<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>zamanaşımı def&#8217;i &#8211; Av. Ünal Göktürk</title>
	<atom:link href="https://unalgokturk.av.tr/tag/zamanasimi-defi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://unalgokturk.av.tr</link>
	<description>Bakırköy Hukuk Bürosu</description>
	<lastBuildDate>Tue, 22 Nov 2022 13:40:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.4.6</generator>

<image>
	<url>https://unalgokturk.av.tr/wp-content/uploads/2019/08/cropped-advocate-32x32.png</url>
	<title>zamanaşımı def&#8217;i &#8211; Av. Ünal Göktürk</title>
	<link>https://unalgokturk.av.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Asıl işverenin sorumluluğunun alt işveren sorumluluğunu aşması mümkün olmadığından, ıslaha karşı alt işveren tarafından ileri sürülen zamanaşımı def&#8217;inden asıl işveren de yararlanır.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/asil-isverenin-sorumlulugunun-alt-isveren-sorumlulugunu-asmasi-mumkun-olmadigindan-islaha-karsi-alt-isveren-tarafindan-ileri-surulen-zamanasimi-definden-asil-isveren-de-yararlanir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Nov 2022 13:40:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[ıslaha karşı zamanaşımı def'i]]></category>
		<category><![CDATA[zamanaşımı def'i]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=9676</guid>

					<description><![CDATA[9. Hukuk Dairesi         2017/17771 E.  ,  2020/13422 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ :İş Mahkemesi DAVA TÜRÜ : ALACAK Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi &#8230; tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/asil-isverenin-sorumlulugunun-alt-isveren-sorumlulugunu-asmasi-mumkun-olmadigindan-islaha-karsi-alt-isveren-tarafindan-ileri-surulen-zamanasimi-definden-asil-isveren-de-yararlanir/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">9. Hukuk Dairesi         2017/17771 E.  ,  2020/13422 K.</span></b></p>
<ul>
<li></li>
</ul>
<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8220;İçtihat Metni&#8221;</span></b></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"></p>
<p>MAHKEMESİ :İş Mahkemesi<br />
DAVA TÜRÜ : ALACAK</p>
<p>Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi &#8230; tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:</p>
<p>Y A R G I T A Y K A R A R I</p>
<p>Davacı İsteminin Özeti:<br />
Davacı vekili; Davacının, 21/07/2005-30/09/2014 tarihleri arasında davalı &#8230; bünyesinde ihale alan değişik firmalarda çalıştığını, en son diyalog personeli olarak çalıştığını, aylık net 1.800,00 TL ücret aldığını, diğer davalı şirketin Belediyeden aldığı ihalenin 30/09/2014 tarihinde sona ermesi nedeniyle iş akdinin feshedildiğini, yasal haklarının ise ödenmediğini, hafta içi ve cumartesi günleri 08:00-17.00 saatleri arasında çalışan davacının Pazar günleri çalışma yapmadığını, bu çalışmanın ulusal bayram ve genel tatil günlerinde de belirtilen şekilde devam ettiğini, müvekkiline hak kazandığı yıllık izinlerinin de kullandırılmadığını, davalı işverene 04/02/2015 tarihinde ihtarname gönderdiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti ve ulusal bayram genel tatil ücreti alacakları olduğunu ileri sürerek; davanın kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br />
Davalı &#8230; vekilinin Cevabının Özeti:<br />
Davalı vekili; davacının müvekkili Belediye bünyesinde taşeron firmaların işçisi olarak çalıştığını, davacının herhangi bir işçilik alacağının olup olmadığı konusunda bilgilerinin olmadığını, çalışma sürelerinin, ücretinin ve iş akdinin sona erme nedeninin kendileri tarafından bilinmediğini, 21/07/2005-31/12/2010 tarihleri arasındaki çalışmalarının karşılığının dava dışı &#8230; Temizlik İnş. Ltd. Şti. tarafından ödendiğini, davacının da bu dönemle ilgili olarak işvereni ibra ettiğini, zamanaşımı itirazlarının da bulunduğunu savunarak; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br />
Davalı &#8230;Turizm Taş. İnş. Güv. Sistemleri Temizlik ve Gıda Sanayi Dış Ticaret Limited Şirketi vekilinin Cevabının Özeti:<br />
Davalı vekili; zamanaşımı itirazlarının bulunduğunu, müvekkili şirket ile Yıldırım Belediyesi arasında 02/01/2014-30/09/2014 tarihlerini kapsayan belirli süreli iş sözleşmesinin akdedildiğini, diyalog yöneticisi olan davacının son ücretinin aylık brüt 2.005,93 TL olduğunu, iş sözleşmesinin sona ereceği tarihten iki ay önce bildirimde bulunulduğunu, bu nedenle ihbar tazminatı hakkının doğmadığını, bir yıldan az süreli çalışması nedeniyle kıdem tazminatı alacağının da bulunmadığını, aynı zamanda yıllık izin alacağının da bulunmadığını, ulusal bayram ve genel tatillerde çalışması mevcut ise karşılığının ödendiğini savunarak; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br />
Mahkeme Kararının Özeti:<br />
Mahkemece, kıdem tazminatı, yıllık izin ve ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının kabulüne, ihbar tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.<br />
Temyiz:<br />
Karar süresinde davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.<br />
Gerekçe:<br />
1-Dosyadaki yazılara, delillerin taktirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalıların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.<br />
2-Taraflar arasında alacağın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı hususu uyuşmazlık konusudur.<br />
Dosyaya alınan bilirkişi raporu sonrası davacı vekili 18.02.2016 tarihinde davanın ıslahı ile taleplerini artırmış , davalı şirket vekiline 26.02.2016 tarihinde ıslah dilekçesi tebliğ olmuştur. Davalı şirket vekili tarafından 09.03.2016 tarihinde zamanaşımı def&#8217;inde bulunulmuştur.<br />
Dosyaya alınan ek raporla ıslah tarihinden itibaren zamanaşımına uğrayan alacaklar belirlenerek hesaplama yapılmış ise de zamanaşımı def&#8217;inde bulunan şirket yönünden hesaplamalar dikkate alınmış , davalı &#8230; yönünden ise zamanaşımı def&#8217;i ileri sürülmediğinden dikkate alınmamıştır.<br />
Ancak; Islaha karşı alt işveren tarafından ileri sürülen zamanaşımı def&#8217;inden asıl işverende yararlanacağından ve asıl işverenin sorumluluğunun alt işveren sorumluluğunu aşması mümkün olmadığından sözü edilen zamanaşımı def&#8217;inin her iki davalıya etkisi dikkate alınarak davaya konu istekler ile ilgili hüküm kurulmalıdır.<br />
3- Davacının fesih tarihi olan 30.09.2014 tarihinden sonra davalı işveren &#8230; bünyesinde çalışmaya devam edip etmediği hususu ihtilaflıdır.<br />
Mahkemece yapılacak iş; davacının 30.09.2014 tarihinden sonra davalı &#8230; bünyesinde çalışmaya devam edip etmediğinin araştırılması, çalışmaya devam ediyor olması halinde iş akdinin feshinin gerçekleşmediği sonucuna varılarak, feshe bağlı alacaklar yönünden tekrar değerlendirme yapılmalıdır.<br />
SONUÇ: Temyiz olunan kararın açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 26.10.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sözleşmeden doğan bir hukuki ilişkinin bulunduğu hallerde tarafların sebepsiz zenginleşmeye dayanan bir talepte bulunması olanaklı değildir.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/sozlesmeden-dogan-bir-hukuki-iliskinin-bulundugu-hallerde-taraflarin-sebepsiz-zenginlesmeye-dayanan-bir-talepte-bulunmasi-olanakli-degildir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Oct 2022 11:45:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[kaçak elektrik kullanım tespiti]]></category>
		<category><![CDATA[tahakkukun yerinde olmadığı]]></category>
		<category><![CDATA[zamanaşımı def'i]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=9564</guid>

					<description><![CDATA[3. Hukuk Dairesi         2021/3994 E.  ,  2021/7145 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK (TÜKETİCİ)MAHKEMESİ Taraflar arasındaki istirdat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen karara karşı Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına temyiz yoluna başvurulmakla; dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/sozlesmeden-dogan-bir-hukuki-iliskinin-bulundugu-hallerde-taraflarin-sebepsiz-zenginlesmeye-dayanan-bir-talepte-bulunmasi-olanakli-degildir/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">3. Hukuk Dairesi         2021/3994 E.  ,  2021/7145 K.</span></b></p>
<ul>
<li></li>
</ul>
<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8220;İçtihat Metni&#8221;</span></b></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK (TÜKETİCİ)MAHKEMESİ</p>
<p>Taraflar arasındaki istirdat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen karara karşı Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına temyiz yoluna başvurulmakla; dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:</p>
<p>Y A R G I T A Y K A R A R I</p>
<p>Davacı; elektrik abonesi olduğu davalı şirketin yokluğunda ve usule aykırı olarak hakkında kaçak elektrik kullanım tespit tutanağı düzenlediğini, sonrasında da bu tutanağa istinaden tahakkuk ettirilen 1.798,29 TL’yi davalı şirkete ödemek zorunda kaldığını ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak üzere, şimdilik 10 TL’nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.<br />
Davalı; davanın zamanaşımı süresi geçtikten sonra açıldığını savunarak, reddini istemiştir.<br />
Mahkemece; davacı tarafından davalı şirkete ödemenin yapıldığı tarih ile davanın açıldığı tarih arasında TBK’nın 82 nci maddesinde belirtilen iki yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu, davalı şirket tarafından süresi içinde sunulan cevap dilekçesinde zamanaşımı def’inde bulunulduğu, bu nedenlerle alacağın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.<br />
Adalet Bakanlığının 16/03/2021 tarihli yazısında; davalının, dava dilekçesinin tebliğinden itibaren iki haftalık süre geçtikten sonra verdiği cevap dilekçesinde zamanaşımı def&#8217;ini ileri sürdüğü, süresinde ileri sürülmeyen zamanaşımı def&#8217;ine ilişkin davacının açıkça muvafakat beyanının bulunmaması nedeniyle zamanaşımı def&#8217;inin reddi gerekirken, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin doğru görülmediği, kaldı ki; davacı ile davalı arasında elektrik aboneliğine ilişkin sözleşme bulunduğu hususunda uyuşmazlık bulunmamadığı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 146 ncı maddesinde her alacağın on yıllık zamanaşımına tabi olduğunun hükme bağlandığı, davalı hakkında kaçak elektrik tutanağının tutulduğu tarihten itibaren zamanaşımı süresi içinde dava açıldığı, bu nedenle mahkemece; davalının zamanaşımı def&#8217;i reddedilip, işin esasına girilmesi, ardından tüm taraf delilleri toplanarak hasıl olacak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı bulunduğu ileri sürülerek; kararın, 6100 sayılı HMK’nın 363 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca kanun yararına bozulması talep edilmiştir.<br />
1) Covid-19 salgın hastalığının ülkemizde görülmüş olması sebebiyle yargı alanındaki hak kayıplarının önlenmesi amacıyla hazırlanan ve 26/03/2020 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 7226 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un Geçici 1. maddesi ile salgının devam etmesi üzerine 30/04/2020 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 29/04/2020 tarihli ve 2480 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı uyarınca; tüm adli süreler, 13/03/2020 tarihinden itibaren 15/06/2020 tarihine kadar durdurulmuştur.<br />
Yine Geçici 1. madde uyarınca; bu süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden itibaren işlemeye başlamış; durma süresinin başladığı tarih itibarıyla, bitimine on beş gün ve daha az kalmış olan süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden başlamak üzere on beş gün uzamış sayılmıştır.<br />
Somut olayda; dava dilekçesinin 08/04/2020 tarihinde davalı tarafa tebliğ edildiği, cevap dilekçesinin ise davalı vekili tarafından 23/06/2020 tarihinde mahkemeye sunulduğu, yukarıda açıklanan kanun hükmü ile Cumhurbaşkanlığı Kararı uyarınca cevap dilekçesinin kanuni süresi içerisinde verilmiş olduğu anlaşılmaktadır.<br />
Şu durumda, Adalet Bakanlığının bu yöne ilişen kanun yararına temyiz talebinin reddi gerekir.<br />
2) Uyuşmazlık; kaçak elektrik kullanıldığı iddiasıyla davalı şirket tarafından tahakkuk ettirilen kaçak tüketim bedelini ödemek zorunda kalan davacı elektrik abonesi tarafından, kaçak elektrik kullanıldığına dair iddianın ve buna bağlı olarak yapılan tahakkukun yerinde olmadığı iddiasıyla, davalı şirkete ödenilen kaçak elektrik tüketim bedelinin iadesinin istenildiği davada, dava zamanaşımı süresinin sözleşme hukuku çerçevesinde mi, yoksa sebepsiz zenginleşme kurallarına göre mi belirleneceği, buradan varılacak sonuca göre zamanaşımının dolduğu gerekçesi ile verilen kararın yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.<br />
Öncelikle sebepsiz zenginleşme kavramı ve hukuki işlemlerden doğan borçlardan farkının açıklanması gerekmektedir.<br />
Sebepsiz zenginleşmeden söz edilebilmesi için; bir taraf zenginleşirken diğerinin fakirleşmesi, zenginleşme ve fakirleşme arasında uygun nedensellik bağının bulunması ve zenginleşmenin hukuken geçerli bir nedene dayalı olmaması gerekir.<br />
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu&#8217;nun (TBK) konuya ilişkin 77 ve devamı maddelerindeki düzenlemelere göre, sebepsiz zenginleşme; geçerli olmayan veya tahakkuk etmemiş yahut varlığı sona ermiş bir nedene ya da borçlu olunmayan şeyin hataen verilmesine dayalı olarak gerçekleşebilir.<br />
Sebepsiz zenginleşme bunlardan hangisi yoluyla gerçekleşmiş olursa olsun, sebepsiz zenginleşen, aleyhine zenginleştiği tarafa karşı, geri verme borcu altındadır.<br />
Öte yandan, hukuki işlemin borç doğurmasının nedeni irade açıklamasıdır. Sebepsiz zenginleşmenin borç doğurmasının nedeni ise, tam aksine, kişinin iradesi dışında malvarlığında bir eksilmenin meydana gelmesidir.<br />
Bunun sonucu olarak, taraflar arasında malvarlıkları arasındaki değişim bir sözleşmeye, yani tarafların açıkladıkları iradeye dayanırsa, sebepsizlikten ve dolayısıyla sebepsiz zenginleşmeden söz edilemez.<br />
Hukuki işlemlerden ve bunun en yaygın türü olan sözleşmeden doğan borçlarda, borçlunun borcunu anlaşmaya uygun olarak yerine getirmesi gerekir. Borçlu anlaşmaya uygun hareket etmezse, alacaklı borca aykırılık hükümlerini işletir ve mümkün ise borcun aynen ifasını, değilse doğan zararının giderilmesini talep eder. Sebepsiz zenginleşmede ise, sadece mal varlığındaki eksilmenin giderilmesinin talep edilmesi söz konusudur. Bütün bu açıklamalara göre, sebepsiz zenginleşme alacaklıya, ikinci derecede (tali nitelikte) bir dava hakkı temin eder. Malvarlığındaki azalmanın başka asli nitelikteki davalarla önlenmesi mümkün ise, sebepsiz zenginleşme davası gündeme gelemez.<br />
Aynı ilkenin bir sonucu olarak, sözleşmeden doğan bir hukuki ilişkinin bulunduğu hallerde tarafların sebepsiz zenginleşmeye dayanan bir talepte bulunması olanaklı değildir. Nitekim aynı ilkeler, Hukuk Genel Kurulunun 19/06/2015 tarihli ve 2013/22-2310 E.2015/1729 K., 17/02/2010 tarihli ve 2010/13-93 E. 2010/88 K., 13/06/2007 tarihli ve 2007/18-330 E. 207/350 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.<br />
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı ile elektrik hizmeti sunan davalı şirket arasında, davacının meskeninde kullandığı elektrik hizmetine ilişkin abonelik sözleşmesi imzalanmıştır. Davacının sözleşme hükümlerine aykırı olarak kaçak elektrik kullandığı yönündeki tespit nedeni ile davalı davaya konu bedeli talep etmiş, davacı da bu bedeli ödemiştir. Davacı bu dava ile sözleşme hükümlerine aykırı bir davranışının bulunmadığını ileri sürerek, ödediği bedeli geri istemektedir. Bu itibarla, taraflar arasında imzalanan sözleşmeden sonra sözleşmeye aykırı davranıştan kaynaklanan uyuşmazlığın; sebepsiz zenginleşme kurallarına göre değil, sözleşme hukuku çerçevesinde çözümlenmesi gerektiği kuşkusuzdur.<br />
Bu nedenle, mahkemece; eldeki davada TBK’nın 146 ncı maddesinde öngörülen on yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği gözetilerek, davalı tarafından ileri sürülen zamanaşımı def’inin reddi ile davanın esasının incelenmesi ve ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş olması doğru görülmediğinden, Adalet Bakanlığının bu yöne ilişen kanun yararına temyiz talebinin kabulü gerekir.<br />
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle Adalet Bakanlığının kanun yararına temyiz talebinin REDDİNE, ikinci bentte açıklanan nedenlerle Adalet Bakanlığının HMK&#8217;nın 363 üncü maddesinin birinci fıkrasına dayalı kanun yararına temyiz talebinin kabulü ile kararın sonuca etkili olmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA, aynı maddenin üçüncü fıkrası uyarınca gereği yapılmak üzere bozma kararının bir örneğinin ve dava dosyasının Adalet Bakanlığına gönderilmesine, 23/06/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşçinin hesaplanan fazla çalışma ve tatil çalışmalarında yıllık izin, mazeret izni ve tatil günleri dikkate alınmış ise hakkaniyet indiriminin daha az oranda yapılması gerekecektir.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/iscinin-hesaplanan-fazla-calisma-ve-tatil-calismalarinda-yillik-izin-mazeret-izni-ve-tatil-gunleri-dikkate-alinmis-ise-hakkaniyet-indiriminin-daha-az-oranda-yapilmasi-gerekecektir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Nov 2021 16:11:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[Islahın amacı]]></category>
		<category><![CDATA[ıslah dilekçesinin dikkate alınıp alınamayacağı]]></category>
		<category><![CDATA[kötü niyetli ıslah]]></category>
		<category><![CDATA[zamanaşımı def'i]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=8458</guid>

					<description><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;2016/828 E. &#160;, &#160;2020/551 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ :İş Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “işçilik alacakları” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İzmir 5. İş Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.2.... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/iscinin-hesaplanan-fazla-calisma-ve-tatil-calismalarinda-yillik-izin-mazeret-izni-ve-tatil-gunleri-dikkate-alinmis-ise-hakkaniyet-indiriminin-daha-az-oranda-yapilmasi-gerekecektir/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Hukuk Genel Kurulu &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;2016/828 E. &nbsp;, &nbsp;2020/551 K.</strong></p>



<ul><li></li></ul>



<p><strong>&#8220;İçtihat Metni&#8221;</strong></p>



<p>MAHKEMESİ :İş Mahkemesi<br><br><br>1. Taraflar arasındaki “işçilik alacakları” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İzmir 5. İş Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.<br>2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:<br><br>I. YARGILAMA SÜRECİ<br>Davacı İstemi:<br>4. Davacı vekili 27.05.2013 tarihli dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı işyerinde kalıpçı olarak aylık net 900,00TL ile çalışmakta iken ücretlerinin ödenmemesi ve emeklilik nedenleriyle iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini, haftanın 6 günü 07.00-18.00 ve 18.00-07.00 saatleri arasında dönüşümlü olarak 2 vardiya hâlinde çalıştığını, dini bayramlar hariç tüm genel tatil günlerinde de çalışmasının sürdüğünü ancak bu çalışmalarının karşılığının ödenmediğini ileri sürerek kıdem tazminatı ile yıllık izin, fazla çalışma, ücret ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir.<br>Davalı Cevabı:<br>5. Davalı &#8230; (davalı şirket/davalı işyeri) vekili 17.06.2013 tarihli cevap dilekçesinde; davacının asgari ücret ile çalıştığını, devamsızlık yapması nedeniyle iş sözleşmesinin müvekkili tarafından haklı nedenle feshedildiğini, fazla çalışma yapmasını gerektiren bir durumun bulunmadığını, taleplerinin haksız ve kötü niyetli olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.<br>Mahkeme Kararı:<br>6. İzmir 5. İş Mahkemesinin 30.12.2014 tarihli ve 2013/355 E., 2014/845 K. sayılı kararı ile; iş sözleşmesinin davacı işçi tarafından haklı nedenle feshedildiği, yıllık izin ücretine ve ücret alacağına hak kazandığı, dosya kapsamı ve tanık beyanlarına göre davacının haftanın 6 günü 07.00-18.00 veya 18.00-07.00 saatleri arasında vardiya dönüşümlü olarak çalıştığı, ayın iki haftasında 10 saat, 2 haftasında ise 21 saat fazla çalışmasının bulunduğu, davacının devamlı fazla çalışma yapmasının ve tüm genel tatillerde çalışmasının hayatın olağan akışına uygun olmayacağı, hastalık, izin vs. dönemlerde fazla çalışma yapılamayacağı gibi genel tatillerde de çalışılamayacağı gözetilerek belirlenen miktarlar üzerinden takdiren ½ oranında indirim uygulanarak fazla çalışma ve genel tatil alacaklarına hak kazandığı kanaatine varıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.<br>Özel Daire Bozma Kararı:<br>7. İzmir 5. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.<br>8. Yargıtay (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesinin 02.06.2015 tarihli ve 2015/13972 E., 2015/10752 K. sayılı kararı ile; 1 nolu bentte davacının sair temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra;<br>“…2-Davacı, davalı işyerinde 9 yılı aşkın süre ile kalıpçı olarak aylık net 900,00 TL ücret ile çalıştığını, sigorta bildirimlerinin gerçek ücreti üzerinden yapılmaması, fazla çalışma ve genel tatil çalışma karşılığı ücretlerinin ödenmemesi nedeniyle iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini belirterek kıdem tazminatı ile yıllık izin, fazla çalışma, genel tatil ve ücret alacağının tahsilini talep etmiştir.<br>Davalı, davacının asgari ücret ile çalıştığını, devamsızlık nedeniyle iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini, alacağının bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.<br>Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporu uyarınca davacının iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiği, yıllık izin ile fazla çalışma ve genel tatil alacağı bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.<br>Mahkemece, davacının fazla çalışma ve genel tatil alacakları hüküm altına alınırken ½ oranında hakkaniyet indirimi uyguladığı görülmüştür.<br>Davacının kıdemi, yaptığı iş ve işin nitelikleri dikkate alındığında hakkın özünü etkileyecek şekilde 1/2 oranında hakkaniyet indirimi yapılması hatalı olup bozmayı gerektirir.<br>3- Davalı tarafından yapılan ıslah işlemi taraflar arasında çekişme konusudur.<br>Davalı, cevap dilekçesinde zamanaşımı def&#8217;inde bulunmamıştır. Bilirkişi tarafından hesaplama yapılması üzerine davalı ilk olarak 17.03.2014 tarihli dilekçesinde zamanaşımı def&#8217;i ileri sürmüş olup itirazlar nedeniyle alınan ek raporda da zamanaşımı def&#8217;inin süresinde ileri sürülmediği gerekçesiyle dikkate alınmadığı görülmüştür.<br>Alınan ilk rapor sonrası davacı vekili, davasını 14.04.2014 tarihide ıslah harcı ödemek suretiyle ıslah etmiş, ıslah dilekçesi davalıya duruşmada tebliğ edilmiştir.<br>Davalı vekili 10.10.2014 tarihinde yanı davacının ıslah harcını yatırdığı tarihten 6 ay sonra ıslah harcı ödemek suretiyle HMK&#8217;nun 176 vd maddeleri uyarınca savunmasını zamanaşımı, itirazlar, davanın ıslahı ve bilirkişi raporuna itirazları noktasında ıslah ettiğini bildirmiş, takip eden ilk duruşma olan 19.11.2014 tarihli duruşmada da sözlü olarak tekrarlamıştır.<br>Mahkeme bunun üzerine 2.kez ek rapor aldırmış olup ek raporda ise zamanaşımı def&#8217;i gözetilerek hesaplama yapılmıştır.<br>Yukarıda da belirtildiği üzere davacının, ıslah dilekçesi davalı vekiline 24.03.2014 tarihli duruşmada elden tebliğ edilmiş, aradan 4 duruşma ve yaklaşık 6-7 ay geçtikten sonra ilk olarak 10.10.2014 tarihli yazılı dilekçe ile 19.11.2014 tarihli duruşmada sözlü olarak da zamanaşımı def&#8217;i yönünden beyanlarda bulunmuş, davacı vekilinin buna muvafakat etmediği somut olayda, davalı vekilince ıslah işleminin 6100 sayılı HMK&#8217;nun 182.maddesi uyarınca davayı uzatmaya yönelik olduğu sonucuna varılmakla ıslah işlemi dikkate alınmadan karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile mevcut şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.<br>Direnme Kararı:<br>9. İzmir 5. İş Mahkemesinin 23.11.2015 tarihli ve 2015/570 E., 2015/593 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçelere ilaveten fazla çalışma ve genel tatil ücreti alacaklarından karineye dayalı indirim yönünden; Yargıtay içtihatlarına göre işçinin çalıştığı süre, belirlenen fazla çalışma ücretinin miktarı ve günlük ya da haftalık yapılan fazla çalışma süresi gibi hususlar değerlendirilerek indirim yapılması gerektiği, bu ilkeler doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde davacının 9 yılı aşkın çalışma süresi yönünden fazla çalışma ücretlerinin belirlendiği, keza haftalık fazla çalışma süresinin 10-21 saat arasında değiştiği ve fazla çalışma ücretinin brüt 44.492,90TL olduğu, bunun da kıdem tazminatı alacağının 3 katından fazla olduğu, indirim oranının tespitinde somut verilerin olmadığı, uzun ve yoğun çalışma süreci sırasında hastalık, izin vs. dönemlerin tam olarak belirlenememesi, öğretide en güvenilmez delil olarak kabul edilen tanık beyanları ile fazla çalışmaların tespit edilmesi ve işveren tarafından yüksek fazla çalışma ücretleriyle ekonomik sıkıntıya düşürülmesinin engellenmeye çalışıldığı, hakkın özü gibi kavramın son bozmalarda dile getirildiği ve objektif kriterler içermediği, daha somut kriterleri içeren yerleşik içtihatlar doğrultusunda değerlendirme yapılması gerektiği, yazılı belgelerle ispatlanamaması hâlinde kıdem tazminatının çok üzerinde bir fazla çalışma ücretinin belirlenmesinin adil olmayacağı, içtihatların ve yasal düzenlemelerin bu nedenlerle yapıldığı, netice itibariyle çalışılan süre, fazla çalışmanın yoğunluğu ve hesaplanan fazla çalışma ücreti değerlendirildiğinde ½ oranında indirim yapılmasının adil olup hakkın özünü de etkilemediği, davalının ıslahı yönünden ise; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı HMK/HMK) 177 ve 182. maddelerine değinildikten sonra, ıslahın tahkikatın sona ermesine kadar yapılabileceği, davalı işveren vekilinin cevap dilekçesi ile usulüne uygun ve süresinde zamanaşımı definde bulunmadığı tespit edilmiş ise de, Yargıtay içtihatları doğrultusunda zamanaşımı definin tahkikat sonuçlanıncaya kadar ıslah ile ileri sürülebileceği, davalı şirket vekilinin de 09.10.2014 tarihli dilekçesi ile cevap dilekçesini ıslah ederek zamanaşımı definde bulunduğu ve ıslah harcını da 10.10.2014 tarihinde yatırarak makbuzu dosyaya sunduğu, bu suretle ıslahın usulüne uygun olarak yapıldığı, karşı tarafın kabulüne bağlı olmayan bir usulü işlem olduğu, zamanaşımı defi ile davalı tarafın davacı tarafından hak edildiği belirlenen alacakların bir kısmını ödemekten kurtulduğu, davayı uzatma ve kötü niyetli ıslah yaptığı iddialarının yerinde olmadığı, yasal düzenleme doğrultusunda ıslahın ancak tahkikatın sona ermesine kadar yapılabileceği, davalı vekilinin davacı vekilinin ıslahla bedel artırımı talebinden hemen sonra beyanda bulunma ya da ıslah yapmaya zorlayacak bir yasal düzenlemenin olmadığı, sonuç itibariyle davalı şirket vekilinin zamanaşımı defini tahkikat devam ederken, yasal prosedüre ve usulüne uygun olarak yaptığı, davayı uzatma ya da kötü niyetli olarak ıslah yaptığı yönünde delil bulunmadığı, davacı tarafında bu yönde bir iddiasının olmadığı gerekçeleriyle direnme kararı verilmiştir.<br>Direnme Kararının Temyizi:<br>10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br><br>II. UYUŞMAZLIK<br>11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; işçilik alacakları istemli eldeki davada;<br>a- Fazla çalışma ve genel tatil ücreti alacaklarından ½ oranında yapılan indirimin hakkın özünü etkileyecek nitelikte olup olmadığı,<br>b- Davacının ıslah dilekçesinin davalı vekiline 24.03.2014 tarihli duruşmada elden tebliğ edildiği, aradan 4 duruşma ve yaklaşık 6-7 ay geçtikten sonra davalı vekili tarafından cevap dilekçesinin zamanaşımı defi yönünden ıslah edilmesinin 6100 sayılı HMK’nın 182. maddesi uyarınca kötü niyetli ıslah olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği, burada varılacak sonuca göre davalının ıslah dilekçesinin dikkate alınıp alınamayacağı noktalarında toplanmaktadır.<br><br>III. GEREKÇE<br>12. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen ve yukarıda tespit edilen uyuşmazlıkların ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir.<br>i. Fazla çalışma ve genel tatil alacaklarından yapılan indirim yönünden;<br>13. Fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil alacaklarından indirim yapılması konusunda yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu uygulama Yargıtayın yerleşik içtihatları ile benimsenmiştir. Yargıtay kararlarında istikrarlı olarak işçinin uzun süre aynı şekilde çalışmasının hayatın olağan akışına aykırı olacağı, işçinin izinli, mazeretli ve tatil günlerinde dinlenme hakkını kullanmadan yıllarca sürekli çalıştığının düşünülemeyeceği göz önüne alınarak hüküm altına alınan fazla çalışma alacağından dosya içeriğine uygun bir indirim yapılması gerektiği kabul edilmiştir. Aksine bir kabul yani “takdiri indirim” adı altında indirim oranın tamamen mahkemece takdir edilmesi gerektiği düşüncesi, uygulama ile varılmak istenen amaç ile bağdaşmayacağı gibi işçinin hakkına ulaşamaması tehlikesine de yol açabilecektir.<br>14. İşçinin, ulusal bayram ve genel tatil günleri, yıllık izinli, mazeret izinli vs. sebeple çalışamadığı günler yılın yaklaşık olarak 1/3’üne tekabül ettiğinden kural olarak yapılacak indirimde bu oranın esas alınması isabetli olacaktır. Ancak işçinin hesaplanan fazla çalışma ve tatil çalışmalarında yıllık izin, mazeret izni ve tatil günleri dikkate alınmış ise indirimin daha az oranda yapılması gerekecektir.<br>15. Açıklanan nedenlerle fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil alacaklarından yapılacak indirimin “hakkaniyet indirimi” ya da “takdiri indirim “olarak nitelendirilmesi doğru olmayacaktır. İndirim, işçinin yılın belli dönemlerinde çalışmadığı karinesine dayalı olduğundan “karineye dayalı makul bir indirim” ifadesinin kullanılmasının daha doğru olacağı sonucuna varılmıştır. Hukuk Genel Kurulunun 06.12.2017 tarihli ve 2015/9-2698 E., 2017/1557 K., 17.01.2018 tarihli ve 2015/9 (7)-907 E., 2018/23 K. ve 07.02.2018 tarihli ve 2015/9-3555 E., 2018/84 K.; 21.05.2019 tarihli ve 2015/22-3411 E., 2019/590 K. sayılı kararlarında da aynı ilke benimsenmiştir.<br>16. O hâlde fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil çalışmalarının yazılı belgelere, işveren kayıtlarına veya kesin delillere değil, tanık anlatımına dayalı olması durumunda mahkemece, indirimi öngören bir yasal düzenleme olmasa da işçinin uzun süre her gün fazla çalıştırıldığına ilişkin kabulün hayatın olağan akışına ve insan doğasına uygun düşmeyeceği, yaşam tecrübelerine göre hiç hastalanmadan veya evlenme, doğum, ölüm, özel işleri gibi mazereti çıkmadan yıllarca sürekli çalıştığının kabul edilemeyeceği, işyerindeki üretim faaliyeti ve işçinin üstlendiği işin niteliği dikkate alınmadan sürekli iş gördürüldüğünün varsayılamayacağı; işçinin ara dinlenmesi, hafta tatili, yıllık izin, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde hiç dinlenme hakkını kullanmadan çalıştığının düşünülemeyeceği karinesi göz önünde tutularak, hesaplanan genel tatil ve fazla çalışma alacaklarından makul bir indirim yapılması gerektiği hususu değerlendirilmelidir.<br>17. Fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışıldığı iddiasının takdiri delil ile kanıtlanması durumunda indirim yapılması gerekeceği hususu Hukuk Genel Kurulunun 19.06.2013 tarihli ve 2012/9-1685 E., 2013/852 K.; 29.01.2016 tarihli ve 2015/22-1616 E., 2016/28 K.; 07.02.2018 tarihli ve 2015/9-3555 E., 2018/184 K.; 12.12.2018 tarihli ve 2015/22-2360 E., 2018/1904 K.; 21.05.2019 tarihli ve 2015/22-3411 E., 2019/590 K. sayılı kararlarında da aynen benimsenmiştir.<br>18. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının haftanın 6 günü 07.00-18.00 veya 18.00-07.00 saatleri arasında vardiyalı olarak çalıştığı, bu çalışma şekli ile ayın 2 haftasında 10 saat, 2 haftasında ise 21 saat fazla çalışma yaptığı ve genel tatil günlerinde çalıştığı kabul edilerek hesaplama yapılmış, mahkemece fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil alacakları ½ oranında karineye dayalı indirim yapılarak hüküm altına alınmıştır.<br>19. Fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışma olgusu yazılı belge ile değil tanık beyanları ile kanıtlandığından indirim yapılmasında hata olmamakla birlikte, karineye dayalı indirim oranının ½ olarak belirlenmesi Yargıtayın istikrar kazanmış uygulaması ile bağdaşmadığı gibi davacının hakkına ulaşmasına engel teşkil edecek nitelikte olduğundan isabetsizdir.<br>20. Hâl böyle olunca, fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil alacaklarından yapılan indirim yönünden Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.<br>21. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.<br>ii. Davalı vekili tarafından yapılan ıslah işlemi yönünden;<br>22. Kavram olarak ıslah; taraflardan birinin yapmış olduğu usul işleminin tamamen veya kısmen düzeltilmesine denir (HUMK m. 83, HMK m. 176) (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, C: IV, İstanbul 2001, s. 3965). Islah müessesi, dava değiştirme, başka deyişle iddia ve müdafaanın değiştirilmesi veya genişletilmesi yasağını bertaraf eden bir imkandır. Zira bu suretle, aslında yasal itiraz ile karşılaşılabilecek olan herhangi bir taraf muamelesi, ıslah kurumu yardımı ile artık bu itirazı davet etmeksizin yapabilmektedir (Üstündağ, S.: Medeni Yargılama Hukuku, Cilt: I-II, 5. Baskı, İstanbul 1992, s. 534).<br>23. Islahın konusu tarafların yapmış oldukları usul işlemleri olduğu için, ıslahla düzeltilecek usul işlemlerinin neler olduğundan da söz etmek gerekir. Gerek öğreti, gerekse Yargıtay uygulaması davanın değiştirebileceğini ve genişletilebileceğini aynı şekilde savunmanın genişletilebileceğini ilke olarak kabul etmektedir. Yine müddeabihin artırılıp artırılmayacağı hususu da bir usul işlemi olup, ıslahın konusudur (Kuru, s. 4035).<br>24. Islahın amacı, yargılama sürecinde, şekil ve süreye aykırılık sebebiyle ortaya çıkabilecek maddi hak kayıplarını ortadan kaldırmak olduğundan, hak ve alacağı bu sürecin dışında ortadan kaldırmış olan işlemlerin, yani maddi hukuk işlemlerinin ıslah yoluyla düzeltilebilmesi elbette ki mümkün değildir. Bir başka deyişle, maddi hakkı sona erdiren maddi hukuk işlemleri, ıslahla düzeltilemez. Feragat, kabul, sulh gibi işlemler, velev ki dava içinde yapılsın, asıl hakkı ortadan kaldırdıklarından, usul işlemi olduğu kadar (davayı etkilediği için usul işlemidir) maddi hukuk işlemi mahiyetini de taşımaktadır ve bu sebeple, bu işlemlerin ıslah yoluyla düzeltilmesi imkânsızdır; çünkü ıslah, yargılama hukukunun şekle ve süreye bağlılığından kaynaklanan zımni hak kayıplarının telafisi için öngörülmüş bir müessesedir. Açık bir irade beyanı ile terk edilen haklar, maddi gerçeğin şekle feda edilmesi gibi bir sonuç doğurmadığı için, ıslahın konusu olamaz.<br>25. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 07.06.2017 tarihli ve 2017/17-1093 E., 2017/1090 K.; 07.06.2017 tarihli ve 2016/9-1212 E., 2017/1078 K. ile 02.04.2019 tarihli ve 2017/22(7)-2168 E., 2019/395 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir<br>26. Islah işleminin ne şekilde yapılacağı 6100 sayılı HMK’nın 177. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenmiştir. Buna göre; “Islah, sözlü veya yazılı olarak yapılabilir.”. Görüldüğü üzere ıslah işleminin gerçekleştirilmesi için 6100 sayılı HMK’da herhangi bir şart öngörülmemiş, ıslahın sözlü veya yazılı olarak yapılabileceği hüküm altına alınmıştır.<br>27. Islah, 6100 sayılı HMK’nın 177/1. fıkrası uyarınca tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir.<br>28. “Kötüniyetli ıslah” başlıklı 6100 sayılı HMK’nın 182. maddesi;<br>“(1) Islahın davayı uzatmak veya karşı tarafı rahatsız etmek gibi kötüniyetli düşüncelerle yapıldığı deliller veya belirtilerle anlaşılırsa, mahkeme, ıslahı dikkate almadan karar verir. Ayrıca hâkim, kötüniyetle ıslaha başvuranı, karşı tarafın bu yüzden uğradığı bütün zararlarını ödemeye ve beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar disiplin para cezasına mahkûm eder.” şeklinde düzenlenmiştir.<br>29. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; 27.02.2014 tarihli bilirkişi asıl raporunun taraf vekillerine tebliğ edildiği, davacı vekilinin 21.03.2014 tarihli talep artırım dilekçesi sunduğu ve bu dilekçenin davalı vekiline 24.03.2014 tarihli duruşmada elden tebliğ edildiği anlaşılmaktadır.<br>30. Mahkemece 24.03.2014 tarihli duruşmada verilen ara karar ile davalı vekilinin sonradan sunduğu bordro ve diğer belgelerin değerlendirilmesi için aynı bilirkişiden ek rapor alınmasına karar verilmiş, takip eden 15.05.2014, 26.06.2014 ve 22.09.2014 tarihli duruşmalarda ise ek raporun beklenilmesine karar verilmiştir.<br>31. Ek bilirkişi raporu 26.09.2014 tarihinde dosyaya sunulmuş, 08.10.2014 tarihinde ise davalı vekiline tebliğ edilmiştir.<br>32. Davalı vekili 10.10.2014 tarihinde ıslah harcını yatırarak cevap dilekçesini zamanaşımı yönünden ıslah ettiğini yazılı olarak bildirmiş, takip eden 19.11.2014 tarihli duruşmada da sözlü olarak zamanaşımı defi yönünde beyanlarda bulunmuştur. Davalı vekilinin yazılı ıslah dilekçesi aynı duruşmada davacı vekiline elden tebliğ edilmiş olup, davacı vekili, davalının ıslah dilekçesini kabul etmediklerini, davanın sonunda yapılması nedeniyle kötü niyetli olduğunu beyan etmiştir.<br>33. Mahkemece davalı vekilinin ıslah dilekçesi dikkate alınarak yeniden ek rapor alınması için dosya bilirkişiye tevdi edilmiş, davalı vekilinin zamanaşımı defi nazara alınarak hazırlanan bilirkişi ikinci ek raporu 25.12.2014 tarihli duruşmada taraf vekillerine elden tebliğ edilerek taraflara bilirkişi raporuna karşı beyanlarını bildirmeleri için 3 günlük kesin süre verilmiş, davacı vekili 30.12.2014 tarihli dilekçe ile davalının ıslah dilekçesinin zaman bakımından kötü niyetli ıslah olması nedeniyle reddi gerektiğini belirtmiş, mahkemece 30.12.2014 tarihli duruşmada esas hakkında karar verilmiştir.<br>34. Öncelikle savunmayı genişletme sayılan hâllerde ve davacı tarafın da açıkça muvafakat etmemesi durumunda davalı savunmasını ancak ıslah yolu ile değiştirebilir ya da genişletebilir.<br>35. Islah, tahkikat bitinceye kadar yapılabilir. Davacının talep artırım dilekçesinin davalı vekiline 24.03.2014 tarihinde tebliğ edildiği sabit ise de, usul hukukumuzda davalının buna karşı vereceği cevap dilekçesinin süresine ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Dolayısıyla davalı vekilinin tahkikat bitinceye kadar cevap dilekçesini ıslah etmesi mümkündür. Dosya kapsamından davalının ıslahının kötü niyetli olduğuna dair davacının soyut beyanı dışında da bir delil bulunmamaktadır. Yargılama süreci yukarıda belirtildiği şekilde olup davalının ıslah dilekçesi üzerine bilirkişiden ek rapor alınmıştır. Ek rapor ile hükmün verildiği duruşma tarihi arasındaki süre makul bir süre olup, bu hâli ile yargılamayı uzatmaya yönelik olmadığı sonucuna varılmıştır.<br>36. O hâlde mahkemece davalı vekilinin cevap dilekçesini zamanaşımı defi yönünden ıslah etmesinin 6100 sayılı HMK’nın 182. maddesi kapsamında kötü niyetli ıslah olmadığı yönündeki kabulü isabetli olup, bu yöndeki direnme kararı yerindedir.<br>37. Ne var ki, işin esasına ilişkin temyiz incelemesi yapılmadığından dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.<br><br>IV. SONUÇ:<br>Açıklanan nedenlerle;<br>1- Fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil alacaklarından yapılan indirim oranı ile ilgili yukarıda gerekçe bölümünde (13-21. paragraflar arasında) yapılan açıklamalar dikkate alındığında direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu&#8217;nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu&#8217;nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,<br>2- Davalı vekilinin ıslah talebi yönünden yukarıda gerekçe bölümünde (22-37. paragraflar arasında) yapılan açıklamalar dikkate alındığında direnme uygun bulunduğundan davacı vekilinin işin esasına ilişkin diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,<br>Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 08.07.2020 tarihinde oy birliği ile ve kesin olarak karar verildi.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dava belirsiz alacak davası olarak açılmadığı halde ıslah dilekçesinde belirsiz alacak davası açıldığının ileri sürülmesi sonuca etkili değildir.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/dava-belirsiz-alacak-davasi-olarak-acilmadigi-halde-islah-dilekcesinde-belirsiz-alacak-davasi-acildiginin-ileri-surulmesi-sonuca-etkili-degildir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Nov 2020 11:00:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[belirsiz alacak davası]]></category>
		<category><![CDATA[ıslaha karşı zamanaşımı def'i]]></category>
		<category><![CDATA[zamanaşımı def'i]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=6979</guid>

					<description><![CDATA[9. Hukuk Dairesi         2016/19724 E.  ,  2020/2254 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: YARGITAY KARARI A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, davacının... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/dava-belirsiz-alacak-davasi-olarak-acilmadigi-halde-islah-dilekcesinde-belirsiz-alacak-davasi-acildiginin-ileri-surulmesi-sonuca-etkili-degildir/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">9. Hukuk Dairesi         2016/19724 E.  ,  2020/2254 K.</span></b></p>
<ul>
<li></li>
</ul>
<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8220;İçtihat Metni&#8221;</span></b></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><br />
MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ</p>
<p>Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:</p>
<p>YARGITAY KARARI</p>
<p>A) Davacı İsteminin Özeti:<br />
Davacı vekili, davacının 10.05.2003 tarihinden itibaren davalıya ait işyerlerinde 08.30-21.30, çoğu kere 22.00’ye kadar hafta sonu, genel tatil dahil olmak üzere çalıştığını, en son 1.200,00 TL net aylık aldığını, ayrıca senede üç kez bir maaş tutarında ikramiye aldığını, maaşın bir kısmının bankaya bir kısmının elden ödendiğini, 2010 yılı Aralık ayında maaşlara zam yapıldığını ancak zam yapılan personele boş senet imzalama şartı koşulduğunu, müvekkilinin daha önce senet imzalayarak davalıya teslim etmesine rağmen tekrar senet istenmesine karşı çıktığından herkese yapılan zammın kendisine yapılmadığını, işten çıkarılmakla karşı karşıya kaldığını, kendisinden basit sebeplerle savunma istendiğini, 13-14 saat olan çalışma saatlerinin iyileştirilmemesi, fazla çalışma alacaklarının ödenmemesi sebepleriyle iş akdini haklı nedenle feshettiğini, alacaklarını talep ettiği halde sonuç alamadığını iddia ederek, kıdem tazminatı ile fazla mesai ücreti, ulusal bayram genel tatil ücreti, hafta tatili ücreti ve ücret fark alacaklarının davalıdan tahsilini istemiştir.<br />
B) Davalı Cevabının Özeti:<br />
Davalı vekili, zamanaşımı def&#8217;inde bulunduklarını, davacının hizmet süresinin SGK kayıtlarında tam gösterildiğini, iş akdi haksız olarak feshedildiğinden kıdem tazminatının koşullarının oluşmadığını, ücretin taraflar arasında geçerli ve imzalı sözleşme ile belirlendiğini, ücret ödemelerinin imzalı bordroya dayandığını, davacının son ücretinin 700,00 TL net olduğunu, davacının ücret, ikramiye ve zam farkı iddialarını kabul etmediklerini, davacıya bordrolarda yer alacak şekilde fazla mesai tahakkuklarının yapıldığını ve banka kanalıyla ödendiğini, davacının bordroya itirazı olmadığı gibi çekince de koymadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.<br />
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:<br />
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.<br />
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:<br />
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.<br />
D) Temyiz:<br />
Kararı yasal süresi içinde davalı vekili temyiz etmiştir.<br />
E) Gerekçe:<br />
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.<br />
2-Davacı işçi kısmi dava açarak, fazla çalışma ile ulusal bayram genel tatil alacaklarını talep etmiştir.<br />
Hesaplamanın yapılmasından sonra davacı vekili tarafından 08.07.2015 tarihinde ıslah suretiyle sözü edilen alacaklarla ilgili dava konusu miktarlar artırılmış, davalı vekili tarafından usulüne uygun olarak 15.07.2015 tarihli dilekçeyle zamanaşımı def&#8217;i ileri sürülmüştür.<br />
Dava belirsiz alacak davası olarak açılmadığı halde ıslah dilekçesinde belirsiz alacak davası açıldığının ileri sürülmesi sonuca etkili değildir.<br />
Mahkemece ıslaha karşı zamanaşımı def&#8217;i dikkate alınarak fazla çalışma ücreti ve ulusal bayram genel tatil ücreti alacakları bakımından bir karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.<br />
F) Sonuç:<br />
Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, 17/02/2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.<br />
</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir davalının zamanaşımı def’inde bulunması durumunda diğer davalı zamanaşımı def&#8217;inde bulunmasa bile bundan yararlanır.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/bir-davalinin-zamanasimi-definde-bulunmasi-durumunda-diger-davali-zamanasimi-definde-bulunmasa-bile-bundan-yararlanir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Nov 2020 07:49:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[alt işveren-üst işveren]]></category>
		<category><![CDATA[müşterek müteselsil sorumluluk]]></category>
		<category><![CDATA[müşterek müteselsil sorumlulukta defi]]></category>
		<category><![CDATA[zamanaşımı]]></category>
		<category><![CDATA[zamanaşımı def'i]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=6900</guid>

					<description><![CDATA[9. Hukuk Dairesi         2020/1527 E.  ,  2020/7111 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: YARGITAY KARARI A) Davacı isteminin özeti: Davacı vekili, müvekkilinin... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/bir-davalinin-zamanasimi-definde-bulunmasi-durumunda-diger-davali-zamanasimi-definde-bulunmasa-bile-bundan-yararlanir/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">9. Hukuk Dairesi         2020/1527 E.  ,  2020/7111 K.</span></b></p>
<ul>
<li></li>
</ul>
<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8220;İçtihat Metni&#8221;</span></b></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ</p>
<p>Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:</p>
<p>YARGITAY KARARI</p>
<p>A) Davacı isteminin özeti:<br />
Davacı vekili, müvekkilinin 01/01/2000 tarihinde davalı &#8230; Belediyesi bünyesinde ve Belediye’nin işlerini yapan alt işverenler yanında çalışmaya başladığını, müvekkilinin 16/01/2015 tarihinde emeklilik nedeni ile işten ayrıldığını, müvekkilinin işe girdiği tarihten işten ayrıldığı tarihe kadar &#8230; Belediyesi bünyesinde çalıştığını, çalışma süresince alt işverenler değişse bile müvekkilinin çalışmasını kesintisiz olarak devam ettirdiğini, davalı belediyenin üst işveren, davalı şirket ise alt işveren konumunda olduğunu, müvekkilinin çalışmasının sürekli kent temizliği bakımı işinde olduğunu, bazı taşeron firmaların işe almama veya işten çıkarma tehdidi ile işçilere kimi zaman herhangi hak ve alacağı bulunmadığına veya hak ve alacaklarını aldığına dair belgeler imzalattıklarını, müvekkilinin de bu tür belgelere imza attığını, müvekkilinin en son aylık 270,00 TL yemek yiyecek yardımı aldığını, müvekkilinin çalışmaya sabah 05:00&#8217;de başladığını çalışmasının 14:00&#8217;da son bulduğunu, haftanın altı günü bu şekilde çalıştığını, bu çalışmasına karşılık herhangi bir fazla çalışma ücreti ödenmediğini, tüm resmi ve dini bayramlarda çalıştırıldığını, yıllık izinlerinin kullandırılmadığını, müvekkilinin Disk Genel İş Sendikası üyesi olduğunu, Disk Genel İş Sendikası ile bir önceki taşeron firma arasında yapılan Toplu İş Sözleşmesinin 19. maddesi &#8220;İşçilere fiilen çalıştıkları günler için 4,50 TL net yemek yardımı ödenir&#8221; maddesi gereği yemek yardımı alması gerekirken yemek yardımlarının ödenmediğini, Toplu İş Sözleşmesinin 20. maddesi &#8220;İşçilerin 30/04/2014 tarihi itibari ile almakta oldukları günlük çıplak ücretlerine 01/05/2014 tarihinden itibaren %7 oranında zam yapılmıştır&#8221; hükmü olduğunu, maaşına yapılması gereken %7 zam yapılmadığını, eskisi gibi maaş ödemesi yapılmaya devam edildiğini, maaş zam farkı alacağının ödenmediğini HMK&#8217;nın 107. maddesi uyarınca dava açtığını, bir kısım işçilik alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti, maaş zam farkı, fazla mesai ücreti, ulusal bayram genel tatil ücreti, yemek yardımı alacaklarının ödetilmesini istemiştir.</p>
<p>B)Davalı cevabının özeti:<br />
Davalı &#8230; vekili, davanın husumetten reddi gerektiğini, taleplerin zamanaşımına uğradığını, iddia ve taleplerin yersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.<br />
Davalı Şirket vekili, davanın husumetten reddi gerektiğini, davacının kendi isteğiyle işten ayrıldığını, ibraname verdiğini, davacı ile aralarında belirli süreli iş akti bulunduğunu, davacının müvekkilinde sadece 2 ay çalıştığını, iddia ve taleplerin yersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.<br />
C)Yerel Mahkeme kararının özeti:<br />
Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, davacının 01/01/2000 ile 16/01/2015 tarih aralığında olan belirsiz süreli, tam zamanlı ve sürekli iş aktine dayalı olarak en son giydirilmiş bürüt 1.496,10 TL aylık ücret karşılığı asıl işveren olan davalı kurumun sonucusu davalı şirket olan alt işverenleri yanında çalıştığı, SGK kayıtları, TİS ve taraflarca sunulan kayıtlar itibariyle sabit olduğu, davacının iş akti emeklilik nedeniyle sonlandığı, ancak davadan önce davalıların temerrüde düşürüldüklerine dair belge sunulmadığı, 6098 sayılı Borçlar Kanunun 420. meddesi uyarınca sunulan ibranemeye itibar edilmediği, davacının fazla çalışmaları tanık anlatımları ile belirlendiğinden hesaplamada %30 hakkaniyet indirimi yapıldığı, davalılar iş aktini tazminatı gerektirmeyecek şekilde sonlandığını davacıya yıllık izinlerinin kullandırıldığını ve haklarının ödendiğini kanıtlayamadığı, davalı kurumun zaman aşımı definde bulunduğu dikkate alınarak 19/10/2015 tarihli bilirkişi raporuna itibar edilmiş HMK 107. madde uyarınca yürütülen yargılama sonucu ve davacının 03/07/2015 tarihli beyanı dikkate alınarak karar verildiği gerekçesi ile ulusal bayram genel tatil ücreti haricindeki taleplerin kabulüne karar verilmiştir.<br />
D)Temyiz:<br />
Karar süresi içinde davalı Şirket vekili ve davalı &#8230; vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br />
E)Gerekçe:<br />
1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalı &#8230;’nin tüm, davalı Şirket’in aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.<br />
2- Taraflar arasında, işçilik alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.<br />
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu &#8220;eksik bir borç&#8221; haline dönüştürür ve &#8220;alacağın dava edilebilme özelliği&#8221;ni ortadan kaldırır.<br />
Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.<br />
Zamanaşımı, bir borcu doğuran, değiştiren ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, salt doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu bakımdan zamanaşımı alacağın varlığını değil, istenebilirliğini ortadan kaldırır. Bunun sonucu olarak da, yargılamayı yapan yargıç tarafından yürüttüğü görevinin bir gereği olarak kendiliğinden göz önünde tutulamaz. Borçlunun böyle bir olgunun var olduğunu, yasada öngörülen süre ve usul içinde ileri sürmesi zorunludur. Demek oluyor ki zamanaşımı, borcun doğumu ile ilgili olmayıp, istenmesini önleyen bir savunma olgusudur. Şu durumda zamanaşımı, savunması ileri sürülmedikçe, istemin konusu olan hakkın var olduğu ve kabulüne karar verilmesinde hukuksal ve yasal bir engel bulunmamaktadır.<br />
Hemen belirtmelidir ki, gerek İş Kanunu&#8217;nda, gerekse Borçlar Kanunu&#8217;nda, kıdem ve ihbar tazminatı alacakları için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir.<br />
Uygulama ve öğretide kıdem tazminatı ve ihbar tazminatına ilişkin davalar, hakkın doğumundan itibaren, eski 818 sayılı Borçlar Kanunu&#8217;nun 125 inci maddesi uyarınca on yıllık zamanaşımına tabi tutulmuştur. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 146&#8217;ıncı maddesinde de genel zamanaşımı 10 yıl olarak belirlenmiştir.<br />
Tazminat niteliğinde olmaları nedeni ile sendikal tazminat, kötüniyet tazminatı, işe başlatmama tazminatı, 4857 sayılı İş Kanununun; 5&#8217;inci maddesindeki eşit işlem borcuna aykırılık nedeni ile tazminat, 26/2 maddesindeki maddi ve manevi tazminat, 28&#8217;inci maddedeki belgenin zamanında verilmemesinden kaynaklanan tazminat, 31/son maddesi uyarınca askerlik sonrası işe almama nedeni ile öngörülen tazminat istekleri on yıllık zamanaşımına tabidir.<br />
Bu noktada, zamanaşımı başlangıcına esas alınan kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı hakkının doğumu ise, işçi açısından hizmet aktinin feshedildiği tarihtir.<br />
Zamanaşımı, harekete geçememek, istemde bulunamamak durumunda bulunan kimsenin aleyhine işlemez. Bir hakkın, bu bağlamda ödence isteminin doğmadığı bir tarihte, zamanaşımının başlatılması hakkın istenmesini ve elde edilmesini güçleştirir, hatta olanaksız kılar.<br />
İşveren ve işçi arasındaki hukuki ilişki iş sözleşmesine dayanmaktadır. İşçinin sözleşmeye aykırı şekilde işverene zarar vermesi halinde, işverenin zararının tazmini amacı ile açacağı dava da tazminat niteliğinde olduğundan on yıllık zamanaşımına tabidir.<br />
4857 sayılı Kanundan daha önce yürürlükte bulunan 1475 sayılı Yasada ücret alacaklarıyla ilgili olarak özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediği halde, 4857 sayılı İş Kanunun 32/8 maddesinde, işçi ücretinin beş yıllık özel bir zamanaşımı süresine tabi olduğu açıkça belirtilmiştir. Ancak bu Kanundan önce tazminat niteliğinde olmayan, ücret niteliği ağır basan işçilik alacakları ise 818 sayılı Borçlar Kanunu&#8217;nun 126/1 maddesi uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabidir. 01.06.2012 tarihinden sonra yürürlüğe giren 6098 sayılı TBK.’un 147. maddesi ise ücret gibi dönemsel nitelikte ödenen alacakların beş yıllık zamanaşımına tabi olacağını belirtmiştir.<br />
Kanundaki zamanaşımı süreleri, 6098 Sayılı TBK 148. maddesi gereğince tarafların iradeleri ile değiştirilemez.<br />
İş sözleşmesi devam ederken kullanılması gereken ve iş sözleşmesinin feshi ile alacak niteliği doğan yıllık izin ücreti alacağının zamanaşımı süresinin fesih tarihinden başlatılması gerekir (HGK. 05.07.2000 gün ve 2000/9-1079 E, 2000/1103 K).<br />
Sözleşmeden doğan alacaklarda, zamanaşımı alacağın muaccel olduğu tarihten başlar. (TBK. m. 149(818.BK.128). Türk Borçlar Kanunu&#8217;nun 117&#8217;inci maddesi uyarınca, borcun muaccel olması, ifa zamanının gelmiş olmasını ifade eder. Borcun ifası henüz istenemiyorsa muaccel bir borçtan da söz edilemez.<br />
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 151&#8217;inci maddesinde zamanaşımının nasıl hesaplanacağı belirtilmiştir. Bu maddenin birinci fıkrası, zamanaşımının alacağın muaccel olduğu anda başlayacağı kuralını getirmiştir(818 sayılı BK.128). Aynı yönde düzenleme 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 151&#8217;inci maddesinde yer almaktadır.<br />
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 152. maddesi gereğince, asıl alacak zaman aşımına uğradığında faiz ve diğer ek haklar da zamanaşımına, uğrar. Diğer bir deyişle faiz alacağı asıl alacağın tabi olduğu zamanaşımına tabi olur(818 sayılı BK.131).<br />
Türk Borçlar Kanunu’nun 154. maddesi (818 Sayılı BK 133/2) uyarınca, alacaklının dava açmasıyla zamanaşımı kesilir. Ancak zaman aşımının kesilmesi sadece dava konusu alacak için söz konusudur.<br />
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 153/4 maddesinde “Hizmet ilişkisi süresince, ev hizmetlilerinin onları çalıştıranlardan olan alacakları için&#8221; zamanaşımının işlemeyeceği ve duracağı belirtilmiştir. Bu maddenin iş sözleşmesiyle bağlı her kişiye uygulanması olanağı bulunmamaktadır. Hizmetçiden kastedilen, kendisine ev işleri için ücret ödenen, iş sahibiyle aynı evde yatıp kalkan, aileden biriymiş gibi ev halkı ile sıkı ilişkileri olan kimsedir(818 sayılı BK. Mad.132).<br />
6098 Sayılı TBK 154. maddesinde (818 sayılı BK. 133) zamanaşımını kesen nedenler gösterilmiştir. Bunlardan borçlunun borcunu ikrar etmesi (alacağı tanıması), zamanaşımını kesen nedenlerden biridir. Borcun tanınması, tek yanlı bir irade bildirimi olup; borçlunun, kendi borcunun devam etmekte olduğunu kabul anlamındadır. Borç ikrarının sonuç doğurabilmesi için, eylem yeteneğine ve malları üzerinde tasarruf yetkisine sahip olan borçlunun veya yetkili kıldığı vekilinin, bu iradeyi alacaklıya yöneltmiş bulunması ve ayrıca zamanaşımı süresinin dolmamış olması gerekir. Gerçekte de borç ikrarı, ancak, işlemekte olan zamanaşımını keser; farklı anlatımla zamanaşımı süresinin tamamlanmasından sonraki borç ikrarının kesme yönünden bir sonuç doğurmayacağından kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır.<br />
Aynı maddenin 2.fıkrası uyarınca, dava açılması veya icra takibi yapılması zamanaşımını kesen nedenlerdendir. Kanunun 156. maddesi ise, zamanaşımının kesilmesi halinde yeni bir sürenin işlemesi gerektiğini açıkça belirtmiştir. Madde açıkça düzenlemediğinden ihtiyati tedbir istemi ile mahkemeye başvurma veya işçilik alacaklarının tespiti ve ödenmesi için Bölge Çalışma İş Müfettişliğine şikâyette bulunma zamanaşımını kesen nedenler olarak kabul edilemez. Ancak işverenin, şikâyet üzerine Bölge Çalışma Müdürlüğünde alacağı ikrar etmesi, zamanaşımını keser.<br />
Uygulamada, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması, dava açma tekniği bakımından, tümü ihlal ya da inkâr olunan hakkın ancak bir bölümünün dava edilmesi, diğer bölümüne ait dava ve talep hakkının bazı nedenlerle geleceğe bırakılması anlamına gelir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca benimsenmiş ilkeye göre, kısmi davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması, saklı tutulan kesim için zamanaşımını kesmez, zamanaşımı, alacağın yalnız kısmi dava konusu yapılan miktar için kesilir.<br />
Zamanaşımı, dava devam ederken iki tarafın yargılamaya ilişkin her işleminden ve hâkimin her emir ve hükmünden itibaren yeniden işlemeye başlar ve kesilmeden itibaren yeni bir süre işler.<br />
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 155. maddesi hükmü, &#8220;Zamanaşımı müteselsil borçlulardan veya bölünemeyen borcun borçlularından birine karşı kesilince, diğerlerine karşı da kesilmiş olur.&#8221; kuralını içermektedir. Bu maddeye göre, müteselsil borçlulardan birine karşı zamanaşımının kesilmesi diğer müteselsil borçlulara karşı da zamanaşımını keser. (818 sayılı BK. Mad.134)<br />
Türk Borçlar Kanunu&#8217;nun 160. maddesinde (818 Sayılı BK 139), zamanaşımından feragat düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre, borçlunun zamanaşımı defini ileri sürme hakkından önceden feragati geçersizdir. Önceden feragatten amaç, sözleşme yapılmadan önce veya yapılırken vaki feragattir. Oysa daha sonra vazgeçmenin geçersiz sayılacağına ilişkin yasada herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. O nedenle borç zamanaşımına uğradıktan sonra borçlu zamanaşımı defini ileri sürmekten feragat edebilir. Zira, burada doğmuş bir defi hakkından feragat söz konusudur ve hukuken geçerlidir. Bu feragat; borçlunun, ileride dava açılması halinde zamanaşımı definde bulunmayacağını karşılıklı olarak yapılan feragat anlaşmasıyla veya tek yanlı iradesini açıkça bildirmesiyle veyahut bu anlama gelecek iradeye delalet edecek bir işlem yapmasıyla mümkün olabileceği gibi, açılmış bir davada zamanaşımı definde bulunmamasıyla veya defi geri almasıyla da mümkündür.<br />
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu&#8217;nun 7&#8217;nci maddesinde, iş mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanır. Ancak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447&#8217;inci maddesi ile sözlü yargılama usulü kaldırılmış, aynı yasanın 316 ve devamı maddeleri gereğince iş davaları için basit yargılama usulü benimsenmiştir.<br />
Sözlü yargılama usulünün uygulandığı dönemde zamanaşımı def&#8217;i ilk oturuma kadar ve en geç ilk oturumda yapılabilir. Ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde 319&#8217;uncu madde hükmü uyarınca savunmanın değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle başlayacağından, zamanaşımı def&#8217;i cevap dilekçesi ile ileri sürülmelidir. 01.10.2011 tarihinden sonraki dönemde ilk oturuma kadar zamanaşımı definin iler sürülmesi ve hatta ilk oturumda sözlü olarak bildirilmesi mümkün değildir.<br />
Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, 1086 sayılı HUMK hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı defi de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 317/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı definde bulunulabileceği kabul edilmelidir.<br />
Cevap dilekçesinde zamanaşımı def&#8217;i ileri sürülmemiş ya da süresi içince cevap dilekçesi verilmemişse ilerleyen aşamalarda 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 141/2 maddesi uyarınca zamanaşımı def&#8217;i davacının açık muvafakati ile yapılabilir.<br />
1086 sayılı HUMK yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı define davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa (suskun kalınmışsa) zamanaşımı defi geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun uygulandığı dönemde süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı definin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi gerekir. Başka bir anlatımla 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı define davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı defi dikkate alınmaz.<br />
Zamanaşımı def&#8217;inin cevap dilekçesinin ıslahı yoluyla ileri sürülmesi de mümkündür (Yargıtay HGK. 04.06.2011 gün 2010/ 9-629 E. 2011/ 70. K.).<br />
Somut uyuşmazlıkta, her ne kadar davalı Şirket süresi içinde davaya karşı zamanaşımı savunması yapmamış ise de davalı &#8230; vekili süresi içinde verdiği davaya cevap dilekçesinde zamanaşımı savunması yapmıştır. Davalı &#8230; hakkında dava zamanaşımı gözetilmiş olmakla birlikte, davalı Şirket bakımından davaya karşı zamanaşımı gözetilmemiştir.<br />
Davalı Şirket usulüne uygun şekilde süresinde cevap dilekçesinde davaya karşı zamanaşımı savunması yapmamış ise de davalı &#8230; ile birlikte işçilik alacaklarından müşterek müteselsil sorumlu olduğundan, davalı &#8230;’nin süresi içinde yaptığı ortak def’i niteliğindeki davaya karşı zamanaşımı savunmasından davalı Şirket’in de yararlandırılması gerektiğinin düşünülmemesi hatalıdır.<br />
F) SONUÇ:<br />
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 07/07/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dava belirsiz alacak davası ise yapılan talep artırıma karşı zamanaşımı def&#8217;ine değer verilmez.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/dava-belirsiz-alacak-davasi-ise-yapilan-talep-artirima-karsi-zamanasimi-define-deger-verilmez/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Oct 2020 08:55:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[işçilik alacağı]]></category>
		<category><![CDATA[talep artırımı]]></category>
		<category><![CDATA[zamanaşımı def'i]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=6755</guid>

					<description><![CDATA[9. Hukuk Dairesi         2016/13734 E.  ,  2020/2458 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraflar vekillerince istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: YARGITAY KARARI A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, davacının davalı... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/dava-belirsiz-alacak-davasi-ise-yapilan-talep-artirima-karsi-zamanasimi-define-deger-verilmez/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">9. Hukuk Dairesi         2016/13734 E.  ,  2020/2458 K.</span></b></p>
<ul>
<li></li>
</ul>
<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8220;İçtihat Metni&#8221;</span></b></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><br />
MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ</p>
<p>Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraflar vekillerince istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:</p>
<p>YARGITAY KARARI<br />
A) Davacı İsteminin Özeti:<br />
Davacı vekili, davacının davalı işveren &#8230; Oteli&#8217;nde 04.07.2006 tarihinde ön büro müdürü olarak çalışmaya başladığını, daha sonra terfi ettirilip en son genel müdürlük görevine getirildiğini, davacının son net maaşının 13.500,00-TL olduğunu, çalıştığı tüm dönemlerde son derece başarılı olduğunu, davacının çalıştığı dönem içerisinde mazeretli olarak işe gelmediği gün olmadığını, hiç hastalık izni dahi kullanmadığını, yıllık izinlerinin çoğunu kullanmadığını, nöbetçi olduğu günlerde gece 24.00 saatlerine kadar çalışıp, nöbetçi olmadığı günlerde de yoğun bir şekilde fazla mesai yaptığını, davalının kötü niyetli olarak iş sözleşmesini Beyoğlu 7. Noterliği&#8217;nin 10778 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile 11.06.2014 tarihinde feshettiğini, yani feshin usulüne uygun olmadığını, fesih bildiriminde dayanılan gerekçenin davacının 4 şirkette yönetim kurulu üyesi olduğu, ancak bu 4 şirketten istifa ettiğine dair 02.06.2014 tarihli dilekçelerin insan kaynakları direktörüne iletildiği, ancak buna rağmen davacının iş akdinin sona erdirildiğini, davalı işverenin davacıya &#8220;ya bizden istifa et, ya da diğer 4 şirketteki yönetim kurulu üyeliğinden&#8221; denilerek davacıya bir tercih hakkı verildiğini, davacının bunun üzerine bir tercihte bulunarak 4 şirketteki yönetim kurulu üyeliğinden istifa edip, davalı işyerinde çalışmasına devam etme kararı almış iken, davalının bu sebebe dayanarak davacının iş sözleşmesini feshetmesinin kötüniyetli olduğunu, kaldı ki davalı şirketin CEO&#8217;su olan &#8230;&#8217;ün ve Genel Müdür olan Ata Eremsoy&#8217;un başka şirket ve kurumlarda yöneticilik yaptığının bilindiğini, davalı işverenin bu konuda bazı müdürlere izin verip, bazı müdürleri bu sebeple işten çıkartmasının mümkün olmadığını, davacının eve hiç gitmeden 7 gün otelde kalarak çalıştığını, iş seyahatleri sebebi ile tatil günlerini dahi yollarda geçirdiğini, davacının 2011 yılından beri başka bir şirkette de yönetim kurulu üyesi olduğunu ve bu durumun davalı şirketi zarara uğratmadığını, davacının yönetim kurulu üyeliği yaptığı şirketlerin küçük butik oteller olduğunu, davalı işverenin ise yüzlerce odası olan 5 yıldızlı bir otel olduğunu, butik otel işletmeciliği ile 5 yıldızlı otel işletmeciliğinin birbiri ile rekabet edebilecek sektörler olmadığını, davacının en son genel müdür görevini ifa etmesi nedeniyle iş güvencesi kapsamında olmadığını, bu nedenle kötü niyet tazminatı verilmesi gerektiğini, davacıya ayrıca maaş dışında prim ödemesi de yapıldığını, davacının 2013 yılında 35.000,00-TL, 2012 yılında 45.000,00-TL prime hak kazandığını ve bu primlerin ödendiğini, ancak 01.01.2014 ila 11.06.2014 tarihleri arasındaki süreye ihbar süresi de eklenerek davacının hak kazandığı 2014 yılı priminin tespitinin gerektiğini, davacının hafta içi 5 gün ve Cumartesi günü yarım gün çalıştığını, nöbetçi olduğu günlerde 09.00 ila 24.00 saatleri arasında çalıştığını, 2012-2013 yıllarında her ay en az 1 defa, 3-4 gün kalmak suretiyle Ankara&#8217;ya iş seyahati yaptığını, yurtdışına uzun süreli iş seyahatleri yaptığını, Gezi Parkı olaylarının yaşandığı Mayıs- Haziran 2013 tarihleri arasında ise davacının 7 günden fazla bir süre hiç eve gitmeden 24 saat gaz maskesi takarak çalıştığını iddia ederek bir kısım işçilik alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir.<br />
B) Davalı Cevabının Özeti:<br />
Davalı vekili, davalı şirketin &#8230;&#8217;nin işletmeciliğini yaptığını, davacının 04.07.2006 tarihinde ön büro müdürü olarak çalışmaya başladığını, 01.01.2008 tarihinde odalar bölümü müdürü olduğunu, 01.12.2011 tarihinde ise satış koordinatörü olduğunu, 01.08.2012 tarihinde genel müdür yardımcısı, 15.05.2014 tarihinde ise &#8230; Otelleri&#8217;nin genel müdürlüğü görevine getirildiğini, davalı şirketin davacının kariyerinde en üst seviyeye gelmesi için destek verdiğini, &#8230;&#8217;daki &#8230; Üniversitesi&#8217;nde satış ve gelirler eğitimine gönderildiğini, davacıya yapılan bilinçli yatırımlar sonucunda davacının genel müdürlüğe geldiğini, ancak davacının işverenine sadakatle bağlı olmadığını, davalı işyerinden gizli gizli The &#8230;i Otelleri ile rekabet halinde olan The House otellerini işleten firmaların yönetim kurulu üyeliklerini yaptığının 06.06.2014 tarihinde öğrenildiğini, şirketin insan kaynakları direktörü &#8230;&#8217;ın 05.06.2014 tarihinde sektörden bazı dostlarının olduğu sohbet ortamında bu durumu öğrendiğini ve şirket avukatından gerekli araştırmanın yapılmasını istediğini, bunun üzerine davacının yönetim kurulu üyeliklerinin tespit edildiğini, davacı ile akdedilen iş sözleşmesinin 21. Maddesi gereği şirket genel müdürlüğünün yazılı izni olmadıkça personellerin başka bir işte geçici ya da daimi olarak çalışamayacağı, aksi halde iş akdinin tazminatsız feshedileceğinin düzenlendiğini, tespit edilen durumun 06.06.2014 günü şirket CEO&#8217;su ve İK direktörüne rapor edildiğini, konunun 10.06.2014 günü toplantıda görüşülerek davacının iş akdinin feshi yönünde karar alındığını, fesih yazısının&#8230; Noterliği&#8217;nin 10778 yevmiye numaralı yazısı ile davacıya bildirildiğini, aynı gün yüzüne karşı da bildirimin yapıldığını, davacının tebellüğden imtina ettiğini, davacının BK&#8217;nın 553. Maddesindeki rekabet yasağına aykırı davrandığını, fesih işleminin usulüne uygun olduğunu, 6 iş günü içerisinde yapıldığını, davalının ticari ilişki içerisinde bulunduğu acente, müşteri portföyü ve bunların telefon ve adres bilgilerinin davacının elinin altında olduğunu, davacının davalı şirketin rekabet halinde olduğu The House Otelleri&#8217;ne müşteri gönderilmesini sağlamak için oda fiyatlarının acentalara yüksek söylenmiş olabileceğini, bu müşterilerin The House Otelleri&#8217;ne yönlendirilebileceğini, sözleşmede bulunmasa dahi davacının davranışının etik olmadığını, sadakat borcuna aykırı olduğunu, işverenin güvenini sarstığını, bir şirketin yönetim kurulu üyesi olup da faal çalışılmamasının mümkün olmadığını, davacının acente ya da müşteri görüşmesi yapmak için mesai saatleri dışında otel dışına çıktığını, tüm mesaisini otel içinde geçirmediğini, bu nedenle davacının kimin işini yaptığının bilinemeyeceğini, davacının davranışının mazur görülemeyeceğini, davacının yönetim kurulu üyesi olduğu otellerin &#8230;semtlerinde bulunan oteller olduğunu, satış işinin ekip işi olduğunu, bu nedenle satış ekibinin yok sayılarak davalı işyerinin başarılarının davacıya mal edilemeyeceğini, davacının yönetim kurulu üyeliğinden istifa ettiğine ilişkin dilekçelerinin dava dilekçesi ekinde ilk defa görüldüğünü, bu istifa dilekçelerinin her zaman düzenlenmesi mümkün yazılar olduğunu, ticaret sicil kayıtlarında istifayı gösteren bir değişikliğin olmadığını, noterden gönderilmiş bir istifa dilekçesinin de bulunmadığını, nitekim 04.08.2014 tarihinde davacının eski çalışma arkadaşlarına yönetim kurulu üyeliği yaptığı Ev Emlak Yatırım İnş. ve Tur. Tic. A.Ş&#8217;de, aynı zamanda The House Otelleri&#8217;nin de genel müdürü olarak görev yaptığını bildirdiğini, cep telefonu ve whatsapp yazışmalarından durumun görüleceğini, işe giriş bildirgeleri ile de durumun sabit olduğunu, davacının prim adı altında talep ettiği yıllık performans primine hak kazanmanın usulünün insan kaynakları prosedürünün 58. Maddesinde düzenlendiğini, primlerin ilgili yıl bitiminden sonraki tarihte şartlar gerçekleşirse ödendiğini, bu nedenle davacının priminin ancak bireysel performans notunun iyi olması ve Yönetim Kurulu&#8217;nun prim dağıtımını onaylaması üzerine 2015 yılı içerisinde ödenebileceğini, davacının yıllık izinlerinin 66 gününü kullandığını, davacının toplam izin hakkının 110 gün olduğunu, 44 günlük izin parasının 2014 Haziran ayı çıkış bordrosunda 30.485,32-TL olarak banka hesabına ödendiğini, davacının en son aldığı net maaşının 13.500,00-TL olduğunu, işyerinde üst düzey yönetici olup mesai saatlerini kendisinin belirlediğini, ayrıca yıllık performans primleri ödendiğini, fazla mesai yönünden davacıya herhangi bir emir ve talimat verilmediğini, davacının çalışma saatlerinin sabah 09.00 ila 18.00 arasında olduğunu, geç gelinip erken çıkılabildiğini, işyerindeki müdürlerin ve daha üst çalışanların çalışma şekilde olduğunu, 1 saat yemek molası verildiğini, Cumartesi günleri ise 09.00 ila 13.00 saatleri arasında çalışma öngörülmüşse de, pek çok hafta Cumartesi günleri işe gelinmediğini, gelinse dahi ara dinlenmesi düşüldüğünde davacının toplamda haftalık çalışma süresinin 44 saat olduğunu, davacının nöbetçi olarak otelde kaldığı iddiasının doğru olmadığını, 09.07.2009 tarihi ile genel müdür yardımcısı olarak çalışmaya başladığı için önceki çalışmalarının zamanaşımına uğradığını, davacının 14 gün nöbetçi müdür olarak bu dönemde görev yaptığının tespit edildiğini, davacıya buradaki fazla mesailerinin karşılığının izin olarak kullandırıldığını, davacının yurtiçi ve yurtdışı ziyaretlerinin planlanmasının kendisine ait olduğunu, davacının Gezi Parkı olaylarında çalışmasının olmadığını, bu süre zarfında otele müşteri dahi gelmediğini, bekar olan davacının olaylardan kaynaklı çıkıp girmesine imkan olmadığından otelin konforlu odalarında konaklayarak çalışmadığını, bu dönem için davacının davranışı takdir edilerek kendisine 16.450,00-TL tutarında brüt ödeme yapıldığını savunarak zamanaşımı itirazında bulunarak davanın reddini talep etmiştir.<br />
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:<br />
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve alınan bilirkişi raporuna göre davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.<br />
D) Temyiz:<br />
Kararı davacı &#8230; davalı vekili temyiz etmiştir.<br />
E) Gerekçe:<br />
1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.<br />
2-Davacı 01.01.2014 ile fesih tarihi olan 11.06.2014 tarihleri arası için hak ettiği primin ödenmediğini iddia ederek alacak talebinde bulunmuş, davalı ise primin yıl bittikten sonra şartları varsa ödendiğini bu durumda davacı işçinin 2014 yılı için prime hak kazanmadığını savunmuştur.<br />
2014 yılı için prim hesabına dayanak veri bulunmamaktadır.<br />
Ancak davacının 2013 yılı çalışması için 35.000TL prim aldığı anlaşılmaktadır. Son bir yıl için ödendiği anlaşılan 35.000TL esas alınarak 2014 yılı için çalışılan süreyle orantılı prim hesabı yapılması gerekirken varsayımsal olarak 2014 yılının tamamında çalışılsa idi hak edilecek primin 55.000TL olarak belirlenmesi hatalıdır.<br />
3-Dava belirsiz alacak davası olup talep artırımına karşı yapılan zamanaşımı def&#8217;ine değer verilmesi de hatalıdır.<br />
F) Sonuç:<br />
Temyiz olunan kararın yukarda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 18/02/2020 gününde oybirliği ile karar verildi.</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zamanaşımı definin cevap dilekçesinin ıslahı yoluyla ileri sürülmesi de mümkündür.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/zamanasimi-definin-cevap-dilekcesinin-islahi-yoluyla-ileri-surulmesi-de-mumkundur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Feb 2020 10:41:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy uzman avukat]]></category>
		<category><![CDATA[esasa cevap süresi içerisinde ileri sürmek]]></category>
		<category><![CDATA[ıslah yoluyla düzeltilmesi imkansız]]></category>
		<category><![CDATA[maddi hukuk işlemi]]></category>
		<category><![CDATA[zamanaşımı def'i]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=5496</guid>

					<description><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu         2010/9-629 E.  ,  2011/70 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ : Kadıköy 1. İş Mahkemesi TARİHİ : 22/09/2010 NUMARASI : 2010/26-2010/469 Taraflar arasındaki “işçilik alacakları” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kadıköy 1.İş Mahkemesince davanın kısmen kabul ve kısmen reddine dair verilen 07.05.2009 gün ve 2005/59 E., 2009/247 K. sayılı kararın incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/zamanasimi-definin-cevap-dilekcesinin-islahi-yoluyla-ileri-surulmesi-de-mumkundur/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">Hukuk Genel Kurulu         2010/9-629 E.  ,  2011/70 K.</span></b></p>
<ul>
<li></li>
</ul>
<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8220;İçtihat Metni&#8221;</span></b></p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">MAHKEMESİ : Kadıköy 1. İş Mahkemesi<br />
TARİHİ : 22/09/2010<br />
NUMARASI : 2010/26-2010/469</span></p>
<p>Taraflar arasındaki “işçilik alacakları” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kadıköy 1.İş Mahkemesince davanın kısmen kabul ve kısmen reddine dair verilen 07.05.2009 gün ve 2005/59 E., 2009/247 K. sayılı kararın incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin 15.12.2009 gün ve 2009/27349 E., 35131 K. sayılı ilamı ile;<br />
(&#8230;1-Dosyadaki yazılara toplanan  delillerle kararın dayandığı  kanuni gerektirici sebeplere göre, davalılardan Sosyal Güvenlik Kurumunun tüm temyiz itirazları ile diğer davalı Sağlık Bakanlığının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.<br />
2-Yargılama sırasında davalı vekili 25.3.2009 tarihli dilekçesi ile savunmasını ıslah ederek dava konusu alacakların bir kısmının zaman aşımına uğradığını belirterek zaman aşımı definin dikkate alınmasını istemiştir. Mahkemece, usulüne uygun olmadığı ve süresi içerisinde yapılmadığı gerekçesi ile davalının zaman aşımı defi nazara alınmamıştır. Islah, taraflardan birinin yapmış olduğu bir usul işleminin karşı tarafın oluruna bağlı olmaksızın tamamen veya kısmen düzeltilmesine denir. Hukuk Usulü HUMK 83 ve ardından gelen maddelerde düzenlenmiş olan ıslah, taraflardan birinin usule ilişkin bir işlemini kısmen veya tamamen düzeltmesine olanak tanıyan bir yöntem olup, iddia ile savunmanın genişletilmesi yasağının da bir istisnasıdır (Yargıtay HGK 14.4.2004 gün, 2004/4-200E, 2004/ 227 K).<br />
Usulünce yapılmış davalı ıslahı da geçerlidir. Esasa cevap süresi içinde ileri sürülmediğinden davacı tarafın savunmanın genişletilmesi yönündeki itirazı ile karşılaşması mümkün olan zaman aşımı defi&#8217;nin ıslah yoluyla yapılmasında usule aykırı bir yön bulunmamaktadır. Dairemizin ve Yargıtay&#8217;ın diğer Dairelerinin kökleşmiş uygulaması bu yöndedir(Yargıtay 9.HD. 2007/23744 E. 2007/31371 K. ve 2.4.2007 gün, 2006/ 23813 E, 2007/ 8905 K.; Yargıtay 2. HD. 2.3.2004 gün, 2004/ 1098E, 2004/ 2590 K). Bu nedenle davalının ıslah yoluyla zaman aşımı defi&#8217;nin kabulü gerekirken bu husus gözetilmeden hüküm kurulmuş olması hatalıdır&#8230;)<br />
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.</p>
<p>TEMYİZ EDEN: Davalılar Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı  ve Sağlık Bakanlığı vekilleri</p>
<p>HUKUK GENEL KURULU KARARI</p>
<p>Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:<br />
Dava, işçilik alacaklarının tahsili istemine ilişkindir.<br />
Davacı vekili, müvekkilinin hizmet sözleşmesiyle 1998/Ağustos ila 2000/Nisan tarihleri arasında Erenköy Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesinde fizyoterapist olarak çalıştığını belirtip; fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak ücret farkı, ek ödeme (fazla mesai), ikramiye, bayram ve hafta tatili, giyim yardımı ve kıdem tazminatı toplamı olarak 500,00-YTL alacağın tahsilini talep ve dava etmiştir.<br />
Davacı vekili, yargılama aşamasında ibraz edilen bilirkişi raporu doğrultusunda istemini ıslah etmiştir.<br />
Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (SGK) vekili, davanın reddini istemiştir.<br />
Davalı Sağlık Bakanlığı vekili, davanın reddini talep etmiş; daha sonra ise 25.03.2009 havale tarihli ıslah dilekçesiyle, bir kısım işçilik alacaklarının zamanaşımına uğradığını ileri sürmüştür.<br />
Yerel mahkemece; davalı Bakanlığın ıslah dilekçesine konu yaptığı zamanaşımı def&#8217;inin esasa cevap süresi içerisinde ileri sürülmediği, sonradan ileri sürülen bu def&#8217;in savunmanın değiştirilmesi niteliğinde olduğu, ancak karşı tarafın (davacının) muvafakatının bulunması halinde dikkate alınabileceği, değiştirilmiş bu yeni savunmaya (zamanaşımı def&#8217;ine) davacı vekilinin süresinde karşı çıkması nedeniyle dikkate alınmadığı, gerekçesiyle diğer davalı SGK yönüyle de davanın husumet yönüyle reddine; davacının istemi konusunda da bilirkişi raporu benimsenmek suretiyle hakkaniyet indirimi de yapılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.<br />
Davalılar SGK ve Sağlık Bakanlığı vekillerinin temyizleri üzerine Yüksek Özel Dairece; yukarıda açıklanan gerekçelerle SGK vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine, diğer davalı Bakanlık yararına karar oyçokluğuyla bozulmuş;mahkemece, önceki hükümde direnilmiştir.<br />
Direnme hükmünü, davalı SGK ve Sağlık Bakanlığı vekilleri temyize getirmiştir.<br />
I-Davalı SGK vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;<br />
Özel Dairece temyiz itirazlarının reddine karar verilerek hakkında hüküm kesinleşmiş olan  davalı SGK’nın temyizde hukuki yararı bulunmadığından direnme hükmüne yönelik temyiz dilekçesinin reddi gerekir.<br />
Bu nedenle 09.02.2010 günü yapılan ilk görüşmede davalı SGK vekilinin temyiz dilekçesinin reddine oybirliği ile karar verilmiştir.<br />
II-Davalı Sağlık Bakanlığı vekilinin temyiz itirazlarına gelince;<br />
Bozma ve direnme kararlarının içerik ve kapsamlarına göre Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; esasa cevap süresi içerisinde ileri sürülmeyen zamanaşımı def&#8217;inin sonradan ıslah yoluyla ileri sürülüp sürülemeyeceği, noktasında toplanmaktadır.<br />
Öncelikle belirtilmelidir ki, tarafların sıfatı ve uyuşmazlığın niteliği dikkate alındığında iş mahkemesinin görevli olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.<br />
Buna göre, anılan mahkemede uygulanacak usul hükümleri, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu&#8217;nunda düzenlenmiştir. 5521 Sayılı Kanunun 7/1.maddesinde iş mahkemelerinde şifahi (sözlü) yargılama usulünün uygulanacağı belirtilmekte olup; anılan Kanunun 15.maddesinde ise, bu kanunda açıklık olmayan hallerde, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanacağı düzenlenmektedir.<br />
5521 Sayılı Kanun hükümleri arasında uyuşmazlıkla doğrudan ilgili olan &#8220;sözlü yargılama usulü&#8221;  ile &#8220;ıslah&#8221; kurumuna yer verilmemiştir.<br />
Öyleyse, 5521 Sayılı Kanunun 15.maddesinin yaptığı atıf dolayısıyla, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)&#8217;nun konumuzu ilgilendiren hükümlerine değinmek gerekir.<br />
Buna göre, HUMK.nun 473.maddesi, sözlü yargılama usulünün sulh mahkemelerinde uygulanacağını öngörmüş, kanunda açıkça belirtilen hallerde ise, asliye mahkemelerinde de uygulanacağını belirtmektedir.<br />
Yine aynı maddenin (m.473) ikinci fıkrasında, sözlü yargılama usulünde açıkça düzenlenmeyen hallerde,  HUMK.nun ikinci babında (m.178 ila m.426 arası) bulunan yazılı yargılama usulüne ilişkin hükümlerin uygulanacağını öngörmektedir.<br />
Bu arada sözlü yargılama usulünün uyuşmazlığı ilgilendiren yönüne ilişkin kısa bir açıklama yapılmasında yarar vardır.<br />
Sözlü yargılama usulü, yazılı yargılama usulüne benzer ise de, bazı konularda yazılı usulden ayrılmaktadır. İşte HUMK, sözlü usulün yazılı usulden ayrıldığı özelliklerini ayrıca düzenlemiş (m.473 ila 491), bunun dışındaki konular bakımından yazılı yargılama usulüne ilişkin hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir (HUMK. m.473/II).<br />
Bu usulde, layihalar aşamasının olmaması, tarafların iddia ve savunmalarını mahkemeye sözlü olarak bildirebilmeleri (m.479, m.482) ve mahkemenin tarafların sözlü açıklamalarından edineceği sonuca göre hüküm vermesi asıldır.<br />
Sözlü yargılama usulünde yazılı yargılama usulünde olduğu gibi (on gün) belirli bir cevap süresi yoktur. Çünkü davalı, belirli bir süre içinde cevap vermek zorunda olmayıp, ilk itirazları da dahil olmak üzere, bütün savunmasını birinci oturumda mahkemeye sözlü olarak bildirebilir (m.478, m.479).<br />
Görüldüğü üzere, davalı cevaplarını ilk oturumda sözlü olarak mahkemeye bildirebileceğinden, davalının ayrı bir cevap dilekçesi vermesine gerek yoktur. Fakat davalının, gerek ilk oturumda gerekse daha önce cevaplarını bir cevap dilekçesi ile mahkemeye bildirmesine bir engel de bulunmamaktadır.<br />
Davalının sözlü savunması (davaya cevapları) birinci oturumda tutanağa yazılır. Bundan sonra, karşı tarafın (davacının) rızası (açık veya zımni) olmadıkça, davalı (tutanakta yazılı olan) savunmasını değiştiremez veya genişletemez.<br />
Sözlü yargılama usulündeki savunmayı genişletme yasağı da, yazılı yargılama usulündeki gibidir.<br />
Ne var ki, sözlü yargılama usulünde savunmayı genişletme yasağının başlangıcı değişik olup, davalının savunmasının ilk oturumda tutanağa yazıldığı (geçirildiği) andır.  Dolayısıyla, sözlü yargılama usulünde davalı, daha önce bir cevap dilekçesi vermiş ise, ilk oturuma kadar (en geç ilk oturumda) karşı tarafın iznine gerek olmadan, savunmasını genişletebilir veya değiştirebilir; ilk oturumdan (savunmanın tutanağa geçmesinden) sonra, savunmasını-savunmayı genişletme yasağının istisnaları hariç olmak üzere-genişletemez veya değiştiremez (HUMK. m.482).<br />
Bu aşamada &#8220;ıslah&#8221; kavramı hakkında şu açıklamaların yapılmasında yarar vardır.<br />
HUMK’nun 83. ve ardından gelen maddelerinde ıslah kurumu ayrıntılı şekilde düzenlenmiş; 83.maddede, davanın her iki tarafının da, yargılama usulüyle ilgili bir işlemini kısmen veya tamamen ıslah edebileceği, ancak aynı dava içerisinde bu yola sadece bir kez başvurulabileceği; 84.maddede, ıslahın tahkikata tabi olan davalarda tahkikatın, tahkikata tabi olmayan davalarda ise yargılamanın bitimine kadar yapılabileceği belirtilmiştir. Sonraki hükümler, ıslahın şekline ve sonuçlarına ilişkin düzenlemeleri içermektedir.<br />
Bilindiği üzere, ıslah, taraflardan birinin usule ilişkin bir işlemini, bir defaya mahsus olmak üzere kısmen veya tamamen düzeltmesine olanak tanıyan ve karşı tarafın onayını gerektirmeyen bir yoldur.<br />
Eş söyleyişle, ıslah, iyiniyetli tarafın, davayı açtıktan veya kendisine karşı bir dava açıldıktan sonra öğrendiği olgularla ilgili yanlışlıklarını düzeltmesine, eksiklikleri tamamlamasına, bu çerçevede yeni deliller sunabilmesine olanak sağlayan bir kurumdur (YİBK’nun 04.02.1948 gün ve E:1944/10, K:1948/3;HGK’nun 16.03.2005 gün ve E:2005/13-97, K:150 sayılı ilamları).<br />
Öğretide ise ıslah, yukarıdaki tanıma benzer, taraflardan birinin yapmış olduğu usul işleminin tamamen veya kısmen düzeltilmesi olarak tanımlanmıştır (Kuru:Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt:IV, İstanbul 2001, s.3965;Benzeri tanımlar için bakınız:&#8230;./Y&#8230;./D&#8230; Y&#8230;:Medeni Usul Hukuku Esasları, İstanbul 2009, s.266; Pekcanıtez/Atalay/Özekes:Medeni Usul Hukuku, Ankara 2009, s.361; Üstündağ:Medeni Yargılama Hukuku, Cilt:I-II, İstanbul 1997, s.549; Bilgen:Hukuk Yargılamasında Islah, Ankara 2010, s.1&#8217;de aktarılan tanımlar ve yazarlar;Yılmaz:Medeni Yargılama Hukukunda Islah, Ankara 2010, s.49-50&#8217;de aktarılan tanımlar ve yazarlar).<br />
Öte yandan, öğretide hukuk yargılamasının amacının adaletli karar vermek olduğu belirtildikten sonra, biçimselliğin maddi gerçeğin bir yana bırakılmasına neden olmaması ve ıslahın amacı bakımından “usul ekonomisi” ve “usuli hakkaniyet” ilkelerinden hareket edilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Usuli hakkaniyet ilkesinin, biçimselliği hakka varmaya, maddi gerçeği bulmaya, onu adeta yutmasına engel olacak bir  anlayış olduğu belirtilmiştir (Y&#8230;.:a.g.e., s.30, 74, 81).<br />
Islahın konusunun tarafların yapmış oldukları usul işlemleri olduğu bir gerçek olduğuna göre, ıslahla düzeltilecek usul işlemlerinin neler olduğundan söz etmek gerekir. Gerek öğreti, gerekse Yargıtay davanın değiştirebileceğini ve genişletilebileceğini aynı şekilde savunmanın genişletilebileceğini ilke olarak kabul etmektedir (Kuru:a.g.e., s.4035;HGK’nun 14.3.2007 gün ve E:2007/2-99, K:141 sayılı ilamı).<br />
Islahın amacı, yargılama sürecinde, şekil ve süreye aykırılık sebebiyle ortaya çıkabilecek maddi hak kayıplarını ortadan kaldırmak olduğundan, hak ve alacağı bu sürecin dışında, ortadan kaldırmış olan işlemlerin, yani maddi hukuk işlemlerinin ıslah yoluyla düzeltilebilmesi, elbetteki mümkün değildir. Bir başka deyişle, maddi hakkı sona erdiren maddi hukuk işlemleri, ıslahla düzeltilemez. Feragat, kabul, sulh gibi işlemler, velev ki dava içinde yapılsın, asıl hakkı ortadan kaldırdıklarından, usul işlemi olduğu kadar (davayı etkilediği için usul işlemidir) maddi hukuk işlemi mahiyeti taşımaktadır ve bu sebeple, bu işlemlerin de ıslah yoluyla düzeltilmesi imkansızdır. Açık bir irade beyanı ile terk edilen haklar, maddi gerçeğin şekle feda edilmesi gibi bir sonuç doğurmadığı için, ıslahın konusu olamaz (HGK’nun 14.01.1953 gün ve E:1/8, K:3;14.3.2007 gün ve E:2007/2-99, K:141 sayılı ilamları).<br />
Öte yandan, özel hukukta teknik bir kavram olan zamanaşımı, bir hakkın kazanılmasında veya kaybedilmesinde yasanın kabul etmiş olduğu sürenin tükenmesi anlamına gelmektedir.<br />
818 sayılı Borçlar Kanunu(BK)&#8217;nun  125-140&#8217;ncı maddeleri arasında düzenlenen zamanaşımı, hakkın ileri sürülmesini engelleyici nitelikte olup, alacak hakkı alacaklı tarafından, yasanın öngördüğü süre ve koşullar içinde talep edilmediğinde etkin bir hukuki himayeden, başka bir deyişle, dava yoluyla elde edilebilme olanağından yoksun bırakılmaktadır. Zamanaşımına uğrayan alacağın tahsili hususunda Devlet kendi gücünü kullanmaktan vazgeçmekte, böylece söz konusu alacağın ödenip ödenmemesi keyfiyeti borçlunun iradesine bırakılmaktadır. Şu halde zamanaşımına uğrayan alacak ortadan kalkmamakla beraber, artık doğal bir borç (Obligatio naturalis) haline gelmektedir. Ancak belirtmek gerekir ki, alacağın salt zamanaşımına uğramış olması, onun eksik bir borca dönüşmesi için yeterli değildir; bunun için borçlunun, kendisine karşı açılmış olan alacak davasında alacaklıya yönelik bir def&#8217;ide bulunması gerekir (HGK’nun  05.05.2010 gün ve E:2010/8-231, K:255 sayılı ilamı).<br />
İşte, zamanaşamı hukuki niteliği itibariyle, maddi hukuktan kaynaklanan bir def&#8217;i olup; usul hukuku anlamında ise, bir savunma aracıdır (Kuru:a.g.e., Cilt:2, s.1761;Von Tuhr:Borçlar Hukuku (C.E.. Çevirisi), Ankara 1983, Cilt:1-2, s.688 vd.;C&#8230;:Def’i ve İtiraz Arasındaki Farklar ve İleri Sürülmesinin Hukuki Sonuçları, EÜHFDergisi, Cilt:III, Sayı:1, Kayseri 2008, s.255 vd.).<br />
Konuyla ilgisi bakımından HUMK’nun 202 ve 482.maddelerine de değinmek gerekir.<br />
Anılan Kanunun 202; maddesi;&#8221;Davalı cevap dilekçesinde karşılık dava da dahil olmak üzere bütün iddia ve savunmaları ile sebeplerini birlikte bildirmeye mecburdur.<br />
Müddeaaleyh cevap layihasını hasmına tebliğ ettirdikten sonra onun muvafakatı olmaksızın müdafaa sebeplerini tevsi veya tebdil edemez. Ancak ıslah haliyle 186 ncı madde hükmü müstesnadır.&#8221;<br />
hükmünü içermektedir.<br />
Yukarıda belirtilen madde metninden anlaşılacağı üzere, davalı taraf cevap dilekçesinde tüm savunmalarını sebepleriyle bildirmek zorundadır. Cevap dilekçesinin davacıya tebliğinden sonra, savunma sebepleri genişletilemez ve değiştirilemez; eş söyleyişle, cevap dilekçesinde bildirilmeyen def’iler ileri sürülemez; ayrıca, cevap dilekçesindeki savunmanın dayandırıldığı olgular da genişletilemez ve değiştirilemez. Öğreti ve uygulamada “savunmanın genişletilmesi yasağı” veya “savunmayı genişletme yasağı” olarak adlandırılan bu yasağın istisnaları da aynı maddede gösterilmiştir. Bunlar; davacının muvafakati, ıslah ve müddeabbihin temlikidir.<br />
Az yukarıda değinildiği üzere, “savunmanın genişletilmesi yasağı”nı düzenleyen HUMK. 202.nci maddenin 3.fıkrasında, ıslahla savunma sebeplerinin genişletilebileceği veya değiştirilebileceği açıkça belirtilmiştir. HUMK’nun 202.maddesinin 3.fıkrasında &#8220;Ancak ıslah hali&#8230;müstesnadır&#8221; ifadesi yer aldığına göre, ıslah yolu ile savunmanın genişletilmesinin mümkün olduğu sonucuna varılmalı; dolayısıyla zamanaşımı def&#8217;inin sonradan ıslah yolu ile ileri sürülebileceği kabul edilmelidir. Aksi takdirde, m.202/3.fıkrasındaki &#8220;Ancak ıslah hali&#8230;müstesnadır&#8221; hükmünün hiçbir anlamı kalmayacaktır.<br />
Öte yandan, sözlü yargılama usulünde savunmayı genişletme yasağının düzenlendiği HUMK.nun 482.maddesinde ise; &#8221; İki tarafın neticei iddiaları zapta kaydolunur. Bundan sonra feragat, ıslah, münazaalı şeyin ahara temliki halleri müstesna olmak üzere, iki taraf ittifak etmedikçe neticei iddialarını tepdil veya tevsi edemezler. Fakat tahkikat bitinciye kadar neticei iddialarını teyit için yeni delil ibraz ve ikame edebilirler.&#8221; hükmüne yer verilmiştir.<br />
Görüldüğü üzere, HUMK’nun 482.maddesi yukarıda yazılı yargılama usulünde savunmayı genişletme yasağını düzenleyen 202.maddesi ile paralel bir düzenlemeyi içermekte olup; maddede (m.482) &#8220;&#8230;ıslah&#8230;müstesna olmak üzere&#8230;&#8221; ibaresine yer verildiğine göre, yukarıda varılan sonuç gibi, sözlü yargılama usulünde de ıslah yolu ile savunmanın genişletilmesinin mümkün olduğu sonucuna varılmalı; dolayısıyla zamanaşımı def&#8217;inin sonradan ıslah yolu ile ileri sürülebileceği kabul edilmelidir. Aksi takdirde, 482.maddenin ikinci cümlesinde geçen &#8220;&#8230;ıslah&#8230;müstesna olmak üzere&#8230;&#8221; ibaresinin de bir anlamı olmayacaktır.<br />
Yukarıda belirtildiği üzere, zamanaşımı (HUMK. m.187 kapsamında bir ilk itiraz olmayıp) maddi hukuktan kaynaklanan bir def&#8217;i ve savunma aracı olup, davanın başında, süresinde verilecek cevap dilekçesinde (veya sözlü yargılama usulünde ilk oturumda esasa girişilmeden önce) ileri sürülmelidir.<br />
Zamanaşamı def&#8217;inin, yukarıda belirtilen aşama geçildikten sonra ileri sürülmesi, savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi anlamına gelir. Bu durum ise, karşı tarafın izni(açık veya zımni) olmaksızın yada ıslah yoluna gidilmeksizin yapılırsa geçerli değildir.<br />
Görüldüğü üzere, zamanaşımı def&#8217;i, unutma veya benzeri nedenlerle, davanın başında ileri sürülmemiş olabilir. Daha sonra bu durumun farkına varılırsa, ıslah yoluyla ileri sürülebilmesi gerekir.<br />
Öğretide, yasal süresi içerisinde cevap dilekçesi verilmiş olup olmamasına göre bir ayırıma  gidilmiş ise de, genellikle zamanaşımı def&#8217;inin ıslah yoluyla sonradan ileri sürülebilmesi olanağının  bulunduğu kabul edilmektedir (Postacıoğlu:Medeni Usul Hukuku Dersleri, İstanbul 1976, s.458-459;Üstündağ:a.g.e., s.558;Önen:Medeni Yargılama Hukuku, Ankara 1979, s.177;Ansay:Hukuk Yargılama Usulleri, Ankara 1960, s.192-193;Berkin:Medeni  Usul Hukuku Esasları, İstanbul 1969, s.145;Kuru:a.g.e.,s.3970;Yılmaz:a.g.e.,s.402;Pekcanıtez/Atalay/Özekes:a.g.e.,s.362;A&#8230;./Y&#8230;/D&#8230; Y&#8230;:a.g.e., s.262;T&#8230;:Makalelerim II &#8220;Yazılı Yargılama Usulü Bağlamında Islaha Başvuru Sureti İle Zamanaşımı Def&#8217;inin İleri Sürülüp Sürülemeyeceği Sorunu Üzerine Bazı Düşünceler&#8221; adındaki makalesi, Ankara 2011, s.242).<br />
Nitekim, Hukuk Genel Kurulu&#8217;nun 19.02.1958 gün ve E:4-23, K:16;13.02.1963 gün ve E:4-51, K:19 sayılı kararlarında da, sonradan ıslah yoluyla zamanaşımı def&#8217;inin ileri sürülebileceği kabul edilmiştir.<br />
Hukuk Genel Kurulu&#8217;ndaki görüşmelerde bu konu değişik yönleriyle tartışılmış, azınlıkta kalan görüş sahipleri;<br />
&#8220;Esasa cevap süresi içerisinde verilen cevap dilekçesinde ileri sürülmeyen zamanaşımı def&#8217;inin, sonradan ıslah yoluyla ileri sürülmesine karşı tarafın (davacının) hiç veya hemen karşı çıkmaması halinde, bu yeni ve genişletilmiş savunmanın zımnen kabul edilmiş sayılacağı ve davalı yararına kazanılmış hak oluşturacağı, davacının daha sonra bu savunmayı genişletmeye itiraz ederek, kazanılmış hakkı ortadan kaldıramayacağı gibi, süresinde ileri sürülmeyen zamanaşımı def&#8217;inin karşı taraf (davacı) yararına kazanılmış hak oluşturacağı, kazanılmış hakların ise ıslah yolu ile bertaraf edilemeyeceği, aksi halde davacıya tanınmayan bir olanağın davalıya verilmesinin &#8220;menfaatler dengesine&#8221; ve Anayasanın 10.maddesindeki &#8220;eşitlik ilkesine&#8221; aykırılık oluşturacağı;<br />
Zamanaşımı savunmasının ıslah yolu ile ileri sürülebileceğinin kabulü halinde; süresi içinde zamanaşımı savunması ile karşılaşmayan veya süresinden sonra ileri sürülen zamanaşımı savunmasına karşı çıkarak bu yöndeki savunmanın reddini sağlayan ve davayı yürütmek için masraf ve emek harcayan davacının, davada ıslah yoluna gidilip gidilemeyeceği, harcadığı emek ve masrafların boşa gidip gitmeyeceği endişesine kapılmasına neden olunacağı, ıslahın kabul edilmesi ile de aylarca veya belki de yıllarca süren işlemler yok sayılacak, bu suretle hukuki güvenliğin zedeleneceği, yapılan masraflar ve harcanan emeğin boşa gideceği, bu durumda, zamanaşımına uğramış bir borcun dava edilmesinde davacının kusuru olduğu ve bunun sonuçlarına katlanması gerektiği gibi bir düşünce ileri sürülebilir ise de, zamanaşımına uğrayan borcun sona ermeyip, dava ve takip edilebileceği; ödenmesi halinde, ödenen miktarın sebepsiz zenginleşme kurallarına göre geri istenemeyeceği gözetildiğinde, bu yöndeki düşüncenin doğru olmayacağı; bu durumda, ıslahın geçerli kabul edilmesi, usul kurallarının amacı ile de bağdaşmayacağı;<br />
Zamanaşımı def&#8217;inin, hak düşürücü nitelikte olan on (10) günlük esasa cevap süresi içerisinde ileri sürülmesi gerektiği, yasal sürelerin ıslahla etkisiz hale getirilemeyeceği;<br />
Nihayet, zamanaşımı def&#8217;inin ıslah yolu ile sonradan ileri sürülebilmesinin kabulü halinde, bunun &#8220;yargılamayı uzatabileceği&#8221; gibi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)&#8217;nun 2.maddesindeki &#8220;hakkın kötüye kullanılması&#8221; olarak bile değerlendirilebileceği,&#8221;<br />
gerekçeleriyle, ıslah yolu ile zamanaşımı def&#8217;inin sonradan ileri sürülebilmesine karşı çıkmışlar ise de; çoğunluk bu görüşe katılmamıştır.<br />
Yukarıda belirtildiği üzere, ıslah kurumu, gerçekten iyiniyetli ve fakat davayı açarken veya dava sırasında istemeyerek hatalı davranan veya durumu iyi değerlendiremeyen taraflar bakımından yararlı bir yoldur.<br />
Ne var ki, ıslah kötüniyetli tarafın amaçları için de &#8220;kullanılmaya&#8221; açık olup; bu olgu, ıslah kurumuna gölge düşürecek niteliktedir.<br />
Buna paralel olarak, ıslah belirtilen yararlarına karşın, davanın uzamasına da neden olabilir. Kanunkoyucu bu gibi sakıncaları da düşünerek, ıslahı sıkı koşullara bağlamaya çalışmıştır.<br />
İşte, HUMK’nun 23.01.2008 tarih ve 5728 Sayılı Kanunun 11.maddesi ile değişik 90.maddesi, bu sakıncayı gidermeye yönelik bir hükümdür. Anılan 90.madde;<br />
&#8220;Islahın davayı uzatmak veya karşı tarafı rahatsız etmek gibi kötüniyetli düşüncelerle yapıldığı deliller veya belirtilerle anlaşılırsa, mahkeme, ıslahı dikkate almadan karar verir. Ayrıca, mahkemece kötüniyetle ıslaha başvurana, karşı tarafın bu yüzden uğradığı bütün zararlarının tazmininin yanı sıra ikiyüz Türk Lirasından beşyüz Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.”<br />
Hükmünü içermektedir.<br />
Bu madde hükmüne göre, ıslah hakkının salt olarak karşı tarafı rahatsız etmek veya davayı uzatmak gibi kötü bir amaçla kullanıldığı, delillerle veya belirtilerle anlaşılırsa, mahkeme, bu durumda ıslahı hiç yapılmamış gibi kabul edip; ıslah öncesindeki hukuki durumu dikkate alarak bir karar vermelidir.<br />
Ayrıca mahkeme, ıslah isteminde bulunan tarafı, diğerinin her türlü zararını ödemeye mahkum ettikten başka, idari para cezası ile de mahkum eder.<br />
Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için, ıslaha başvuranın davayı uzatmak veya karşı tarafı rahatsız etmek gibi bir amacı bulunmalıdır. Kanun, karşı tarafın kötü amacını “gibi” kelimesini kullanarak geniş bir yorumla ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır.<br />
Islah yoluna başvuran tarafın, kötüniyetle davrandığının kesin isbatı gerekmez. Mahkemeye, bu konuda geniş bir takdir hakkı tanınmıştır. Dava dosyasında ıslah yoluna başvuran tarafın, kötüniyetinin bulunduğunu gösteren belirtilerin bulunması, 90.maddenin uygulanması için yeterlidir.<br />
Nitekim, anılan madde hükmünde geçen “belirtilerle anlaşılırsa” ibaresi bu durumu teyit etmektedir.<br />
Anılan madde hükmü, TMK.nun 2.maddesinde ifadesini bulan “dürüstlük kuralı” nın özel bir düzenlemesi niteliğinde olup; davada dürüstlük kuralı çerçevesinde ele alınmalıdır.<br />
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu&#8217;nun 04.02.1948 gün ve E:1944/10, K:1948/3  sayılı kararın gerekçesinde, &#8220;iyi niyet sahibi olan taraflar&#8221; , &#8220;iyiniyetli tarafın&#8221;  denilmek suretiyle, davada dürüstlük kuralına vurgu yapılıp; ıslah kurumunun bu çerçevede değerlendirilmesi halinde amacına ulaşacağı belirtilmektedir.<br />
Yukarıda yapılan açıklamaların ışığında somut olayın değerlendirilmesinde; davacının hizmet sözleşmesiyle çalıştığı işyerinde bir kısım işçilik alacaklarının tahsili istemiyle 05.01.2005 harç tarihli dava dilekçesiyle davalı SGK aleyhine eldeki davayı açtığı; bu arada 19.01.2005 tarihinde Resmi Gazete yayımlanan 5283 sayılı Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Ait Sağlık Birimlerinin Sağlık Bakanlığına Devredilmesine Dair Kanun&#8217;un yürürlüğe girdiği, anılan Kanunun 4/1-(c) bendi gereği husumetin Sağlık Bakanlığına yöneltilerek yargılamaya devam edildiği; davalı Bakanlığa dava dilekçesi 22.06.2005 tarihinde yapılan oturumda tebliğ edilmiş ve bir sonraki oturumun 11.10.2005 tarihine ertelendiği; davalı Sağlık Bakanlığı vekili, dava dilekçesinin tebliğ edildiği oturum tarihinden (22.06.2005) sonra ve fakat bu oturumun ertelendiği tarihin (11.10.2005) öncesinde cevap dilekçesini 07.07.2005 tarihli hakim havalesi ile dosyaya ibraz ettiği, anlaşılmaktadır.<br />
Bu aşamada, Hukuk Genel Kurulu&#8217;ndaki görüşmelerde, dava dilekçesinin tefhim tarihi dikkate alındığında, husumetin yöneltildiği davalı Sağlık Bakanlığının cevap dilekçesinin yasal süresi içerisinde mahkemeye ibraz edildiği oybirliği ile benimsenmiş ve tartışmalar da bu kabul çerçevesinde yapılmış olup; yasal süresinden sonra cevap dilekçesinin ibrazı ile hiç cevap dilekçesi verilmemiş olması hallerinde, ıslah yolu ile sonradan zamanaşımı def&#8217;inin ileri sürülüp sürülemeyeceği konusunun tartışma dışında bırakıldığının belirtilmesi gerekir.<br />
Öte yandan, davalı Sağlık Bakanlığı vekili 25.03.2009 havale tarihli ıslah dilekçesiyle; davacının dava dilekçesinde bir kısım işçilik alacaklarını talep etmiş ise de, bu talebinin hangi yıllara ait olduğunu açıkça belirtmediğini, bu nedenle cevap dilekçesinde zamanaşımı def&#8217;inin göz önünde bulundurulamadığını, kıdem tazminatı dışındaki taleplerin zamanaşımına uğradığını belirterek, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesini istemiştir.<br />
Davalı Sağlık Bakanlığı vekilinin 25.03.2009 tarihli zamanaşımı def&#8217;ini içeren ıslah dilekçesi, davacı vekiline 08.04.2009 tarihinde tebliğ edilmiş; davacı vekili de, 05.05.2009 havale tarihli dilekçesinde ve tebliğ tarihinden sonraki ilk oturumda (07.05.2009 tarihinde) zamanaşımı def&#8217;inin yasal süresi içerisinde ileri sürülmediğini belirterek, bu ıslah edilen yeni savunmaya karşı çıktığı belirgindir.<br />
Yukarıda belirtildiği üzere, zamanaşımı maddi hukuktan kaynaklanan bir def&#8217;i ve savunma aracı olup, davanın başında, süresinde verilecek cevap dilekçesinde (veya sözlü yargılama usulünde ilk oturumda esasa girişilmeden önce) ileri sürülmelidir.<br />
Zamanaşamı def&#8217;inin, yukarıda belirtilen aşama geçildikten sonra ileri sürülmesi, savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi anlamına gelir. Bu durum ise, karşı tarafın izni(açık veya zımni) olmaksızın yada ıslah yoluna gidilmezse geçerli değildir.<br />
Zamanaşımı def&#8217;i, unutma veya benzeri nedenlerle, davanın başında ileri sürülmemiş olabilir. Daha sonra bu durumun farkına varılırsa, ıslah yoluyla ileri sürülebilmesi gerekir.<br />
Aynı zamanda silahların eşitliği ilkesinin zorunlu bir sonucu olarak; davalının ıslah yolu ile savunmasını genişletebilmesinin mümkün olduğu sonucuna varılmalı; dolayısıyla zamanaşımı def&#8217;inin sonradan ıslah yolu ile ileri sürülebileceği kabul edilmelidir.<br />
O halde, davalı Sağlık Bakanlığı vekilinin yasal süresi içerisinde ibraz edilen cevap dilekçesinde herhangi bir nedenle ileri süremediği zamanaşımı def&#8217;ini, sonradan ıslah yoluyla ileri sürmesinde usule aykırı bir yön bulunmayıp; ıslah edilmiş bu yeni savunmaya karşı tarafın (davacının) itiraz etmesinin de, sonuca bir etkisi bulunmamaktadır.<br />
Ayrıca eldeki dava dosyasında, davalı tarafın savunmayı genişletmek ve değiştirmek için başvurduğu ıslahın, davayı uzatmak veya karşı tarafı rahatsız etmek gibi kötüniyetli düşüncelerle yapıldığına ilişkin delil veya bu yönde herhangi bir belirtiye de rastlanmamıştır.<br />
Hal böyle olunca, Hukuk Genel Kurulu&#8217;nca da benimsenen ve davalı tarafın, esasa cevap süresi içinde ileri sürülemediğinden davacı tarafın savunmanın genişletilmesi yönündeki itirazı ile karşılaşması mümkün olan zamanaşımı defi&#8217;ni, sonradan ıslah yoluyla ileri sürebileceğine işaret eden Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.<br />
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.<br />
SONUÇ: 1) Yukarıda (I) nolu bentte gösterilen nedenden dolayı davalı SGK vekilinin temyiz dilekçesinin REDDİNE, 09.02.2010 gününde yapılan ilk görüşmede oybirliği ile,<br />
2) Yukarıda (II) nolu bentte belirtilen nedenlerden dolayı davalı Sağlık Bakanlığı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, 06.04.2011 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğuyla karar verildi.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zamanaşımı müteselsil sorumlular için ortak savunma olmayıp sadece def&#8217;iyi ileri süren borçlu yararlanır.</title>
		<link>https://unalgokturk.av.tr/zamanasimi-muteselsil-sorumlular-icin-ortak-savunma-olmayip-sadece-defiyi-ileri-suren-borclu-yararlanir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ünal Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Sep 2019 13:12:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[müteselsil borçlular]]></category>
		<category><![CDATA[TBK'nın 154/2 maddesi]]></category>
		<category><![CDATA[zamanaşımı]]></category>
		<category><![CDATA[zamanaşımı def'i]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://unalgokturk.av.tr/?p=5093</guid>

					<description><![CDATA[17. Hukuk Dairesi         2016/16333 E.  ,  2017/3763 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacı vekili; davacı &#8230; şirketi nezdinde kasko sigortalı aracın... <div class="clear"></div><a href="https://unalgokturk.av.tr/zamanasimi-muteselsil-sorumlular-icin-ortak-savunma-olmayip-sadece-defiyi-ileri-suren-borclu-yararlanir/" class="excerpt-read-more">Daha Fazla</a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">17. Hukuk Dairesi         2016/16333 E.  ,  2017/3763 K.</span></b></p>
<ul>
<li></li>
</ul>
<p><b><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8220;İçtihat Metni&#8221;</span></b></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:<br />
-K A R A R-<br />
Davacı vekili; davacı &#8230; şirketi nezdinde kasko sigortalı aracın 16/04/2011 tarihinde seyir halinde iken ters şeritten gelen &#8230; &#8230;&#8217;ın sevk ve idaresindeki sigortalı araca çarptığını ve aracın hasar gördüğünü, müvekkili şirketçe sigortalıya 5.805,00TL&#8217;nın 09/06/2011 tarihinde ödeme yapıldığını, tahsil amacıyla &#8230; 14. İcra Müdürlüğünün 2012/3912 sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını ancak davalıların takibe itiraz ettiklerini, açıklanan nedenlerle davalı borçluların itirazlarının iptaline, takibin devamına, asıl alacağa ödeme tarihi olan 09/06/2011 tarihinden itibaren faiz işletilmesine, davalıların %100 oranında icra inkar tazminatı ödemesine karar verilmesini talep etmiştir.<br />
Davalı &#8230; (&#8230;) Sigorta A.Ş. vekili; davanın reddini savunmuştur.<br />
Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan delillere göre; zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br />
1-Dava; kasko poliçesinden kaynaklanan rücuen tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.<br />
6098 sayılı TBK&#8217;nın 155. Maddesine göre &#8220;Zamanaşımı müteselsil borçlulardan veya bölünemeyen borcun borçlularından birine karşı kesilince, diğerlerine karşı da kesilmiş olur&#8221; Ancak zamanaşımı def&#8217;i müteselsil sorumlular için ortak savunma değildir. Zamanaşımı definden yalnızca defi ileri süren yararlanır. Bu nedenle; davalı &#8230;&#8217;in zamanaşımı def&#8217;inde bulunmadığı anlaşıldığından, &#8230;&#8217;in de bu savunmadan yararlandırılmasını gerektirmez. Davalı &#8230; yönünden yargılamaya devam edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.<br />
2-6098 sayılı TBK&#8217;nın 154/2 maddesine göre; &#8220;Alacaklı, dava veya def’i yoluyla mahkemeye veya hakeme başvurmuşsa, icra takibinde bulunmuşsa ya da iflas masasına başvurmuşsa&#8221; zamanaşımının kesileceği düzenlenmiştir.<br />
Somut olayda; icra takibi ile alacağını takip ettiğinden zamanaşımı süresi kesilmiştir. İcra dosyasında davalıların itirazı ise 27.2.2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Buna göre; zamanaşımı süresi dolmadan geçerli bir icra takibi yapılmış olması ve devamında İİK&#8217;nın 67.maddesine göre süresinde itirazın iptali davası açılmış olmasına göre; zamanaşımı def&#8217;inin reddine karar verilerek, işin esasına girilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.<br />
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 06.04.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.<br />
</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
