Hukuk Genel Kurul Kararı

Faturalarda belirtilen faiz oranları ile takip talebinde yer alan faiz oranları birbirinden farklı ise işlemiş faiz alacağının likit olduğundan söz edilemez.

Faturalarda belirtilen faiz oranları ile takip talebinde yer alan faiz oranları birbirinden farklı ise işlemiş faiz alacağının likit olduğundan söz edilemez.

Hukuk Genel Kurulu         2017/957 E.  ,  2020/99 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi

1. Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü.

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili 29.11.2011 tarihli dava dilekçesinde, müvekkili ile davalı arasında imzalanan abonelik sözleşmesi gereğince davalıya iletişim hizmeti sağlandığını, bu hizmet karşılığı tanzim edilen faturaların süresinde ödenmemesi nedeniyle davalı hakkında Ankara 12. İcra Müdürlüğünün 2011/3708 sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalı tarafından icra takibine haksız olarak itiraz edildiğini ve takibin durduğunu ileri sürerek, haksız itirazın iptaline ve davalının alacağın %40’ından aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı davaya cevap vermemiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
6. Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 31.12.2012 tarihli ve 2011/646 E., 2012/644 K. sayılı kararı ile; akdi ilişkiye itirazı bulunmayan davalı abonenin fatura bedellerini son ödeme tarihine kadar ödemekle yükümlü olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne davalı borçlunun Ankara 12. İcra Müdürlüğünün 2011/3708 sayılı takip dosyasında 55.325,15TL asıl alacak, 5.600,08TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 60.925,23TL’ye ilişkin itirazının iptaline, asıl alacak miktarı 55.325,15TL’ye icra takip tarihi olan 10/02/2011 tarihinden itibaren yıllık %33 faiz oranının uygulanmasına, takibin bu koşullarla devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, İ.İ.K.’nın 67. maddesi uyarınca kabul edilen 60.925,23TL üzerinden %40 oranında icra inkâr tazminat tutarı olan 24.370,09TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 25.11.2013 tarihli ve 2013/13854 E., 2013/16498 K. sayılı kararı ile;
Davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi ile, “…Alacaklı lehine icra inkâr tazminatına hükmedilmesi için, mahkemenin borçlunun ödeme emrine karşı yapmış olduğu itirazın haksız olduğuna karar vermesi gerekir. Borçlunun itirazının haksızlığına karar verilmesi ile takip tarihine göre itiraz olunan alacağın likit (muayyen)-belirli olup olmadığına bakmak gerekir. Likit alacaklarda alacak miktarı belirlidir. Borçlu tarafından alacağın gerçek miktarını belirlemek için bütün unsurlar bilinmektedir veya borçlu bunları bilebilecek durumdadır. İİK 67/2.madde hükmünün amacı, borçlu olduğu miktarı bilen veya bilebilecek durumda olan borçlunun icra takibine konu alacağın varlığına haksız olarak itiraz etmesini önlemektir.
Somut olayda; likit ve belirli olan asıl alacak miktarının 55.325,15TL olduğu, icra dosyasındaki ödeme emrinde de asıl alacak olarak bu bedelin yazılı olduğu, icra inkâr tazminatına asıl alacak miktarının %40’ı oranında hükmedilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Mahkeme ise asıl alacak ve faizin toplamı olan miktar üzerinden %40 oranında icra inkâr tazminatına hükmetmiştir. Mahkemece anılan ilke göz ardı edilerek eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesinin doğru olmadığı…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 25.12.2014 tarihli ve 2014/1246 E., 2014/738 K. sayılı kararı ile önceki gerekçeler yanında “…Takip 10.02.2011 tarihinde başlatılmıştır. İcra İflas Kanunu’nun 67. maddesinin 2. fıkrası icra inkâr tazminatının belirlenmesine esas meblağ konusunda “… Davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre red veya hükmolunan meblağın…” ibaresini içermektedir. Öte yandan söz konusu maddeye 6352 sayılı Yasa’nın 11. maddesi ile 02.07.2012 tarihinde eklenen son fıkrası “Bu kanunda öngörülen icra inkâr tazminatı, kötü niyet tazminatı ve benzeri tazminatların tespitinde takip talebi veya davadaki talep esas alınır” hükmünü taşımaktadır.
Takip talebi ve dava dilekçesinde talep miktarı 60.925,98TL olarak belirlenmiştir. Dava 60.925,23TL üzerinden kısmen kabul edilmiştir.
Taraflar arasındaki sözleşme hükmüne uygun olarak faturalara da dercedilen, gününde ödenmeyen faturalara son ödeme tarihinden itibaren gecikme faizi uygulanacağına ilişkin ibare ve faturaların davalıya gönderilmiş olduğu da gözetildiğinde işlemiş faizin davalı tarafça bilinebilir (likit) nitelikte olduğunu kabul etmek gerekmektedir…” gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK
11. Dava konusu alacağın likit ve belirli olduğu eldeki davada, davalı aleyhine hükmedilecek icra inkâr tazminatının belirlenmesinde asıl alacak ile birlikte işlemiş faiz alacağı toplamının mı, yoksa yalnızca asıl alacak miktarının mı esas alınması gerektiği, buradan varılacak sonuca göre mahkemece davacı lehine hükmedilen icra inkâr tazminatı miktarının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE
12. Davalı vekilinin esasa ve faiz oranına ilişkin temyiz talebinin incelenmesinde;
Bilindiği üzere hukuki yarar dava şartı olduğu kadar, temyiz istemi için de aranan bir şarttır.
Davalı vekilinin esasa ve faiz oranına ilişkin temyiz itirazları Özel Dairece incelenip reddedildiğinden kesinleşmiştir. Bu nedenle davalı yanca kesinleşmiş yönlere ilişkin olarak temyiz isteminde bulunulmasında hukuki yarar bulunmamaktadır.
O hâlde davalı vekilinin esasa ve faiz oranına ilişkin temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmelidir.
13. Davalı vekilinin icra inkâr tazminatının belirlenmesine ilişkin temyiz talebinin incelenmesine gelince;
Uyuşmazlığın çözümü için icra inkâr tazminatına ve onun koşullarından biri durumundaki “alacağın likitliği” kavramına ilişkin olarak, genel açıklamalar yapılmasında yarar görülmüştür.
14. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nın 67. maddesi uyarınca itirazın  iptali davası; alacaklının, icra takibine karşı borçlunun yaptığı itirazın iptali ile İİK’nin 66. maddesine göre itiraz üzerine duran takibin devamını sağlamayı amaçladığı bir eda davası olup, itirazın tebliğinden itibaren bir yıllık süresinde açılan davada borçlunun itirazında haksızlığının belirlenmesi ve alacağın likit olması hâlinde, istem varsa borçlu aleyhine icra inkâr tazminatına da hükmedilebilir ( Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukuku, 2006, s. 219, 223).
15. Yargıtay Daireleri ile Hukuk Genel Kurulunun kararlılık kazanmış uygulamasına göre; itirazın iptali davalarında İİK’nin 67/2. maddesi çerçevesinde alacaklı yararına icra inkâr tazminatına hükmedilebilmesi için, usulüne uygun şekilde yapılmış bir icra takibinin bulunması, borçlunun süresi içerisinde ödeme emrine itiraz etmesi, alacaklının bir yıl içinde itirazın iptali davasını açması ve davasında haklı çıkarak inkâr tazminatı talep etmiş olması gereklidir. Burada, borçlu itirazının kötü niyetle yapılmış olması ve alacağın bir belgeye bağlanmış bulunması koşulları aranmaz.
16. Bu yasal koşullar yanında, takibe konu alacağın likit olması da zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü somut özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken, alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurlarının bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından, bu koşullar mevcut ise, ortada likit bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir.
17. Nitekim aynı ilkeler Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 23.01.2020 tarihli ve 2017/3-1530 E., 2020/58 K. sayılı kararında da vurgulanmıştır.
18. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya gelindiğinde;
Dava konusu asıl alacak miktarı likit ve belirli olmasına rağmen, faturalarda belirtilen faiz oranları ile takip talebinde yer alan faiz oranları birbirinden farklı olduğundan işlemiş faiz alacağının likit olduğundan söz edilemeyeceği gibi mahkemece takip tarihi itibariyle yürürlükte bulunmayan 6352 sayılı Yasa’nın 11. maddesi ile 02.07.2012 tarihinde eklenen “Bu kanunda öngörülen icra inkâr tazminatı, kötü niyet tazminatı ve benzeri tazminatların tespitinde takip talebi veya davadaki talep esas alınır” hükmünün eldeki davaya uygulanması mümkün değildir.
19. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, dava konusu faiz oranının likit olduğu, bu nedenle icra inkâr tazminatının asıl alacak ile faiz oranının toplanması suretiyle belirlenerek direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
20. Mahkemece yukarıda açıklanan çerçevede değerlendirme yapılarak, bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
21. Bu durumda direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıdaki belirtilen bu ilâve gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.
IV. SONUÇ
1- Yukarıda (12) numaralı bentte açıklanan nedenlerle hukuki yarar yokluğundan davalı vekilinin esasa ve faizin oranına ilişkin temyiz isteminin oy birliğiyle REDDİNE,
2- Yukarıda (13) nolu ve devamı bentlerde açıklanan nedenlerle; davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan ilâve nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, aynı Kanun’un 440. maddesine göre kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 06.02.2020 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

);
Open chat