<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>uzman avukat &#8211; Av. Ünal Göktürk</title>
	<atom:link href="https://unalgokturk.av.tr/tag/uzman-avukat/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://unalgokturk.av.tr</link>
	<description>Bakırköy Hukuk Bürosu</description>
	<lastBuildDate>Thu, 26 Dec 2019 07:31:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.4.6</generator>

<image>
	<url>https://unalgokturk.av.tr/wp-content/uploads/2019/08/cropped-advocate-32x32.png</url>
	<title>uzman avukat &#8211; Av. Ünal Göktürk</title>
	<link>https://unalgokturk.av.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Görevlendirmeyi kabul etmeyen işçinin yeni görevlendirildiği iş yerinde devamsızlığından söz edilemez.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/gorevlendirmeyi-kabul-etmeyen-iscinin-yeni-gorevlendirildigi-is-yerinde-devamsizligindan-soz-edilemez/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Dec 2019 07:31:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy işçi avukatı]]></category>
		<category><![CDATA[devamsızlık nedeniyle iş akdinin feshi]]></category>
		<category><![CDATA[işverenin devamsızlık nedeniyle yaptığı fesih]]></category>
		<category><![CDATA[işyeri değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[kıdem ve ihbar tazminatının kabulü]]></category>
		<category><![CDATA[uzman avukat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=5376</guid>

					<description><![CDATA[. Hukuk Dairesi         2017/13342 E.  ,  2019/16167 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ (İŞ) Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: YARGITAY KARARI A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/gorevlendirmeyi-kabul-etmeyen-iscinin-yeni-gorevlendirildigi-is-yerinde-devamsizligindan-soz-edilemez/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">. Hukuk Dairesi         2017/13342 E.  ,  2019/16167 K.</span></b></p>
<ul>
<li></li>
</ul>
<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8220;İçtihat Metni&#8221;</span></b></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ (İŞ)</p>
<p>Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:</p>
<p>YARGITAY KARARI</p>
<p>A) Davacı İsteminin Özeti:<br />
Davacı vekili, müvekkilinin davalı firmanın Trabzon/&#8230; şubesinde Eylül 2008 tarihinden itibaren satış temsilcisi olarak, net 800,00 TL maaş, 500,00 TL prim ve 100,00 TL asgari geçim indirimi ve yemek bedeli ile çalıştığını, işyeri yönetiminin değişmesinden sonra ayrılması için kendisine baskı yapıldığını, Tokat iline satış temsilcisi olarak gönderilmek istendiğini, bu görevlendirmenin yazılı olarak yapılmasını istediğini, &#8230; şubesine gidip çalışmak istediğinde araç verilmediğini, göreve çıkarılmadığını, depoda çalıştığını, 31.07.2012 tarihinde davalı tarafından Tokat ilindeki işyerine gitmediği 27-28-30 Temmuz 2012 günlerinde devamsızlık yaptığı, mazeretini bildirmesi, geçerli bir mazereti bulunmaz ise iş akdinin feshedileceğinin bildirildiğini, müvekkilinin işyeri değişikliğine ilişkin yazıyı 02.08.2012 tarihinde aldığını, görevlendirmeyi kabul etmediğini, 06.08.2012 tarihinde işverene keşide ettiği ihtarname ile görevlendirmeyi kabul etmediğini, belirtilen tarihlerde &#8230; depoda çalıştığını, ödenmeyen Temmuz ayı ücreti, Haziran, Temmuz ayı yemek paraları, Haziran ayı primleri ile eksik ödenen fazla mesai, yıllık izin ücreti alacaklarının ödenmesini ihtar ettiğini, işverenin iş akdinin feshine ilişkin 07.08.2012 tarihli ihtarnamesinin keşide edildiğini, bu ihtarnamede 28-29-30 Temmuz’ da işyerine gelmediğinden iş akdinin feshedildiğinin yazılı olduğunu, günlük çalışmanın 07:15-21:00 saatleri (zaman zaman 23:00) arasında olduğunu, fazla mesai yaptığını, yıllık izinlerini kullanmadığını, bu alacaklarının ödenmediğini, iddia ederek,kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai ücreti, yıllık izin alacağı, ücret alacağı, yemek parası, prim alacağı, asgari geçim indirimi alacağının davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.<br />
B) Davalı Cevabının Özeti:<br />
Davalı vekili, yetkili mahkemelerin Samsun İş Mahkemeleri olduğunu, alacakların zamanaşımına uğradığını, davacının 01.09.2009 tarihinde işe başladığını, 27.07.2012 tarihine kadar işyerinde çalıştığını, üst üste üç işgünü mazeretsiz olarak işe gelmemesi nedeniyle haklı neden ile iş akdine son verildiğini, İmzalı bordrolarda ne keder maaş aldığının belli olduğunu, ilave ücret adı altında bordro ile ödenen rakamların prim olmadığını, iş sırasında yapacağı masraflara ilişkin olarak işçilere verildiğini, davacının imzaladığı belge ile Tokat Şubesinde 27.07.2012-13.08.2012 tarihleri arasında çalışmayı kabul ettiğini, mazeretsiz olarak işe gitmemesi üzerine ihtarname keşide edilerek mazeretinin sorulduğunu, mazeret bildirmemesi üzerine iş akdinin 07.08.2012 tarihinde feshedildiğini, fazla mesai alacağı bulunmadığını, fazla mesai yapıldığında bordrolara yansıtılarak ödendiğini, bordroların imzalı olduğunu, yıllık ücretli izinlerin kullandırıldığını, asgari geçim indirimi alacağı, prim alacağı, yemek parası alacağı bulunmadığını, davacının tüm hak ve alacaklarının bordro ile ödendiğini, ödenmeyen bir hak ve alacağı bulunmadığını, savunarak davanın reddine karar verilmesini arz ve talep etmiştir.<br />
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:<br />
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.<br />
D) Temyiz:<br />
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.<br />
E) Gerekçe:<br />
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.<br />
2-Davacı işçi davalı işverenin &#8230;&#8217; taki işyerinde çalışırken Tokat iline görevlendirilmiş, davacı işçi bu görevlendirmeyi kabul etmeyip &#8230;&#8217; taki işyerine gitmeye devam ettiği halde, davalı işveren tarafından davacı hakkında Tokat&#8217; taki işyerine gidilmediği için Tokat&#8217; ta devamsızlık tutanakları düzenlenmiş ve davacının iş akdi devamsızlık nedeniyle feshedilmiştir. &#8230;&#8217; ta yerleşik davacı işçinin nedeni de tam olarak ortaya konulmadan Tokat&#8217;a gönderilmesi işçi açısından iş şartlarında aleyhe değişiklik olup, davacı işçi bunu kabul etmek zorunda değildir. Somut dava bakımından görevlendirmeyi kabul etmeyen işçinin Tokat&#8217; taki işyerinde devamsızlığından söz edilemez. Açıklanan nedenle davalı işverenin devamsızlık nedeniyle yaptığı fesih yerinde değildir. Davacının talep ettiği kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin kabulü yerine reddi hatalıdır.<br />
3-Davacı davalıya gönderdiği ihtarname ile ödenmeyen 2012 yılı Temmuz ayı ücretini talep etmiş aynı talebini dava konusu etmiştir. Dosyadaki belgelerden Temmuz ayı itibariyle davacının 600,00 TL kapatılmamış avansı olduğu bu nedenle Temmuz ayında ödenmesi gereken ücretten 600,00 TL avans mahsubunun yerinde olduğu ancak davacının şirkete ait aracı kullanırken sebep olduğu trafik para cezaları nedeniyle davalı şirket tarafından ödenmek zorunda kalınan tutarların davacı işçinin açık muvafakati olmadan re&#8217;sen mahsubu yoluna gidilmesinin mevzuata aykırı olduğu gözetilerek davacının hak ettiği Temmuz ayı ücretinden sadece 600,00 TL avans mahsup edilip bakiyesi belirlendikten sonra ıslah edilmeyen dava dilekçesindeki 50,00 TL&#8217; nin taleple bağlılık kuralı gereği hüküm altına alınması gerektiğinin gözetilmemesi hatalıdır.<br />
4-Davacı davalı işverene gönderdiği ihtarname ile 2012 yılı Haziran ayı primini alamadığından bahisle ödenmesini talep etmiş aynı hususu dava konusu etmiştir. Dosyada mevcut bordrolar incelendiğinde 2012 yılı Haziran ayından önceki aylarda davacıya 300,00-350,00-380,00 TL gibi prim ödemelerinin ilave ücretler adı altında ödendiği anlaşılmaktadır. Haziran 2012 yılı bordrosu incelendiğinde ise bu rakamın sembolikleştirildiği ve ödemenin sadece 22,80 TL olduğu görülmektedir. Mahkemece yapılacak iş 2011 yılı Haziran ayı ile 2012 yılı Mayıs arasında 1 yıllık dönemde ilave ücret adı altında davacıya ödenen prim miktarını toplayıp onikiye bölerek aylık ortalama prim miktarını bulup, bulunacak rakamdan ödenen 22,80 TL&#8217;yi düşerek varsa bakiyesini belirleyip, ıslah edilmeyen dava dilekçesindeki 50,00 TL&#8217; yi taleple bağlılık kuralı gereği hüküm altına almaktır. Prim alacak talebinin reddi hatalıdır.<br />
F) Sonuç:<br />
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 18.09.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.<br />
</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Araç kilometresini düşürerek satmak nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturur.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/arac-kilometresini-dusurerek-satmak-nitelikli-dolandiricilik-sucunu-olusturur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Dec 2019 09:36:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[aracın kilometre saatinin değiştirilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy ceza avukatı]]></category>
		<category><![CDATA[nitelikli dolandırıcılık suçu]]></category>
		<category><![CDATA[TCK'nın 158/1-h maddesi]]></category>
		<category><![CDATA[uzman avukat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=5365</guid>

					<description><![CDATA[15. Ceza Dairesi         2018/541 E.  ,  2018/8268 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık HÜKÜM : TCK&#8217;nın 158/1-h, 168/1, 62/1, 50/1-a, 52/2-4 maddeleri gereğince mahkumiyet Nitelikli dolandırıcılık suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü: Grup Ticaret Limited Şirketinin yetkilisi olan sanığın, sahibinden.com isimli internet... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/arac-kilometresini-dusurerek-satmak-nitelikli-dolandiricilik-sucunu-olusturur/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">15. Ceza Dairesi         2018/541 E.  ,  2018/8268 K.</span></b></p>
<ul>
<li></li>
</ul>
<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8220;İçtihat Metni&#8221;</span></b></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık<br />
HÜKÜM : TCK&#8217;nın 158/1-h, 168/1, 62/1, 50/1-a, 52/2-4 maddeleri gereğince mahkumiyet</p>
<p>Nitelikli dolandırıcılık suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:<br />
Grup Ticaret Limited Şirketinin yetkilisi olan sanığın, sahibinden.com isimli internet sitesine plakalı Volkswagen marka aracın 68.000 km&#8217;de olduğunu belirten satış ilanı verdiği, katılanın ilanı görerek sanığı aradığı ve aralarındaki anlaşma sonucu katılanın aracı satın aldığı ancak aracın yetkili servise götürülmesi ile, aracın kilometre saatinin değiştirildiğinin ve 200.617 kilometrede olduğunun tespit edildiği, bu suretle sanığın nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda; tüm dosya kapsamına göre sanığın mahkumiyetine yönelik mahkemenin kabulünde isabetsizlik görülmemiştir.<br />
Bozmaya uyularak yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; katılan vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 20/11/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.<br />
</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşe iade davası, arabuluculuk anlaşmama son tutanağının düzenlenmesinden itibaren 2 hafta içerisinde açılmalıdır.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/ise-iade-davasi-arabuluculuk-anlasmama-son-tutanaginin-duzenlenmesinden-itibaren-2-hafta-icerisinde-acilmalidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Dec 2019 09:58:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bölge Adliye Mahkemesi Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[arabuluculuk başvurusu]]></category>
		<category><![CDATA[arabuluculuk son tutanağının düzenlendiği tarih]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy işçi avukatı]]></category>
		<category><![CDATA[işe iade davası]]></category>
		<category><![CDATA[işe iade davası açma süresi]]></category>
		<category><![CDATA[uzman avukat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=5348</guid>

					<description><![CDATA[T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 9. HUKUK DAİRESİ ESAS 2019/1403 KARAR 2019/1615 TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili davacının davalı ẟirkette tıbbi tanıtım temsilcisi olarak Zonguldak ilinde 06/04/2014 tarihinden iẟ akdi haksız fesih tarihi olan 31/03/2018 tarihinde kadar çalıẟtığını, bu fesih iẟleminin haksız olduğunu, dava ẟartı olarak Arabuluculuk Dairesi Baẟkanlığına... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/ise-iade-davasi-arabuluculuk-anlasmama-son-tutanaginin-duzenlenmesinden-itibaren-2-hafta-icerisinde-acilmalidir/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>T.C. </strong><strong>SAKARYA </strong><strong>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 9. </strong><strong>HUKUK DAİRESİ</strong></p>
<p><strong>ESAS 2019/1403</strong></p>
<p><strong>KARAR 2019/1615</strong></p>
<p><strong>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:</strong></p>
<p><strong>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; </strong>Müvekkili davacının davalı ẟirkette tıbbi tanıtım temsilcisi olarak Zonguldak ilinde 06/04/2014 tarihinden iẟ akdi haksız fesih tarihi olan 31/03/2018 tarihinde kadar çalıẟtığını, bu fesih iẟleminin haksız olduğunu, dava ẟartı olarak Arabuluculuk Dairesi Baẟkanlığına baẟvuru yapıldığını, davalı iẟveren ile anlaẟamadığından tutanak hazırlandığını, davacının hiç bir sebep bulunmaksızın keyfi olarak iẟ akdinin davalı iẟveren tarafından sona erdirildiğini belirterek, iẟveren tarafından yapılan feshin geçersizliğine, iẟ akdi haksız olarak feshedilen müvekkilinin iẟe iadesine, iẟ akdinin feshinin geçersizliğinin tespiti ile, iẟverenin müvekkili iẟçiyi 1 ay içerisinde iẟe baẟlatmasına, iẟe baẟlatmaması halinde müvekkili iẟçiye 8 aylık ücreti tutarında tazminat ödenmesine, kararın kesinleẟtirilmesine kadar çalıẟtırılmadığı süreler için müvekkili iẟçiye 4 aylık ücret ve diğer tüm hakların ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiẟtir.</p>
<p><strong>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; </strong>davanın süresinde açılmadığını, Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaẟmaya varılamaması halinde son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren iki hafta içine mahkemeye dava açılması gerektiğini, davacı taraf ve vekili ile 11/05/2018 tarihinde görüntülü kamera yöntemi ile Arubulucu ile görüẟme gerçekleẟtirildiğini ve görüntülü kamera ile yapılan görüẟmeler neticesinde tarafların anlaẟamaması üzerine ikinci bir oturuma kalmadan son tutanak 11/05/2018 tarihinde düzenlendiğini, ancak davanın 31/05/2018 tarihinde yasanın belirlediği iki haftalık sürenin geçmesinin ardından açıldığını, davacının müvekkili ẟirkette ürünlerin satıẟ ve tanıtımını yaptığını, son ekenomik durumları ve kurların yüksekliği nedeni ile müvekkilinin ekenomik faaliyetlerine devam edebilmesini sağlayabilmek için satıẟ organizasyonunda yeniden düzenleme yapma gereği duyulduğunu, davacının ẟirkette çalıẟabileceği baẟka bir bölge olmaması nedeni ile kendisine ( 4) maaẟ tutarında ek paket içeren bir teklifte bulunulduğunu, bu teklifin davacı tarafından kabul edilerek iẟ sözleẟmesinin karẟılıklı anlaẟma ile sona erdirildiğini ve birlikte imza altına alındığını belirterek haksız olarak açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiẟtir.</p>
<p><strong>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:</strong></p>
<p>&#8220;<strong>Mahkemece;</strong></p>
<p>&#8220;Dava, davacının iẟe iade talebine iliẟkindir.</p>
<p>Mahkemizce davacıya, iẟe giriẟ ve çıkıẟ bildirgeleri, sicil dosyası muhteviyatı,tescil kaydı, çalıẟan sayısı SGK İl Müdürlüğünden dosyamıza celp olunmuẟ, davacı özlük dosyasına iliẟkin bir kısım evraklar dosyamıza sunulmuẟ, iẟkur baẟvurusu ve banka kayıtları celbedilmiẟ taraf tanıkları usulüne uygun olarak dinlenmiẟtir.</p>
<p>Mahkememizce yapılan yargılama, iddia, savunma, gelen müzekkere cevapları, alınan bilirkiẟi raporu ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde;</p>
<p>Somut olayda davacı  davalı ẟirkette      09/06/2014 tarihinde satıẟ temsilcisi olarak belirsiz süreli hizmet sözleẟmesi ile çalıẟmaya baẟladığı ve 30.03.2018 tarihine kadar devam ettiği, davacının davalı iẟ yerinde 6 aydan fazla çalıẟma süresinin bulunduğu, gelen SGK cevabında davcının iẟ akdinin feshedildiği tarihte davalı ẟirkette 30 dan fazla iẟçinin çalıẟtığı, davacının 1 aylık hak düẟürücü süre içerisinde 30/04/2018 tarihinde arabuluculuya baẟvurduğu ve iẟe iade davasının arabuluculuk son tutanağının düzenlendiği tarih olan 11.05.2018 tarihinden itibaren 2 haftalık hak düẟürücü sürenin son günü olan 25.05.2018 tarihinden sonra 31.05.2018 tarihinde açıldığı anlaẟılmıẟtır.Davanın yasanın belirlediği iki haftalık  hak düẟürücü  süre      geçtikten sonra  açılması sebebiyle  redine karar  verilerek aẟağıdaki ẟekilde hüküm kurulmuẟtur. &#8221; gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiẟtir.</p>
<p><strong>İSTİNAF BAẞVURUSU:</strong></p>
<p><strong>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>-Dava ẟartı arabuluculuk görüẟmesine telekonferans yolu ile katıldıklarından dolayı hak düẟürücü sürenin dava ẟartı olan arabuluculuk görüẟmesinin son tutanağının düzenlendiği tarihten itibaren değil son tutanağın taraflara tebliğ edildiği tarihten itibaren iẟleyen süre olduğunu,</p>
<p>-Son tutanağın taraflarına usulüne uygun olarak tebliğ edilmediğini,</p>
<p>-Ön inceleme duruẟmasında ilk itirazların red edildiğini, herhangi bir eksiklik olmadığından tahkikat aẟamasına geçildiğinin açıkça belli olduğunu,</p>
<p>-Bu sebeple davalarının süresinde açılmıẟ olduğunu,</p>
<p>-Yerel mahkeme kararının istinaf incelemesi sonucu kaldırılarak, davanın kabulüne karar verilmesini belirterek istinaf talebinde bulunmuẟtur.</p>
<p><strong>GEREKÇE:</strong></p>
<p>İẟbu dava İẟe İade istemine iliẟkindir.</p>
<p>HMK’nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve resen kamu</p>
<p>düzeni yönünden yapılan inceleme sonucunda;</p>
<p>4857 Sayılı İẟ Kanunu&#8217;nun 18. maddesi kapsamında davacının iẟ güvencesi hükümlerinden yararlanıp yararlanmayacağı hususunda yapılan değerlendirmede, hizmet süresinin 6 aydan fazla olduğu, davalı iẟyerinin 30&#8217;dan fazla iẟçi çalıẟtırdığı, taraflar arasındaki sözleẟmenin belirsiz süreli olduğu, davacının iẟin bütününü sevk ve idare eden iẟveren vekili yardımcısı ya da iẟyerinde iẟin bütününü sevk ve idare eden iẟçi iẟe alma ve iẟten çıkarma yetkisi bulunan iẟveren vekili konumunda bulunmadığı, iẟ akdinin fesih tarihinden itibaren 1 aylık hak düẟürücü süre içerisinde arabulucuya müracaat edildiği, arabuluculuk sürecinin 11/05/2018 tarihinde tarafların anlaẟamaması ile sonuçlandığı ve arabulucu tarafından arabuluculuk son tutanağının 11/05/2018 tarihinde düzenlendiği, iẟbu davanın ise 31/05/2018 tarihinde açılmıẟ olduğu anlaẟılmıẟtır.</p>
<p>Dosyada mevcut delillere, tarafların iddia ve savunmalarına göre; davacı taraf iẟbu davanın süresinde açıldığını iddia etmiẟ ise de yerel mahkeme karar gerekçesinde de tartıẟılıp isabetli sonuca varıldığı üzere, somut olayda davacı tarafın iẟ akdinin fesih tarihinden itibaren 1 aylık hak düẟürücü süre içerisinde iẟe iade talebiyle 30/04/2018 tarihinde arabuluculuya baẟvurduğu, arabuluculuk sürecinin 11/05/2018 tarihinde tarafların anlaẟamaması ile sonuçlandığı ve arabulucu tarafından arabuluculuk son tutanağının 11/05/2018 tarihinde düzenlendiği, davacı tarafın iẟe iade davasını arabuluculuk son tutanağının düzenlendiği tarih olan 11/05/2018 tarihinden itibaren 2 haftalık hak düẟürücü sürenin son günü olan 25/05/2018 tarihine kadar açması gerekirken, davacının iẟbu davayı iki haftalık süre geçtikten sonra 31/05/2018 tarihinde açtığı anlaẟılmıẟtır.</p>
<p>7036 Sayılı Kanunun 11. maddesi ile değiẟik 4857 Sayılı Kanunun 20/1. maddesinde, iẟe iade davasının son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren iki hafta içinde açılması gerektiği hususunun açıkça belirtildiği, iẟbu kanunda dava açma süresinin son tutanağın tebliği ile baẟlayacağına dair herhangi bir yasal düzenlemeye yer verilmediği, dolayısıyla iki haftalık dava açma süresinin son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren baẟlaması gerektiği, bu durum karẟısında davacının iẟbu davayı iki haftalık süre içerisinde açmadığı anlaẟılmakla ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Bu nedenlerle davacı vekilinin istinaf nedenleri yerinde görülmemiẟtir.</p>
<p>Tarafların karẟılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki iliẟkinin nitelendirilmesine, vakıa mahkemesi hakiminin objektif, dosyadaki verilerle çeliẟmeyen tespitlerine ve uyuẟmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, HMK’nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve resen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu; ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaẟılmakla, davacı vekilinin tüm istinaf nedenlerine iliẟkin istinaf baẟvurusunun 6100 Sayılı HMK&#8217;nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aẟağıdaki ẟekilde hüküm kurulmuẟtur.</p>
<p><strong>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle,</strong></p>
<p>1-Davacı   vekilinin    istinaf   baẟvurusunun  HMK    353/1-b.1   maddesi    gereğince</p>
<p><strong>ESASTAN REDDİNE,</strong></p>
<p>2-Davacı tarafından istinaf karar harcı peẟin olarak yatırıldığından ve yeterli olduğundan yeniden alınmasına yer olmadığına,</p>
<p>3-Davacı tarafından yapılan istinaf giderlerinin üzerinde bırakılmasına,</p>
<p>4-Kullanılmayan gider avanslarının talep halinde ilgililere iadesine,</p>
<p>5-HMK&#8217;nın 359. maddesinin 3. fıkrası gereği kararın tebliğ iẟlemlerinin ve <strong>Hazinece</strong> <strong>haksız çıkan taraftan karẟılanmak üzere yapılan zorunlu arabuluculuk giderlerinin tahsiline iliẟkin iẟlemlerin ilk derece mahkemesi tarafından yapılmasına,</strong></p>
<p>6-İstinaf incelemesi duruẟmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,</p>
<p>Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda 7036 sayılı Yasa&#8217;nın 8/1-a maddesi ve 7036 sayılı Yasa&#8217;nın 11. maddesi ile değiẟik 4857 sayılı Yasa&#8217;nın 20. maddesinin 3. fıkrası gereğince <strong>KESİN</strong> olmak üzere 13/11/2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>ẞerife AYKIN           Süheyla YILDIRIM             Zafer KAYA                   Hilal SOLAK</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Baẟkan 36954                      Üye 38257                        Üye 104885                     Katip 139972</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyal medya hesaplarında yapılan paylaşımların,ancak hesabın sahibi veya aynı paylaşım ortamında bulunan kişilerce delil olarak kullanılabilir.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/sosyal-medya-hesaplarinda-yapilan-paylasimlarinancak-hesabin-sahibi-veya-ayni-paylasim-ortaminda-bulunan-kisilerce-delil-olarak-kullanilabilir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Nov 2019 12:13:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy boşanma avukatı]]></category>
		<category><![CDATA[hukuka aykırı delil]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya hesaplarında yapılan paylaşımlar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Medeni Kanunun 176.maddesi]]></category>
		<category><![CDATA[uzman avukat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=5305</guid>

					<description><![CDATA[3. Hukuk Dairesi         2016/14742 E.  ,  2017/2577 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ :AİLE MAHKEMESİ Taraflar arasında birleştirilerek görülen nafaka davalarının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, nafakanın kaldırılması istemli asıl davanın kabulüne, birleşen nafakanın arttırılması istemli davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı – birleşen dosyada davacı asil tarafından duruşma istemli temyiz edilmesi üzerine; davanın niteliği... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/sosyal-medya-hesaplarinda-yapilan-paylasimlarinancak-hesabin-sahibi-veya-ayni-paylasim-ortaminda-bulunan-kisilerce-delil-olarak-kullanilabilir/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">3. Hukuk Dairesi         2016/14742 E.  ,  2017/2577 K.</span></b></p>
<ul>
<li></li>
</ul>
<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8220;İçtihat Metni&#8221;</span></b></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">MAHKEMESİ :AİLE MAHKEMESİ</p>
<p>Taraflar arasında birleştirilerek görülen nafaka davalarının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, nafakanın kaldırılması istemli asıl davanın kabulüne, birleşen nafakanın arttırılması istemli davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı – birleşen dosyada davacı asil tarafından duruşma istemli temyiz edilmesi üzerine; davanın niteliği gereği duruşma isteğinin reddiyle, temyiz isteğinin incelemesinin evrak üzerinde yapılmasına karar verilerek dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:</p>
<p>Y A R G I T A Y K A R A R I</p>
<p>Davacı vekili; müvekkili ile davalının Aile Mahkemesinin 2013/254 E. 2013/946 K. karar sayılı ilamı ile boşandıklarını, mahkemece davalı lehine aylık 1.000 TL yoksulluk nafakasına hükmedildiğini, ancak davalının Erkan isimli kişi ile fiilen evliymiş gibi yaşadığını, davalının internet ortamında yayınladığı resim ve videolarla fiili evliliğin tespit edildiğini ileri sürerek, davalı lehine bağlanan yoksulluk nafakasının kaldırılmasını talep etmiştir.<br />
Davalı vekili; Nafakanın kaldırılması davasında davanın reddini dilemiş, birleşen 2015/715 Esas sayılı davada ise; yoksulluk nafakasının 1.500TL&#8217;ye artırılmasını talep etmiştir.<br />
Mahkemece; CD kayıtları ve dinlenen tanık beyanları ile nafaka alacaklısı olan davalının kısa bir süre de olsa evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi beraberlik yaşadığının ispatlandığı, TMK&#8217;nun 176/3. maddesinde yer alan koşulların oluştuğu gerekçesiyle; asıl davanın kabulü ile davalı lehine bağlanan yoksulluk nafakasının kaldırılmasına, birleşen davanın ise reddine karar verilmiş; hüküm, davalı – birleşen dosyada davacı tarafından temyiz edilmiştir.<br />
1-Asıl davaya yönelen temyiz itirazlarının incelenmesinde;<br />
Nafaka yükümlüsü davacı, nafaka alacaklısı olan davalının evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi beraber yaşadığını ileri sürerek, nafakanın kaldırılmasını istemiştir.</p>
<p>./..</p>
<p>-2-</p>
<p>Türk Medeni Kanunun 176/3. maddesi; &#8220;İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılır.&#8221; hükmünü içermektedir.<br />
Öncelikle, mahkeme kararında gerekçe olarak dayanılan; davacı nafaka yükümlüsü tarafından (facebook ve WhatsApp&#8217;tan alındığı iddia olunan) görüntü kayıtlarından ibaret olan delilinin hukuken geçerli ve hükme esas alınabilecek bir delil niteliğinde olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir.<br />
01.10.2011&#8217;de yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu&#8217;nun “İspat hakkı” başlığını taşıyan 189/2. maddesinde; “Hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamız.” hükmü ile açıkça hukuka aykırı olarak elde edilmiş delilerin ispat gücü olmayacağı kabul edilmiştir.<br />
Böylece Hukuk Yargılamasında da ispat hakkının delillere ilişkin yönünün hukuki çerçevesi çizilmiş; bir davada ileri sürülebilecek her türlü delilin mutlaka hukuka uygun yollardan elde edilmiş olması, eş söyleyişle yasak delil niteliğinde olmaması esası getirilmiştir.<br />
Anılan düzenlemeye göre, hukuka aykırı olarak elde edildiği anlaşılan delillerin, mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamayacağı düzenlenmek suretiyle yargılama sırasında taraflarca sunulan delillerin elde ediliş biçiminin mahkeme tarafından re&#8217;sen gözönüne alınması ve bu delillerin hukuken meşru yol ve yöntemlerle elde edildiği, delilin her ne suretle olursa olsun hukuka aykırı olarak elde edildiğinin tesbiti halinde, diğer tarafça bu konuda itiraz ileri sürülmese dahi mahkemece bu sunulan delillerin caiz olmadığına karar verilerek, dosya kapsamında değerlendirilmemesi ilkesi benimsenmiştir.<br />
Diğer taraftan, hukuka aykırı elde edilen delillerin yargılamada değerlendirilmesi konusunda 01.10.2011 tarihine kadar Medeni Usul Hukukunda açık bir yasa hükmü olmadığı halde, gerek mülga 1412 sayılı CMUK&#8217;nda gerekse de 5271 sayılı CMK&#8217;nda açık düzenleme yapılmıştır. Mülga 1412 sayılı CMUK&#8217;nun 254/2. maddesinde &#8220;Koğuşturma makamlarının hukuka aykırı şekilde elde ettikleri deliller hükme esas alınamaz.” denilmiş, 5271 sayılı CMK&#8217;nun 206/2-a maddesinde &#8220;ortaya konulması istenilen delilin, kanuna aykırı olarak elde edilmesi halinde reddolunacağı&#8221; düzenlendiği gibi Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında, kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği açıkça hükme bağlandığından ve bu Anayasal kural, her ne kadar, ceza yargısına ilişkin gibi görünse de, tüm yargı çeşitleri, bu arada adlî yargı bütünü içinde yer alan hukuk yargısı bakımından da geçerlilik taşıyan bir düzenleme konumunda olduğu, yargısal uygulamalarda kabul edilmiştir.</p>
<p>./..</p>
<p>-3-</p>
<p>Burada sözü geçen hukuka aykırılıklardan birisi de özel hayata yapılan haksız müdahaledir. Ancak özel hayatın gizliliği diye ifade edilen ve sadece bireyi ilgilendiren alana hiçbir şekilde müdahale edilemez. Örneğin, kişinin özel hayatı cinsel yaşamı böyledir. Hayatın bu gizli alanı ihlal edilerek bir delil elde edilmiş ise, bunu kim, nasıl ve hangi amaçla elde etmiş olursa olsun sözonusu delil ceza mahkemesinde delil olarak kullanılamaz. Zira, hayatın gizli alanı bir delil elde etme yasağı teşkil eder.(Öztürk, B.Yeni Yargıtay Kararları Işığında Delil Yasakları, Ank.1995, s.116 vd.)<br />
6100 sayılı HMK öncesindeki yargısal uygulamalarda somut olayın özelliğine göre farklı yaklaşımlar olmakla birlikte temelinde bir delilin hukuka aykırı olarak elde edilmesi ile hukuka aykırı olarak yaratılmasının farklı olarak ele alındığı, hukuka aykırı yaratılan delilin hiçbir şekilde yargılamada kabul edilmemesine karşın, hukuka aykırı olarak elde edilen delil konusunda olayın özelliğine göre farklı değerlendirmelerde bulunulduğu görülmektedir. Ancak, Anayasanın 2. maddesindeki Hukuk Devleti ilkesi ile Anayasanın 38/6. maddesindeki hukuka aykırı yol ve yöntemlerle elde edilen delillerin hiçbir şekilde yargılamada kullanılamayacağı yolundaki düzenleme ve yukarıda açıklanan 6100 Sayılı HMK&#8217; nun 189/2. maddesi birlikte değerlendirildiğinde; açıkça hukuka aykırı olarak elde edilmiş delillerin ispat gücü olmayacağı kabul edilmiştir. Dolayısıyla, hukuka aykırı (yaratılmış veya elde edilmiş) delillerin hiçbir şekilde ispat aracı olarak kullanımı artık mümkün değildir.<br />
Bir delilin mahkemece kabul edilmesi için, o delilin usulsüz ve hukuka aykırı olarak yaratılmamış olması ve hukuka aykırı biçimde elde edilmemesi şarttır. Yasak delilin kapsamına hukuka aykırı bir şekilde yaratılan deliller ile hukuka aykırı yol ve yöntemlerle elde edilen deliller girdiğinden artık bu kapsamda kabul edilen deliller hiç bir şekilde hukuka uygun ve meşru bir delil olarak kabulü olanaklı değildir.<br />
Anılan ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 15.02.2012 tarihli ve 2011/2-703 E-70 K. sayılı kararında da benimsenmiştir.<br />
Somut olayda, toplanan delillerin birlikte değerlendirilmesinden; nafaka alacaklısı olan davalının, tanık olarak dinlenen şarkıcı &#8230;&#8217;a ait şarkının klip çekimi nedeniyle Erhan Karadaş isimli oyuncu ile birlikte yer aldığı çekim görüntülerinin, (klibin yayınlanmasından vazgeçilmesi üzerine) davacı nafaka yükümlüsü tarafından hukuka aykırı olarak elde edildiği sabittir.<br />
Diğer taraftan, hukuka aykırı olarak elde edilen klip görüntülerinin, paylaşımlarının yapıldığı sosyal medya hesaplarının kendisine ait olduğu hususu da davalı tarafından kabul edilmediği gibi, davacı taraf sosyal medya hesaplarının (Facebook/WhatsApp) ve bu hesaplardaki paylaşımlarında davalı tarafından yapıldığı hususunu da ispatlayamamıştır.</p>
<p>./..</p>
<p>-4-</p>
<p>Ayrıca, sosyal medya hesaplarında yapılan paylaşımların, ancak hesabın sahibi veya aynı paylaşım ortamında (facebook/WhatsApp) bulunan kişilerce delil olarak kullanımının mümkün olduğu düşünülebilecektir. Diğer bir anlatımla, sahte profil oluşturup paylaşımlarda bulunmak veya kişi profillerinde hesap sahibinin bilgisi, muvafakatı ve izni olmaksızın yapılan paylaşımların delil olarak sunulması halinde, bunların 6100 Sayılı HMK&#8217;nun 189/2. maddesi kapsamında hukuka aykırı delil kabul edilmesi gerekir.<br />
Hal böyle olunca, mahkemece; davacı nafaka yükümlüsü tarafından sunulan delillerin bir bölümünün hukuka aykırı olarak elde edilmiş olduğu, diğer delillerin ise hukuka aykırı bir şekilde yaratılmış olduğu gözetilerek, dosya kapsamındaki diğer delillerle de ispat edilemeyen nafakanın kaldırılması davasının reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.<br />
2- Birleşen davaya yönelen temyiz itirazlarının incelenmesinde;<br />
Nafaka alacaklısı davacı, birleşen davada; boşanma davasında hüküm altına alınan yoksulluk nafakasının aradan geçen süreç içerisinde yetersiz hale geldiğini ileri sürerek, nafakanın artırılmasını istemiştir.<br />
Bu durumda, mahkemece; birleşen davada taraflarca bildirilen delillerin usulünce toplanması ve ulaşılacak sonuca göre istem hakkında bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile birleşen davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.<br />
SONUÇ: Yukarıda birinci ve ikinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK&#8217;nun 428. maddesi gereğince davalı-davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK&#8217;nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK&#8217;nun 440. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 07.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üniversitelerde Yönetim Sorumluluğu</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/universitelerde-yonetim-sorumlulugu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Apr 2019 12:43:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Danıştay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy avukat]]></category>
		<category><![CDATA[uzman avukat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://unalgokturk.av.tr/?p=4785</guid>

					<description><![CDATA[Danıştay 15. Daire Başkanlığı         2018/1880 E.  ,  / K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; T.C. D A N I Ş T A Y ONBEŞİNCİ DAİRE Esas No : 2018/1880 Davacı ve Yürütmenin Durdurulmasını İsteyen : Vekili : Müdahil (Davacı Yanında) : Vekili : Davalı : Vekilleri : İstemin Özeti : 08/05/2018 tarihli ve 30415 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/universitelerde-yonetim-sorumlulugu/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">Danıştay 15. Daire Başkanlığı         2018/1880 E.  ,  / K.</span></b><br />
<b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8220;İçtihat Metni&#8221;</span></b></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
ONBEŞİNCİ DAİRE<br />
Esas No : 2018/1880</span></p>
<p>Davacı ve Yürütmenin<br />
Durdurulmasını İsteyen :<br />
Vekili :<br />
Müdahil (Davacı Yanında) :<br />
Vekili :</p>
<p>Davalı :<br />
Vekilleri :<br />
İstemin Özeti : 08/05/2018 tarihli ve 30415 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarına Ait Kurum ve Kuruluşlar İle Devlet Üniversitelerinin İlgili Birimlerinin Birlikte Kullanımı İle İşbirliği Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 9. maddesi ile değiştirilen asıl Yönetmeliğin 10. maddesinin 1. fıkrasının; 3359 sayılı Kanun’un Ek 9. maddesinin 3. fıkrası ile eğitim yetki ve sorumluluğunun dekana verildiği, eğitim sorumlularını görevlendirme yetkisinin de dekana ait olduğu, dava konusu Yönetmelikte adı geçen program yöneticisinin 3359 sayılı Kanun’da belirtilen eğitim sorumlusunu tarif etmekte olduğu, Yönetmeliğin değiştirilmeden önceki halinde program yöneticisi ve idari sorumlu görevlendirme yetkisi dekana verilmişken, dava konusu Yönetmelik değişikliği ile bu yetkinin başhekime verildiği, dava konusu düzenlemenin açıkça hukuka aykırı olmasının yanı sıra bu haliyle uygulanması halinde birlikte kullanımdaki sağlık tesislerinde program yöneticisi (eğitim sorumlusu) olarak her an birinin görevlendirilebileceği ve eğitim ile ilgili plânlamanın dekanın bilgisi dışında gerçekleşebileceği, dekanın saf dışı bırakılarak Sağlık Bakanlığı kadrosunda olan birinin bu göreve atanması durumunda tıp fakültesi öğrencilerinin de eğitiminin sekteye uğrayacağı, üniversitenin bilgisi dışında eğitim programı düzenleneceği iddia edilerek iptali ve yürütmesinin durdurulması istenilmektedir.<br />
Savunmanın Özeti : Dava konusu Yönetmeliğin hazırlanma ve yürürlüğe girme sürecine iştirak eden ve davaya konu hükme ilişkin olarak ihtirazi kayıt ve/veya olumsuz görüş beyan etmeyen idareler olarak ve Yükseköğretim Kurulu’nun Bakanlıkları yanında hasım mevkiine alınması gerektiği, 3359 sayılı Kanun’un Ek 9. maddesine uygun olarak Yönetmeliğin 8. maddesinde eğitim hizmetlerinin aksatılmadan yürütülmesi için dekan tarafından hastane yöneticisinin görüşü alınarak ilgili sağlık tesisine eğitim sorumlusu görevlendirileceğinin düzenlendiği, Kanun’un Ek 9. maddesinde yer verilen “Başhekim aynı zamanda üniversite yönünden sağlık uygulama ve araştırma merkezi müdürü sayılır. Birlikte kullanıma geçilen sağlık tesisleri, Bakanlığın tâbi olduğu mevzuat uyarınca işletilir ve tesis, üniversitenin görüşü alınarak Bakanlıkça atanan başhekim tarafından yönetilir.” hükmü doğrultusunda birim bazında uzmanlık eğitimi hizmetlerinin planlanması ve yürütülmesinden sorumlu program yöneticisinin ve idari işleyişten sorumlu idari sorumlunun görevlendirilmesine ilişkin yetkinin üniversitenin görüşü alınarak Bakanlıkça atanan başhekim tarafından kullanılmasının uygun olacağının değerlendirildiği, bu çerçevede hazırlanan Yönetmelik değişikliği taslağının Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı ve na gönderildiği ve uygun görüş alındığı, 3359 sayılı Kanun ve Yönetmeliğin 8. maddesinde birlikte kullanılan sağlık tesisinde verilen eğitimin “tamamından sorumlu” olarak yapılacak görevlendirmenin düzenlendiği, Kanun hükmünün birim/program bazlı düzenleme getirmediği, program/birim eğitim sorumluluğu hususunda Ek 9. madde ile birlikte bu maddenin yaptığı atıf çerçevesinde aynı Kanun’un Ek 1. maddesi hükmünün uygulanacağı, bu çerçevede bu alanda Başhekimin sorumlu olduğu, davacı tarafın, “tesis eğitim sorumlusu” ile “birim eğitim sorumlusu” kavramları aynı kavramlarmış gibi Kanuna aykırılık iddialarını ileri sürdüğü, iptali istenilen Yönetmeliğin 10. maddesinin birinci fıkrasında yer alan program yöneticisi ile Yönetmeliğin 8. maddesinde düzenlenen eğitim sorumlusu kavramlarının, uzmanlık eğitimlerinin birlikte kullanımdaki sağlık tesislerinde kurum ve birim bazında yapılmasına göre ayrım göstermekte olduğu, eğitim hizmetlerinin yerine getirilmesinden genel olarak dekan yetkili ve sorumlu ise de, birlikte kullanım ve işbirliği mevzuatına göre başhekimin sağlık tesisindeki her türlü sağlık ve destek hizmeti, üniversite personelinin sağlık hizmeti sunumu da dahil olmak üzere eğitim ve sağlık hizmetlerinin aksamadan ve verimli şekilde yürütülmesi için her türlü tedbiri almaya yetkili olduğu, bu konuda dekan ile işbirliği içerisinde çalıştığı göz önüne alındığında, eğitim sorumlusunun dekan tarafından, klinikte yürütülen uzmanlık eğitimi programlarının planlanması, yürütülmesi ve denetiminden sorumlu olan program yöneticisinin ve idari işleyişten sorumlu idari sorumlunun başhekim tarafından görevlendirilmesinin mevzuata uygun olduğu, 3359 sayılı Kanun’un Ek 9. maddesindeki dekanın eğitim sorumlusunu belirlemesi ile ilgili hüküm nedeniyle daha önceki Yönetmelik değişikliğinde oluşan kavram karmaşasını ortadan kaldırmak için program yöneticisi ve idari sorumlunun görevlendirmesinin tıpta uzmanlık eğitimi mevzuatına uygun olarak başhekim tarafından yapılması gerekliliği ile değişikliğe gidildiği, davanın ve yürütmenin durdurulması isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.</p>
<p>Düşüncesi : Yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.</p>
<p>TÜRK MİLLETİ ADINA</p>
<p>Karar veren, 2575 sayılı Danıştay Kanununun Ek 1. maddesi uyarınca Danıştay Sekizinci ve Onbeşinci Dairelerinden oluşan müşterek kurulca, ara kararı cevabı alındıktan sonra incelenmesine karar verilen yürütmenin durdurulması istemi, ara kararı cevabının geldiği görülmüş olmakla yeniden incelenerek, davalı idarenin husumet itirazı da yerinde görülmeyerek işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:<br />
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu&#8217;nun 27. maddesinde, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda, davalı idarenin savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasına karar verilebileceği hükme bağlanmıştır.<br />
Dava; 08/05/2018 tarihli ve 30415 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarına Ait Kurum ve Kuruluşlar İle Devlet Üniversitelerinin İlgili Birimlerinin Birlikte Kullanımı İle İşbirliği Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 9. maddesi ile değiştirilen asıl Yönetmeliğin 10. maddesinin 1. fıkrasının iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle açılmıştır.<br />
3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanun’un -07/09/2016 tarihli ve 29824 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 6745 sayılı Kanun’un 39. maddesi ile değişik- Ek 9. maddesinde;<br />
“(Ek: 21/1/2010-5947/11 md.; Değişik: 11/10/2011-KHK-663/58 md.; Değişik: 4/7/2012-6354/8 md.) (1) (Değişik birinci cümle: 20/8/2016-6745/39 md.) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumuna bağlı sağlık tesisleri ile üniversitelerin tıp ve diş hekimliği alanında lisans ve uzmanlık eğitimi veren kurumları; eğitim, araştırma ve sağlık hizmeti sunumu için insan gücü, mali kaynak, fiziki donanım, bina, tıbbi cihaz ve diğer kaynakları karşılıklı olarak aşağıdaki usul ve esaslara göre birlikte kullanabilir. Ancak, büyükşehir olan iller dışındaki illerde eğitim ve araştırma hizmetleri, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren Sağlık Bakanlığı eğitim ve araştırma hastanesi veya üniversite sağlık uygulama ve araştırma merkezlerinden yalnızca biri tarafından verilebilir. Bu illerde Bakanlık ve bağlı kuruluşları ile üniversiteler, tıp lisans eğitimi ve/veya tıpta uzmanlık eğitimi için ortak kullanım ve işbirliği yapar.<br />
Birlikte kullanılacak sağlık tesisleri için, Bakanlık ve Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının uygun görüşü alınarak, Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu Başkanı ile üniversite rektörü arasında birlikte kullanım protokolü akdedilir.<br />
Birlikte kullanımdaki sağlık tesislerinde tıpta uzmanlık ve lisans eğitimleri, Sağlık Bakanlığı uzmanlık öğrencilerinin eğitimi de dâhil olmak üzere, ilgili mevzuata göre ilgili fakülte dekanının yetki ve sorumluluğunda yürütülür. (Ek cümleler: 20/8/2016-6745/39 md.) Dekan, hastane yöneticisinin görüşünü alarak varsa profesör, yoksa doçent unvanını haiz öğretim üyelerinden birini, doçent de yoksa yardımcı doçent veya eğitim görevlilerinden birini eğitim sorumlusu olarak görevlendirir. Başhekim aynı zamanda üniversite yönünden sağlık uygulama ve araştırma merkezi müdürü sayılır. Birlikte kullanıma geçilen sağlık tesisleri, Bakanlığın tâbi olduğu mevzuat uyarınca işletilir ve tesis, üniversitenin görüşü alınarak Bakanlıkça atanan başhekim tarafından yönetilir. Birlikte kullanıma geçilen sağlık tesisinin kamu hastane birliği kapsamında olması hâlinde, o tesise ait yönetici görevlendirmeleri kamu hastaneleri birliği mevzuatı çerçevesinde yapılır. (Ek cümle: 2/1/2014-6514/44 md.) Birlikte kullanımdaki sağlık tesislerinde mesai sonrası hizmetler için 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 73 üncü maddesinin üçüncü fıkrasına göre ilave ücret alınmaz.<br />
(Ek fıkra: 20/8/2016-6745/39 md.) Birlikte kullanıma geçilen sağlık tesislerinin döner sermaye hesapları, sadece birlikte kullanılan birimlerle sınırlı olmak ve birlikte kullanıma geçildikten sonraki tasarruflara etkili olmak kaydıyla birleştirilir. Ancak borcun mevcut bir taşınıra ilişkin olması durumunda protokolün imza tarihinden önceki <b>borç</b>lar, sağlık tesisinin döner sermaye bütçesinden karşılanır.<br />
(Ek fıkra: 20/8/2016-6745/39 md.) Birlikte kullanımdaki sağlık tesisleri ve ilgili birimlerde görevli öğretim elemanları dâhil tüm personel; ihtiyaç duyulan tıbbi ve bilimsel danışmanlık, nöbet, konsültasyon ve diğer sağlık hizmetlerini yerine getirmekle ve bu kapsamda kendilerine yapılan davete icabet etmekle yükümlüdür. Bu şekilde nöbet tutan öğretim üyelerine de 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun ek 33 üncü maddesi çerçevesinde ve eğitim görevlisi için belirlenmiş olan gösterge rakamı üzerinden nöbet ücreti ödenir.</p>
<p>(Değişik fıkra: 2/1/2014-6514/44 md.) 2547 sayılı Kanunun 58 inci maddesinin (c) fıkrasının (1) numaralı bendinde sayılan ve ilgili fakültenin temel tıp bilimlerinde görev yapan öğretim üyesi, öğretim görevlisi ve araştırma görevlisi ile birlikte kullanımdaki sağlık tesislerinde fiilen görev yapan personele, üniversite personeli için 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 58 inci maddesinde öngörülen ek ödeme matrahı ve tavan ek ödeme oranları, Bakanlık ve bağlı kuruluşları personeli için ise 4/1/1961 tarihli ve 209 sayılı Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanunun 5 inci maddesinde öngörülen ek ödeme matrahı ve tavan ek ödeme oranları esas alınarak Bakanlığın tabi olduğu ek ödeme mevzuatı doğrultusunda ek ödeme yapılır. Üniversite rektörü, rektör yardımcıları, genel sekreteri, ilgili birimin dekanı ve dekan yardımcılarına 2547 sayılı Kanunun 58 inci maddesi gereğince yönetici payı olarak yapılacak ek ödeme, birlikte kullanımdaki sağlık tesisinin döner sermaye hesabından yapılır.<br />
Birlikte kullanılan sağlık tesisinde görev yapan personelin disiplin ve tüm özlük işlemleri kadrosunun bulunduğu kurumun ilgili mevzuatına göre yürütülür.<br />
Üniversite tarafından, birlikte kullanılan kurum ve kuruluşlarda görevli personelin profesör ve doçent kadrolarına atanabilmesi için Bakanlığa ve bağlı kuruluşlarına ait eğitim görevlisi kadroları da kullanılabilir.<br />
(Değişik fıkra: 20/8/2016-6745/39 md.) Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarının sağlık tesisleri ile üniversitelerin sağlık bilimleri eğitimi veren birimleri arasında, döner sermayeleri ayrı olmak suretiyle sağlık hizmeti sunumu, eğitim, araştırma, halk sağlığını geliştirme ve kurumların diğer faaliyet alanlarında işbirliği yapılabilir. İşbirliği protokolleri, üniversitenin ve ilgisine göre Bakanlık birimleri veya bağlı kuruluşlarının teklifi üzerine, Bakanlık ve Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının uygun görüşü alınarak vali ile rektör arasında imzalanır. Üniversitenin sağlık bilimleri alanında faaliyet gösteren birimlerinde görev yapan öğretim elemanlarından işbirliği kapsamında Bakanlık ve bağlı kuruluşları sağlık tesislerinde ya da Bakanlık ve bağlı kuruluşları personelinden üniversitede çalıştırılacaklar, karşılıklı mutabakat ile protokol eki liste ile belirlenir.<br />
(Değişik fıkra: 20/8/2016-6745/39 md.) Birlikte kullanım ve işbirliğine ilişkin usul ve esaslar ile ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde döner sermaye gelirlerinden personele yapılacak ek ödemelere ilişkin diğer hususlar nın ve Yükseköğretim Kurulunun uygun görüşü alınarak Sağlık Bakanlığı tarafından çıkarılan yönetmelikle belirlenir.” yönünde düzenlemelere yer verilmiştir.<br />
Anılan Kanun hükmüne dayanılarak Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarına Ait Kurum ve Kuruluşlar ile Devlet Üniversitelerinin İlgili Birimlerinin Birlikte Kullanımı ve İşbirliği Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik hazırlanmış ve bu Yönetmelik Sağlık Bakanlığı tarafından 16/06/2017 tarihli ve 30098 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.<br />
Anılan Yönetmeliğin muhtelif maddelerinde, 08/05/2018 tarihli ve 30415 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarına Ait Kurum ve Kuruluşlar İle Devlet Üniversitelerinin İlgili Birimlerinin Birlikte Kullanımı İle İşbirliği Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile değişiklik yapılmıştır.<br />
16/06/2017 tarihli ve 30098 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarına Ait Kurum ve Kuruluşlar ile Devlet Üniversitelerinin İlgili Birimlerin Birlikte Kullanımı ve İşbirliği Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin “Program yöneticisi ve idari sorumlunun görev ve yetkileri” başlıklı 10. maddesinde;<br />
&#8220;(1) Birlikte kullanımdaki tesislerde Dekan tarafından hastane yöneticisinin de görüşü alınarak her uzmanlık eğitimi programı yürütülen birim için uzmanlık eğitimi mevzuatındaki şartları haiz bir program yöneticisi ile bir idari sorumlu görevlendirilir. Program yöneticisine aynı zamanda idari sorumluluk görevi de verilebilir.<br />
(2) Program yöneticisi, müfredata uygun olarak ilgili mevzuat çerçevesinde tıpta ve diş hekimliğinde uzmanlık eğitimlerinin planlanması, yürütülmesi ve denetiminden sorumludur.<br />
(3) İdari sorumlu, ilgili klinik ve laboratuvarda sunulan sağlık hizmetinin yirmi dört saat esasına göre kesintisiz olarak yürütülmesi ve verimlilik ölçütlerinin gerektirdiği yönetsel önlemlerin alınması, mevcut kaynakların müşterek ve verimli bir şekilde kullanılması ile diğer birimler ve hastane yönetimiyle olan ilişkileri yürütmekle görevli olup; bu görevlerin yürütülmesinden hastane yöneticisine karşı sorumludur.<br />
(4) Program yöneticisi ve idari sorumlunun farklı kişiler olması halinde bunlar işbirliği ve uyum içerisinde çalışır.<br />
(5) Program yöneticisi, programa dâhil olan tüm eğiticilerle birlikte eğitim programını hazırlayarak, hastane yöneticisinin uygun görüşü ile birlikte ana dallarda ilgili anabilim dalı başkanı, yan dallarda ise bilim dalı başkanı aracılığıyla Dekana sunarak eğitim programını onaylatır. Eğitim programında değişiklik olması halinde hastane yöneticisine bilgi verilir.” hükmü yer almakta iken;<br />
Dava konusu Yönetmeliğin 9. maddesi ile anılan birinci ve beşinci fıkralar;<br />
“(1) Birlikte kullanımdaki tesislerde Başhekim tarafından her uzmanlık eğitimi programı yürütülen birim için uzmanlık eğitimi mevzuatındaki şartları haiz bir program yöneticisi ile bir idari sorumlu görevlendirilir. Program yöneticisine aynı zamanda idari sorumluluk görevi de verilebilir.”<br />
“(5) Program yöneticisi, programa dâhil olan tüm eğiticilerle birlikte eğitim programını hazırlayarak, Başhekimin uygun görüşü ile birlikte ana dallarda ilgili anabilim dalı başkanı, yan dallarda ise bilim dalı başkanı ve anabilim dalı başkanı aracılığıyla Dekana sunarak eğitim programını onaylatır. Eğitim programı değişikliğinde de Başhekimin uygun görüşü alınır.” şeklinde, üçüncü fıkrasındaki “hastane yöneticisine” ibaresi ise “başhekime” şeklinde değiştirilmiştir.<br />
İdare Hukukunda &#8220;usul&#8221; idari işlemin yapılmasında izlenen yol demektir. Dava konusu Yönetmeliğin çıkarılmasında izlenecek yol da; 3359 sayılı Kanun&#8217;un Ek 9. maddesinin 07/09/2016 tarihli ve 29824 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 6745 sayılı Kanun’un 39. maddesi ile değişik son fıkrasında belirlenmiş ve &#8220;Birlikte kullanım ve işbirliğine ilişkin usul ve esaslar ile ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde döner sermaye gelirlerinden personele yapılacak ek ödemelere ilişkin diğer hususlar nın ve Yükseköğretim Kurulunun uygun görüşü alınarak Sağlık Bakanlığı tarafından çıkarılan yönetmelikle belirlenir.&#8221; hükmüne yer verilmek sûretiyle Sağlık Bakanlığı tarafından çıkarılacak olan Yönetmelik için, Yükseköğretim Kurulu&#8217;nun ve &#8216;nın uygun görüşünü alma şartı getirilmiştir. Yönetmelik değişikliklerinde de aynı şekil kuralının geçerli olduğu muhakkaktır.<br />
Bu kuraldan hareketle, Dairemizin 29/05/2018 tarihli Ara Kararı ile; &#8216;ndan ve &#8216;ndan dava konusu Yönetmeliğe uygun görüş verilip verilmediği sorulmuş, , ve ı’ndan Yönetmeliğin hazırlık aşamasına ilişkin evrâk istenmiştir.<br />
Ara kararına cevaben gönderilen evrâktan, dava konusu Yönetmeliğin hazırlığı aşamasında, değişiklik taslağının&#8217;na ve &#8216;na gönderildiği, ilgili kurumlar tarafından Yönetmeliğin dava konusu edilen maddesine yönelik olarak olumsuz görüş verilmediği, böylece değişikliklerin uygun görüldüğü anlaşılmıştır. Buna göre, dava konusu işlem şekil unsuru yönünden hukuka uygun bulunarak diğer unsurlar yönünden hukuka uygunluk denetimine geçilmiştir.<br />
Mülga 16/06/2016 tarihli ve 29744 sayılı Resmî Gazete&#8217;de yayımlanan Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarına Ait Sağlık Tesisleri ve Üniversitelere Ait İlgili Birimlerin Birlikte Kullanımı ve İşbirliği Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin dava konusu düzenleme ile benzer düzenleme içeren 8. maddesinde birlikte kullanılacak sağlık tesislerinde görev yapacak klinik, laboratuar ve eğitim sorumlularının görev ve yetkileri düzenlenmiş, maddenin 1. fıkrasında; birlikte kullanımdaki tesislerde başhekimin de görüşü alınarak hastane yöneticisi tarafından bir eğitim sorumlusu ile bir idari sorumlu görevlendirilebileceği, birimin eğitim sorumlusuna aynı zamanda idari sorumluluk görevi de verilebileceği, sağlık tesisinde görev yapan profesör, doçent ve/veya eğitim görevlileri arasından bir kişinin dekanın uygun görüşüyle klinik ve/veya laboratuvar eğitim sorumlusu olarak görevlendirileceği, profesör, doçent veya eğitim görevlisi bulunmadığı durumlarda bir yılını doldurmuş yardımcı doçent veya başasistanlar arasından aynı usulle görevlendirileceği, klinik ve laboratuvarlarda idari sorumlunun, öğretim üyesi, eğitim görevlisi veya uzman tabip olarak görev yapan personel arasından bir yıllık süreyle görevlendirileceği düzenlenmiş, maddenin ikinci fıkrasında; eğitim hizmetleri sorumlusunun, müfredat ve akademik takvime uygun olarak mezuniyet öncesi eğitimler ile ilgili mevzuat çerçevesinde uzmanlık eğitimlerinin planlanması, yürütülmesi ve denetiminden sorumlu olduğu, 3. fıkrasında ise; idari sorumlunun, ilgili klinik veya laboratuvarın sevk ve idaresi, mevcut kaynakların müşterek ve verimli bir şekilde kullanılması ile diğer birimler ve hastane yönetimiyle olan ilişkileri yürütmekle görevli olduğu düzenlenmiştir.<br />
Anılan düzenlemenin 1. fıkrasının eğitim sorumlusunun görevlendirilmesine ilişkin kısımları Dairemizin 07/06/2017 tarihli ve E:2016/8173 sayılı kararı ile; &#8220;dava konusu Yönetmeliğin dayanağı 3359 sayılı Kanunun Ek 9. maddesindeki tıpta uzmanlık ve lisans eğitimlerinin, Sağlık Bakanlığı uzmanlık öğrencilerinin eğitimi de dâhil olmak üzere, tıp fakültesi dekanının yetki ve sorumluluğunda olduğu yönündeki açık düzenleme karşısında, eğitim sorumlusunun Kanuna uygun olarak dekan tarafından belirlemesi gerekirken, eğitim sorumlusunun başhekimin de görüşü alınmak sûretiyle hastane yöneticisi tarafından görevlendirilmesi ve eğitim sorumlusu olarak görevlendirilecek kişi belirlenirken dekanın görüşüne müracaat edilmesi yönünde yapılan düzenlemede üst hukuk normlarına uyarlık bulunmadığı&#8221; gerekçesiyle hukuka aykırı bulunarak, ilgili hükmün yürütmesinin durdurulmasına karar verilmiştir.<br />
Ardından 16/06/2017 tarihli ve 30098 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarına Ait Kurum ve Kuruluşlar ile Devlet Üniversitelerinin İlgili Birimlerin Birlikte Kullanımı ve İşbirliği Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik ile “Program yöneticisi ve idari sorumlunun görev ve yetkileri” başlıklı 10. maddesinde;<br />
&#8220;(1) Birlikte kullanımdaki tesislerde Dekan tarafından hastane yöneticisinin de görüşü alınarak her uzmanlık eğitimi programı yürütülen birim için uzmanlık eğitimi mevzuatındaki şartları haiz bir program yöneticisi ile bir idari sorumlu görevlendirilir. Program yöneticisine aynı zamanda idari sorumluluk görevi de verilebilir.<br />
(2) Program yöneticisi, müfredata uygun olarak ilgili mevzuat çerçevesinde tıpta ve diş hekimliğinde uzmanlık eğitimlerinin planlanması, yürütülmesi ve denetiminden sorumludur.<br />
(3) İdari sorumlu, ilgili klinik ve laboratuvarda sunulan sağlık hizmetinin yirmi dört saat esasına göre kesintisiz olarak yürütülmesi ve verimlilik ölçütlerinin gerektirdiği yönetsel önlemlerin alınması, mevcut kaynakların müşterek ve verimli bir şekilde kullanılması ile diğer birimler ve hastane yönetimiyle olan ilişkileri yürütmekle görevli olup; bu görevlerin yürütülmesinden hastane yöneticisine karşı sorumludur.<br />
(4) Program yöneticisi ve idari sorumlunun farklı kişiler olması halinde bunlar işbirliği ve uyum içerisinde çalışır.<br />
(5) Program yöneticisi, programa dâhil olan tüm eğiticilerle birlikte eğitim programını hazırlayarak, hastane yöneticisinin uygun görüşü ile birlikte ana dallarda ilgili anabilim dalı başkanı, yan dallarda ise bilim dalı başkanı aracılığıyla Dekana sunarak eğitim programını onaylatır. Eğitim programında değişiklik olması halinde hastane yöneticisine bilgi verilir.” hükmüne yer verilmiştir.<br />
Anılan düzenlemeye karşı açılan davalarda, Dairemizin 22/05/2018 tarihli ve E.2017/2233 ve E.2017/2235 sayılı kararları ile yürütmenin durdurulması istemlerinin reddine karar verilmiştir.<br />
2017 Yönetmeliğinin “Program yöneticisi ve idari sorumlunun görev ve yetkileri” başlıklı 10. maddesi hükmünde tanımlanan program yönetici ile mülga 2016 Yönetmeliğinin 8. maddesinde tanımlanan eğitim hizmetleri sorumlusunun tıpta uzmanlık eğitimi yönünden aynı sorumluluklarla donatıldığı görülmektedir.<br />
Son olarak, dava konusu 08/05/2018 tarihli ve 30415 sayılı Yönetmeliğin 9. maddesi ile asıl Yönetmeliğin 10. maddesinde yapılan değişiklikle; maddenin birinci fıkrası &#8220;(1) Birlikte kullanımdaki tesislerde Başhekim tarafından her uzmanlık eğitimi programı yürütülen birim için uzmanlık eğitimi mevzuatındaki şartları haiz bir program yöneticisi ile bir idari sorumlu görevlendirilir. Program yöneticisine aynı zamanda idari sorumluluk görevi de verilebilir.” şeklinde değiştirilerek program yöneticisi ve idari sorumlunun hastane yöneticisinin görüşü alınarak dekan tarafından seçilmesi kuralından vazgeçilmiş, başhekim tarafından seçileceği yönünde düzenlemeye gidilmiştir.<br />
Dava konusu Yönetmeliğin dayanağı olan 3359 sayılı Kanun&#8217;un Ek 9. maddesinin 3. fıkrasında, birlikte kullanımdaki sağlık tesislerinde tıpta uzmanlık ve lisans eğitimlerinin, Sağlık Bakanlığı uzmanlık öğrencilerinin eğitimi de dâhil olmak üzere, ilgili mevzuata göre tıp fakültesi dekanının yetki ve sorumluluğunda yürütüleceği; dekanın, hastane yöneticisinin görüşünü alarak varsa profesör, yoksa doçent unvanını haiz öğretim üyelerinden birini, doçent de yoksa yardımcı doçent veya eğitim görevlilerinden birini eğitim sorumlusu olarak görevlendireceği açıkça düzenlenmiştir.<br />
Bu düzenlemeye uygun olarak 16/06/2017 tarihli ve 30098 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarına Ait Kurum ve Kuruluşlar ile Devlet Üniversitelerinin İlgili Birimlerin Birlikte Kullanımı ve İşbirliği Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin &#8220;Eğitim hizmetleri başlıklı&#8221; 8. maddesinde, birlikte kullanımdaki sağlık tesislerinde tıp ve diş hekimliğinde lisans ve uzmanlık eğitimleri dekanın yetki ve sorumluluğuna bırakılmış, eğitim hizmetlerinin aksamadan yürütülmesi için dekanın, başhekimin görüşünü alarak varsa profesör yoksa doçent unvanlı öğretim üyelerinden birini, doçent de yoksa yardımcı doçent veya eğitim görevlilerinden birini ilgili sağlık tesisinin eğitiminden sorumlu olarak görevlendireceği belirtilmiştir.<br />
Bununla birlikte, dava konusu değişiklikle program yöneticisi ve idari sorumlunun görev ve yetkilerinin düzenlendiği 10. maddenin birinci fıkrasında, birlikte kullanımdaki tesislerde tıpta ve diş hekimliğinde uzmanlık eğitimlerinin planlanması, yürütülmesi ve denetiminden sorumlu olan program yöneticisini görevlendirme yetkisi başhekime bırakılmıştır. Yönetmeliğin dayanağı Kanun maddesinde tıpta uzmanlık ve lisans eğitimlerinin, Sağlık Bakanlığı uzmanlık öğrencilerinin eğitimi de dâhil olmak üzere, tıp fakültesi dekanının yetki ve sorumluluğunda olduğu yönündeki açık düzenleme karşısında program yöneticisinin Kanuna uygun olarak dekan tarafından belirlemesi gerekirken, anılan maddede program yöneticisinin başhekim tarafından görevlendirilmesi yönünde yapılan düzenleme üst hukuk normlarına aykırıdır. Yönetmeliğin bu hususa riayet edilmeksizin düzenlenen 10. maddenin 1. fıkrasında bu nedenlerle hukuka uyarlık bulunmamaktadır.<br />
Hukuka aykırı olduğu anlaşılan dava konusu Yönetmelik maddesinin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararlara neden olacağı da açıktır.<br />
Açıklanan nedenlerle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu&#8217;nun 27. maddesinde sayılan koşullar gerçekleşmiş olduğundan dava konusu Yönetmeliğin 9. maddesi ile değiştirilen asıl Yönetmeliğin 10. maddesinin 1. fıkrasının yürütmesinin durdurulmasına, bu kararın tebliğini izleyen tarihten itibaren 7 gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna itirazı yolu açık olmak üzere, 06/11/2018 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.</p>
<p>Başkan</p>
<p>Üye</p>
<p>Üye</p>
<p>Üye</p>
<p>Üye</p>
<p>Üye</p>
<p>Üye</p>
<p>Üye</p>
<p>Üye</p>
<p>KARŞI OY (X) :</p>
<p>Dava konusu Yönetmeliğin dayanağı olan 3359 sayılı Kanun&#8217;un Ek 9. maddesinin 3. fıkrasında, birlikte kullanımdaki sağlık tesislerinde tıpta uzmanlık ve lisans eğitimlerinin, Sağlık Bakanlığı uzmanlık öğrencilerinin eğitimi de dâhil olmak üzere, ilgili mevzuata göre tıp fakültesi dekanının yetki ve sorumluluğunda yürütüleceği; dekanın, hastane yöneticisinin görüşünü alarak varsa profesör, yoksa doçent unvanını haiz öğretim üyelerinden birini, doçent de yoksa yardımcı doçent veya eğitim görevlilerinden birini eğitim sorumlusu olarak görevlendireceği düzenlenmiştir.<br />
Bu düzenlemeye uygun olarak dava konusu Yönetmeliğin &#8220;Eğitim hizmetleri&#8221; başlıklı 8. maddesinde; &#8220;(1) Tıp ve diş hekimliğinde lisans ve uzmanlık eğitimleri, birlikte kullanımdaki sağlık tesislerinde ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde dekanın yetki ve sorumluluğunda yürütülür. Dekan ve (Değişik ibare:RG- 8/5/2018-30415) başhekim eğitim, araştırma ve sağlık hizmetlerini aksatmayacak şekilde işbirliği içinde çalışarak gerekli tedbirlerin alınmasından ve planlamaların yapılmasından sorumludur.<br />
(2) Birlikte kullanımdaki lisans ve uzmanlık eğitimleri, Fakülte Kurulu ve Fakülte Yönetim Kurulu kararları doğrultusunda yürütülür. İlgili sağlık tesisinin eğitim görevlileri Dekanın daveti üzerine, Fakülte Kurulu ve Fakülte Yönetim Kurulu toplantılarına oy hakkı olmaksızın katılabilir.<br />
(3) Birlikte kullanılan sağlık tesisinde bulunan profesör, doçent, eğitim görevlileri ve başasistanlar ile sağlık tesisinde görevlendirilen öğretim üyeleri tıpta uzmanlık eğitim yetki ve sorumluluğunu taşırlar. Ancak, Dekan tarafından ihtiyaç duyulması halinde birlikte kullanılan sağlık tesisinde bulunan eğitim görevlileri ve başasistanlara lisans eğitiminde de sorumluluk verilebilir.<br />
(4) Üniversitenin sağlık alanında ön lisans, lisans ve lisansüstü eğitim gören öğrencileri, uygulamalı eğitimlerini birlikte kullanılan sağlık tesisinin yanı sıra işbirliği protokolü imzalanan diğer sağlık tesislerinde de yapabilir.<br />
(5) Eğitim hizmetlerinin aksamadan yürütülmesi için Dekan, (Değişik ibare:RG- 8/5/2018-30415) başhekim görüşünü alarak varsa profesör yoksa doçent unvanlı öğretim üyelerinden birini, doçent de yoksa yardımcı doçent veya eğitim görevlilerinden birini ilgili sağlık tesisinin eğitiminden sorumlu olarak görevlendirir.&#8221; yönünde düzenlemeye yer verilerek dayanak Kanun hükmüne uygun olarak birlikte kullanımdaki sağlık tesisinin tamamına yönelik olarak tıp ve diş hekimliğinde lisans ve uzmanlık eğitimleri dekanın yetki ve sorumluluğuna bırakılmış, eğitim hizmetlerinin aksamadan yürütülmesi için dekanın, başhekimin görüşünü alarak varsa profesör yoksa doçent unvanlı öğretim üyelerinden birini, doçent de yoksa yardımcı doçent veya eğitim görevlilerinden birini ilgili sağlık tesisinin eğitiminden sorumlu olarak görevlendireceği belirtilmiştir.<br />
Bununla birlikte, dava konusu 10. maddenin birinci fıkrasında kliniklerde yürütülen tıpta uzmanlık eğitiminin planlanması, yürütülmesi ve denetiminden sorumlu olan program yöneticisi ve idari sorumlunun görev ve yetkileri düzenlenmiş, klinik bazında sorumlu olan program yöneticisini görevlendirme yetkisi dayanak Kanun gereği birlikte kullanılan sağlık tesisini Bakanlığın tâbi olduğu mevzuat uyarınca işletmekle yetkili olan başhekime bırakılmıştır.<br />
Yönetmeliğin 8. maddesi hükmü ile, tesisin tamamında yürütülen tıp ve diş hekimliğinde lisans ve uzmanlık eğitimlerinin, ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülmesinin dekanın yetki ve sorumluluğuna bırakılmış olması karşısında, 10. maddenin birinci fıkrasında yapılan dava konusu düzenleme ile klinik bazında tıpta uzmanlık eğitiminin organizasyonundan sorumlu olan program yöneticisinin görevlendirilmesinin yine dayanak 3359 sayılı Kanun gereği birlikte kullanılan tesisin işletilmesinden sorumlu olan başhekime bırakılmasında, ortak yürütülen hizmetin niteliği ile Yönetmeliğin diğer hükümlerinde eğitim ve öğretim hizmetine yönelik belirlemelerin yapıldığı gözetildiğinde, kamu yararı ve hizmet gerekleri ile üst hukuk normlarına aykırılık bulunmamaktadır.<br />
Açıklanan nedenlerle, dava konusu düzenlemede 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu&#8217;nun 27. maddesinin 2. fıkrasında sayılan koşullar gerçekleşmediğinden, yürütmenin durdurulması isteminin reddine karar verilmesi gerektiği oyuyla aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyoruz.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
