<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>taraf teşkili &#8211; Av. Ünal Göktürk</title>
	<atom:link href="https://unalgokturk.av.tr/tag/taraf-teskili/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://unalgokturk.av.tr</link>
	<description>Bakırköy Hukuk Bürosu</description>
	<lastBuildDate>Tue, 04 Oct 2022 11:23:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.4.6</generator>

<image>
	<url>https://unalgokturk.av.tr/wp-content/uploads/2019/08/cropped-advocate-32x32.png</url>
	<title>taraf teşkili &#8211; Av. Ünal Göktürk</title>
	<link>https://unalgokturk.av.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/9530-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Oct 2022 11:23:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[iyiniyetli üçüncü kişi]]></category>
		<category><![CDATA[tapu iptal ve tescil davası]]></category>
		<category><![CDATA[taraf teşkili]]></category>
		<category><![CDATA[taşınmazı devralan 3.kişi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=9530</guid>

					<description><![CDATA[1. Hukuk Dairesi         2012/16169 E.  ,  2014/2198 K. TAPU SİCİLİNE İYİNİYETLE DAYANAN ÜÇÜNCÜ KİŞİ TARAF TEŞKİLİ TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 2 TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 1023 TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 1024 HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) (1086) Madde 73 1982 ANAYASASI (2709) Madde 90 HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/9530-2/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">1. Hukuk Dairesi         2012/16169 E.  ,  2014/2198 K.</span></b></p>
<ul>
<li>TAPU SİCİLİNE İYİNİYETLE DAYANAN ÜÇÜNCÜ KİŞİ</li>
<li>TARAF TEŞKİLİ</li>
</ul>
<ul>
<li>TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 2</li>
<li>TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 1023</li>
<li>TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 1024</li>
<li>HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) (1086) Madde 73</li>
<li>1982 ANAYASASI (2709) Madde 90</li>
<li>HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 27</li>
<li>HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 124</li>
</ul>
<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8220;İçtihat Metni&#8221;</span></b></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar davacı tarafından yasal süre içerisinde duruşma istemli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 11.02.2014 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat H. P. ile temyiz edilen davalılar F.. A.. vd. vekili Avukat.i, davalı M.. K.. vk. Av. ., davalı Şişli Tapu Sicil Müd. Vekili Av. . geldiler, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen davalı M. U. vekili Avukat, davalı N.. P.., davalı M. Ç. gelmediler, yokluklarında duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi .tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:</span></p>
<p>Dava, sahtecilik hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı taktirde bedel isteğine ilişkin olup, mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.<br />
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; Beyoğlu 9. Noterliği’nce düzenlenen 08.06.1998 tarihli vekaletname ile davacının çekişme konusu 779 ada 55 parsel sayılı taşınmazdaki kagir apartmanın 8/10 payının satışı bakımından davalı N.. P.. ile dava dışı E.. F..’ı ayrı ayrı vekil tayin ettiği, anılan vekâletname ile davalı Necip’in davacıya ait çekişme konusu 779 ada 55 parseldeki 2 nolu bağımsız bölümün 8/10 payını 09.06.1998 tarihli akitle davalı Mehmet’e, Mehmet&#8217;in de 18.05.2005 tarihli akitle davalı Musa’ya, onunda 28.09.2005 tarihli akitle davalı Mukaddes’e satış suretiyle temlik ettikleri, taşınmazın 2/10 payını da davalı Mehmet’den 04.10.2005 tarihli akitle edinen davalı Mukaddes’in anılan bağımsız bölümün tamamını 12.05.2006 tarihli akitle F. T.’e satış suretiyle temlik ettiği, eldeki davanın 13.06.2006 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.<br />
Davacı, kayden maliki olduğu 779 ada 55 parseldeki 2 nolu bağımsız bölümün 8/10 payının sahte vekâletname kullanılarak davalı Mehmet’e satış suretiyle temlik edildiğini, satış için kimseye yetki vermediğini, vekâletnamedeki imza ve yazının kendisine ait olmadığını, satış iradesinin bulunmadığını, taşınmazın alım ve satımına dair vekâletnamelerin aynı gün, birbirini takip eden yevmiye numaraları ile düzenlenmiş olup, vekâletnameleri düzenleyen noter kâtibi ile davalı Mehmet’in birlikte hareket ettiklerini, vekil davalı Necip’in icra takipleri nedeniyle hapis tazyiki nedeniyle sahteciliğe karıştığını, satış bedelinin ödenmediğini, satışların kısa aralıklarla ve düşük bedelle yapıldığını, davalıların birlikte hareket eden kişiler olup, iyi niyetli bulunmadıklarını, ceza soruşturmasının devam etmekte olduğunu, noter ve tapu sicil müdürlüklerinin yolsuz taşınmaz satışı nedeniyle uğradığı zarardan sorumlu bulunduklarını ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.<br />
Davalı Feryal, davacının isteği üzerine çekişmeli taşınmazın alım ve satımına konu vekâletnameleri düzenlediğini, sahtecilikle ilgisi olmadığını, davalı Mehmet, davanın zamanaşımının dolduğunu, dava konusu taşınmaz payını davacının bilgisi dahilinde bedelini ödeyerek satın aldığını, işlemlerin davacının eşinin şirketinde aynı anda düzenlenen vekâletnameler kullanılarak yapıldığını, iddiaların doğru olmadığını, davacının taşınmaz payının satışından başından beri haberi olduğunu, davalı Mukaddes, dava konusu taşınmazı tapu kaydına güvenerek satın aldığını, iyi niyetli olduğunu belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuşlardır. Davalılar Beyoğlu 9. Noteri ile Şişli 2. Bölge Tapu Sicil Müdürlüğü ise, husumet itirazında bulunmuşlardır.<br />
Öte yandan; davalılardan Necip ve Musa, yargılamaya katılmamış, son kayıt maliki F. T.’e ise dava açılırken husumet yöneltilmemiş, dava açıldıktan sonra HUMK.nun 186. maddesi uyarınca davaya dahil edilmesi bakımından davacı tarafından dahili dava dilekçesi dosyaya sunulmuştur. Ancak, dahili dava dilekçesinin F. T.’e tebliğ edildiğine dair tebligat parçası ise dosyada bulunmamaktadır.<br />
Mahkemece, dava konusu taşınmaz payının satışına konu vekâletnamenin sahte olduğunun Adli Tıp raporu ile belirlendiği, taşınmazın sahte vekâletname ile davalı Mehmet’e, ondan davalı Musa’ya, ondan davalı Mukaddes’e devredildiği, taşınmazı edinen davalıların kötü niyetli olduklarının ve muvazaalı satışlar yapıldığının sabit olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br />
Ne var ki, mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hüküm kurmaya yeterli olduğunu söyleyebilme olanağı bulunmadığı gibi, davada usulüne uygun taraf teşkili sağlanmadan, usul ve yasaya aykırı işlemlerle sonuca gidildiği görülmektedir.<br />
Hemen belirtilmelidir ki, tapu iptali ve tescil istekli davaların kayıt malikine husumet tevcih edilmek suretiyle açılması gerektiğinde kuşku yoktur.<br />
Bilindiği üzere, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 124. maddesinin 4. fıkrası, “ dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hakim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir. Bu durumda hakim, davanın tarafı olmaktan çıkarılan ve aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermeyen kişi lehine yargılama giderlerine hükmeder” hükmüne yer verilmiştir.<br />
Somut olayda, dava tarihinden kısa süre önce satış suretiyle mülkiyeti edinen F.. T..’e dava açılırken husumet yöneltilmemiş, ancak dava açıldıktan sonra HUMK&#8217; un 186. maddesi uyarınca davaya dahili yönünden işlem yapılmış ise de, anılan işlemin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 124. maddesi kapsamında değerlendirildiği kabul edilmelidir. Ancak, gerek F. T.’e, gerekse davalı Musa’ya usulünce tebligat yapılmamıştır ve F. T.’in adına karar başlığında da yer verilmemiştir.<br />
Yargılamanın sağlıklı biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırılabilmesi öncelikle tarafların yargılama gününden haberdar edilmesi ile mümkündür. Kişinin, hangi yargı merciinde duruşmasının bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların nelerden ibaret olduğunu bilebilmesi, usulüne uygun olarak tebligat yapılması ile sağlanabilir.<br />
6100 sayılı HMK’nin 27. maddesi (HUMK’un 73. maddesi), uluslararası sözleşmeler ve Anayasa&#8217;nın 36. maddesiyle en temel hak olarak kabul edilen hukuki dinlenilme hakkı karşısında, mahkeme tarafları dinlemeden, onların iddia ve savunmalarını bildirmeleri için usûlüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez. Esasen, taraf teşkilinin sağlanması Anayasa’nın 90/son maddesi aracılığıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesi hükmü uyarınca adil yargılanma hakkının da bir gereğidir.<br />
O halde, öncelikle dava dilekçesinin davalı Musa ile kayıt maliki F.. T.’e yöntemine uygun biçimde tebliğ edilmesi suretiyle taraf teşkilinin sağlanması gerekir.<br />
Diğer taraftan, davacının sahtecilik iddiası bakımından Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesince rapor tanzim edilmiş, 07.01.2011 tarihli iki başlık halinde düzenlenen raporda, dava konusu taşınmazın satışına konu 08.06.1998 tarihli ve 15201 yevmiye numaralı vekâletname altındaki imza ile davacı A.. G..’e atfen atılı imza ve anılan davacıya ait üzerinde dairenin mukayese kaşeli basılı belgelerdeki imzalar arasında uygunluk ve benzerlik saptanmadığından anılan imzanın davacı Aysun’un eli ürünü olmadığının belirtildiği, aynı raporda ikinci olarak davacının eski tarihli fotokopi (22.05.1998 tarih, 25819 sayılı “A..Faktoring Hizmetleri A.Ş.”antetli sirküler fotokopisi ve “A.F.Hizmetleri A.Ş.”antetli 1996 yılına ait Olağan Genel Kurul Toplantısı Hazirun Cetveli fotokopisi) belgeler üzerinde yer alan imzaları ile karşılaştırıldığında ise davacının eli ürünü olduğunun kabulü gerektiği sonucuna varıldığı kanaati bildirilmiştir.<br />
Bilindiği gibi, bir belge ve belgenin altındaki imzanın incelemesi yapılırken Yargıtay&#8217;ın yerleşik uygulamasında asıllar üzerinde yapılan incelemeye itibar edileceği açıktır.<br />
O halde, Adli Tıp Kurumu Raporunda belirtildiği üzere davacının dava konusu taşınmaz payının satışına konu vekâletnameyi bizzat imzalamadığı, başka bir ifade ile vekâletnamenin sahte olduğu sabit olup, sahte vekâletnameye istinaden dava konusu taşınmaz payının davalı Mehmet’e satışına itibar edilemeyeceğinde kuşku yoktur<br />
Ancak, çekişme konusu taşınmazı davalı Mehmet’den sonra edinen diğer davalıların iyi niyetli olduklarının anlaşılması halinde bu edinimlerinin korunacağı da açıktır.<br />
Bilindiği üzere; Hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla Türk Medeni Kanunu&#8217;nun (TMK) 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989, tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023.maddesinin özel hükümleri getirilmiştir.<br />
Öte yandan bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke TMK&#8217;nun 1023. maddesinde aynen &#8220;tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur&#8221; şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin 1.fıkrasına göre &#8220;Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz&#8221; biçiminde öngörülmüştür.<br />
Ne varki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır.<br />
Bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.<br />
Nitekim bu görüşten hareketle &#8220;kötü niyet iddiasının def&#8217;i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden (resen) nazara alınacağı ilkeleri 8.11.1991 tarihli l990/4 esas l99l/3 karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir.<br />
Somut olayda, dava konusu taşınmaz payını davalı Mehmet’den edinen davalılar Musa, Mukaddes ve Funda’nın sahtecilik hakkında bilgileri olup olmadığı, diğer davalılar vekil Necip ve davalı Mehmet ile el ve iş birliği içinde bulunup bulunmadıkları bakımından mahkemece, yeterli araştırma yapılmış değildir.<br />
Hâl böyle olunca; yukarıda açıklanan ilke ve olgular doğrultusunda öncelikle davalılar Musa ve Funda’ya usûlüne uygun dava dilekçesinin tebliğinin yapılarak taraf teşkilinin sağlanması, ondan sonra kayıt maliklerinin taşınmaz payını edinimlerinde iyi niyetli olup olmadıkları bakımından gerekli araştırma ve incelemenin yapılması, toplanan ve toplanacak delillere göre değerlendirme yapılarak davalılar Musa, Mukaddes ve son olarak Funda Tacir’in sahteciliği bilen ve bilmesi gereken kişi konumunda bulunup bulunmadıklarının şüpheye yer vermeyecek şekilde ortaya konulması, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir.<br />
Davacının bu yönlere ilişkin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun geçici 3. maddesi aracılığıyla) 1086 sayılı HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 28.12.2013 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 1.100.00.-TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenlerden alınmasına,alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 11.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dava dilekçesinde davalı tarafın adresinin bilinmemesi durumunda, MERNİS adresine tebligat yapılır.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/dava-dilekcesinde-davali-tarafin-adresinin-bilinmemesi-durumunda-mernis-adresine-tebligat-yapilir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Apr 2022 08:27:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[adres araştırması]]></category>
		<category><![CDATA[davalının adresinin tespit edilememesi]]></category>
		<category><![CDATA[taraf teşkili]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=8998</guid>

					<description><![CDATA[23. Hukuk Dairesi &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;2015/5065 E. &#160;, &#160;2015/6407 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret MahkemesiTARİHİ : 14/10/2014NUMARASI : 2014/287-2014/375 Taraflar arasındaki sıra cetveline itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın açılmamış sayılmasına yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.&#8211; K... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/dava-dilekcesinde-davali-tarafin-adresinin-bilinmemesi-durumunda-mernis-adresine-tebligat-yapilir/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>23. Hukuk Dairesi &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;2015/5065 E. &nbsp;, &nbsp;2015/6407 K.</strong></p>



<ul><li></li></ul>



<p><strong>&#8220;İçtihat Metni&#8221;</strong></p>



<p>MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>TARİHİ : 14/10/2014<br>NUMARASI : 2014/287-2014/375<br><br>Taraflar arasındaki sıra cetveline itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın açılmamış sayılmasına yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>&#8211; K A R A R &#8211;<br>Davacı vekili, İstanbul Anadolu 19. İcra Müdürlüğü&#8217;nün 2010/2567 Esas sayılı dosyasından davalı vekilinin talebi ile sıra cetveli düzenlendiğini, itiraza konu sıra cetvelinin hatalı olduğunu, müvekkili banka lehine İstanbul 4. İş Mahkemesi&#8217;nin 2006/454 E. sayılı dosyasından verilen tedbir kararının değerlendirme dışı bırakıldığını, tedbir kararına rağmen taşınmazın ihale yolu ile satıldığını, yargılama sonuna kadar ihale bedelinin ödenmemesini ve satış bedelinin bloke edilmesini teminen icra dosyasına yazı yazılmasına rağmen 11.06.2014 tarihli sıra cetvelinin düzenlendiğini, tedbire rağmen paraların ödeneceğinin anlaşıldığını ileri sürerek,11.06.2014 tarihli derece kararının iptali ile yargılama sonuçlanıncaya kadar ihale bedelinin ödenmemesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>Davalılara tebligat yapılmamıştır.<br>Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; 26.06.2014 tarihli ara kararda verilen kesin süreye rağmen davacı vekili tarafından davalıların adreslerinin değil vekillerinin adreslerinin bildirildiği, dosyanın henüz tensibi dahi yapılmadan davalıların hangi vekiller tarafından temsil edileceği ya da vekil tutup tutmayacakları bilinmeden avukatların taraf gibi gösterilmesinin usule aykırı olduğu, zira öncelikle asıla tebligat yapılmasının zorunlu olduğu, davacı vekilinin dava dilekçesinde alacak miktarını da açıklamadığı gerekçesiyle, davanın HMK&#8217;nın 119/2. maddesi uyarınca açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.<br>Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.<br>1-Davacı tarafça, İstanbul 19. İcra Müdürlüğü&#8217;nün 2010/2567 Esas sayılı dosyasında, bedeli paylaşıma konu taşınmaz üzerinde, İstanbul 4. İş Mahkemesi&#8217;nin 2006/454 Esas sayılı dosyasından, müvekkili banka lehine verilen ihtiyati tedbir şerhine rağmen taşınmazın satıldığı, sıra cetveli düzenlendiği, tedbir kararına rağmen icra müdürlüğü tarafından ödeme yapıldığı ileri sürülerek, 11.06.2011 tarihli sıra cetvelinin iptali istenmiştir.<br>Dava konusu edilen sıra cetvelinde, borçlu Sadık Demir&#8217;e ait taşınmazın satışından elde edilen satış bedelinin 1. sıradaki alacaklısı M.. A.. olan, İstanbul Anadolu 19. İcra Müdürlüğü&#8217;nün 2010/2567 Esas sayılı dosyaya ayrıldığı, sıra cetvelinde davacı bankanın, alacaklı olarak sıfatının bulunmadığı anlaşılmıştır.<br>İİK&#8217;nın 142. maddesinde, cetvel suretinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde her alacaklının takibin icra edildiği mahal mahkemesinde alakadarlar aleyhine dava etmek suretiyle cetvel münderecatına itiraz edebileceği düzenlenmiş ve bu madde hükmü ile sıra cetveline itiraz hakkı takip alacaklılarına tanınmış ise de, her alacaklı bu hakkı haiz değildir. YHGK&#8217;nın 05.03.2008 tarih ve 19-161 E., 213 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere, sıra cetveline itiraz eden alacaklının icra takibinin ve buna bağlı olarak geçerli bir haciz işleminin bulunması gerekir. Sıra cetveline yönelik itirazda bulunma yetkisi, bedeli paylaşıma konu mal üzerinde haczi ya da rehni bulunan alacaklıda olup, aksi halde sıra cetveline itirazda hukuki yararı yoktur. Diğer anlatımla, sıra cetveli bedeli paylaşıma konu mal üzerinde, satış tarihi itibariyle haczi bulunan alacaklılar dikkate alınarak düzenlenir. Aksi halde satış bedelinden pay ayrılamayacağından, adı geçenlerin sıra cetveline itiraz etmekte hukuki yararı bulunmamaktadır. Hukuki yarar dava koşulu olup, sıra cetveline yönelik itirazda hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle, HMK&#8217;nın 114/1-h ve 115/2. maddeleri uyarınca, davanın usulden reddine karar verilmesi gerekir.<br>Somut olayda, davacının bedeli paylaşıma konu taşınmaz üzerinde haczi ya da rehni bulunmadığından, İİK&#8217;nın 142/1. maddesi anlamında, alacağın esas ve miktarına yönelik sıra cetveline itirazda hukuki yararı bulunmadığı gibi, esasen davacı, sıra cetveline alacaklı sıfatıyla itiraz etmemekte, sıra cetveli yapılması işleminin doğru olmadığını ileri sürerek, İİK&#8217;nın 16. maddesindeki icra memur muamelesini şikayet etmektedir.<br>HMK&#8217;nın 115/1 maddesi &#8220;Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar, dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler.&#8221; hükmünü içermektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu&#8217;nun 20.12.2013 tarih, 4-2247 Esas, 1667 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere, taraf teşkili yapılmadan, tensip ile birlikte dava şartı noksanlığından, davanın usulden reddedilmesinde HMK&#8217;nın 30. maddesine göre de bir isabetsizlik bulunmadığı kabul edilmiştir. Dairemizin 26.05.2015 tarih ve 2014/7272 E., 2015/3936 K. sayılı ilamında da, HMK&#8217;nın 30. ve 115/1. madde hükmü uyarınca, davanın her aşamasında, somut olayda henüz taraf teşkili yapılmadan da tensip aşamasında HMK&#8217;nın 114/1-b ve 115/2. maddeleri uyarınca davanın usulden reddine karar verilebileceği belirtilmiştir.<br>Bu durumda, mahkemece, taraf teşkilinden önce göreve ilişkin dava şartı üzerinde durulması ve HMK&#8217;nın 114/1-c ve 115/2. maddesi uyarınca, İcra Mahkemesi&#8217;nin görevli olduğu gerekçesiyle, davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, mahkemenin kendisini görevli gördüğü anlamına gelen yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.<br>2-Bozma nedenine göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.<br>3-Mahkeme, davayı sıra cetveline itiraz olarak nitelendirmiş ve kendisini görevli görmüştür. Bu kabule göre;<br>a) Borçluya ait mahcuz satış bedelinin bütün alacaklıların alacağını karşılamaması halinde düzenlenecek sıra cetveline itiraz, alacağın esas ve miktarına ya da bununla birlikte sıraya yönelikse dava yoluyla genel mahkemede (İİK’nın mad.142/1), itiraz sadece sıraya yönelikse şikayet yoluyla icra mahkemesinde (İİK’nın mad. 142/son) ileri sürülmelidir. İİK&#8217;nın 142/1 maddesinde &#8220;Cetvel suretinin tebliğinden yedi gün içinde her alacaklı takibin icra edildiği mahal mahkemesinde alakadarlar aleyhine dava etmek suretiyle cetvel mündericatına itiraz edebilir.&#8221; hükmü düzenlenmiştir. Bu hükümde yer alan &#8220;alakadarlar&#8221; ifadesi, sıra cetvelinde kendisine pay ayrılan ve dava sonucunda etkilenecek olan alacaklıları ifade eder. Bu hükümde belirtilen mahal mahkemesinin hangi mahkeme olduğu konusunda bir açıklık bulunmamakla birlikte İİK&#8217;nın 235/1. maddesindeki gibi kayıt kabul ve 154/3. maddesindeki gibi iflas davaları için Ticaret Mahkemelerinin görevli olduğu yolundaki açık bir düzenleme bulunmadığından bu mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunun kabulü gerekir. Dairemizin 04.06.2013 tarih ve 3440 E., 3763 K. sayılı ve 15.09.2014 tarih ve 2019 E., 5643 K; 15.10.2014 tarih ve 1764 E., 6313 K. sayılı ilamları da bu yöndedir. 01.10.2011 tarihinden sonra açılan sıra cetveline itiraz davaları için görevli mahkeme (alacağın sıra cetveline göre düşen hissenin miktarına bakılmaksızın ) HMK&#8217;nın 2/1. maddesi uyarınca Asliye Hukuk Mahkemesidir. (Prof. Dr. Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, sh:738)<br>6100 sayılı HMK&#8217;nın 1. maddesindeki göreve ilişkin kuralların kamu düzenine ilişkin olduğu hükmü ile HUMK&#8217;nın 428/2. maddesinin mahkemenin görevli olmamasının mutlak bozma nedeni olduğuna ilişkin hükmü karşısında, görev hususu re&#8217;sen gözetilmelidir. Bu durumda, mahkemece dava sıraya ilişkin ise icra hukuk mahkemesinin, esasa ilişkin ise asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğu dikkate alınarak, 6100 sayılı HMK&#8217;nın 114/1-c ve 115/2. maddeleri uyarınca, davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmesi doğru olmamıştır.<br>b-Yargıtay Dergisi, Ocak-Nisan 2015, Cilt 41, Sayı 1-2, Sayfa 235 ve devamında yayınlanan Mesude Altunel imzalı, &#8221;Dava Dilekçesinde Davalının Adres Bilgisi&#8221; konulu makalede;<br>&#8220;Davacı taraf, davalının adresini bilmiyorsa; dava dilekçesine yazamaz. Bazen de gönderilen tebligatın iade olması neticesinde, davacının dava dilekçesinde bildirdiği adresin davalının geçerli adresi olmadığı anlaşılır. Kişisel verilerin gizliliği kuralından mütevellit davacı, davalının adresini ilgili mercilerden bizzat araştıramaz; örneğin, nüfus müdürlüğünden adres bilgisini elde edemez; emniyet birimlerinden adres araştırması isteyemez. Hal böyle iken, &#8221;mahkemece davalının adresinin araştırılması zorunlu değildir.&#8221; yaklaşımı yanlıştır.<br>Davanın açılması sırasında, davalının adresinin gösterilmesinin mutlak zorunluluk olarak aranması, adalete erişimi engelleyebilir. Davalı adresinin gösterilmesi HUMK uygulamasında olduğu gibi, HMK bakımından da zorunlu içeriğe dâhil olarak yorumlanmamalıdır. Aksi durumun kabulü, davacıya dilekçesinde yanlış veya uydurma bir adres göstermesi yolunu açacaktır.<br>Kuru/Arslan/Yılmaz&#8217;ın görüşü de: &#8221;&#8230; Davalının adresi bilinmiyor (meçhul) ise, davacı dava dilekçesine davalının adresini yazamaz. Bu halde, dava dilekçesi davalıya ilanen tebligat yolu ile tebliğ edilir. (Teb.K.m.28-30;Teb.Tüz.m.46-50)&#8221; şeklindedir.<br>Davalı adresinin bilinmemesi durumunda, MERNİS adresine tebligat yapılır. Mernis adresinin de bulunmaması halinde; mahkemece ilgili yerlerden sorularak (örneğin, emniyet birimlerinden adres araştırması istemek, davalının ilgisi olabilecek kurumlardan adres sorulması, cep telefonu operatörlerinden sorma vs.), adres araştırması yapılmalı; son çare olarak; ilanen tebliğ yoluna başvurulmalıdır.&#8221; husularına yer verilmiştir.<br>Aynı makalede geçen Yargıtay 11. Hukuk Dairesi&#8217;nin 02.12.2013 tarih ve 5492 Esas, 21835 Karar sayılı ilamında &#8221;Mahkemece, davacı tarafın verilen kesin süreye rağmen, davalıların adreslerini bildirmemesi nedeniyle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş ise de verilen sonuç 6100 sayılı HMK&#8217;nın 119. maddesi ile getirilen düzenlemeye uygun değildir&#8230; Davacı, davalının adresini dava dilekçesinde bildirmediği için kendisine verilen bir haftalık süre içerisinde de davalının adresini bulamadığı takdirde, dava açılmamış sayılmaz. Bu durumda mahkemece yapılan araştırmadan sonra gerekirse ilan yoluyla dava dilekçesinin tebliği gerekir. Bunun gibi tarafın gösterdiği adreste davalının bulunamaması halinde mahkemece davalının açık adresinin araştırılması gerekmektedir. (Pekcanıtez, Hakan/Atalay, Oğuz/Özekes, Muhmmed, Medeni Usul Hukuk,14.Baskı,s.503 vd)&#8221; açıklamalarına yer verilmiş ve mahkemece davalıların adres ve kimlik araştırmasının yapılarak adreslerinin tespit edilmesi, ancak adreslerinin tespit edilememesi halinde ise, 6099 sayılı Yasa ile değiştirilen 7201 sayılı 21, 28 ve 35. maddeleri dikkate alınarak taraf teşkilinin sağlanması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, gerekli araştırma yapılmaksızın yazılı şekilde davanın usulden reddine karar verilmesinin doğru olmadığına işaret edilmiştir.<br>Somut olayda, davacı tarafça, davalı alacaklıların ismi, adresi ve avukatlarının isminin bulunduğu sıra cetvelinin düzenlendiği, icra dosyasının numarası belirtilerek dava açılmıştır. Mahkemece, sıra cetveline konu icra dosyasının getirilmesi halinde, davalılar ile ilgili HMK&#8217;nın 119/1-b maddesinde aranan ad, soyad ve adres bilgilerine ulaşılabilmesi mümkündür. Öte yandan dava, alacak davası niteliğinde de olmayıp, mahkemenin kabulüne göre İİK&#8217;nın 142/1. maddesindeki sıra cetveline itiraza ilişkin olduğuna göre, davacı vekilince alacak miktarının gösterilmesine de gerek bulunmadığından mahkemenin, davacı vekilinin alacak miktarını açıklamadığı yönündeki gerekçesinde de isabet bulunmamaktadır.<br>Bu durumda mahkemece, davalıların alacaklı olarak bilgilerini içeren icra dosyası getirtilerek, davalıların adreslerinin tespiti ve taraf teşkilinin sağlanması gerekirken, yanılgı gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.<br>SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, hükmün re&#8217;sen BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 08.10.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tebligat Kanunu madde 21&#8217;e göre tebligat nasıl yapılması gerektiğine ilişkin karar.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/tebligat-kanunu-madde-21e-gore-tebligat-nasil-yapilmasi-gerektigine-iliskin-karar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 May 2021 07:26:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[adreste bulunmama]]></category>
		<category><![CDATA[tahkik etme]]></category>
		<category><![CDATA[taraf teşkili]]></category>
		<category><![CDATA[tebellüğden imtina]]></category>
		<category><![CDATA[tevsik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=7960</guid>

					<description><![CDATA[8. Hukuk Dairesi &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;2019/5256 E. &#160;, &#160;2019/10645 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; DAVA TÜRÜ : İtirazın Kaldırılması Ve TahliyeMAHKEMESİ : &#8230; 1. İcra Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda &#8230; 1. İcra Hukuk Mahkemesi hükmüne karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması sonunda &#8230; Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesince istinaf... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/tebligat-kanunu-madde-21e-gore-tebligat-nasil-yapilmasi-gerektigine-iliskin-karar/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>8. Hukuk Dairesi &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;2019/5256 E. &nbsp;, &nbsp;2019/10645 K.</strong></p>



<ul><li></li></ul>



<p><strong>&#8220;İçtihat Metni&#8221;</strong></p>



<p>DAVA TÜRÜ : İtirazın Kaldırılması Ve Tahliye<br>MAHKEMESİ : &#8230; 1. İcra Hukuk Mahkemesi<br><br>Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda &#8230; 1. İcra Hukuk Mahkemesi hükmüne karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması sonunda &#8230; Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, bu kez davalı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyizi üzerine Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.<br>K A R A R<br>Dava, kira alacağının tahsili için başlatılan takibe itirazın kaldırılması ve tahliye istemlerine ilişkindir.<br>İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü ile davalının itirazının kaldırılmasına, davalının kiralanandan tahliyesine karar verilmiş, davalı vekilince istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş, karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br>6100 sayılı HMK.nin 27. maddesi uyarınca davanın tarafları kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. Bu hak, yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını da içermektedir. Mahkemece gerekli uyarıyı taşıyan çağrı kâğıdının usulüne uygun şekilde davalılara tebliğ edilmesinden ve yasaya uygun taraf teşkilinin gerçekleşmesinden sonra işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekir. Nitekim taraf teşkili kamu düzenine ilişkin olup, yargılamanın her aşamasında re&#8217;sen dikkate alınmalıdır.<br>7201 sayılı Tebligat Kanunu&#8217;nun &#8220;Tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina&#8221; başlıklı 21/1. maddesinde; &#8220;Kendisine tebligat yapılacak kimse veya yukarıda ki maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru, tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir ve memuruna imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşulardan birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır&#8221; hükmü yer almaktadır. Madde burada, iki hali birlikte düzenlemiştir. Bunlardan ilki &#8220;adreste bulunmama&#8221;, diğeri ise &#8220;tebellüğden imtina&#8221; dır. Muhatabın adreste bulunmaması halinde tebliğ memurunun ne şekilde davranması gerektiğini düzenleyen Tebligat Kanunu&#8217;nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 30. maddesinin birinci fıkrasında; &#8220;Adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine meşruhat verilerek çıkarılan tebligatlar hariç olmak üzere, muhatap veya muhatap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan hiçbiri gösterilen adreste sürekli olarak bulunmazsa, tebliğ memurunun adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar kurulu veya meclis üyeleri, zabıta amir ve memurlarından tahkik ederek beyanlarını tebliğ mazbatasına yazıp imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde bu durumu yazarak imzalaması gerekir&#8221; hükmü öngörülmüştür.<br>Yönetmeliğin 30. maddesi, tebliğ memuruna ilgilinin neden adreste bulunmadığını &#8220;tahkik etme&#8221; görevini yüklemiştir. Buna göre tebliğ memuru tahkik etmekle kalmayıp, bunu tevsike yönelik olarak yaptığı tahkikatın sonucunu Tebligat Kanunu&#8217;nun 23/7 ve Tebligat Yönetmeliğinin 35/f bendi gereğince tebliğ evrakına yazacak ve maddede açıkça belirtildiği üzere ilgilisine imzalatacaktır. Ancak bu şekilde, yapılan işlemin usulüne uygun olup olmadığı hakim tarafından denetlenebilir. Muhatabın, tebliğ adresinde ikamet etmekle birlikte, kısa ya da uzun süreli ve geçici olarak adreste bulunmadığının, tevziat saatlerinden sonra geleceğinin beyan ve bunun tevsik edilmesi halinde ancak, maddede sayılanlardan, örneğin muhtara imza karşılığı tebliğ edilip, 2 numaralı fişin kapıya yapıştırılması ve komşunun durumdan haberdar edilmesi işlemlerine geçilebilecektir.<br>Somut olayda, İlk Derece Mahkemesince dava dilekçesi ve duruşma gününü bildiren davetiyenin tebliği işleminde, muhatabın tevziat saatlerinde adreste bulunmadığı tespit edilerek tebliğ evrakı Muhtarlığa teslim edilmiş ise de, bu bilginin kimden alındığının belli olmadığı, tebligatta buna dair bir açıklamanın bulunmadığı, ihbarname kapıya yapıştırıldıktan sonra isim ve imzadan kaçınan görevliye bilgi verildiği belirtilmekle birlikte bu görevlinin kim olduğunun belli olmadığı, tevziat saatlerinden sonra adrese gelip gelmediğinin araştırılmadığı, açıklanan nedenlerle tebliğ işleminin Tebligat Kanunu&#8217;nun 21/1. maddesinde belirtilen usule uygun olduğu düşünülemez.<br>Bu nedenle İlk Derece Mahkemesince usulüne uygun taraf teşkili sağlanmadan, savunma hakkı kısıtlanarak davanın esası hakkında karar verilmesi doğru değildir.<br>SONUÇ: Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK&#8217;nin 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK&#8217;nin 373/1. maddeleri uyarınca (KALDIRILMASINA), İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda belirtilen nedenle (BOZULMASINA), dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, bozma nedenine göre davalı tarafın sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 27/11/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Davalı olarak gösterilmeyen asıl işveren veya alt işverene davanın teşmili için davacı tarafa süre verilmelidir.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/davali-olarak-gosterilmeyen-asil-isveren-veya-alt-isverene-davanin-tesmili-icin-davaci-tarafa-sure-verilmelidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Sep 2020 08:20:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[geçersiz veya muvazaaya dayalı ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[İş Kanunu'nun 2/6-7 maddesi]]></category>
		<category><![CDATA[mecburi dava arkadaşlığı]]></category>
		<category><![CDATA[taraf sıfatı yokluğu]]></category>
		<category><![CDATA[taraf teşkili]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=6388</guid>

					<description><![CDATA[22. Hukuk Dairesi 2011/4205 E., 2011/7310 K. &#160; FESHİN GEÇERSİZLİĞİ İŞE İADE MECBURİ DAVA ARKADAŞLIĞI SIFAT 4857 S. İŞ KANUNU [ Madde 2 ] 6100 S. HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU [ Madde 27 ] 6100 S. HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU [ Madde 327 ] &#160; &#8220;İçtihat Metni&#8221; Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir. Yerel... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/davali-olarak-gosterilmeyen-asil-isveren-veya-alt-isverene-davanin-tesmili-icin-davaci-tarafa-sure-verilmelidir/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Verdana;">22. Hukuk Dairesi 2011/4205 E., 2011/7310 K.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<ul>
<li><b><span style="font-family: Verdana;">FESHİN GEÇERSİZLİĞİ</span></b></li>
<li><b><span style="font-family: Verdana;">İŞE İADE</span></b></li>
<li><b><span style="font-family: Verdana;">MECBURİ DAVA ARKADAŞLIĞI</span></b></li>
<li><b><span style="font-family: Verdana;">SIFAT</span></b></li>
</ul>
<ul>
<li type="circle"><span style="font-family: Verdana;"><span style="color: #104d96;">4857 S. İŞ KANUNU [ Madde 2 ]</span></span></li>
</ul>
<ul>
<li type="circle"><span style="color: #104d96;">6100 S. HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU [ Madde 27 ]</span></li>
</ul>
<ul>
<li type="circle"><span style="color: #104d96;">6100 S. HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU [ Madde 327 ]</span></li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family: Verdana;">&#8220;İçtihat Metni&#8221;</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir.</p>
<p>Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.</p>
<p>Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra, dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:</p>
<p>Davacı vekili, müvekkilinin iş sözleşmesinin geçerli bir neden olmadan feshedildiğini ileri sürerek feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini, boşta geçen süre ücret ve diğer haklar ile işe başlatılmama halinde ödenmesi gereken tazminatın belirlenmesini istemiştir.</p>
<p>Davalı vekili, M…</p>
<p>… İnsan Kaynakları Ltd. Şti.&#8217;nin S…</p>
<p>… A…</p>
<p>… İlaçları Ltd. Şti.&#8217;ye sağladığı insülin kalem eğitimi hizmet sözleşmesi kapsamında insülin kalem eğitmeni pozisyonunda çalıştığını, mesai saatlerine özen göstermemesi ve uyarılara rağmen düzelmemesi nedeniyle davacının iş sözleşmesinin geçerli olarak feshedildiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>
<p>Mahkemece işverence davacının iş akdinin geçerli nedene dayanılarak feshedildiğinin ispat edilememesi gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>
<p>Karar davalı tarafından temyiz edilmiştir.</p>
<p>Alt işveren işçisi tarafından, feshin geçersizliğine karar verilmesi istemiyle yalnızca alt işveren hakkında veya geçersizlik yahut muvazaa iddiasıyla sadece asıl işveren aleyhine açılan davalarda, asıl işveren-alt işveren ilişkisinin geçersiz veya muvazaaya dayandığının belirlenmesine bağlı olarak, davalı olarak gösterilen kişinin işçinin gerçek işvereni olmadığının belirlenmesi halinde taraf sıfatı sorunu ortaya çıkmaktadır. Davanın taraf sıfatı yokluğu nedeni ile reddedilmesi halinde, gerçek işverene karşı açılacak davada işçi, çoğunlukla, işe iade davaları için öngörülen bir aylık dava açma süresini kaçırma tehlikesi ile karşılaşmaktadır. Böyle bir sonuç işçiyi mağdur edeceği gibi, bir aylık süre geçmemişse yeni bir dava açılmasını gerektirmesi nedeni ile usul ekonomisine de uygun düşmez. Gerek daha önce işe iade davalarına bakan Yargıtay Dokuzuncu Hukuk Dairesi&#8217;nce ve gerek Dairemiz tarafından davacının temsilcide yanıldığı veya taraf sıfatında maddi hataya düştüğü kabul edilmek suretiyle taraf değişikliği konusunda mülga 1086 sayılı HMK&#8217;nın katı kuralları aşılarak sorun çözülmeye çalışılmıştır.</p>
<p>Ne var ki, işe iade davası asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte açıldığında asıl işveren hakkında taraf sıfatı yokluğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmezken, sadece asıl işveren hakkında dava açılmışsa taraf sıfatının bulunmadığı ve taraf sıfatında yanılgı olduğunun kabulüne karar verilmesi sözü edilen çözümün çelişkisi olarak dikkat çekmiştir.</p>
<p>Öte yandan, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Kanun&#8217;un 124. maddesinde kabul edilebilir yanılgıya dayanan iradi taraf değişikliği taleplerinin mahkemece kabul edilmesi yönünde düzenleme yapılmıştır. Ancak sözü edilen düzenlemede taraf değişikliğinin talep şartına bağlanması karşısında, hakim tarafından bu hususta taraflara hatırlatmada bulunulması mümkün değildir. Bu nedenle talep olmadığı halde, taraf sıfatında maddi hataya düşüldüğünden söz edilmek suretiyle mahkeme kararının bozulmasına yönelik uygulamaya devam edilmesinin, kanunun belirtilen açık düzenlemesi karşısında, mümkün olmadığı görülmektedir.</p>
<p>Hal böyle olunca, Dairemizde yukarıda belirtilen içtihadın yeniden gözden geçirilerek değerlendirilmesi ihtiyacı doğmuştur.</p>
<p>Mahkemece verilecek hükmün etkisi bakımından mecburi dava arkadaşlığı, maddi bakımdan mecburi dava arkadaşlığı ve şekli (usuli) bakımdan mecburi dava arkadaşlığı olarak ikiye ayrılmaktadır. Maddi bakımdan mecburi dava arkadaşlığı, maddi hukuka göre bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesi zorunlu hallerde söz konusu olur (6100 sayılı HMK m. 59). Şekli (usuli) bakımdan mecburi dava arkadaşlığı ise, kanunun özel hükümleri ve davanın niteliğinden kaynaklanan, birden fazla kişiye karşı dava açılmasının ve yürütülmesinin zorunlu olduğu hallerde oluşan dava arkadaşlığına denir (PEKCANITEZ Hakan/ATALAY Oğuz/ÖZEKES Muhammet, Medeni Usul Hukuku, 12. Bası, Ankara 2011, s. 223). Şekli dava arkadaşlığı, gerçeğin tam olarak ortaya çıkarılması ve taraflar arasındaki ilişkinin doğru karara bağlanmasını sağlamak için kabul edilmiştir. Bu durumda, dava konusu hukuki ilişki hakkında bütün dava arkadaşlarına yönelik tek ve aynı doğrultuda bir karar verme zorunluluğu yoktur. Ayrıca dava arkadaşlarının yaptıkları usuli işlemler birbirinden bağımsızdır.</p>
<p>4857 sayılı İş Kanunu&#8217;nun 2. maddesinin altıncı ve yedinci fıkralarına göre asıl işveren-alt işveren ilişkisinin geçerli olup olmadığı veya muvazaaya dayanıp dayanmadığına yönelik re&#8217;sen yapılması gereken yargısal denetim, ilişkinin taraflarının, yani asıl işveren ve alt işverenin davada yer almalarını ve kendi hukuklarını koruyacak açıklama ve ispat haklarını zorunlu kılmaktadır. Aksince bir düşünce Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi&#8217;nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkına ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu&#8217;nun 27. maddesinde öngörülen hukuki dinlenilme hakkına aykırılık teşkil eder. Buna göre, işe iade davalarına özgü olarak, asıl işveren-alt işveren ilişkisinin söz konusu olduğu davalarda, davalı taraf yönünden bir çeşit şekli (usuli) bakımdan mecburi dava arkadaşlığının mevcut olduğu kabul edilmelidir.</p>
<p>Görüldüğü üzere, bu çözüm tarzı hem işçi hem de işveren yönünde hukuka uygun olup, maddi ve usuli bakımdan her iki tarafın haklarını korumasını sağlayan bir çözümdür.</p>
<p>Böyle olunca, işe iade davasının yalnızca asıl işveren veya alt işveren aleyhine açılması durumunda, mahkemece, dava hemen reddedilmemeli, davalı olarak gösterilmeyen asıl işveren veya alt işverene davanın teşmili için davacı tarafa süre verilmeli, verilen süre içinde, diğer dava arkadaşına teşmil edilirse davaya devam edilmeli, aksi halde dava sıfat yokluğundan reddedilmelidir.</p>
<p>Taraf teşkili sağlandıktan sonra işin esasına yönelik olarak yapılacak inceleme sonucunda, asıl işveren-alt işveren ilişkisinin geçersiz veya muvazaaya dayanması nedeni ile feshin geçersizliğine yönelik karar gerçek işveren hakkında kurulmalı, geçersiz veya muvazaaya dayalı ilişkinin diğer tarafı hakkında sıfat yokluğu davanın reddine karar verilmelidir. Ancak, HMK&#8217;nın 327. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca taraf sıfatı olmadığı halde, davacıyı, davalı sıfatı kendisine aitmiş gibi yanıltarak kendisine karşı dava açılmasına sebebiyet verdiği için, davanın sıfat yokluğu nedeni ile hakkındaki davanın reddine karar verilen taraf lehine vekalet ücreti takdir edilmemelidir.</p>
<p>Dosya içerisinde yer alan fesih bildirimi içeriği dikkate alındığında davalı M…</p>
<p>… İnsan Kaynakları Ltd. Şti. ile S…</p>
<p>… A…</p>
<p>… Ltd. Şti. arasında insülin kalem eğitimi hizmet sözleşmesi olduğu, davacının kayden davalı şirket çalışanı olarak gözüktüğü dikkate alındığında davalı şirket ile S…</p>
<p>… A…</p>
<p>… Ltd. Şti. arasında düzenlenen hizmet alım sözleşmesinin 4857 sayılı İş Kanunu&#8217;nun 2/6-7 maddesi yönünden incelenmesi gerektiği açıktır. Sözleşmenin İş Kanunu&#8217;nun hükümleri uyarınca geçerliliği veya muvazaaya dayanıp dayanmadığına yönelik yapılacak yargısal denetim sözleşmesinin diğer tarafını yani S…</p>
<p>… A…</p>
<p>… Ltd. Şti.&#8217;nin hak alanını da etkileyeceğinden, davanın adı geçen şirkete de teşmili için davacıya usulüne uygun süre verilmeli, dava teşmil edilirse yargılamaya devam edilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir. Taraf teşkili sağlanmadan ve eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması hatalı olmuştur.</p>
<p>S o n u ç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 13.12.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Avukat, aynı davada önce davacının daha sonra da davalının vekilliğini üstlenemez.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/avukat-ayni-davada-once-davacinin-daha-sonra-da-davalinin-vekilligini-ustlenemez/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2020 06:43:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[aynı avukat tarafından temsil edilmiş olmaları]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy uzman avukat]]></category>
		<category><![CDATA[işi reddetme zorunluluğu]]></category>
		<category><![CDATA[menfaat çatışması]]></category>
		<category><![CDATA[taraf teşkili]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=5541</guid>

					<description><![CDATA[15. Hukuk Dairesi         2017/769 E.  ,  2018/985 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; Mahkemesi :Asliye Hukuk Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davalılar vekillerince istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü: &#8211; K A R A R &#8211; Dava, davalı &#8230; ile davacıların murisi &#8230; arasında kurulan... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/avukat-ayni-davada-once-davacinin-daha-sonra-da-davalinin-vekilligini-ustlenemez/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">15. Hukuk Dairesi         2017/769 E.  ,  2018/985 K.</span></b></p>
<ul>
<li></li>
</ul>
<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8220;İçtihat Metni&#8221;</span></b></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">Mahkemesi :Asliye Hukuk Mahkemesi</p>
<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davalılar vekillerince istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:<br />
&#8211; K A R A R &#8211;<br />
Dava, davalı &#8230; ile davacıların murisi &#8230; arasında kurulan eser sözleşmesinin ifası sırasında, &#8230;&#8217;in elektrik akımına kapılarak ölmesi sebebiyle destekten yoksunluk nedeniyle maddi ve yakınlarının ölümü sebebiyle manevi tazminat alacaklarının davalılardan tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece ıslahla artırılan miktar da dikkate alınarak davanın kısmen kabulüne dair verilen karar, davalılar vekillerince temyiz edilmiştir.<br />
Avukat &#8230;, 26.09.2013 tarihli duruşmaya davacılar vekili olarak katılmış yetki belgesini sunmak için verilen süre üzerine davacılar vekili olarak davayı açan Avukat &#8230; tarafından imzalanan 26.09.2013 tarihli yetki belgesini de 07.11.2013 tarihli duruşmada ibraz edilip, davacılar vekili olarak duruşmalara kabulünden ve 23.01.2014, 13.03.2014, 12.06.2014 tarihli duruşmalara katıldıktan sonra, &#8230; Noterliği&#8217;nde düzenlenen 09.05.2014 gün 1420 yevmiye nolu vekâletname ile davalı &#8230; Belediyesi vekili olmuş, 27.05.2015 tarihli duruşmada vekâletinin ve verdiği yetki belgesinin kabulüne karar verilmiş, 30.09.2015, 25.11.2015, 23.12.2015, 03.02.2016, 27.04.2016, 29.06.2016 duruşmalar ve 19.07.2016 tarihli karar duruşmasına davalı vekili olarak katılmış, 07.11.2016 tarihli dilekçe ile nihai kararı davalı &#8230; vekili ile birlikte temyiz etmiştir.<br />
Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere Avukat &#8230; davacılar vekili olarak bir süre dava ve duruşmaları takip ettikten sonra, davalı belediyeden aldığı vekâletname ile belediyeyi de temsil etmiştir. Davacıların maddi ve manevi tazminat istemlerine davalı &#8230; Belediyesi&#8217;nce karşı çıkıldığı ve davanın reddi talep edildiğine göre aralarında menfaat çatışması bulunmaktadır. Vekâlet dava şartı olup, kamu düzeniyle ilgili ve görevi gereği mahkemelerce kendiliğinden gözetilmesi gereken 1136 sayılı Avukatlık Kanunu&#8217;nun 38/b maddesi hükmünce işin reddi zorunluluğu bulunduğundan, davada menfaatleri çatışan tarafların yargılamanın değişik safhalarında olsa dahi aynı avukat tarafından temsil edilmiş olmaları açıkça kanuna aykırıdır.<br />
Bu durumda mahkemece işi reddetme zorunluluğuna rağmen kabul ederek davalı belediyeyi temsil eden Avukat &#8230;&#8217;nün vekilliğinin kabulüne dair karar kaldırılıp adı geçen avukatın bu dosyada davalı belediyeyi temsil edemeyeceği kabul edilip, davalı belediyeye başka bir vekille davayı takip etmesi veya yetkili temsilcisi tarafından takip etmesi gerektiği konusunda meşruhatlı davetiye çıkartılıp, bu şekilde taraf teşkili tamamlandıktan sonra işin esasının incelenip sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, dava şartı ve kamu düzeninden olan bu husus gözden kaçırılarak yargılamaya devamla, davanın sonuçlandırılması doğru olmamış, kararın bozulması uygun görülmüştür.<br />
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalıların temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma sebebine göre davalıların diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, ödedikleri temyiz peşin harçlarının istek halinde temyiz eden davalılar &#8230; ile &#8230;&#8217;ne geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 15.03.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
