Yargıtay Kararı

Bozma ilâmına uyularak verilen kararda hafta tatili ücreti hüküm altına alınmış Davacı tarafın ilk kararı temyiz etmediği dikkate alındığında hafta tatili ücreti talebi hakkında “karar verilmesine yer olmadığı” kararı verilmesi gerekirken bu alacağın hüküm altına alınması davalı lehine oluşan usuli kazanılmış hak ilkesine aykırıdır.

Bozma ilâmına uyularak verilen kararda hafta tatili ücreti hüküm altına alınmış Davacı tarafın ilk kararı temyiz etmediği dikkate alındığında hafta tatili ücreti talebi hakkında “karar verilmesine yer olmadığı” kararı verilmesi gerekirken bu alacağın hüküm altına alınması davalı lehine oluşan usuli kazanılmış hak ilkesine aykırıdır.

9. Hukuk Dairesi         2022/7746 E.  ,  2022/8494 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

DAVA TÜRÜ : ALACAK

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirkette 01.04.1990 tarihinde su arıza işlerinde şebeke ustası olarak çalışmaya başladığını, çalışmasını iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiği 30.09.2014 tarihine kadar kesintisiz sürdürdüğünü, iş sözleşmesinin haksız olarak feshedilmesi sebebiyle işe iadesi için dava açtıklarını davanın kabulüne karar verildiğini ve kararın onandığını, kararın tebliği üzerine yasal süre içerisinde… Sosyal Hizmetler Şirketine ihtarname çektiklerini ancak işe başlatılmadığını iddia ederek işe başlatmama tazminatı, boşta geçen süre ücreti, kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin, fazla çalışma, ulusal bayram genel tatil ve hafta tatili ücreti alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir.

Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davanın haksız açıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairemizin 23.11.2020 tarihli ve 2017/8402 Esas, 2020/16356 Karar sayılı ilâmı ile özetle; davacının davalı yanında geçen hizmet süresinin hatalı tespit edildiği, dosya içerisinde yer alan 2011 ve 2013 yıllarına ait yıllık izin belgeleri belgelerinin yapılan yıllık izin ücreti hesabında dikkate alınmamasının hatalı olduğu, davalının temyiz aşamasında sunduğu ibraname ile kıdem tazminatı tutarına ilişkin imzasız ücret bordrosunun davacı işçiden sorularak sonucuna göre talep konusu alacakların değerlendirilmesi gerektiği, davacının hafta tatili talebi hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesi hatalı olup bozmayı gerektirmekle beraber davacı hükmü temyiz etmediğinden hükmü temyiz eden taraf için kazanılmış hakların gözetilmesi gerektiği, davalının harçtan muaf olduğunun kabul edilmesinin isabetsiz olduğu gerekçeleriyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemece bozma ilâmına uyularak yapılan yargılama sonunda, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Temyiz:
Karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2- Bilindiği üzere; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda (keza mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda) “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.

Mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. (Yargıtay İBK 9.5.1960 tarih 21/9, RG. 28.6.1960-10537) Hükmün bir kısmının bozma kapsamı dışında bırakılmasının amacı bu kısımların doğru olduğunu belirlemek, bozmanın sınırlarını çizmek ve bu şekilde usulü kazanılmış hakları oluşturup, korumaktır. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK).

Somut uyuşmazlıkta; Mahkemece bozma ilâmı öncesinde verilen kararda davacının hafta tatili ücreti talebine ilişkin olumlu veya olumsuz bir hüküm kurulmamış, kararı davalı temyiz etmiş, Dairemizin bozma ilâmında 6100 sayılı Kanun’un 297 nci maddesi uyarınca taleplerin her biri hakkında ayrı ayrı karar verilmesi gerektiği, bu noktada davacı hükmü temyiz etmediğinden hükmü temyiz eden taraf için kazanılmış hakların da gözetilmesi gerektiği belirtilmiştir. Mahkemece bozma ilâmına uyularak verilen kararda ise hafta tatili ücreti hüküm altına alınmıştır. Davacı tarafın ilk kararı temyiz etmediği dikkate alındığında hafta tatili ücreti talebi hakkında “karar verilmesine yer olmadığı” kararı verilmesi gerekirken bu alacağın hüküm altına alınması davalı lehine oluşan usuli kazanılmış hak ilkesine aykırıdır.

3-6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra düzenlenen ibra sözleşmeleri için yasal koşulların varlığı aranmalıdır. Ancak 6098 sayılı Kanun’un yürürlükte olmadığı dönemde imzalanan ibranamenin geçerliliği sorunu, Dairemizin konuyla ilgili ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. İbranamenin feshi izleyen bir aylık süre içinde düzenlenmesi ve ödemelerin banka kanalıyla yapılmamış oluşu 01.07.2012 tarihinden önce düzenlenen ibra sözleşmeleri için geçersizlik sonucu doğurmaz.

İbra sözleşmesi, varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir yol olmakla, varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların ibra yoluyla sona ermesi mümkün değildir. Bu nedenle, işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması düşünülemez. Savunma ve işverenin diğer kayıtları ile çelişen ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu kabul edilmelidir.

Miktar içeren ibra sözleşmelerinde ise, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde, Dairemizin kökleşmiş içtihatlarında ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir. Miktar içeren ibranamenin çalışırken alınmış olması makbuz etkisini ortadan kaldırmaz.

Dosya içerisinde 01.03.2001-30.09.2002 ile 01.10.2002-30.09.2004 tarihleri arasındaki dönemi kapsayan ibraname bulunmaktadır. İbraname incelendiğinde davacının imzasını havi olduğu ve kıdem tazminatına ilişkin miktar içerdiği anlaşılmaktadır. Bozma ilâmından sonra ibraname hakkında beyanı alınan davacı asil imza inkârında bulunmamış, ibranamede yazılı tutarı almadığını beyan etmiştir. İbraname Dairemiz ilke kararları çerçevesinde geçerli olmakla birlikte içerdiği miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. İbranamede yazılı kıdem tazminatı miktarının fesih tarihine kadarki yasal faiziyle birlikte hesaplamadan mahsup edilerek sonuca gidilmesi gerekirken, ibranameye değer verilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 29.06.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

);