Single Blog Title

This is a single blog caption

İşçinin daha önce aynı işverenin bir ya da değişik işyerlerinde geçen hizmetlerinin yıllık izne hak kazanma ve izin süreleri hesabı yönlerinden dikkate alınması gerekir.

9. Hukuk Dairesi         2016/31297 E.  ,  2020/15996 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : ALACAK

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davacının 11.09.2003-14.11.2014 tarihleri arasında davalı işyerinde grafiker tasarımcı olarak en son net 2.800,00 TL ücretle çalıştığını, psikolojik baskıya maruz kaldığını ve bu sebeple 14.11.2014-23.11.2014 tarihleri arasında raporlu olduğunu, rapor sonrası iyileşme olmayınca tekrar 10 gün rapor aldığını, psikolojik baskı sonucu davalı yanında çalışamayacağını anlayınca 10.11.2014 tarihli ihtarname ile haklı sebeple iş sözleşmesini feshettiğini, davalı işverenin ise ihtarnamenin tebliğini beklemeden davacının iş sözleşmesini devamsızlık sebebi ile feshettiğini ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatları ile izin, fazla çalışma ve genel tatil alacaklarını istemiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davacının en son 2.750,00 TL ücretle çalıştığını, 15.11.2003 tarihinde işe başlayan davacının 07.08.2012 tarihinde iş sözleşmesini evlilik sebebi ile feshettiğini, işten ayrılması sebebi ile tüm haklarının kendisine ödendiğini, ancak daha sonra tekrar çalışmak istediğini söylediğini ve yerine henüz kimse bulunamadığı için 11.09.2012 tarihinde tekrar işe alındığını, iş sözleşmesinin 14.11.2014 tarihinde devamsızlık haklı sebebine dayanılarak feshedildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporlarına dayanılarak, davacının iş sözleşmesini fesihte haklı olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz:
Karar taraf vekillerince temyiz etmiştir.
Gerekçe:
1.Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının sebepleri bildirilmeyen tüm, davacının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2. Anayasa’nın 138 ve 141. maddeleri uyarınca Hakimler, Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler ve bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Bu gerekçede hukuki esaslara ve kurallara dayanmalı, nedenleri açıklanmalıdır.
Mahkeme kararlarının kapsamı ve içermesi gerektiği unsurlar 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297/1-c maddesinde düzenlenmiştir.
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Hükmün Kapsamı” başlıklı 297/1-c bendinde hükmün “Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri.” içermesi gerektiği belirtilmiş, 297/2. maddesinde ise “Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Buna göre bir Mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.
Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (Mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuk sebepleri) kendiliğinden (re’sen) araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 294. maddesinin üçüncü fıkrasında da “hükmün tefhimi her halde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur” hükmüne yer verilmiştir. Ayrıca Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. maddesine göre, hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, isteklerin her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir.
Bu biçim yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hâl, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta giderek denebilir ki, dava içinden davalar doğar ve hükmün hedefine ulaşması engellenir. Kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz.
Somut uyuşmazlıkta, dosya içerisinde hesaplama yöntemi bakımından iki farklı bilirkişi raporu bulunmaktadır. 11.09.2015 tarihli bilirkişi raporunda, davacının 15.11.2013-10.08.2012 tarihleri arasındaki ilk dönem çalışmasının evlilik sebebi ile yapılan fesihle tasfiye edildiği kabul edilerek, 11.09.2012- 14.11.2014 tarihli çalışması için kıdem tazminatı 7.379,69 TL olarak hesaplanmış, yıllık izin alacağı tüm çalışma süresi dikkate alınarak son ücret üzerinden 17.180,38 TL ve genel tatil alacağı ise yine tüm çalışma dönemi dikkate alınarak dönemsel ücret üzerinden 1.222,84 TL olarak hesaplanmıştır. 09.02.2016 tarihli bilirkişi raporunda ise, davacının 15.11.2013-10.08.2012 tarihleri arasındaki ilk dönem çalışmasının evlilik sebebi ile sonlandığı ve davacıya 31.08.2012 tarihinde 8.161,82 TL ödeme yapıldığı, ilk dönem çalışması yönünden 10.08.2012 tarihindeki ücret üzerinden yapılan hesaplama ve ödenen tutarın mahsubu ile davacının 2.213,72 TL, ikinci dönem çalışması için de 7.379,69 TL olmak üzere toplam 9.593,41 TL kıdem tazminatı alacağının bulunduğu, yıllık izin ücreti yönünden de her iki dönem çalışması ayrı ayrı değerlendirilerek ilk dönem çalışması için evlilik sebebi ile fesih tarihindeki ücrete göre, son dönem çalışması için son ücrete göre hesap yapılarak davacının toplamda 5.651,50 TL izin alacağı bulunduğu, genel tatil alacağının da dönemsel ücrete göre hesaplama yapıldığında iki dönem için 1.196,02 TL olduğu belirtilmiştir.
Mahkemece, hükmün gerekçesinde davacının hizmet süresinin 15.11.2003 – 10.08.2012 arası 8 yıl 8 ay 26 gün ve aylık brüt ücretinin 1.196,50 TL olduğu belirtilmiştir. Gerekçede belirtilen hizmet süresi ve ücret, davacının sadece ilk dönem çalışmasına ilişkin olup, bu yöndeki gerekçenin dosya kapsamına uygun olmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, hüküm fıkrasında açıkça 09.02.2016 tarihli bilirkişi raporuna itibar edildiği yazılmasına rağmen, gerekçede ilk rapora neden itibar edilmediği ve 09.02.2016 tarihli bilirkişi ek raporuna hangi yönlerden itibar edildiği, davacının ilk dönem çalışmasının neden tasfiye edildiğinin kabul edildiği hususlarında açıklamaya yer verilmemiştir. Belirtilen sebeplerle, davacının hizmet süresi, ücreti, ilk dönem çalışması yönünden tasfiye edildiğinin kabulü ile diğer alacakların hesap yöntemi bakımından hangi delillere neden itibar edildiği ve hangi delillere neden itibar edilmediğine dair Anayasa’nın ve 6100 sayılı Kanun’un anladığı ve amaçladığı anlamda gerekçe içermeyen ve yukarıda belirtilen şekilde usuli eksiklikler taşıyan kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.
3. Davacının 15.11.2003-10.08.2012 tarihleri arasındaki çalışmasının tasfiye edilip edilmediği ve kıdem tazminatı ile izin alacağının hesabında dikkate alınıp alınmayacağı hususunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
1475 sayılı Yasa’nın 14/2. maddesi, işçinin aynı işverene bağlı olarak bir ya da değişik işyerlerinde çalıştığı sürelerin kıdem hesabı yönünden birleştirileceğini hükme bağlamıştır. O halde kıdem tazminatına hak kazanmaya dair bir yıllık sürenin hesabında, işçinin daha önceki fasılalı çalışmaları dikkate alınır. Bununla birlikte, her bir fesih şeklinin kıdem tazminatına hak kazanacak şekilde gerçekleşmesi, hizmet birleştirmesi için şarttır. İşçinin önceki çalışmaları sebebiyle kıdem tazminatı, fesih tarihindeki ücret ve ekleriyle birlikte tam olarak ödenmişse, aynı dönem için iki defa kıdem tazminatı ödenemeyeceğinden, tasfiye edilen dönemin kıdem tazminatı hesabında dikkate alınması mümkün olmaz. Yine, istifa etmek suretiyle işyerinden ayrılan işçi kıdem tazminatına hak kazanmayacağından, istifa yoluyla sona eren önceki dönem çalışmaları kıdem tazminatı hesabında dikkate alınmaz. Ancak önceki dönem için fesih tarihindeki ücret ve ekleriyle birlikte yapılan hesaba göre kıdem tazminatı hiç ödenmemiş ya da eksik ödenmişse, çalışma döneminin tasfiyesinden söz edilemez. Bu durumda, işçinin zamanaşımı def’i süresi içinde yeniden işe girerek aynı işveren nezdinde işe başlaması ve kıdem tazminatına hak kazanacak şekilde iş ilişkisinin sonlanması halinde 1475 sayılı Kanun’un 14/2. maddesi hükmü gereği her iki dönem birleştirilerek son dönem ücretiyle hesaplamaya gidilir. Daha önce ödenen kıdem tazminatı da yasal faizi ile birlikte mahsup edilir.
Somut olayda; hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının 15.11.2003- 10.08.2012 tarihleri arasındaki ilk dönem çalışmasının evlilik sebebi ile sona erdiği ve bu dönemin tasfiye edildiği kabul edilmiştir. İşten çıkış bildirgesinde “13-kadın işçinin evlenmesi” koduyla bildirim yapılmışsa da, dosyada işçinin bu sebeple işten ayrıldığına dair bir fesih bildirimi bulunmadığı gibi ilk dönem çalışması için yapılan ödemenin kıdem tazminatını tam olarak karşılamadığı da dosya kapsamı ile sabittir. Bu durumda, ilk dönemin tasfiye edildiğinden söz edilemeyeceğinden, davacının her iki hizmet süresi birleştirilmeli, son ücret ve ekleri üzerinden tüm çalışma dönemi için kıdem tazminatı hesaplanmalı, 10.08.2012 tarihinde yapılan ödemenin kıdem tazminatından mahsup edilmesine davacının son aşamada bir itirazı olmadığı da dikkate alınarak, yapılan ödeme yasal faizi ile mahsup edilmelidir. Bu yönler dikkate alınmadan hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
4.Taraflar arasında,işçinin kullandırılmayan izin sürelerine ait ücretlere hak kazanıp kazanmadığı ve izin alacağının hesaplanması noktasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 59. maddesinde, iş sözleşmesinin herhangi bir nedenle sona ermesi halinde, işçiye kullandırılmayan yıllık izin sürelerine ait ücretlerin son ücret üzerinden ödeneceği hükme bağlanmıştır. Yıllık izin hakkının ücrete dönüşmesi için iş sözleşmesinin feshi şarttır. Bu noktada, sözleşmenin sona erme şeklinin ve haklı nedene dayanıp dayanmadığının önemi bulunmamaktadır.
4857 sayılı Kanun’un 54. maddesinde, yıllık ücretli izine hak kazanmak için gerekli sürenin hesabında, işçinin aynı işverenin bir veya çeşitli işyerlerinde çalıştığı sürelerin birleştirilerek göz önüne alınacağı hükme bağlanmıştır. Bu durumda, işçinin daha önce aynı işverenin bir ya da değişik işyerlerinde geçen hizmetlerinin yıllık izne hak kazanma ve izin süreleri hesabı yönlerinden dikkate alınması gerekir. İşçinin aralıklı olarak aynı işverene ait işyerinde çalışması halinde, önceki dönemin kıdem tazminatı ödenerek feshedilmiş olması, izin yönünden sürelerin birleştirilmesine engel oluşturmaz. Yine, önceki çalışılan sürede bir yılı doldurmadığı için izne hak kazanılmayan süreler de, işçinin aynı işverene ait işyeri ya da işyerlerindeki sonraki çalışmalarına eklenerek yıllık izin hakkı belirlenmelidir.
Somut dosyada, davacının 15.11.2003-10.08.2012 ve 11.09.2012- 14.11.2014 tarihleri arasında iki dönem çalışması bulunmaktadır. Yıllık izin alacağı bakımından davacının her iki çalışma dönemi birleştirilmeli ve son çıplak ücret üzerinden izin alacağı hesaplanıp hüküm altına alınmalıdır. İzin alacağı yönünden her iki dönemin ayrı ayrı değerlendirilmesi ve bu yöntemle yapılan hesaplamaya itibar edilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 12/11/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

);
Open chat