Single Blog Title

This is a single blog caption

Avukatın, işçi müvekkili için açmış olduğu davada alacağı süresinde ıslah etmemesi sonucunda alacağın zamanaşımına uğraması avukatın özen borcuna aykırı davrandığı gösterir.

13. Hukuk Dairesi         2013/14015 E.  ,  2014/15333 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 16. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 12/02/2013
NUMARASI : 2012/242-2013/41

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabul kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davalı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı vekili avukat A. Ş. E. geldi, davacı taraftan gelen olmadığından onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR

Davacı, davalı avukatın, dava dışı P. A.Ş.’den, hizmet akdi nedeniyle hak etmiş olduğu alacaklarının tahsili amacıyla, İstanbul 6. İş Mahkemesinin 2005/485 esas sayılı dosyası üzerinden kendisine vekaleten dava açtığını, söz konusu davada, fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak 300,00 TL’nin tahsili isteminde bulunulduğunu, daha sonra ıslahla talep miktarı artırılmışsa da, mahkemece karşı tarafça ileri sürülen zamanaşımı itirazı kabul edilerek, sadece 300,00 TL üzerinden hüküm kurulduğunu, bu şekilde davalı avukat tarafından bakiye alacağının zamanaşımına uğramasına sebebiyet verildiğini ileri sürerek, uğramış olduğu maddi zararlar nedeniyle, şimdilik 20.185,00 TL ile, söz konusu davada reddedilen alacak miktarı üzerinden karşı taraf lehine hükmedilen 1.634,00 TL vekalet ücretinin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, açılan davanın bizzat davacı asil tarafından takip edildiğini, vekil olarak herhangi bir kusurunun bulunmadığını savunarak, davanın reddini dilemiş, açmış olduğu karşı dava ile de, davacının kendisine yönelik haksız azil ve şikayetleri nedeniyle vermiş olduğu manevi zararlara karşılık 100,00 TL tazminatın faizi ile birlikte davacı-karşı davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Mahkemece, hükme esas alınan 9.6.2009 tarihli rapor ve 13.5.2010 tarihli ek rapor gereğince, davanın kısmen kabulüne, 15.250,79 TL asıl alacak ve 5.331,22 TL birikmiş faiz olmak üzere toplam 20.582,01 TL’nin, asıl alacağa dava tarihi olan 7.3.2008 tarihinden itibaren yürütülecek en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin ve karşı davanın ise reddine karar verilmiş, hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dava, avukat olan davalının, özen ve sadakat borcuna aykırı davranmak suretiyle müvekkili davacıyı zarara uğrattığı iddiasıyla açılan tazminat istemine ilişkin olup, Borçlar Kanununun 380. ve devamı maddelerine göre, vekil, müvekkiline karşı vekaleti “sadakat ve özenle” ifa etmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcunun gereği olarak, mesleki bilgi ve deneyimleri ile hayat deneyimlerine ve işlerin normal oluşuna göre gerekli girişim ve davranışlarda bulunması, başarılı sonucu engelleyecek davranışlardan kaçınıp, basiretli olarak hareket etmesi gereklidir. Vekil, amaçlanan sonucun elde edilmemesinden değil, bu sonuca ulaşmak için gerekli olan çalışmaların özenle yerine getirilmemesinden sorumludur. Bir avukatın, yasa ile öngörülen süre içinde yapılması gereken işleri yapmaması, süresinde dava açmaması, müvekkili aleyhine verilen kararı temyiz etmemesi, özen borcunun gereği gibi ifa edilmediğini ve kusurlu olduğunu gösterir. Hemen belirtmek gerekir ki, tazminat hukukunda sorumluluktan söz edilebilmesi için, sadece eylemin yasaya veya sözleşmeye aykırı olması yeterli olmayıp, eylem sonucunda bir zararın da doğmuş olması ve zararla eylem arasında uygun illiyet bağının da bulunması gereklidir.
Bu açıklamalardan sonra dava konusu olaya bakılacak olursa;
Davalı avukat tarafından, davacıya vekaleten açılmış olan İstanbul 6. İş Mahkemesine ait 2005/485 esas sayılı davada, fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmak suretiyle 300,00 TL işçilik alacaklarının tahsili istemiyle 17.6.2005 tarihinde kısmi dava açıldığı, söz konusu davanın 5.6.2007 tarihinde ıslah edildiği, mahkemece 18.12.2007 tarihinde 300,00 TL üzerinden hüküm kurularak, fazlaya ilişkin istemin zamanaşımı nedeniyle reddine karar verildiği, temyiz edilen kararın, Yargıtay 9. Hukuk Dairesince 2008/16470 esas 2010/2282 karar sayılı ilamla onanarak kesinleştiği, bu şekilde davalı avukat tarafından özen borcuna aykırı davranılmak suretiyle, davacı müvekkiline ait bir kısım
İşçilik alacaklarının zamanaşımına uğratıldığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda olayda, iş bu tazminat davasının “kusur” ve “zarar”a ilişkin koşulları gerçekleşmiş olup, mahkemece davacının, davalı avukatın kusuru nedeniyle uğramış olduğu zarar miktarının tespiti amacıyla bilirkişi raporu alınarak, benimsenen bilirkişi raporuna göre hüküm kurulmuşsa da, davalı söz konusu rapora karşı, “davacının çalışmakta olduğu dava dışı Bankadan 16.10.2000 tarihinde istifa etmek suretiyle ayrıldığını, kendisine ise işçilik alacaklarının zamanaşımına uğramasına çok az bir süre kala 3.6.2005 tarihinde vekaletname verdiğini, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin emsal kararlarına göre, işçilik alacaklarının talep ve dava tarihinden itibaren geriye doğru ancak beş yıl için istenebileceğini, bu nedenle geriye doğru 5 yılın dışındaki bir kısım alacakların, vekaletnamenin verildiği tarih itibariyle zaten zamanaşımına uğradığını, raporda ise bu hususun dikkate alınmadığını savunarak” itiraz etmiş olup, yeniden bilirkişi raporu alınmasını talep etmişse de, mahkemece davalının rapora karşı itirazları değerlendirilmeden eksik inceleme ile hüküm kurulmuştur.
O halde mahkemece, davacının işçi olarak çalıştığı dava dışı Banka ile sözleşmesini feshetmiş olduğu tarih ile, dava açılması için davalıya verilen vekaletname tarihi göz önünde tutularak, davalı avukat tarafından özen borcunun gereği yerine getirilip, süresinde dava ve ıslah yoluyla talepte bulunulmuş olması halinde, davacı yararına hüküm altına alınabilecek alacak miktarı konusunda, iş hukuku alanında uzman bilirkişi kurulundan, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin, özellikle işçilik alacaklarında zamanaşımı süreleri ile ilgili emsal içtihatları da dikkate alınmak suretiyle, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınıp, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
2-Bozma nedenine göre, davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.
SONUÇ : 1. bentte açıklanan nedenlerle, temyiz edilen hükmün davalı yararına BOZULMASINA, 2. bent gereğince, davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, 1100,00 TL duruşma avukatlık parasının davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 13.5.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

);
Open chat