, babaları muris &#8230;&#8217;ın 2006 yılında vefat ettiğini, sağlığında üzerinde ev bulunan 9150 m2 büyüklüğündeki 366 parsel sayılı taşınmazını kendisi ile birlikte oturan küçük oğlu &#8230;&#8217;a 08.07.2003 tarihinde satış suretiyle devrettiğini, ancak görünüşte satış biçiminde yapılan devrin gerçekte bağış olduğunu, murisin diğer mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla muvazaalı olarak bu işlemi yaptığını, mirasbırakanın mal satmasını gerektirir makul bir sebebin bulunmadığı gibi davalının da taşınmazı satın alacak ekonomik gücünün bulunmadığını, satış bedeli ile gerçek değer arasında önemli fark bulunduğunu ileri sürerek, davacıların miras payları oranında tapu iptali ve tescil isteminde bulunmuştur.<br />
Davalı Cevabı:<br />
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin 25 yıldır fırıncılık yaptığını, anne ve babası ile aynı evde yaşadığını, annesinin son 4-5 yılını yatalak ve felçli olarak geçirdiğini, bu süreçte davacı &#8230;&#8217;ın Almanya&#8217;da olup maddi ve manevi olarak anne ve babası ile ilgilenmediğini, davalının çalışarak biriktirdiği para ile kendi ailesine baktığı gibi anne ve babasının geçimini de sağladığını, dava konusu taşınmaza bina inşa ederek birinci katını kendi imkânları ile tamamladığını, murisin taşınmazı satacağını elde edeceği para ile de kendisi ve eşinin bakım masraflarını karşılayacağını söylemesi üzerine davalının başkasına gitmemesi, anne ve babasının evsiz kalmaması için taşınmazı alarak onlarla aynı evde yaşamaya devam ettiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.</p>
<p>İlk Derece Mahkemesi Kararı:<br />
6. Düzce 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 19.12.2013 tarihli ve 2011/394 E., 2013/696 K. sayılı kararı ile; ölünceye kadar bakma sözleşmesinin taraflara karşılıklı borç yükleyen ivazlı sözleşmelerden olduğu, diğer taraftan evladın elverdiğince ebeveynine bakıp yardım etmesi ahlâki bir görev ise de görev sınırının aşıldığı, ana ve babanın normal bakımın ötesinde ihtimama muhtaç olduğu durumlarda evladın yaptığı hizmetin karşılığında bir şey istemesinin hukuka uygun düşeceği, böyle bir durumda temlikin ivazlı olduğunun kabulü gerekeceği, somut olayda özellikle taraf tanıklarının beyanlarına göre mirasbırakan ve eşinin ölümlerinden önce uzun bir süre felçli ve yatağa bağımlı olmaları nedeniyle bakıma muhtaç oldukları, bu süreçte ve öncesinde muris ve eşine davalının baktığı, her türlü ihtiyaçlarının davalı tarafından karşılandığı, maddi durumlarının iyi olmasına rağmen davacıların anne ve babalarına maddi ve manevi destekte bulunmadıkları, bu sebeple mirasbırakan ile aralarının açık olduğu, mirasbırakanın taşınmazı kendisi ve eşine bakması sebebiyle davalıya devrettiği, bu sebeple devrin ivazlı olduğu, içtihatlar dikkate alındığında satış bedelinin illa para olmasının gerekmediği, murisin iradesinin mümkün olduğunca korunması gerektiği, temlikteki asıl amacın mirasçıdan mal kaçırmak değil ölünceye kadar bakım sağlamak olduğu ve muvazaa ile illetli bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br />
Özel Daire Bozma Kararı:<br />
7. Düzce 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.<br />
8. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 19.02.2015 tarihli ve 2014/3070 E., 2015/2553 K. sayılı kararı ile; &#8220;&#8230;Somut olaya gelince, miras bırakanın mal satmaya ihtiyacının bulunmadığı, temlike konu taşınmaz dışında murisin başkaca mal varlığının olmadığı, bir kimsenin tek mal varlığını yaşam süreci içerisinde ihtiyacı olmadığı hâlde elden çıkarmasının yaşamın gerçeklerine ve hayatın olağan akışına uygun düştüğünün söylenemeyeceği, davalının satış bedelini ödediğini de kanıtlayamadığı, akitte gösterilen değer ile taşınmazın gerçek değeri arasında aşırı fiyat farkı olduğu hususları dosya kapsamı ile sabit olup bu olgular yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde mirasbırakanın temlikteki gerçek amacının mirasçıdan mal kaçırma olduğu ve temlikin muvazaalı olduğu kabul edilmelidir.<br />
Hâl böyle olunca; davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir&#8230;&#8221;gerekçesi ve oy çokluğu ile bozulmuştur.<br />
Direnme Kararı:<br />
9. Düzce 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 04.06.2015 tarihli ve 2015/266 E., 2015/276 K. sayılı kararında, ilk hükümdeki gerekçelerle direnme kararı verilmiştir.<br />
Direnme Kararının Temyizi:<br />
10. Direnme kararı süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>
<p>II. UYUŞMAZLIK<br />
11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tarafların ortak murisi tarafından davalı oğluna satış suretiyle yapılan temlikin gerçekte diğer mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>
<p>III. GEREKÇE<br />
12. Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.<br />
Hemen belirtilmelidir ki; irade ve beyan arasında bilerek yaratılan uyumsuzluk şeklinde tanımlanan muvazaa, pozitif hukukumuzda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu&#8217;nun 19. (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu&#8217;nun 18.) maddesinde düzenlenmiş ve anılan maddede, &#8220;Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.&#8221; hükmüne yer verilmiştir.<br />
13. Buna göre muvazaa; tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile ve fakat kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmalarıdır, şeklinde tanımlanabilir.<br />
14. Muvazaa daha çok sözleşmenin yorumuyla ilgili olduğundan, öğreti ve uygulamada kapsamlı olarak incelenmiş ve belirli kurallara bağlanmıştır. Gerek öğretide ve gerekse uygulamada muvazaa, mutlak ve nispi muvazaa olarak iki gruba ayrılmaktadır; mutlak muvazaada taraflar herhangi bir hukuki işlem yapmayı (oluşturmayı) istemezler, yalnız görünüşte bir hukuki işlem için gerekli irade açıklamasında bulunurlar; nispi muvazaada ise taraflar gerçekten belli bir hukuki işlem yapmak isterler, ancak onu saklamak amacıyla, bir başka hukuki işlemin kurulduğu görüşünü yaratmak üzere irade açıklamasında bulunurlar.<br />
15. Taraflar ister yalnız bir görünüş yaratmayı, ister ikinci bir gizli işlem yapmayı arzu etmiş olsunlar, görünüşteki (zahiri) işlem tarafların gerçek iradelerine uymadığından, ilke olarak herhangi bir sonuç doğurmaz. Muvazaada görünüşteki işlemin her türlü hukuki sonuçtan yoksun olması, tarafların ortak iradelerinin bu yolda olmasından kaynaklanmaktadır.<br />
16. Eldeki davanın konusunu oluşturan ve &#8220;muris muvazaası&#8221; olarak isimlendirilen muvazaa türünün ise Türk Hukukunda büyük bir yeri ve önemi vardır. Muvazaa davalarının büyük bölümü muris muvazaasına ilişkin bulunmaktadır.<br />
17. Az yukarıda açıklanan Türk Borçlar Kanunu&#8217;nun genel hükmü dışında muris muvazaasına ilişkin bir düzenleme kanunlarımızda yer almamaktadır. Muris muvazaası kaynağını daha çok Yargıtay İçtihatlarından ve bilimsel görüşlerden almakta ise de esas kaynağını 1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararı oluşturmaktadır.<br />
18. 1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile &#8220;Bir kimsenin; mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmiş bulunması halinde, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların, görünürdeki satış sözleşmesinin Borçlar Kanunu&#8217;nun 18. maddesine dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabileceklerine ve bu dava hakkının geçerli sözleşmeler için söz konusu olan Medeni Kanunun 507 ve 603. maddelerinin sağladığı haklara etkili olmayacağına&#8221; karar verilmiştir.<br />
19. 1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, mirasbırakanın tapulu taşınmazlarının temliklerinde yaptığı muvazaalı işlemlere ilişkindir.<br />
20. Muris muvazaasında, mirasbırakan ile sözleşmenin karşı tarafı, aralarında yaptıkları bağış sözleşmesini genellikle satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile gizlemektedirler. Başka bir anlatımla, mirasbırakan ile karşı taraf malın gerçekten temliki hususunda anlaşmışlardır. Görünüşteki ve gizlenen sözleşmelerin her ikisinde de samimi olarak temlik istenmektedir. Ne var ki, görünüşteki satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesinin vasfı (niteliği) muvazaalı sözleşme ile değiştirilmekte, ayrıca gizli bir bağış sözleşmesi düzenlenmektedir. Görünüşteki sözleşmenin vasfı (niteliği) tamamen değiştirildiğinden, muris muvazaası aynı zamanda &#8220;tam muvazaa&#8221; özelliği de taşınmaktadır.<br />
21. Muris muvazaasını öteki nispi muvazaalardan ayıran unsur ise mirasçıları aldatmak amacıyla yapılmasıdır. Daha açık bir anlatımla, 1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği üzere bu muvazaa türünde mirasbırakan, mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapuda kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu memuru önünde iradesini satış veya ölünceye kadar bakma akdi şeklinde açıklamaktadır.<br />
22. Bu nedenle, mirasbırakanın muvazaalı işlemi yaparken gerçek irade ve amacı mirasçılarından mal kaçırmak olmalıdır. Murisin mirasçılarından mal kaçırma amacının bulunmaması hâlinde 1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulama olanağı bulunmamaktadır.<br />
23. Bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi de davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün, diğer bir söyleyişle mirasbırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır.<br />
24. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması ise genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.<br />
25. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; davaya konu taşınmaz 1933 doğumlu muris &#8230; adına kayıtlı iken 08.07.2003 tarihinde ve 7.600.000.000TL bedelle muris tarafından davalı oğlu Hayrettin&#8217;e satış suretiyle temlik edilmiştir. Eldeki dava ise murisin diğer oğulları Nurettin, Abdurrahim ve Yücel tarafından açılmıştır.<br />
26. Dosyada dinlenen tanık beyanlarından; davalının evlendikten sonra anne ve babası ile birlikte yaşamaya devam ettiği, akciğer kanseri olması nedeniyle tedavi gören ve yine beş yıl boyunca cezaevinde kalan babasının bakım ve ihtiyaçları ile ilgilendiği gibi bu süreçte yatağa bağımlı olan annesine de baktığı anlaşılmaktadır.<br />
27. Tarafların kardeşi olan tanık Hamiyet Yıldız&#8217;ın beyanına göre mirasbırakan ölmeden önceki son dört yılını felçli olarak geçirmiş olup, ölünceye kadar anne ve babası ile birlikte oturan ve onların her türlü ihtiyaçları ile ilgilenen davalının, yaşlarının ilerleyip hasta ve bakıma muhtaç oldukları zor dönemlerinde de anne ve babasını yalnız bırakmayarak bakım ve ihtiyaçlarını temin ettiği, davacı çocuklarının ise gerekli ilgiyi göstermedikleri, ziyarete dahi gelmedikleri anlaşılmaktadır.<br />
28. Olayların bu gelişimi; kanser tedavisi gören, beş yıl boyunca cezaevinde kalan ve ölmeden önceki son dört yılını felçli olarak geçiren murisin diğer mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla değil de davalı oğlunun gerek kendisi gerekse eşine o güne kadar sağladığı bakım ve desteğin yarattığı minnet duygusu ve yine ileride de bakacağı düşüncesiyle temlikte bulunduğunu göstermektedir. Nitekim, temlik tarihinden sonra da muris ve eşine davalının baktığı dosya kapsamı ile sabittir.<br />
29. Diğer taraftan, cevap dilekçesi bir bütün olarak değerlendirildiğinde bakım savunmasında bulunan davalının, son dört yılını felçli olarak geçiren babasına sağladığı bakımın normal bir bakım olarak kabul edilemeyeceği, özel bir bakım ve destek sağladığı, böyle olunca eldeki davada davalının bu hizmetinin semen olarak değerlendirilmesi hukuka uygun düşeceğinden, yapılan temlikin ivazlı olduğunun da kabulü gerekmektedir.<br />
30. Nitekim, Hukuk Genel Kurulunun 28.04.2009 tarihli ve 2009/1-130 E., 2009/150 K.; 16.06.2010 tarihli ve 2010/1-295 E., 2010/333 K. ile 23.05.2019 tarihli ve 2017/1-1263 E., 2019/603 K. sayılı kararlarında da özel bakım ve hizmetin semen olarak değerlendirilmesi gerektiği hususu benimsenmiştir.<br />
31. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, somut olayda mirasbırakanın içinde oturduğu evi bulunan ve tek gelir kaynağı olan taşınmazını birlikte yaşadığı oğluna satmasını gerektirir haklı bir nedeninin bulunmadığı, taşınmazı satın aldığını savunan davalının da satış bedeli ödediğini kanıtlayamadığı, devrin bakım karşılığı yapıldığı yönünde de bir savunmanın bulunmadığı, ayrıca murisin özel bir bakım ihtiyacı içinde olduğu yönünde de bir delilin olmadığı, ayrıca mirasbırakanın diğer oğulları ile arasının açık olduğu gözetildiğinde dava konusu taşınmazın mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olarak temlik edildiği, böyle olunca da direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.<br />
32. Hâl böyle olunca, yerel mahkemenin davanın reddine ilişkin olarak verdiği direnme kararı açıklanan gerekçeler karşısında yerindedir.<br />
33. Usul ve yasaya uygun olan direnme kararının onanması gerekir.</p>
<p>IV. SONUÇ:<br />
Açıklanan nedenlerle;<br />
Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alındığından başka harç alınmasına yer olmadığına, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu&#8217;nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu&#8217;nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 23.01.2020 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğu ile karar verildi.</p>
<p>KARŞI OY</p>
<p>Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir.<br />
1- Uyuşmazlık; tarafların ortak mirasbırakanı tarafından davalı oğluna yaptığı temlikin gerçekte diğer mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu iddiasının, dosya kapsamı ve toplanan delillere göre davacı tarafça kanıtlanıp kanıtlanamadığı noktasında toplanmaktadır.<br />
2- İlk derece mahkemesince; evladın elverdiğince ebeveynine bakıp yardım etmesi ahlâki bir görev ise de görev sınırının aşıldığı, ana ve babanın normal bakımın ötesinde ihtimama muhtaç olduğu durumlarda, evladın bir şey istemesinin hukuka uygun düşeceği, böyle bir durumda temlikin ivazlı olduğunun kabulü gerekeceği somut olayda taraf tanıklarının beyanlarına göre mirasbırakan ve eşinin ölümlerinden önce uzunca bir süre felçli ve yatalak olmaları nedeniyle bakıma muhtaç oldukları, muris ve eşine önceden beri davalının baktığı, maddi durumlarının iyi olmasına rağmen davacıların anne ve babalarına maddi ve manevi destekte bulunmadıkları, bu sebeple murisle aralarının açık olduğu, murisin taşınmazı kendisi ve eşine bakması sebebiyle davalıya devrettiği, bu sebeple devrin ivazlı olduğu, içtihatlar dikkate alındığında satış bedelinin illa para olmasının gerekmediği, murisin iradesinin mümkün olduğunca korunması gerektiği, temlikteki asıl amacın mirasçıdan mal kaçırmak değil ölünceye kadar bakım sağlamak olduğu ve muvazaa ile illetli bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br />
3- Verilen kararın davacılar vekili tarafından temyizi üzerine Özel Dairece &#8220;&#8230; mirasbırakanın mal satmaya ihtiyacının bulunmadığı, temlike konu taşınmaz dışında murisin başkaca mal varlığının olmadığı, bir kimsenin tek mal varlığını yaşam süreci içerisinde ihtiyacı olmadığı halde elden çıkarmasının yaşamın gerçeklerine ve hayatın olağan akışına uygun düştüğünün söylenemeyeceği, davalının satış bedelini ödediğini de kanıtlayamadığı, akitte gösterilen değer ile taşınmazın gerçek değeri arasında aşırı fiyat farkı olduğu hususları dosya kapsamı ile sabit olup bu olgular yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde mirasbırakanın temlikteki amacının mirasçıdan mal kaçırma olduğu ve temlikin muvazaalı olduğu&#8230;. davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği” gerekçesiyle karar oy çokluğu ile bozulmuş, karşı görüşte, “Resmi akitte gösterilen değer ile taşınmazın gerçek değeri arasındaki aşırı fark tek başına muris muvazaası yapıldığını kanıtlayamayacağı, mirasbırakanın herhangi bir sosyal güvencesi olmaması, bakımının davacı tarafından sağlanması, bakımında -koşulları varsa- bedel olarak kabulünün mümkün bulunmasına göre; muris muvazaası yapıldığının ispatlanamadığı&#8230;. Mahkeme kararının onanması &#8221; gerektiği belirtilmiştir<br />
4- Mahkemece önceki gerekçelerle direnme kararı verilmiş; karar davacılar vekilince temyiz edilmiştir.<br />
5- Direnme kararının davacılar vekilince temyizi üzerine, Hukuk Genel Kurulu çoğunluk görüşü ile Özel Daire Bozma kararı benimsenerek, “ Mirasbırakanın davalıya yaptığı temlikin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı yapıldığının davacı tarafça kanıtlanamadığı” gerekçesi ile yerel mahkeme kararı onanmıştır.<br />
6- Çoğunluk görüşüne, yasal düzenlemeler ile emsal içtihatlar yönünde iştirak edilmemiştir.<br />
7- Uyuşmazlığın çözümünde, öncelikle muvazaa ve muris muvazaası kavramlarına bakmak gerekir.<br />
8- Muvazaa; irade ve beyan arasında bilerek yaratılan uyumsuzluk şeklinde tanımlanmaktadır. Hukukumuzda muvazaa 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu&#8217;nun 19. (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu&#8217;nun 18.) maddesinde düzenlenmiş ve anılan maddede, &#8220;Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.&#8221; hükmüne yer verilmiştir.<br />
Bu yasal tanıma göre muvazaa; sözleşmenin taraflarının üçüncü kişileri aldatmak amacı ile kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm, sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmalarıdır, şeklinde tanımlanabilir.<br />
Muvazaa; gerek öğretide ve gerekse uygulamada, mutlak ve nispi muvazaa olarak iki gruba ayrılmaktadır; mutlak muvazaada taraflar herhangi bir hukuki işlem yapmayı (oluşturmayı) istemezler, yalnız görünüşte bir hukuki işlem için gerekli irade açıklamasında bulunurlar; nispi muvazaada ise taraflar gerçekten belli bir hukuki işlem yapmak isterler, ancak onu saklamak amacıyla, bir başka hukuki işlemin kurulduğu görüşünü yaratmak üzere irade açıklamasında bulunurlar. Taraflar ister yalnız bir görünüş yaratmayı, ister ikinci bir gizli işlem yapmayı arzu etmiş olsunlar, görünüşteki (zahiri) işlem tarafların gerçek iradelerine uymadığından, ilke olarak herhangi bir sonuç doğurmaz. Muvazaada görünüşteki işlemin her türlü hukuki sonuçtan yoksun olması, tarafların ortak iradelerinin bu yolda olmasından kaynaklanmaktadır.<br />
9- Türk Borçlar Kanunu’nda, muvazaa ile ilgili belirtilen yasal ve genel hüküm dışında muris muvazaasına ilişkin bir düzenleme yer almamaktadır.<br />
Muris muvazaası kaynağını daha çok Yargıtay İçtihatlarından ve bilimsel görüşlerden almakta ise de esas hukuki dayanağını 1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararı oluşturmaktadır.<br />
Yargıtay Büyük Genel Kurulunun 1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı içtihadı Birleştirme Kararı ile &#8220;Bir kimsenin; mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmiş bulunması halinde, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların, görünürdeki satış sözleşmesinin Borçlar Kanunu&#8217;nun 18. maddesine dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabileceklerine ve bu dava hakkının geçerli sözleşmeler için söz konusu olan Medeni Kanunun 507 ve 603. maddelerinin sağladığı haklara etkili olmayacağına&#8221; karar verilmiştir.<br />
1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, mirasbırakanın tapulu taşınmazlarının temliklerinde yaptığı muvazaalı işlemlere ilişkindir.<br />
Muris muvazaasında, mirasbırakan ile sözleşmenin karşı tarafı, aralarında yaptıkları bağış sözleşmesini genellikle satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile gizlemektedirler. Mirasbırakan ile karşı taraf malın gerçekten temliki hususunda anlaşmışlardır. Görünüşteki ve gizlenen sözleşmelerin her ikisinde de samimi olarak tapulu taşınmazın temliki istenmektedir. Ne var ki, görünüşteki satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesinin vasfı (niteliği) muvazaalı sözleşme ile değiştirilmekte, ayrıca gizli bir bağış sözleşmesi düzenlenmektedir. Görünüşteki sözleşmenin vasfı (niteliği) tamamen değiştirildiğinden, muris muvazaası aynı zamanda &#8220;tam muvazaa&#8221; özelliği de taşınmaktadır.<br />
Muris muvazaasını öteki nispi muvazaalardan ayıran unsur mirasçıları aldatmak amacıyla yapılmasıdır. Daha açık bir anlatımla, 1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı içtihadı Birleştirme Kararında açıkça belirtildiği üzere bu muvazaa türünde mirasbırakan, mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapuda kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu memuru önünde iradesini satış veya ölünceye kadar bakma akdi şeklinde açıklamaktadır. Bu nedenle, mirasbırakanın muvazaalı işlemi yaparken gerçek irade ve amacı, mirasçılarından mal kaçırmak olmalıdır.<br />
10- Muris muvazaasının varlığından söz edilebilmesi için mirasbırakanın terekeden mal kaçırma amacıyla hareket etmesi gerekir. Murisin mirasçılarından mal kaçırma amacının bulunmaması hâlinde 1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı içtihadı Birleştirme Kararının uygulama olanağı bulunmamaktadır.<br />
Bu nedenle, muris muvazaası iddiasına dayalı uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, mirasbırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılması, bu davaların esasını oluşturmaktadır.<br />
Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması ise genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.<br />
11- Muris muvazaasında, mirasbırakanın gerçek irade ve amacının mirasçılardan mal kaçırmak olduğunu, gerek 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu&#8217;nun 6. maddesindeki &#8220;Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür&#8221; hükmü ve gerekse 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu&#8217;nun 190/1. maddesindeki &#8220;İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir&#8221; hükmü uyarınca davacı taraf kanıtlamalıdır.<br />
Muris muvazaası davalarında; mirasbırakan tarafından yapılan temlikin muvazaalı ve terekeden mal kaçırma amacıyla yapıldığını ispat yükü davacı tarafa aittir. Taraflarca davada dayanılan delillerin az yukarıda açıklanan uygulamada yerleşen ilkelerden (ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki) yararlanılmak suretiyle her somut olayın özelliğine göre değerlendirmesi gerekmektedir.<br />
12- Dava konusu taşınmaz satış suretiyle devredilmiş, davalı da, satın alma savunmasında bulunmuştur. Mahkeme ve Özel Daire arasında, taşınmaz satış bedelinin para olarak davalı tarafından ödenmediği konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Yerel mahkeme, taşınmazın bakım karşılığı devredildiği ve bedelin bu şekilde ödendiğini kabul ederek önceki kararında direnmiştir.<br />
Bu aşamada, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun, Yargılamaya Hâkim Olan ilkelerden, “Taraflarca getirilme İlkesi” ne bakmak gerekir. “Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hakim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz. Kanunda belirtilen durumlar dışında hâkim, kendiliğinden delil toplayamaz.”(HMK. m. 25)<br />
13- Somut olgular ve yasal düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde;<br />
Somut olayda; tarafların ortak miras bırakanı Asım’ın evinin bulunduğu ve geçimini sağladığı fındıklık niteliğindeki tek taşınmazını birlikte yaşadığı davalı oğluna satış suretiyle devrettiği, davalı taşınmazı satın aldığını savunmuş ise de satış bedelinin para olarak ödendiğini kanıtlayamadığı, mahkemece, mirasbırakan ve eşinin uzun yıllar felçli ve yatalak oldukları, davalı tarafından bakıldıkları ve bakımın normal bakımı aşması nedeniyle bedelin bakım olarak ödendiği kabul edilmiş ise de, yargılamanın hiç bir aşamasında davalı babasının felçli ve yatalak olduğunu, normali aşan özel bir bakım yaptığı ve bu bakım karşılığı temlikin yapıldığını ileri sürlmemiştir. Davacı tanığı Cevdet, ölümünden önce son 1-2 yıl, tarafların kız kardeşi davalı tanığı Hamiyet son dört yıl mirasbırakanın felçli olduğunu, tarafların dayısı tanık Ömer kanser olduğunu belirtmişler ise de yatalak olduğu, normali aşan özel bir bakım yapıldığı ve yine normali aşan mirasbırakanın mal satmasını gerektirecek derecede tedavi harcaması yapıldığı, tedavi giderlerinin davalı tarafından karşılandığı ifade edilmediği gibi özel bakım ve tedavi giderleri ile ilgili dosyaya belge de sunulmamıştır. Mirasbırakanın mal satmasını gerektiren bir durum olduğu ve taşınmazı davalının satın aldığı, işlemin gerçek bir satış olduğu kanıtlanmamıştır.<br />
Mirasbırakanın ölünceye kadar, davalı küçük oğlu ile aynı evde yaşadığı, davacıların ise başka şehirlerde yaşadıkları, mirasbırakanın davacı oğulları ile küs olduğu taraf tanıklarınca ifade edilmiş, hatta davalı tanığı kız kardeş Hatice, mirasbırakanın davacıları evlatlıktan reddettiğini beyan etmiştir.<br />
Yerel mahkemece, murisin iradesinin korunması gerektiği belirtilmiş ise de; 01.04.1974 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararında,” Miras Hukuku, mirasbırakanın iptali mümkün ölüme bağlı tasarruflarında bile onun son arzularına değer vermemiştir. (Medeni Kanunun md. 499 ve 500) Ölenin son arzularına saygı ilkesi, ancak onun hukuka uygun tasarrufları için söz konusudur. Bu bakımdan miras hukukunda ölenin son isteklerine saygısızlık gibi bir düşünce de kabul edilemez.” gerekçesine yer verilmiş olup İçtihadı Birleştirme Kararındaki yol gösterici nitelikteki bu gerekçeye göre, miras hukukunda miras bırakanın son arzusu gibi bir görüş kabul edilemez.<br />
14-Sonuç:<br />
Mirasbırakanın, içinde oturduğu evi bulunan, tek gelir kaynağı olan taşınmazını, birlikte yaşadığı davalı oğluna satmasını gerektiren haklı ve makul bir nedenin varlığı kanıtlanamadığı gibi satın aldığı savunmasında bulunan davalının satış bedeli ödediği de kanıtlanmamıştır. Davalının, bakım karşılığı bedelin ödendiği yönünde bir savunması olmamasına ayrıca mirasbırakanın yatalak ve normali aşan bir bakım ihtiyacı içinde olduğu yönünde de savunma ve delil olmamasına rağmen mahkemenin bu gerekçeyle işlemin muvazaalı olmadığı görüşü HMK’nın 25. maddesine aykırıdır.<br />
Belirtilen nedenlerle, mirasbırakanın küs olduğu davacı çocuklarından mal kaçırmak amacıyla tek mal varlığını davalı oğluna bedelsiz ve muvazaalı olarak devrettiği, devrin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunun davacı delilleriyle kanıtlandığı, yerel mahkeme kararının bozulması gerektiğini düşündüğümüzden, sayın çoğunluğun hükmün onanması yönündeki görüşüne katılınmamıştır.</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
