Single Blog Title

This is a single blog caption

Tebligat usulsüzlüğüne ilişkin şikayetlerde duruşma açılıp karar verilmesi gerekir.

Hukuk Genel Kurulu         2013/2044 E.  ,  2015/1274 K.

  • İCRA DAİRESİ İŞLEMLERİNİN İPTALİ İSTEMİ
  • TEBLİGAT USÜLSÜZLÜĞÜNE DAİR ŞİKAYET
  • DURUŞMA AÇILMASI GEREĞİ
  • TEBLİGAT KANUNU (7201) Madde 21
  • İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 16
  • İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 18

“İçtihat Metni”

Taraflar arasındaki “şikayet” kanun yolundan yapılan yargılama sonunda Mersin 1.İcra (Hukuk) Mahkemesince şikayetin kabulüne dair verilen 02.04.2012 gün ve 20012/233 E.-2012/266 K. sayılı kararın incelenmesinin şikayet olunan vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin 04.12.2012 gün ve 2012/18574 E.-2012/36137 K. sayılı kararı ile hükmün onanmasından sonra yine şikayet olunan vekilinin karar düzeltme istemi üzerine Özel Dairenin 28.03.2013 gün ve 2013/3949 E.- 2013/11858 K. sayılı kararı ile kabul edilmekle;
(…7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun “Tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina” başlıklı 21/1.maddesinde; “Kendisine tebligat yapılacak kimse veya yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir ve memuruna imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirir, ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır” hükmü yer almaktadır. Madde bu haliyle iki hali birlikte düzenlemiştir. Bunlardan ilki “adreste bulunmama”, diğeri ise “tebellüğden imtina”dır. Muhatabın adreste bulunmaması halinde tebliğ memurunun ne şekilde davranması gerektiğini düzenleyen Tebligat Tüzüğü’nün 28.maddesinin birinci fıkrasında; “Muhatap veya adına tebliğ yapılabilecek olanlardan hiçbiri gösterilen adreste bulunmazsa, tebliğ memurunun adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar kurulu veya meclisi üyeleri, zabıta amir ve memurlarından tahkik ederek beyanlarını tebliğ tutanağına yazıp altını imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde de bu durumu yazarak kendisinin imzalaması gerekir” hükmü öngörülmüştür.
Burada Tüzüğün 28.maddesi, tebliğ memuruna ilgilinin neden adreste bulunmadığını “tahkik etme” görevini yüklemiştir. Buna göre tebliğ memuru tahkik etmekle kalmayıp, bunu tevsike yönelik olarak yaptığı tahkikatın sonucunu tebliğ evrakına yazacak ve maddede açıkça belirtildiği üzere ilgilisine imzalatacaktır. Ancak bu şekilde yapılan işlemin usulüne uygun olup olmadığı, Hakim tarafından denetlenebilir.
Muhatabın tebliğ adresinde ikamet etmekle birlikte, kısa ya da uzun süreli ve geçici olarak adreste bulunmadığının, tevziat saatlerinden sonra geleceğinin beyan ve bunun tevsik edilmesi halinde ancak; maddede sayılanlardan, örneğin muhtara imza karşılığı tebliğ edilip, 2 numaralı fişin kapıya yapıştırılması ve komşunun durumdan haberdar edilmesi işlemlerine geçilebilecektir. Tahkikatta muhatabın adresten kesin olarak ayrıldığının ya da öldüğünün tespiti halinde ise Tüzüğün 28.maddesinin 2., 3., 4.fıkraları gereğince işlem yapılacaktır. Bu itibarla; Tüzüğün 28. maddesinde öngörülen şekilde ve maddede belirtilen kişilere sorularak imzaları da alınmadan, imzadan çekinmeleri halinde bu husus da belirtilerek; muhatabın adreste geçici olarak bulunmama sebebi ve tevziat saatlerinden sonra geleceği “tevsik edilmeden” Tebligat Kanunu’nun 21/1.maddesine göre yapılan tebligat işlemi geçersizdir. Zira bu belgeleme işlemi, devamı işlemleri belirlemesi yanında, muamelenin doğru olup olmadığına karar verilmesi yönünden yardımcı olacak ve tebliği isteyen makam ve Hâkimin denetimini sağlayacaktır. Tebligat Kanunu’nun 21/1.maddeye göre yapılan tebligatlarda tebliğ tarihi, maddenin son cümlesinde açıkça belirtildiği üzere, iki numaralı fişin yani ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarihtir. Tebliğ tarihinin bu şekilde belirlenmesi ve geçerli sayılabilmesi, tebliğ memurunun yukarıda açıklanan araştırmayı mutlaka yapmasına ve belgelemesine bağlıdır (HGK.nun 25.01.2006 tarih ve 2005/2-772/17 sayılı kararı).
Somut olayda borçlu vekili icra mahkemesine verdiği şikayet dilekçesinde ödeme emri tebligatının usulsüz olduğunu ileri sürmüştür. Örnek 7 ödeme emri tebligatının incelenmesinde; “Muhatabın geçici olarak adreste bulunmadığı, komşu H.. A..’ın imzasız beyanından anlaşıldı, çarşıya gitmiştir. Piri Reis Muhtarı A.. E..’e tebliğ edilerek 2 nolu haber kağıdı kapısına yapıştırılarak komşusu H.. A..’a haber verildi” açıklaması ile ödeme emrinin tebliğ edildiği görülmektedir. Bu şekilde yapılan tebligat, muhatabın çarşıya gitmiş olduğu ve bu suretle adresten geçici olarak ayrıldığı hususunun tespit edilmiş olması, ayrıca “imzasız beyan” dan anlaşılması gerekenin imzadan imtina etme sayılacağı, aksi halin fazla şekilciliğe neden olacağı nazara alındığında Tebligat Kanunu’nun 21/1 ve tebliğ tarihinde yürürlükte bulunan Tebligat Tüzüğü’nün 28.maddelerine uygun olup, mahkemenin şikayetin kabulüne ilişkin kararının bozulması gerekir…)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN : Şikayetçi-borçlu vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
İstem, icra dairesi işlemlerinin ve yapılacak ikinci arttırmanın şikayet yolu ile iptaline ilişkindir.
Şikâyetçi vekili müvekkilinin ikamet etmediği ve mernis adresi olarak da görünmeyen “Merada Mangal, İsmet İnönü Bulvarı, Stadyum Karşısı, Merkez/Mersin” adresine ödeme emri tebliğ edildiğini; buranın bir iş yeri olduğunu ve müvekkilinin daha önce burada geçici olarak çalıştığını ancak iş yerinin faaliyetine son verdiğini; tebliğ mazbatasında komşu olarak adı geçen H.. A..’ı tanımadığını ileri sürerek ödeme emri tebliğinin usulsüzlüğünün tesbiti ile öğrenme tarihinin 22.02.2012 tarihi olarak kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Şikayet olunan vekili tebligat yapılan adresin borçlunun bilinen son adresi olduğunu; bu adresin borçlu tarafından bir ceza kovuşturması sırasında borçlu tarafından emniyet birimlerine bildirildiğini ve borçlunun Mersin 1.İcra (Hukuk) Mahkemesi’nin 2012/102 E. Sayılı dosyası nedeniyle ödeme emri tebligatından haberdar olduğu bildirerek şikayetin reddini istemiştir.
İcra Mahkemesince Tebligat Kanunu’nun 21 ve Tüzüğün 28’inci maddeleri uyarınca muhatabın adreste bulunmama nedeninin mazbatada gösterilmediği ve bu nedenle tebligatın geçersiz olduğu; şikâyetçinin daha önceki bir tarihte tebligatı öğrendiğinin de saptanamadığı gerekçesiyle tebliğ işleminin iptali ile tebliğ tarihinin 22.02.2012 olarak belirlenmesine dair verilen karar, şikâyetçi/borçlu Mehmet Kabaran vekilinin temyizi üzerine Özel Daire tarafından yukarıda gösterilen gerekçe ile bozulmuş ve mahkemece önceki gerekçe genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı şikayetçi-borçlu S.. S.. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tebligatın usulüne uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 16’ncı maddesine göre (Kanunla çözümü genel veya özel mahkemelere bırakılmış dava ve işler ayrık tutulmak üzere) icra ve iflas dairelerinin yaptığı muameleler hakkında, bunların kanuna aykırı olmasından veya olaya uygun bulunmamasından dolayı icra mahkemesine şikâyet yolu ile müracaat edilebilir. Aynı Kanun’un 18’inci maddesinin üçüncü fıkrası da aksine hüküm bulunmayan hâllerde icra mahkemesinin, duruşma yapılmasına gerek olup olmadığını takdir edeceğini ve duruşma yapılmasını uygun gördüğü takdirde ilgilileri en kısa zamanda duruşmaya çağırarak, gelmeseler bile gereken kararı vereceğini hükme bağlamıştır. Ne var ki, bu takdir hakkının özellikle savunma hakkının gerektiği gibi kullanılabilmesi bakımından, tebligat usulsüzlüğüne ilişkin şikayetlerde duruşma açılması yönünde kullanılması uygun olur. Hukuk Genel Kurulunun yerleşik uygulaması da bu yöndedir.
Bu durumda mahkemece tebligat usulsüzlüğüne ilişkin şikayetin duruşmalı olarak değerlendirilmesi yerine, bu hususun gözden kaçırılması suretiyle evrak üzerinden karar verilmesi doğru görülmemiş; yerel mahkeme kararının bu değişik gerekçe ile bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında bir kısım üyeler tebligatın Tebligat Kanunu’na uygun olduğunu ve yerel mahkeme kararının onanması gerektiği düşüncesini ileri sürmüşlerse de yukarıda açıklanan nedenlerle bu görüş çoğunluk tarafından benimsenmemiştir.
Yukarıda açıklanan bu değişik nedenlerle direnme kararı bozulmalıdır.
S O N U Ç : Şikayetçi-borçlu/S.. S.. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen değişik nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 29.04.2015 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.

);
Open chat