Single Blog Title

This is a single blog caption

Takip dayanağı kredi kartının tüketiciye ait olduğu sabit olup bu kartın tüketiciye teslim edildiği ispatlanamadığından borçlu tüketici itirazında haklıdır.

Hukuk Genel Kurulu         2013/19-142 E.  ,  2013/1371 K.

  • KREDİ KARTI ÜYELİK SÖZLEŞMESİNDEN KAYNAKLANAN ALACAĞIN TAHSİLİ AMACIYLA BAŞLATILAN İCRA TAKİBİNE YÖNELİK İTİRAZIN İPTALİ İSTEMİ
  • İTİRAZIN İPTALİ DAVALARINDA ALACAKLININ, TAKİPTE DAYANMADIĞI BELGELER DIŞINDAKİ BAŞKA BELGELERE DAYANAMAMASI
  • İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 67

“İçtihat Metni”

Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Konya 1. Sulh Hukuk Mahkemesi’nce davanın reddine dair verilen 13.10.2011 gün ve 2010/1613 E. 2011/1827 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 24.04.2012 gün ve 2012/346 E. 2012/6829 K. sayılı ilamı ile;

“…Dava, kredi kartı üyelik sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine yönelik itirazın iptali istemine ilişkindir.

Davalı vekili, müvekkilinin kredi kartından doğan borçlarını her ay düzenli şekilde ödediğini, müvekkiline gönderilen ihtarnamede belirtilen kredi kartı bilgilerinin müvekkiline ait olmadığını sadece isim benzerliğinden dolayı müvekkiline ihtar çekildiğini bildirerek davanın reddini talep etmiştir.

Mahkemece, davacı banka tarafından aynı adı taşıyan iki müşterinin bilgilerinin birleştirilmesi nedeni ile hata yapıldığı, karışıklığın giderildiğinin belirtildiği, davacı bankanın kötü niyetli olarak takipte bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine ve %40 kötü niyet tazminatının davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı bankanın 27.09.2011 tarihli yazısında davalı Osman A. ile aynı adı taşıyan başka bir borçlunun bilgilerinin birleştirilmiş olduğunun tespit edildiği, söz konusu karışıklığın giderildiği belirtilmiştir.

Mahkemece, davacı banka tarafından başlatılan icra takibine konu alacağın davalı harcamalarından kaynaklanıp kaynaklanmadığı, alacağın varlığı ve miktarının tespiti yönünden bankanın defter ve kayıtları ile dayanağı belgeler üzerinde konusunda uzman bilirkişi marifetiyle inceleme yaptırılmadan eksik inceleme ile yazılı olduğu şekilde  hüküm tesisi doğru görülmemiştir…”

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.     

                                  HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesine dayalı itirazın iptali istemine ilişkindir.

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, taraflar arasında akdedilen kredi kartı sözleşmesine istinaden, ödenmeyen kredi kartı borcuna ilişkin olarak başlatılan icra takibinin davalının haksız itirazı ile durduğunu beyanla, itirazın iptali ile takibin devamını ve icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, bankanın müşterisi ve kredi kartı sahibi olmakla birlikte takibe konu kredi kartının kullanıcısı olmadığını, kullanımında olmayan kart borcundan dolayı hakkında takibe geçildiğini belirterek, davanın reddi ile %40’dan aşağı olmamak üzere haksız talep tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.

Yerel mahkemece, davacı banka tarafından iki müşterinin bilgilerinin birleştirilmesi nedeniyle hata yapıldığının beyan edildiği gerekçesiyle davanın reddine, asıl alacak üzerinden %40 oranında kötüniyet tazminatının davacıdan tahsiline dair verilen karar, davacı vekilinin temyizi üzerine, Özel Daire tarafından yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuş, mahkemece, takibin dayanağı kredi kartının davacıya teslim edilmediği belirtilerek önceki kararda direnilmiştir.

Direnme hükmü davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Uyuşmazlık, icra takibine konu alacağın davalı harcamalarından kaynaklanıp kaynaklanmadığı yönünde araştırma yapılmasına gerek bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

Öncelikle, itirazın iptali davasının hukuki niteliklerinin irdelenmesinde yarar bulunmaktadır.

Bilindiği üzere, itirazın iptali davasının yasal dayanağı 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesidir.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 4949 sayılı Kanun’la değişik “6-İtirazın Hükümden Düşürülmesi” ana başlıklı “A.İtirazın İptali” alt başlıklı 67. maddesinde aynen; 

“Madde 67 – (Değişik: 18/2/1965 – 538/37 md.)

(Değişik birinci fıkra: 17/7/2003-4949/15 md.) Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir.

(Değişik: 9/11/1988 – 3494/1 md.) Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir.

İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise, borçlu hakkında tazminat hükmolunması kötü niyetin sübutuna bağlıdır.

(Mülga dördüncü fıkra: 17/7/2003-4949/103 md.)

Birinci fıkrada yazılı itirazın iptali süresini geçiren alacaklının umumi hükümler dairesinde alacağını dava etmek hakkı saklıdır.

(Ek fıkra: 2/7/2012-6352/11 md.) Bu Kanunda öngörülen icra inkar tazminatı, kötü niyet tazminatı ve benzeri tazminatların tespitinde, takip talebi veya davadaki talep esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir.

İtirazın iptali davası, müddeabihi takip konusu yapılmış ve borçlunun itiraz ettiği alacak üzerine açılan bir eda davasıdır. Madde metninde de açıkça belirtildiği üzere, takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı, genel mahkemede açılır ve genel hükümlere göre görülür. Alacaklı bu davada genel hükümler çerçevesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava etmektedir.

İtirazın iptali davası, itirazın hükümden düşürülmesi ana başlığı altında düzenlendiğinden, takip hukuku içinde ve takip talebiyle sıkı sıkıya bağlantılı olarak ele alınması gereken, sonucuyla takibin devamına etkili bir dava türü olup, takip talepnamesinde dayanılan borç ve borcun sebebi ile bağlılık asıldır.

Bu davada, ispat yükü kural olarak davayı açan alacaklıda olup, alacaklı alacağını ispatla yükümlüdür. Genel hükümler çerçevesinde ispat edilecek alacak da yine takip talepnamesine konu olan ve borçlu tarafça itiraza uğrayan alacaktır. Zira, aynı maddede itirazın haksızlığı borçlu açısından, takibin haksız ve kötüniyetli yapılması da alacaklı açısından tazminat müeyyidesine bağlanmıştır.

Diğer taraftan, İİK’nun 67. maddesinin son fıkrasında alacaklının itirazın tebliği tarihinden itibaren bir yıl içinde itirazın iptali davası açamamışsa umumi hükümler dairesinde alacağını dava etme hakkının saklı olduğu ifade edilmiştir. Bu da  bir yıllık süre içinde açılan itirazın iptali davası ile süre geçirildikten sonra açılan alacak davaları arasında, her ikisi de genel hükümlere tabi olmakla birlikte ispat yöntemleri ve hukuki sonuçları bakımından bir fark olduğunu ortaya koymaktadır. Zira, süresi içinde açılan dava, itirazın iptali davasıdır ve itirazın iptali davasının kazanılması halinde borçlunun itirazı iptal edilmiş olur. Bunun üzerine alacaklı itiraz üzerine durmuş olan icra takibine devam edilmesini isteyebilir. Süresinden sonra açılan davada ise itirazın iptali değil, alacağa hükmedilmesi istenecektir ve verilen kararın takibe etkisi bulunmamaktadır. Şu durumda, takibe etkili itirazın iptali davasında ispat edilecek olan, takibe ve borçlunun itirazına konu alacak olup, bu alacağın sebebinin değiştirilme olanağı itirazın iptali davası için bulunmamaktadır.

Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, genel hükümlere göre ispat olanağının varlığı, takip talepnamesinde yer alan borç sebebinden ve takip dayanağından uzaklaşmak anlamında düşünülmemelidir. Burada sadece icra hukuk mahkemelerinin dar yetkisi nedeniyle inceleyemediği delillerin genel mahkemede serbestçe ancak, borca bağlı olarak ileri sürülmesi olanağının varlığı söz konusu olmaktadır. 

Açıklanan hususlar Hukuk Genel Kurulu’nun 03.05.2006 gün 2006/19-260 E. 2006/251 K. sayılı kararında da benimsenmiştir.

Somut olayda; davacı-alacaklı banka, davalı-borçlu hakkındaki ilamsız takibinde, “08.05.2009 tarihli ihtarname, kredi sözleşmesi ve hesap özetini” borcun sebebi ve takip dayanağı olarak göstererek; 4.688,29 TL’si asıl alacak olmak üzere toplam 5.669,69 TL tutarındaki alacağın tahsilini istemiş, davalı ise böyle bir borcu olmadığını bildirerek takibe itirazda bulunmuştur.

Dosya arasındaki 08.05.2009 tarihli ihtarnamede, 07.05.2009 tarihi itibariyle 5549…9019 nolu karttan dolayı 4.688,29 TL alacak olduğunun yazıldığı, hesap özetinde de aynı rakamın belirtildiği görülmüştür.

Takip dayanağı borcun varlığını ispat yükü üzerinde olan davacı-alacaklı banka tarafından, takibin dayanağı ve borcun sebebi olan 554960…9019 nolu kredi kartına ilişkin davalının imzasını taşıyan sözleşme aslına veya kredi kartının teslim belgesine ulaşılamadığı, ayrıca 8159888 müşteri numaralı davalı-borçlunun bilgilerinin aynı adı taşıyan 14202073 numaralı müşteri ile birleştirilmiş olduğunun tespiti ile karışıklığın giderildiği belirtilmiş olup, 554960…9019 nolu kredi kartının teslim edildiği belirtilen adresin davalı-borçlunun sözleşmesinde belirtilen ev veya iş adresi olmadığı, davalı-borçlunun iş adresine 554960…6019 nolu kredi kartının teslim edildiği ve takibin 554960…6019 nolu kredi kartına dayalı olmadığı anlaşılmaktadır.

Hukuk Genel Kurulu’nun 14.11.2011 gün 2011/19-671 E. 2011/749 K. sayıllı kararında da belirtildiği üzere, itirazın iptali davalarında alacaklı, takipte dayanmadığı belgeler dışındaki başka belgelere dayanamaz.

  Takip dayanağı ve borcun sebebinin, 554960…9019 nolu kredi kartının davalıya ait olduğu veya ona teslim edildiğinin yöntemince kanıtlanamaması karşısında, davalı-borçlu itirazında haklı olup, mahkemenin davanın reddine ilişkin direnme gerekçesi uygun ve karar bu yönüyle yerindedir.

Ne var ki, davacı-alacaklı vekilinin kötüniyet tazminatına yönelik temyiz itirazları Özel Daire’ce incelenmemiş olduğundan, dosyanın buna ilişkin inceleme yapılmak üzere Özel Daireye gönderilmesi gerekir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle DİRENME UYGUN OLUP; davacı-alacaklı vekilinin  kötüniyet tazminatına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 19. HUKUK DAİRESİ’NE  GÖNDERİLMESİNE, 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı HUMK’un 440. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu  kapalı olmak üzere, 18.09.2013 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

);
Open chat